Birinci bölümde ifâde edildiği üzere; "mevânî'" (mânî' olucu- önleyici) diye ifâde olunan, ehline şefâat edeceği, okumaya devâm edenleri, dünyâ ve âhirette yedi büyük belâ, sıkıntı ve felâkete uğramaktan kurtaracağı Nebevî haberlerde bildirilip müjdelenmiş olan Sûre-i Celîleler üzerinde durmaya devâm edeceğiz.  

KUL YÂ EYYÜHEL- KÂFİRÛN SÛRE-İ CELÎLESİ

4. Kâfirûn Sûresi, ölüm ânında küfre düşmeye mâ'nî' olur.

Kâfirûn Sûre-i Celîle'si, ehline; onu çok okuyan, okumaya devâm edenlere son nefesde rûhlarını imân ile teslim etmeleri için nûr-u mücessem olarak şefâat eder. 

Sekerât-ı mevt hâlinde bulunan, vefâtı yaklaşmış, son anlarını ve nefeslerini yaşadığı zor zamanda insanı kandırıp, imânını çalmak için bütün gücü ile uğraşan şeytan aleyillâ'neye mânî' olur. 

İrfan ve hikmet ehli âlimlerin beyanlarına göre; Hâl-i ihtizarda bulunan (ölümü çok yaklaşmış olan) kimsenin ağzı ve boğazı çok kere susuzluktan kurur. Mel'un şeytan o sırada; fırsat bu fırsat deyip çeşitli hîlelerle ve çeşitli kılıklara girerek onun îmânını almaya çalışır, elinde bir bardak su ile görünüp kendisini tasdîk etmesi karşılığında kendisine su vereceğini söyler. 

Vefat etmek üzere olan hastanın hizmetinde bulunanların, hastayı susuzluktan kurtarmak için azar azar suyla hastanın ağzını ıslatmaları ve hararetini gidermeye çalışmaları, sekerât-ı mevt hâlinde bulunan kimsenin şeytana kanmasını önlemek gibi bir hikmete dayanır. Ayrıca; hastanın yanında bulunanların hasteyı mel'ûn şeytanın şerrinden, tasallutundan kurtarmak için Allah'a duâ ve niyazda bulunmaları, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.): "Siz ölülerinize (yani ölmek üzere olan hastalarınıza) Lâ İlâhe illAllah'ı telkin ediniz." buyurduğu üzere; (hastaya söyle! diye israrcı olmadan) Kelime-i Tevhid " Lâ İlâhe illAllah Muhammedün Rasûlüllah" ile Kelime-i Şehâdet (Eşhedü en lâ İlâhe illAllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlühü" kelime-i tayyibe-i münciyeleri telkin etmeleri ve hatırlatmak için yanında sesli olarak okumaları, ayrıca onun îmânını kuvvetlendiren âhiret hayâtını, ölümü ve ölümden sonrasını anlatan Âyet-i Kerîme ve Sûre-i Celîleleri, mümkünse Yâsîn-i Şerîf'i okumaları önemli ve lâzımdır. 

İNSANIN SEKERÂT-I MEVT HÂLİNDEKİ DURUMUNU DÜNYÂDAKİ YAŞANTISI İLE YAKINDAN ALÂKALIDIR

Bilinmeli ve unutulmamalıdır ki; Şeytan aleyhil'lâne her zaman olduğu gibi ölüm anında da vesvese verir. İnsanı kandırmaya çalışır. Şeytanın vesvese vermesi insanın îmânını alması demek değildir. İnsan bu dünyâ'da nasıl yaşamışsa, şeytanın vesvesesine karşı ölüm ânındaki durumu da öyle olur. Hayâtını Îmân ve İslâm dâiresinde, Allah'a (c.c) kul, Rasûlü'ne (s.a.v.) ümmet olarak (imânında sâdık, amelinde ihlas sâhibi, ahlâk-ı Muhammedî üzere bir Müslüman olarak) geçiren insanlara mel'ûn şeytan'ın vesveseleri te'sir etmez, hakîki îmân sâhibini kandıramaz. Yüce Allah'ın Kitâb-ı Kerîminde mel'ûn şeytana hitâben; "Benim ihlâslı kullarım üzerinde senin hükümranlığın yoktur." buyurduğu üzere, Allah'ın inâyeti sâyesinde, îmân ehli sâdık kullara, ne hâl-i hayatlarında ne de ölüm ânında zarar veremez.

