13 Nisan 2018 Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan gece, “Mi’râc Kandili”dir.

Mi’râc Kandili; Peygamber Efendimiz Muhammed  aleyhisselâm'ın zaman ve mekân hudutlarını aşarak, insan idrâkinin üstüne çıkan, akıl ve maddî ölçülerle izahı ve anlaşılması mümkün olmayan İlahî sırlarla dolu bir gece yolculuğunun, daha açık ifâde ile, İsrâ ve Mi’rac mu’cizelerinin gerçekleştiği gecenin adı olup, Hicret’den bir buçuk sene (günümüzden yaklaşık olarak 1437 sene) evvel, Receb ayı'nın 26’sını 27’e bağlayan gecesinde olmuştur.

İsrâ ve Mi’râc, Peygamber Evendimiz'in (s.a.v.) çok sevdiği amcası Ebû Talip ile, muhtereme refikaları, Mü'minlerin annesi Hatîce-tül-Kübrâ radıyAllahü anhâ’nın vefat ettiği, İslâm tarihinde, “Senet-ül Hüzün”, üzüntü ve keder yılı denilen yıl da, Allâh-ü Teâlâ’nın, Habîbi’ni (en çok sevdiği kulu ve en azîz, en büyük Peygamberi’ni) tesellî edip, onurlandırmak için özel bir lütuf ve ikrâmı olan dâ'veti üzerine, Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in Cebraîl aleyhisselâm tarafından Mekke-i Mükerreme’deki Mescid-i Haram’dan alınarak, Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya götürülmesi, oradan yedi kat semâvât, arş-u’alâ, âlem-i kürsî, ve Cenâb-ı Hakk’ın dilediği daha nice yüksek âlemlere kadar çıkarılıp Yüce huzûra kabul buyurulması, ne O’ndan (s.a.v.) önce, ne de O’ndan (s.a.v.) sonra hiç kimseye nasip olmayan ve olmayacak şekilde en yüksek seviyede ağırlanması ve bütün bunların akıllara durgunluk verecek eşsiz bir mu’cize olarak gecenin az bir bölümünde gerçekleşmesidir.
İsrâ ve Mi’rac mu’cizelerinin gerçekleştiği gece yolculuğu  üç safhada olmuştur.
İsrâ Suresinin ilk Âyeti Kerîmesinde beyân buyurulduğu üzere, bu muazam gece yolculuğunun birinci safhasına “İsrâ-gece yolculuğu" denir ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, bir gece, Mekke-i Mükerreme’deki Mescid-i Haram’dan alınarak, Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya götürülp, aynı gece geri getirilmesi demektir.
Yolculuğun bu kısmı, Cebrâil aleyhisselamın refâkatı ile Cennet’ten getirilen “Burak” adındaki bir (binit'in) vâsıtanın üzerinde olmuştur.
İkinci safha, Mescid-i Aksâ’dan birinci kat semâya kadar yine Cebrâil aleyhisselamın refâkatı ile “Mi’rac” adı verilen mâ'nevî bir asansörle, birinci kat semâ'dan yedinci kat semâyı geçerek Sidret-ül Müntehâ makâmına kadar olan kısmı ise, Cebrâîl aleyhisselâmın kanatları üzerinde olmuştur.
Sidret-ül Müntehâ, yedi kat semâ ve âlem-i halk tâ'bir edilen âlemin yukarısında, Meleklerin Peygamberleri de dâhil olmak üzere, bütün mahlûkâtın (yaratılmışların) ilmine hudut teşkil eden son noktanın adıdır.
Üçüncü safha yani Sidret-ül Müntehâ’dan sonraki yolculuk ise; izah ve tâ'rifinden âciz olduğumuz “Refref” adındaki  mâ'nevî bir vâsıta ile olmuştur.
Cibrîl-i Emînin kanatları üzerinde Sidret-ül Müntehâ makâmına ulaştıklarında, Cebrâil aleyhisselâm, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e yolculuğun bu safhasından sonra kendilerine refâkat edemiyeceklerini, çünkü o makamdan ileriye geçmeye me’zun (izinli ve dayanıklı) olmadığını söylüyor, aralarında bunu konuşuyorlardı.
Mevlid-i Şerif’in müellifi Süleyman Çelebi merhûmun;

Söyleşirken Cebrâil ile kelâm,

Geldi Refref, ônüne verdi selâm.

