Âlemlere rahmet olarak gönderilen, azîz Peygamberimiz, seyyid-ül Enbiyâ Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz’in ifâdeleri ile; "Evveli- ilk on günü Rahmet, ortası- ikinci on günü mağfiret (günahların bağışlanacağı), sonu- son on günü ise cehennem azâbından kurtuluşa vesile" olduğu beyan buyurulan, Ayların Sultânı, Ümmet-i Muhammed'in ayı Ramazan-ı Şerif’in gölgesi üzerimize düşmüş bulunuyor.

           İnşâAllah, yarın (15 Mayıs) Salı günü akşam ilk Terâvih Namazı kılınacak, gecesinde sahura kalkılacak, gündüzünde (16 Mayıs 2018 Çarşamba- 1 Ramazan 1439) Oruc tutulacak,  içinde bin aydan daha hayırlı bir geceyi de barındıran, ayların en büyüğü, Kur’ân ve sabır ayı, Mâh-ı Ğufrân Şehr-i Ramazan başlayacaktır. Hoş geldin, safâlar getirdin, Oruc ayı Ramazan.

          Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.)  “ümmetimin ayı” buyurduğu, ayların efendisi, en büyük, en mübârek, en hayırlı, en bereketli ay olan Ramazan-ı Şerif’in yaklaşması, yine Allah Rasûlü’nün (s.a.v.) ifâdeleri ile; “gölgesinin başımızın üzerine düşmeye başlaması” üzerine; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından böyle bir günde yapılmış olan muhteşem ve çok önemli bir konuşmayı nakletmeye çalışacağız. 

Bilinmeli ve unutulmamalıdır ki mezkür tarihî hutbe; inananlar için bu mübârek ayın büyüklüğünü, fazilet ve önemini bir nebze olsun anlayabilmek, rahmet, bereket ve mağfiretinden istifâde edebilmek, öncesinde yapılması gereken hazırlıklar, Ramazan-ı Şerifin gün ve gecelerinde yapılması gereken ibâdetler hakkında çok önemli bilgi ve müjdeler barındırmaktadır.

Kâinatın efendisi, Habîbullah, azîz Peygamber, bizim Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) böyle bir Şâ’bân ayının son günlerinde Medine-i Münevvere’de güzîde Eshâbına, (aleyhimür-rıdvân) onların şahsında kıyâmet sabahına kadar gelecek bütün ümmetlerine hitâben yapmış olduğu muhteşem konuşma (Ramazan-ı Şerif hakkında okuduğu hutbe) çok önemlidir. Zirâ; konuyu bu kadar şumullü, güzel ve vecîz olarak özetleyen başka bir Ramazan-ı Şerif hutbesi yoktur. 

Bilvesîle ve istifâde ümîdi ile, Allah Rasûlü’nün  (s.a.v.) eşsiz tavsiyelerini önce nefsimize, sâniyen muhterem Mü’min gönüllere bir kere daha hatırlatmak istedik. 

         Cenâb-ı Hak’tan hâlisâne niyâzımız; bizi, neslimizi ve bütün Din kardeşlerimizi Allah Rasûlü’nün (s.a.v.) öğrettikleri istikâmette hareket etmeye muvaffak buyurarak rızâsına erdirmesidir.

         Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu çok önemli ve tarihî Ramazan-ı Şerif Hutbesini, Kıble’nin Kuds-ü Şerif’ten Ka’be-i Muazzama’ya çevrilişinden bir ay sonra, Hicretin onsekizinci aylarının, (miladî 624) başlarında, Ramazan-ı Şerif Orucu’nun Farz kılındığını bildiren: "Ey iman edenler, sizden evvelki ümmetlere farz kılındığı gibi, (günâhlardan) sakınıp takvâ’ya eresiniz diye sizin üzerinize de Oruc yazıldı. (Ramazan Orucu Farz kılındı).” buyurulan Bakara Sûresinin 183. Âyet-i Kerîmesi nâzil olunca îrâd buyurmuşlardır.

          Peygamber Efendimiz'in (s.av.) Ramazan-ı Şerif hutbesi, kısa ama çok veciz, önemli ve özlü, eğitici ve öğreticidir. 

         İnananların Ramazan-ı Şerifte ne yapmaları, nasıl hareket etmeleri, nelere dikkat etmeleri gerektiğini özet bir şekilde beyan buyurmaktadır.

         Çok önemlidir çünki, Allah’ın Rasûlü (s.a.v.) bu muhteşem konuşmayı çok önemli bir hâdise (Dinin temel rükünlerinden biri olan Oruc ibâdetinin Farz kılınması) üzerine yapmıştır.