KÂFİRÛN SÛRE-İ CELÎLESİNİN ESRÂR VE FAZÎLETİ

Rûh-ul Beyân tefsîri sâhibi İsmaîl Hakkı Bursevî (k.s.) Hazretleri; Sûre-i Celîle'nin tefsîrinde İbni Abbas radıyAllahü anhümâ'nın rivâyeti ile; Rasûl-i Ekrem ve Nebiy-yi Muhterem (s.a.v.) Efendimiz'in şöyle buyurmuş olduğunu kaydeder.

"Kim Kul yâ eyyühel-kafirûn Sûre-i Celîlesini okumaya devâm ederse, şirk'e -küfre düşmekten berî olur, korunur. Şeytan aleyhillâ'nenin tasallut ve kötülüklerinden uzak olur. Büyük günden emîn olur. Kıyâmet Gününün sıkıntılarından korunur, selâm evi olan Cennet'e emniyet içinde girer. Kul hüvAllahü ehad Kur'ân'ın üçte birine, Kul yâ eyyühel-kâfirûn ise Kur'ân'ın dörtte birine muâdildir. Bu Sûre-i Celîle'yi sıbyanlarınıza (küçük çocuklarınıza) öğretiniz, uyuyacakları zaman okusunlar. Eğer okurlarsa, onlara bir şey ârız olmaz, (okuyup yattıkları gece onlara herhangi bir zarar dokunmaz). Kim bir sefere çıkarken şu beş Sûre'yi: "Kul yâ eyyühel-kâfirûn, İzâ câ-e nasrullahi, Kul hüvAllahü ehad, Kul eûzü bi-Rabbil-felak, Kul eûzü bi-Rabbin-nâs" okursa, Allah'ın izni ile sâlimen (sağlık ve âfiyet içerisinde) ve ğânimen (kâr'lı- kazançlı olarak) döner." buyurmuşlardır.

KÂFİRÛN SÛRESİNİN DİĞER ADLARI 

Sûre-i Celîle'nin; "Sûret-ül kâfirûn", “Mukaşkışe”, “İhlâs”, “İbâdet” ve “Din" gibi adları da vardır. Ayrıca; bu Sûre-i Celîle (Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn) ile, İhlâs -Kul hüvAllahü ehad" Sûre-i Celîlelerine "İhlâseyn (iki İhlas)" da denilmiştir.

İHLÂS-I ŞERÎF:KUL HÜVALLAHÜ EHAD SÛRE-İ CELÎLESİ

5. İhlâs Sûre-i Celîlesi nifâk hastalığına mânî' olur.

İhlâs-ı Şerîf Sûresi Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuş, dört kısa Âyet'den ibâret, ancak Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.): "Hayâtım kudretinde olan Allâh’a yemîn ederim ki bu Sûre Kur’ân’ın üçte birine muâdildir” buyurduğu üzere, sevâb bakımından Kur'ân-i Kerım'ün üçte birine muâdil, fazîleti pek fazla olan büyük bir Sûre-i Celîledir. 

İslâm î'tikâdının hulâsası olan tevhîd umdesini; Allâh-ü Teâlâ’nın zâtında, sıfatlarında ve ef'âlinde tek olduğunu, hiç bir şeye ihtiyâcı bulunmadığını, yaratılmışlardan hiç bir şeye benzemediğini en hâlis bir sûrette bildirdiğinden dolayı bu sûreye “İhlâs-ı Şerîf” denilmiştir. Yine; bütün tevhîd delîlleri hulâsa edildiği için “Tevhîd Sûresi” de denilmiştir. “Necât, Mâ'rifet, Kulhüvallâhü ehad” gibi isimleri de vardır.

Yüce Allah'ın beyânı ile; Zât-ı İlâhî'yi tâ'rîf eden, Rasûlüllah Efendimiz Hazretleri'nin (s.a.v.) ifâdesi ile; Kur'ân-i Kerîm'in üçte birine muâdil olan, İhlâs Sûre-i Celîlesi, açık küfürden daha şiddetli ve Âhiretteki azâbı daha acı verici ve zilleti pek büyük olan gizli küfür hastalığı nifâk'a düşmeye, münâfık damgası yemeye mânî' olur. 