Aldı ol şâh-ı cihânı ol zamân,

Sidreye gitti ve götürdü hemân…

diye çok güzel bir şekilde ifâde ettiği gibi, Refref gelip, selâm verdikten sonra kâinâtın efendisi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i alarak Cenâb-ı Hakk’ın dilediği yere kadar götürmüş, zaman ve mekandan münezzeh o Yüce Makamda, bilâ vâsıta ve perde, Zât-ı İlahî'yi görme şerefine erdirilmiş, Habib ile Mahbûb yani Cenâb-ı Hak ile Peygamber Efendimiz  (s.a.v.) ulvîler ulvîsi o Yüce Makam ve Huzurda, akıllarımızla anlayamayacağımız ve anlatamayacağımız bir keyfiyetle görüşüp konuşmuşlar, daha evvel hiç kimseye nasip olmayan tecellî-yi küllîye mazhar olmuştur.

İSRÂ VE Mİ’RÂC YOLCULUĞU BİR RÜ'YÂ DEĞİLDİR RUH MAALCESED YAPILMIŞ BÜYÜK BİR MU'CİZEDİR

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) İsrâ ve Mi’râc yolculuğunun “rûhen mi, ceseden mi” yapıldığı hususunda birçok ihtilaflar olmuş ise de, bu mû'cizeyi haber veren Âyet-i Kerîme’de geçen “abid” kelimesi bu ihtilaflara çok açık ve net bir cevap teşkil etmektedir.
Ehlince mâ'lûm olduğu üzere; “abid” kelimesi, yalnız rûha değil, yalnız cesede de değil, ruh ve cesedin her ikisine birden denilir. Binâenaleyh, Fahri Kâinât’a, âlemlerin Efendisi ve Allah’ın en sevgili kulu ve en aziz Rasûlü’ne, bu seyâhatin hem ruh ve hem de cesedi ile beraber yaptırıldığı muhakkak yani üzerinde en küçük bir şüphe ve tereddüt yoktur.
Mi’racın vukûunda Hadis, Tefsir, Kelâm ve Tasavvuf âlimleri ittifak hâlindedirler. Ancak izah tarzlarında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Bu da, bu ulvî hâdisenin, kristalize edilmiş elmas gibi çok yönlü ve mâ'nevî sırlarla dolu mû'cizevî bir hâdise olmasındandır.
Yüce Allah tarafından hakkında “Levlâke, Levlâke lemâ halakt-ül eflâk (Habîbim! sen olmasaydın, sen olmasaydın, eğer seni yaratacağımı ezelde takdir etmemiş olsaydım, Ben ecrâm-ı ulviyye ve süfliyyeyi halketmeyecektim, bütün bu varlığı senin şerefine yarattım” buyurulan bir şanlı Peygamberin, nezdi Ulûhiyyetteki sevgisini takdir edenler için Mi’rac’ı akla baîd (uzak) görmeye aslâ mahal yoktur.
İsrâ ve Mi’rac, insan aklının kavrayamayacağı, lâhûtî bir hâdisedir, metafizikdir, mâ-bâ’düt-tabîadır (akıl üstü bir şeydir). Tek kelime ile mû'cize ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hiç kimsenin mazhar olmadığı ve aslâ olamıyacağı en büyük İlâhi lütfa mazhar oluşudur.
Şu gerçek te bilinmelidir ki; İlmi herşeyi kuşatan Yüce Allâh’ın kudretiyle, varlığın hülâsası ve en sevgili kulu, son Peygamberi Muhammed (s.a.v.)’in bu mu’cize yolculuğunda zaman ve mekân kaydı, mesâfe ortadan silinmiştir. İnsan, akıl kantarı ile onu tartamaz. Tartmağa kalkışılırsa terazi kırılır.
İrfan ehli şâirlerden biri;
Muhammed’den diğer yok dâhil olmuş Kâbe Kavseyn'e,
Kirâm-ı enbiyâdan girmedi bir ferd o mâbeyn'e.
Ne mâni' kudret-i Hak’tan bu hâle,
Bu dâvâda yok muhâle havâle… diye pek güzel özetlemiştir.