         Peygamber Efendimizin (s.av.) Ramazan-ı Şerif hutbesi, çok önemlidir. Çünki;

        İçinde bin aydan daha hayırlı olan “Kadir Gecesi”ni barındıran, Kur’ân-ı Kerim’in nâzil olmaya başladığı, Oruc ve sabır ayı, ayların sultanı mübârek Ramazan-ı Şerif ayı ve faziletlerini ve o ayda yapılması gereken vazifeleri  bundan daha güzel kim analatabilir ki?

         Bu konuda başka söze hâcet olmadığı için, muhterem okuyucularımızı Peygamber Efendimizin (s.av.) Ramazan-ı Şerif hutbesi ile başbaşa bırakıyoruz.

         Bu vesile ile; bütün Din Kardeşlerimizin Ramazan-ı Şerifini gönülden tebrik ediyor, feyizli ve müstecap ibadetler dileği ile, sıhhat ve âfiyet içerisinde daha nice Ramazan ve Bayramlara ulaştırmasını, Ramazan-ı Şerifin milletimiz, memleketimiz, İslâm âlemi ve dünyânın sulh-u salâhına, insanlığın huzûr ve hidâyetine vesile kılmasını rahmet ve merhameti sınırsız olan Yüce Rabbımızdan  hâlisâne niyaz ediyoruz.

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (S.A.V.) RAMAZAN  HUTBESİ

          Buhârî’nin Selmân-ı Fârisi (r.a.)’dan naklen rivâyet ettiğine göre Hazreti Selman (r.a.) şöyle anlatmıştır.

          Rasûl-i Ekrem ve Nebiyyi Muhterem (s.a.v.) Efendimiz, Hicretten sonra, bir Şâ’bân ayı’nın  son günlerinde (Medine-i Münevvere’de) bizleri topladı ve şöyle buyurdular:

          Ey insanlar! büyük ve mübârek bir ay yaklaştı, gölgesi başınıza geldi. Bu öyle bir ay ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan “Kadir Gecesi” vardır. 

         Allah-ü Teâlâ Hazretleri o mübârek ayın gündüzlerinde Oruc tutmayı Farz kıldı, (kesin olarak emir buyurdu). Ben de size kıyâmını (emrediyorum, Terâvih Namazını) sünnet kıldım.

         Bu ayda küçük, büyük bir hayır yapan, başka aylarda bir Farz edâ etmiş gibi sevâba nâil olur.

         Bu ayda bir Farz ifâ etmek, başka aylardaki yetmiş Farz yerine geçer. 

         Bu ay, Allah için açlık ve susuzluğun, tâat ve ibâdetin meşakkâtlerine (nefse ağır gelen zorluklarına) sabır ve tahammül ayıdır.

         Bu ay mü’minin rızkını artıracak aydır. 

         Bu ayda her kim bir Oruclu Mü’min’e iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş, günahının bağışlanmasına ve ateşten (cehennem'den) âzâd olmasına sebep olduğu gibi, Oruclunun ecrinden (Oruc tutmakla alacağı sevaptan) da hiçbir şey eksiltilmeksizin, Oruc tutanın alacağı sevap kadar sevaba nâil olur.

           Ashab’dan bazıları: "Yâ RasûlAllah, hepimiz Orucluya iftar ettirecek birşey verecek durumda değiliz", dediler.

           Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “Allah-ü Teâlâ bu sevâbı bir tek hurma ile, bir içim su ile, bir yudum süt ile Oruclu Mü’min’e iftar ettirene de verir”,  buyurduktan sonra,

          Ey Allah’ın kulları! Bu ayın evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem'den kurtulmaktır.

          Bu ayda her kim,  işcisinin- hizmetçisinin işini hafifletirse, Allah onu ateşten âzâd eder.

          Ey insanlar! Bu ayda şu söyleyeceğim dört hasleti fazlasıyla bulundurmaya çalışınız.  

          Bu dört hasletten ikisinde Rabbınızı râzı kılarsınız, diğer ikisinden ise hiçbir vakitte müstağni (ihtiyaçsız) olamazsınız.

          Rabbınızın rızasına sebep olan hasletlerin birisi, Kelime-i Şehâdet’e devâm etmeniz, “ Eşhedü en lâ İlâhe illAllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlühü” kelime-i tayyibe-i münciyesini çok okumanız), diğeri Allah’dan mağfiret dilemeniz “ Estağfirullah el Azîm ve etûbu ileyk) demeye devâm etmenizdir. 

       Müstağni olmayacağınız iki hasletin biri, Allâh-ü Teâlâ’dan Cenneti dilemek, diğeri cehennemden Allah’a sığınmaktır.

        Her kim, (iftar vaktinde) Orucluya bir yudum su verirse, Allah-ü Teâla ona, (mahşer gününde) Benim havzımdan  bir şerbet verir ki, artık Cennete girinceye kadar hiç susamaz. 