İhlâs Sûre-i Celîlesi; çok okuyanları, özellikle ehlüllah'ın usûlü üzere okumaya devâm edenleri nifâk belâsına düşmekten, felâketlerin en büyüğü olan münâfık damgası yemekten korur. 

Namazlarda, özellikle Farz Namazların son rekatlerinde zammı Sûre olarak İhlâs Sûresini okumaya gayret edilmeli.

Rasûlüllah Efendimiz Hazretleri (s.a.v.) bir mübârek sözlerinde:"Her kim İhlâs Sûresini Farz Namazlarda okursa, Allah-ü Teâlâ hem onu, hem de anne-babasını bağışlar. Eğer ismi şakîler (günâhkârlar-cehennemlikler) dîvânında yazılı ise, onu oradan siler ve saîdler (Cennetlikler) dîvânına yazar" buyurmuşlardır.

Namazlarında İhlâs Sûresini okumanın önemi ve kazandıracaklarına delîl olmak üzere, Asr-ı Saâdette yaşanmış bir hâdiseyi nakletmek yerinde olacaktır.

Hazret-i Enes (r.a.) şöyle anlatmıştır. 

Namazlarında İhlâs Sûresini çok okuyan Muâviye bin Muâviye el-Leysî (r.a.) vefât ettiğinde biz, Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz ile Tebük'te bulunuyorduk. 

O gün güneş farklı doğmuştu. Cebrâil (a.s.) Rasûl-i Ekrem'e (s.a.v.) gelerek sebebini haber verdi. 

Sonra; Yâ RasûlAllah! arzı Sana yaklaştırayım mı? onun Namazını kılmak istermisin? dedi. 

Arz dürüldü ve Rasûlüllah (s.a.v.) Medine-i Münevvere'de Muâviye bin Muâviye el-Leysî'nin (r.a.) Cenâze Namazını kıldı." diye haber vermiştir.  SübhânAllah... Daha dünyâdayken şefâat.

KUL HÜVALLAHÜ EHAD SÛRESİNİ OKUMAYI SEVENLERİ YÜCE ALLAH SEVER

Sahîh-i Buhârî’de rivâyet olunan bir Hadis-i Şerif'e göre;

Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), Ashâb-ı Kirâmdan bir zâtı, bir müfrezeye kumandan yaparak gazâya göndermişti. Bu zât maiyyetindeki arkadaşlarına kıldırdığı Namazlarda her zaman ikinci rek'atleri “Kul hüvallâhü ehad” sûresi ile bitirirdi.

Müfreze askerleri, gazâdan döndüklerinde, kumandanın bu âdetini Resûl-i Ekrem Efendimiz'e (s.a.v.) arzettiler. Peygamberimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem): “Niçin böyle yaptığını kendisine sorunuz” buyurdular. Onlar da gidip sordular, kumandan: “Kul hüvallâhü ehad Sûresi, Rahmân’ın sıfatıdır (yani Allâh’ın bütün isimleri ve sıfatları bu sûrededir). Onun için bu Süreyi okumayı severim.” dedi.

Onun bu cevâbını Peygamberimize (s.a.v.) bildirdiklerinde Allah Rasûlü (s.a.v.): “Haydi kumandanınıza müjde veriniz, muhakkak Allah da onu sever.” buyurdular.

Böylece; İhlâs-ı Şerîfi okumaya devâm eden kumandanın Allâh-ü Teâlâ’nın muhabbetine nâil olması, Allâh-ü Teâlâ’nın bütün esmâ ve sıfâtında birliğini bildiren bu Sûre-i Şerîfe'ye olan muhabbetinin eseri olduğu bizzat Allah Rasûlü (s.a.v.) tarafından bildirilmiştir.

KUR'ÂN'IN ÜÇTE BİRİNİ OKUMAKTAN ÂCİZ MİSİNİZ? 

Alûsî'nin zikrettiği üzere, Müsned'de İbni Lehîa tarikıyle Ebi Saîd'den (r.a.) gelen rivâyete göre Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) bir akşam Eshâbına: "Bir gecede Kur'ân'ın üçte birini okumaktan herhangi biriniz âciz midir? "Bir kimse okursa, okuduğu Kur'ân'ın üçte birine muâdil olur. Âciz olur mu her biriniz her gece Kur'ân'ın üçte birini okumaktan? buyurdu. 