RAHMET PEYGAMBERİ PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (S.A.V.) YÜCE HUZUR'DA ÜMMETİ İÇİN YALVARMASI

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Eshabına Mi'râcından haber verip şöyle buyurmuşlardır.
İsrâ olunduğum gece çıkarıldığım Yüce Huzur'da; Yâ Rabbi bu gece Sen'den babam Abdullâh'ı, annem Amine'yi istemiyorum, velâkin Sen'den ümmetimin âsîlerinin tevbelerini kabûl etmeni ve onları azâbından emîn kılmanı istiyorum."dedim.
Allâh-ü Teâlâ: "Ey Şanlı Nebi! Yâ Muhammed! Ruh bedende oldukça tevbe kapısı açıktır." buyurdu.
"Yâ Rabbi, onlar için daha fazlasını istiyorum."  dedim.
"Seni müjdelerim ki yâ Muhammed! Ümmetinin ihlâs ile kıldıkları Teheccüdleri ve Namazlarındaki rükû' ve secdelerini onlara Mi'râc kıldım." buyurdu.
"Yâ Rabbi, ümmetim için bundan ziyâdesini isterim." dedim.
"Seni müjdelerim ki yâ Muhammed! Ümmetinden her kim Oruc'a devâm eder, fakirlere yedirir ve selâmı yayarsa, insanlar uykuda iken gece Namaz kılarsa, selâmetle cennetime girer." buyurdu.
"Yâ Rabbi, ümmetim için daha ziyâde lütuf ve ihsân isterim." dedim.
"Seni müjdelerim ki yâ Muhammed! Kim Ramazan Orucunu tutar ve Şevval ayından da altı gün Oruc tutarsa bütün seneyi Orucla geçirmiş gibi olur." buyurdu.
"Yâ Rabbi! Ümmetim için bundan ziyâdesini isterim." dedim.
"Seni müjdelerim ki yâ Muhammed! Ümmetinden Yatsı ve Sabah Namazlarını cemâatle kılan kimseyi sıddîklardan yazarım."buyurdu.
"Yâ Rabbi, bütün ümmetim için daha ziyâde ihsân isterim." dedim.
"Onların hepsini rahmetimden nasiplendiririm.
Ey himmeti yüce Peygamer! Ümmetin hakkında merhametin ne çoktur".  buyurdu.
Sonra; Ey Habîbim! Öyle ise onlara ümîd verecek olan (şu fermânımı bildir) "De ki: Ey nefisleri aleyhine israf etmiş kullarım! Allâh'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin, çünkü Allâh bütün günâhları mağrifet buyurur; bağışlar, şübhesiz ki o öyle Gafûr, öyle Rahîmdir"  (Zümer: 53) emrimi duyur.
Bundan başka; Kıyâmet Gününde şefâat da senin'dir. Dilediğine şefaat etmen için sana izin verildi." buyurdu.

İSRÂ VE Mİ’RÂC GECESİNİN ÜÇ BÜYÜK HEDİYESİ

Hazreti Peygamber (s.a.v.); kendisinden evvel hiç bir Peygambere (aleyhimüs-selâm) nasip olmamış ve kendisinden sonra da hiç bir kimseye nasip olmayacak olan bu kutlu İsrâ ve Mi’rac seferinden dönüşte ümmetine ayrıca üç büyük hediye getirmiştir.
1’nci hediye: Allâh-ü Teâlâ’ya şirk (herhangi bir şeyi ortak) koşmayanların affedileceği ve Cennete gireceği müjdesi,
2’inci hediye: Sûre-i Bakara’nın son Âyetleri olan “Amenerrasûlü” diye başlayan iki Âyet-i Kerîme. Bu Âyet-i Kerimelerde: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e, ümmetine tâkat getirmeyeceği yüklerin yüklenmeyeceği müjdesi veriliyor, afv, mağfiret, rahmet ve düşmanlarına karşı yardım ve zafer verilmesi için duâ öğretilmektedir.
3’üncü hediye; Günde beş vakit Namaz. Daha önce Sabah ve Akşam olmak üzere günde iki vakit kılınan Namaz ibadeti, bundan böyle günde beş vakit olarak edâ edilmek üzere Farz kılınmış, (emredilmiş) beş vakti kılanlara ise, elli vakit Namaz sevâbı verileceği vâ'dolunup müjdelenmiştir...