       Kim (Allah'ın emri olduğuna) inanarak ve karşılığını Allah-ü Teâlâ'dan bekleyerek Ramazan Orucunu tutar, geceleri kâim olur (terâvih namazı kılar) sa, annesinin onu dünyâya getirdiği gün gibi günahlarından kurtulur”.                                  (Sadaka Rasûlüllahi sallAllahü aleyhi vesellem)

RAMAZAN AYINDA GÜNAHLARDAN DAHA ÇOK SAKINILMALI, KULLUK VAZİFELERİNE  DE O NİSBETTE DİKKAT EDİLMELİ

      Unutulmamalıdır ki;

       Kim Ramazan ayında hayırlara ve sâlih amellere muvaffak kılınırsa, bu muvaffakiyet senenin tamamında onun arkadaşı olur.

         Eğer bu ay manevî dağınıklıkla (gaflet içerisinde) geçerse, senenin tamamı da dağınıklık üzere geçer.

        Ramazan ayında günahlardan sakınınız. Çünkü, diğer zamanlarda olmadığı kadar sevapları kat kat verilir. Günahlar da böyle kat kattır.

        Bu ayda yerine getirilen bir Farz ibadetin sevabının başka aylara nisbetle yetmiş kat daha fazla olduğu, bu ayda yapılan namaz, zikir, sadaka ve benzeri bütün nafile ibadetlere ise, Ramazan-ı Şerif dışında yapılan Farz ibadetlere denk sevap verileceği unutulmamalıdır.

        Kim bu ayda ahlâkını güzelleştirirse, ayakların kayacağı günde, ayakları kaymayacak sırattan kolay geçecektir.

        Kim bu ayda bir yetime ikramda bulunursa Allah kendisine kavuştuğunda ona ikramda bulunur.

         Kim bu ayda yakınıyla kopan bağını bitiştirirse, Allah kendisine kavuştuğu gün onu kendi rahmetine bitiştirir.

         Kim bu ayda yakınıyla arasındaki bağı koparırsa, Allah kendisine kavuştuğu gün ondan rahmetini keser.

        Kim bu ayda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) üzerine çok salâvat gönderirse, hesap günü ameller tartılırken terazilerin hafif geldiği günde Allah onun sevap terazisini ağırlaştırır.

        Bu ay Kur'ân ayıdır. Kur'ân-i Kerim okumasını bilen herkes bu ayda mutlaka bir Hatim okumalıdır. 

        Bu ayda Kur'ân okumak o kadar mühimdir ki, "kim bu ayda Kur’ân’dan bir âyet okursa, diğer aylarda bir hatim yapanların sevabını alır" buyurulmuştur. 

        Kur'an okumasını bilmeyen Mü'minler, bu ayı fırsat bilip, kendilerine zaman ayırmalı, Allah'ın kelâmı ve son muhkem kitâbını okumayı öğrenmeye gayret etmelidir.

       İftar vaktinde; "Ey mağfireti bol olan Allahım! beni bağışla" diye duâ etmeli ve mümkünse iftarı Hurma ile açmalıdır.

      İftarı ilk vaktinde yapmak, sahûru da son vaktinde yapmak Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.)  çok dikkat ettiği sünnetlerindendir.

        Sahûru terk etmeyin. Başkakarının işinde çalıştığı için erken kalkıp işe gitmek mecburiyetinde olmak gibi bir mazareti olmayanların, sahur yemeğini terk ememeleri önemle tavsiye edilen bir sünnettir.      

        Peygamber Efendimiz (s.a.v.): Sahur berekettir. Bir yudum su ile de olsa sahûru terk etmeyin. Zira sahûra kalkanlara Allah-ü Teâlâ rahmet  ve Melekleri de  istiğfar ederler" buyurmuştur.

         Bu ayda cennet kapıları açıktır, Rabbimizden dileyelim ki yüzümüze kapatmasın.

        Bu ayda cehennem kapıları kapalıdır, Rabbimizden dileyelim ki yüzümüze açmasın.

       Ve şeytanlar bu ayda bağlıdır, Rabbimizden isteyelim ki onları bize,  neslimize ve Din kardeşlerimize musallat etmesin.  Âmîn…

       Cenâb-ı Hak, ayların sultânı, mübârek Ramazân-ı Şerifte edâ edeceğimiz, kalbî, lisânî, bedenî ve malî ibadetlerimizi Dergâh-ı İzzetinde makbûl, günahlarımızı sınırsız Merhameti  ile mağfûr, gönüllerimizi engin  Rahmeti ile mesrûr, kazanç ve ömürlerimizi sınırsız Lütf-u keremi ile bereketli  kılsın.

      Ramazân-ı Şerifiniz mübârek, Allah’ın selâm, rahmet ve bereketi üzerinize/ üzerimize olsun. Âmin.