Eshâb-ı kirâm (aleyhümür-ridvân hazerâtı): Yâ RasûlAllah! biz buna güç yetiremez ve dayanamayız" dediler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki; Allah azze ve celle Kurân'ı üç kısma ayırdı, Kur'ân'ın üç bölümünden bir bölümü kıldı. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki; o, Kur'ân'ın üçte birine muâdil olur." buyurdu ve odasına geçti. Biraz sonra toplanın: size Kur'ân'ın üçte birini okuyacağım buyurdular. Bunu duyanlar Mescid'e toplandı. Rasûlüllah (s.a.v.) çıktı, İhlâs Sûresini okudu, sonra tekrar odasına girdi. Râvî diyor ki, "herhalde kendisine semâdan yeni bir vahiy haberi geldi, odasına girmesine o sebep oldu" dedik. Daha sonra Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) odasından çıktı, Ey Ashâbım! Ben size Kur'ân'ın üçte birini okuyacağım demiştim ya, işte o okuduğum Kur'ân'ın üçte birine denk olur. Her kim, onu okursa, Kur'ân'ın üçte birini okumuştur. Her kim, bir kerre okursa Kur'ân'ın üçte birini okumuş gibidir, iki kere okursa Kur'ân'ın üçte ikisini okumuş gibidir, üç kere okursa bütün Kur'ân'ı okumuş gibidir". buyurdular.

KUL EÛZÜ Bİ RABBİL-FELAK SÛRE-İ CELÎLESİ

6. Felak Sûre-i Celîlesi, çok kötü ve zararlı bir mâ'nevî gönül hastalığı olan hased belâsına mânî' olur.

Felak Sûre-i Celîlesini çok okumak, okumaya devâm etmek; Mele-i Â'lâ'da-Cennet'de ve yer yüzünde işlenen ilk büyük suç olan kıskançlık, kendini beğenme hastalığı olan haset denilen büyük felâkete düşmekden korur. 

Hesed; çok kötü ve çirkin bir huy, kelimenin tam mânâsı ile bir kalb hastalığı olup, ilk doğduğu yer de mel'ûn şeytan'ın ​kalbidir. 

İblis-şeytan aleyhillâ'ne; Allah-ü Teâlâ'nın Hazret-i Âdem'e (a.s.) secde edin emrine uymadığı, kibri ve kıskançlığı yüzünden secde etmediği için mel'ûn olmuş (Allah'ın Rahmetinden uzak ve ebediyyen mahrûm kalmış, Cennetinden kovulmuş) tur.

İblis; Hazreti Âdem (a.s.) ile Hanımı Hazreti Havvâ'nın Cennet'de yaşadıkları huzurlu hayatlarını kıskanmış, onları kandırabilmek için Allah adına ilk defa yalan yere yemin etmiş, nihâyet söylediği yalanlarla Hazreti Âdem ve Havvâ'yı kandırıp Allah-ü Teâlâ'nın emrine karşı gelmelerini sağlamış, suç işleterek Cennet'den çıkarılmalarına sebep olmuştur. 

​Hazreti Âdem (a.s.) ile Hanımı Hazreti Havvâ, Allah’ın emrine itâatsizlikleri sebebiyle "hak ettikleri cezâları bitinceye kadar" Cennet'den çıkarılmışlar, mel’un şeytan ise; hasedi, kibir ve gururunda inad ve isrârı yüzünden Allah’ın Rahmetinden ebediyyen mahrum bırakılmış olarak Cennet'den kovulmuştur.

Çok kötü ve çirkin bir huy, kelimenin tam mânâsı ile bir kalb hastalığı ve ilk doğduğu yer de mel'ûn şeytan'ın ​kalbi olup, gıdâsı (artmasına, çoğalmasına, azgınlaşmasına sebeb olan besleyicisi) kibir (büyüklük taslama, kendini beğenip başkalarına yüksekten bakma) gurur (kendini yüksek ve değerli görüp boş şeylere güvenerek aldanma) ve hased (kıskançlık, çekememezlik)'dir. Hased; yer yüzünde işlenen ilk cinâyet'in, (adam öldürme veya o derecede ağır sayılan suçların) dolayısıyla mel'un şeytan'ın Âdem oğluna ağır ve büyük suç işleterek yeryüzünde aldığı ilk intikam'ın da adı ve kaynağıdır.