Mİ'RÂC GECESİ VE GÜNDÜZÜNDE YAPILMASI TAVSİYE EDİLEN İBÂDETLER

Mi'râc Gecesi, Yatsı Namazından sonra; “"Yâ Rabbi! Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili habibin Rasûl-i Zîşân Efendimiz (s.a.v.) hürmetine ben âciz kulunu afvı İlahîn'e, feyzi İlahîn'e ve rızâ-ı İlahîn'e mazhar eyle. Niyet ettim Rızâ-i Şerîfin için Namaz'a" diye niyet edilerek; 12 rek'at Hâcet Namazı kılınır.
Her rek'atte Fâtiha'dan sonra 10 İhlâs-ı Şerîf: "Kul hüvAllahü ehad" okunur.
Namazdan sonra:
4 Fatiha-i Şerîfe,
100 defa: "SübhânAllahi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illAllahü vAllahü ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâh’il aliyyil-azîm".
100 İstiğfar-ı Şerîf: "Estağfirullah el azîm ve etûbü ileyke",
100 Salevât-ı Şerîfe: "Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed" okunup, duâ yapılır.
İrfan ve hikmet ehli âlimler: "Bu Namaz'da İhlâs-ı Şerifler 100 defa okunursa veya bu Namaz 100 rek’'at olarak kılınırsa; bunu yerine getiren Mü'min, biiznillah huzûri-i İlahî'ye Namaz borçlusu olarak çıkmaz" demişlerdir.

Mİ'RÂC GECESİ'NİN GÜNDÜZÜNDE YAPILMASI TAVSİYE EDİLEN İBÂDETLER

Mi'râc gecesinden sonra ki gün, (mümkünse) mutlaka Oruc tutulmalıdır. Zirâ; Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.): "Receb ayının yirmi yedinci günü (Mi'râc gecesinin gündüzünde) Oruc tutana altmış ay (nâfile) Oruc sevâbı yazılacağı vâ'dedilmiştir." buyurmuşlardır.

O gün (Mi'râc gecesinin gündüzünde) öğle ile ikindi arasında, Allah rızâsı için 4 rek'at Namaz kılınır.
Her rek’'atte Fatiha'dan sonra 5 Âyetül Kürsi, 5 Kâfirûn, 5 İhlas-ı Şerif, 5 Felak, 5 Nas Sûreleri okunur.

Mİ'RÂC GECESİNİ İHYÂ ETMEK İÇİN TESBİH NAMAZI

Mi'râc gecesi'nin feyzinden, bereketinden bol bol istifâde edebilmek için bir de "Tesbih Namazı" kılınması önemle tavsiye olunmuştur.
Vâris-i Rasûl olan ulemâ'nın büyüklerinden Ebul-Fâruk Silistrevi (k.s.) Hazretleri bu hususta şöyle buyurmuşlardır.
"Mi'râc gecesi; Dînimizin temelini teşkil eden Namaz'ın Farz kılındığı, diğer esrâr-ı İlahî'nin tecellisiyle ihsân-ı İlahî'ye kavuşmaya sebeb olan mübârek bir gece'dir.
Enbiyâ ve Mürselîn'in (aleyhimüs-selâm) hâl ve harekâtı sebebiyle tecellî eden esrâr-ı İlahî, her sene aynı gece vâkî' olup, (Rahmet-i İlahî'nin tecellîsi ile tekrâr edilerek) ehli îmân hudutsuz ihsân'a nâil olurlar.
Bu mükevvenât, Rasûlüllah (s.a.v.)'ın süsü, saltanatıdır ve mevcudâtın cümlesi O'nun (s.a.v.) varlığıyla vücut bulmuştur.
Şu saltanat-ı mâ'neviyye'den istifâde için; mutlaka bir Tesbih Namazı ile Cenab-ı Hakka ilticâ edip:
"Ya Rabbi! bizi envâr-ı İlahiye'den istifâde ile rûhumuzu bu merâsim-i mâ'neviyye ile faydalanır" denilerek bir Tesbih Namazı kılınır:
Birinci rek'atte Fâtiha'dan sonra 1 Elem-neşrahleke,
İkinci rek'atte Fâtiha'dan sonra 1 İnnâ-enzelnâhü okunur. Bilmeyenler; 1.rek'atte Kevser Sûresi'ni 2. rek'atte İhlâs Sûresi'ni okurlar.
Üçüncü ve dördüncü rek'atlerde de aynı Sûre-i Celîleler okunur.
Bu Namazı (Tesbih Namazı) kılamayanlar, hiç olmazsa;) Yâ Rabbi! "Niyet ettim şükründen âciz olduğumuz İlahî ni'metlere teşekküren" diye niyet ederek, 2 rek'at Namaz ile Cenâb-ı Hakk'a teşekkür etmeleri lâzımdır.
Bu, Mi'râc gecesine mahsus Namaz'dır....   