Felak Sûre-i Celîlesini çok okumak, okumaya devâm etmek; çok tehlikeli bir mâ'nevî hastalık, pek çirkin ve büyük suç olan kıskançlık, kendini beğenme hastalığı olan haset denilen büyük felâkete düşmekden ve hased ehlinin şerlerinden korur.

KUL EÛZÜ Bİ RABBİN-NÂS SÛRE-İ CELÎLESİ

7. Nâs Sûre-i Celîlesi ise, şeytan ve nefs-i emmârenin; Allah-ü Teâlâ'ya, Rasûlü'ne ve Âhiret Gününe imân esaslarında şüpheye düşürme, hak yoldan saptırma, küfre döndürme gayretlerinin eseri ve çok tehlikeli bir gönül hastalığı ve şeytan'ın en önemli silah ve tuzağı olan vesvese belâsına mânî' olur...

Âdem oğlu'nun en büyük açık düşmanı olan şeytan aleyhil-la'ne'nin, insanı kandırmak, doğru yoldan sapıtmak için baş vurduğu ilk ve en önemli silah ve tuzağı vesvese'dir.

Vesvese; şüphe, işkil, tereddüd, içi rahat etmeme, gönle yaramaz endişe bırakma, kendi kendine kuruntu yapma, kötü duygu ve düşüncelere sâhip olma şeklinde ifâde edilebilir.

Allah-ü Teâlâ; Hazreti Âdem’e (a.s.) O’nun vâsıtasıyla evladlarına ve daha sonra gelecek bütün insan nesline, kendi cinslerinden gönderdiği Peygamberleri (aleyhimüs-selâm) vâsıtasıyla ve son Peygamberi Muhammed aleyhisselâm ve O’na indirdiği, kıyâmet sabahına kadar da hükmü geçerli olacak Yüce Kitâbı Hazret-i Kurân vâsıtasıyla, ferman buyurup; mel’un şeytan’ın insan oğlu’nun apaçık düşmanı oladuğunu, ona kanmamaları, yalanlarına inanmamaları gerektiğini: “Ey Âdem’in çocukları! En büyük açık düşmanınız şeytan’dır. 

Mel’un şeytanın işi, sizi kandırmaya, hak yoldan sapıtmaya çalışmaktır. Şeytan, sizin Allah’ı ve Peygamberi'ni (a.s.) dinleyip, doğru yolda gitmenizi aslâ istemez. Yalan ve oyunlarına kanarak sapıtmanızı, Allah’a karşı gelmenizi, suç işlemenizi ve sonunda cehennemde kendisiyle berâber yanmanızı ister. Bunu sağlamaya çalışır.

Düşmanınıza karşı uyanık olun! yalanlarına sakın kanmayın! Doğru yol Benim yolum’dur. O’na uyun. Peygamberimi dinleyin, O’nun yolundan gidin. Sakın yanlış yollara sapmayın.” buyurarak duyurmuştur. 

Şu emrettiğim yol, benim dosdoğru yolumdur; hep ona uyun. Başka yollara ve dinlere uyup gitmeyin ki, sizi onun yolundan saptırıp parçalamasınlar. İşte Allah, kötülükten sakınasınız diye, size bunları emretti.  (En'âm: 153)

(Muhakkak İslâm Dîni, Allah-ü Teâlâ'nın dosdoğru yoludur. O yolu tutup, tâ'kîb edin, sakın başka yollara sapıp, sapıklara uymayın. 

Yegâne Hak ve Doğru yol İslâm'ın dışındaki yollar; sizi bölüp, parçalar ve Allah'ın sırât-ı müstakîminden, Cennetine ve Cemâline ulaştıran dosdoğru yolundan uzaklaştırır. Allah (c.c.) size Peygamberi'nin (s.a.v.) yaşayarak öğrettiği doğru yolu tâ'kib etmenizi; azâbından korunmanız için emirlerini yapmanızı, yasaklarından uzak durmanızı emrediyor).

ŞEYTAN KALBİNDE ÎMAN OLANLARLA UĞRAŞIR

İnsan oğlundan hiç bir kimse yoktur ki, kendisine kötülükleri iyi göstermeye çalışan bir "hannâs" şeytan (ve bir kötü arkadaş) olmasın.

Ârif-i Billah ve Âmil bi ahkâmillah (Allah'ı bilen ve ilmi ile, Allah'ın Kitâbındaki hükümler ve Rasûlü'nün (s.a.v.) sünnetleri ile amel eden) Âlimler şöyle buyurmuşlardır. 