SAMÎMİ BİR TEVBE İSTİĞFÂR İLE ALLAH'A YÖNELELİM

Mübârek İsrâ ve Mi'râc mu’cizesinin yıl dönümü olan bu mübârek gece vesilesiyle; Yüce Rabbimiz’e olan ahid ve îmanlarımızı yeniden tazeleyelim samîmi bir tevbe ile Yüce Rabbimiz'e yönelelim.
Bilelim ve unutmayalım ki; Azîz ve Hakîm olan Yüce Allah; husûsî dâ'veti ile şereflendirip huzûruna kabul buyurduğu Habîbi, Peygamberler Peygamberi, bizim Peygamberimiz Muhammed aleyhis-selâm'a verdiği büyük müjdeleri, böyle bir mübârek gece'de bildirmiştir.
1. Allâh-ü Teâlâ’ya şirk (herhangi bir şeyi ortak) koşmayanların affedileceği ve Cennete gireceği, ​
2. Hiç kimseye gücünün yetmeyeceği bir sorumluluğun yüklenmeyeceği,
3. Günâhlarına tevbe edenlerin afvedileceği, Allah'ın rahmet ve mağfiretine kavuşacağı,
4. Allah'ın emri olduğuna inanarak kılmaya devâm edenleri Mi'râc sırrına erdirecek olan beş vakit Namaz'ın da bu gecenin ulvî hediyesi olarak bildiriip, Farz kılındığını unutmayalım.
Dînin direği, kulluk vazîfelerinin en önemli ve yücesi olan beş vakit Namazımızı Yüce Huzûra çıkıncaya kadar, her hal ve şartta terk etmeden kılmak üzerer bu mübârek gece'de Yüce Rabnimiz'e söz verelim ve gayret edelim….
Dünyâda gönül huzûruna ermenin, ukbâ'da Allah'ın azab ve gadabından kurtuluşun yegâne yolunun bunları yapmaya bağlı olduğu gerçeğini de unutmayalım...
Bu vesîle ile; sene-i devriyesini idrâk ettiğimiz, mâ'nevî sırlarla dolu mübârek gecenin hayır ve bereketinin üzerimize ve inananların üzerine olmasını; büyük gecenin başta aziz milletimiz ve cennet vatanımız olmak üzere, İslâm ve insanlık âleminin içinde bulunduğu buhranlı günlerden kurtuluşuna, hidâyet, huzur ve saâdete kavuşmasına vesîle kılmasını, dünyâsını değiştirmiş olan geçmişlerimize ve aziz şehidlerimize rahmeti ile muâmele buyurup duâlarımızı kabul eylemesini Mevlâ-i Lem-yezel Hazretlerinden hâlisâne niyâz ederiz.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (R.H.)'IN DUÂSI İLE DUÂ EDELİM

Yâ İlâhî ol Muhammed hakkı için,

Ol şefâat kânı Ahmed hakkı için,

Ol gece söyleşilen söz hakkı için,

Ol gece Hakkı gören göz hakkı için,

Yâ İlâhî saklagıl îmânımız,

Verelim îman ile tâ cânımız…

Biz günahkâr âsî mücrim kulları,

Yarlıgâyup kıl günahlardan berî.

Afvedüp isyânımız kıl rahmeti,

Ol Habîbin yûzü sûyû hürmeti.

Yâ İlâhî kılma bizi dâllîn

Bu duâya cümlemiz diyelim âmin

Ümmetinden râzı olsun ol muîn

Rahmetüllahi aleyhim ecmeîn.

Mi’râc Kandiliniz Mübârek, duâlarınız müstecâb olsun..

Bundan sonraki bölümde inşâAllah; "insan aklının kavrayamayacağı, lâhûtî bir hâdise, mâ-bâ’düt-tabîa, (akıl üstü bir şey) ve tek kelime ile büyük bir mû'cize olan, yalnızca bizim Peygamberimiz, Habîbullah Muhammed aleyhis-selâm'ın mazhar olduğu, O'nun (s.a.v.) dışında hiç kimsenin mazhar olmadığı ve aslâ olamıyacağı en büyük İlâhî lütuf, ikrâm ve ağırlanmanın da adı olan" İsrâ ve Mi'râc yolculuğunun nasıl gerçekleştiği, O büyük Nebî'nin bu kutlu yolculuk esnâsında neler görüp yaşadığını bizzat kendi mübârek ifâdeleri ile nakletmeye çalışacağız...