Allah'ın, Rasûlü'nün ve Mü'minlerin açık düşmanı olan şeytan aleyhilla'ne, Mü'min kulun kalbinde kendisini kahreden îmân bulunduğu için, îmân sâhiplerine daha fazla vesvese vermeye çalışır, onlarla daha çok uğraşır. 
Bu aynen şunun gibidir. Hırsızlık yapmak isteyen kişi, boş, terkedilmiş harap ev'e gider mi? Hırsız kendine yarayacak bir şey olmayan yere elbette gitmez. 
Şeytan aleyhilla'ne de işte bunun gibi; kalbinde îmân, hayâtında sâlih amel, ibâdet ve güzel işler, lisanında zikir olmayanlarla uğraşmaz. Neye uğraşısın ki? Onlar zâten şeytana asker olmuşlar, şeytanlaşmışlardır. Öyleleri Kur'â-i Kerim'in ifâdesi ile zâten "insan şeytanları"dır. 

Yüce Allah (c.c.): inanan kullarına; insan ve cin şeytanlarının vesvesesinden koruması için İnsanların Rabbi'ne, İnsanların Melîkine, hükümdarlar Hükümdârı olan Allah'a (c.c.) sığınmalarını emir buyurmaktadır.
Nitekim Yüce Allah (c.c) Kitâbı Kerîmini: Habibi, Sevgili Peygamberimiz'e ve O'nun (s.a.v.) şahsında bütün inananlara hitâben; Ey Rasûlüm! "Sığınırım insanların Rabbine. İnsanların Melîkine. (hükümdarlar Hükümdârına) İnsanların İlâh'ına. İnsanların kalplerine sinsice vesvese verip, şüphe düşürüp duran "hannâs'ın"  şerrinden Allah'a sığınırım" de!... O (hannâs-şeytan) cinlerden de olur, insanlardan da olur"  fermânı ile noktalamaktadır.  

 ("Hannâs" Allah'ın zikredildiği yerden kaçan, oradan uzaklaşan ve pusuya çekilen sinsi şeytan demektir. İnsan Allah'ı anarsa oradan kaçar, pusuya çekilir ve fırsat kollar. Allah'ı zikretmezse sinsice yaklaşarak onu kandırır. Hannâs, vesvese veren sinsi şeytan hem cin lerden olur, hem de insanlardan...

Ve; Muhakkak insan oğlu'nun damarlarında kanın dolaştığı gibi, şeytan da insanın kan damarlarında dolaşır ve kötülükleri yapması için kalbine vesvese verir. 

Şeytan, insan'a vesvese vermek, ona kötülükleri yaptırmak için hortumunu kalbine uzattığında, eğer insan Allah'ı zikreder,"Eûzü billahi mineş-şeytânir-racîm, 

yâhut: Esteîzü billahi mineş-şeytânirracîm" der, Allah'dan yardım isterse şeytan uzaklaşır, ancak; insan Allah'ı zikretmez, Allah'ı anmayı unutursa, sinsi şeytan kalbinin üstüne çöker, o insana istediğini yaptırır.)
Yâ Rabbi! şerlerinden bizi, neslimizi ve ümmet-i Muhammed'i muhâfaza buyur.

Ey Rabbimiz! Bize dünyâ da iyilikler, güzellikler ver, âhiret de de iyilikler, güzellikler ver ve cehennem azâbından koru!

Ey Rabbimiz! Unuttuklarımızdan ve hatâlarımızdan dolayı bizi hesâba çekme!

Yâ Rabbi! Bizi, Zikrin ve şükrün üzerine dâim eyle. Kulluğumuzu hakkıyla yapma üzerine yardım eyle.
Hâfız ism-i şerifin ile vesvese ve şüphelerden hıfz eyle. Nefis ve şeytanlardan, belâ ve musîbetlerden muhâfaza eyle.
Erzel-i ömre düşürme! sağlıklı, hayırlı uzun ömür ihsan eyle. Kâmil îmânla, rütbe-i şehâdet ve hüsn-ü hâtime nasîb eyle.

Yâ Rabbi! Gadabından rızân'a, azâbından afvına, 

Senden yine Sana sığınıyoruz! merhamet eyle..

Gadabınla değil, lütfet, Rahmetinle muâmele eyle,

Râzı ol, Cennet ve Cemâlinle müşerref eyle.. Âmin.