Diyânet İşleri Başkanlığının; "Afrin'deki Zeytin Dalı Operasyonun'nun zaferle sonuçlanması için, bütün Cami'lerde Yatsı ve Sabah Namazlarından sonra Fetih Sûresi okunması ve Duâ edilmesi için yaptığı takdir ve şükranla karşılanan tâ'mîm, gerçekten çok önemli ve bir okadar da mâ'nâlı güzel bir harekettir. 

Bu vesile ile; "Duâ'nın mâhiyeti, önemi ve mâ'nevî gücü" üzerinde biraz durmak ve sonunu; Diyânet İşleri Başkanı'nın yaptığı güzel Duâ ile noktalamak istiyoruz.

Duâ; lügat'da; "Taleplerin, ihtiyaçların karşılanması için Allah'a yalvarma, niyâz etme; acziyetini ortaya koymak sûreti ile Yüce Allah'dan yardım isteme" mâ'nâlarına gelir.

Duâ; Azîz ve Celîl olan Yüce Allah ile, kulları arasında bir râbıta- irtibat; gözle görülüp elle tutulması mümkün olmayan, ancak inkârı da aslâ mümkün olmayan mâ'nevî bir bağdır. 

Kur'ân harfleri ile; Dal, Ayın ve Elif'den ibâret olan "Duâ" kelimesi; Kitâbullah Hazret-i Kur'ân'da farklı ifâdelerle olmak üzere, 214 yerde zikredilmiştir.

PEYGMBER EFENDİMİZ'İN (S.A.V.) TÂ'RİFİ İLE DUÂ

Dînin mübelliği ve muallimi olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Duâ ibâdet (Allah'ın kulu olduğunu ikrâr ve ifâde etmek) dir. Allah katında Duâ'dan daha şerefli, daha değerli bir şey yoktur. Duâ, ibâdetin beyni (Allah'a kulluğun özü'dür). 

Muhakkak ki Duâ; hem başa gelen ve hem de henüz gelmemiş olan şeylere fâidelidir." buyurmuşlardır.

ALLAH-Ü TEÂLÂ DUÂ İÇİN KENDİSİNE AÇILAN ELLERİ MUHAKKAK GÖRÜR

Sonsuz Rahmet ve sınırsız Merhamet sâhibi olan Yüce Allah (c.c.); Ulu dergâhına açılan elleri görür, gönüllerden geçenleri bilir, yapılan Duâları duyar ve Duâ sâhibini eli boş çevirmez.

Yeter ki, O Yüce huzûra yönelen gönüller, yalvaran diller samîmi ve yapılan istekler usûlü ile yapılsın...

Duâ'nın kabul olmasına sebeb olan en kuvvetli âmil, isteklerin usûlü ile yapılmış olmasının olmazsa olmaz şartı,  irfan ehli âlimlerin ifâdesi ile: "bâtınî edeb" yâ'ni; haram ve günâhlara nasûh bir tevbe ile (işlediği bir günâhı, yaptığı bir hatâyı bilerek bir daha yapmamak üzere söz vermek ve o günâhı bir daha işlememek şartı ile; samîmi olarak Allah'a yönelip) tevbe etmek ve kul haklarını ödemek, üzerinde hakkı bulunan kimselerle helâlleşmektir. 

DUÂ ETMEK ALLAH'IN EMİRLERİNDEN BİR EMİR'DİR 

Duâ etmek ve Duâ'nın nasıl yapılacağı husûsunda Cenâb-ı Hakk'ın inananlara hem doğrudan, hem de Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) şahsında olmak üzere emirleri vardır. 

Cenâb-ı Hakk'ın Hâbîbi Muhammad aleyhis-selâm'a ve O'nun (s.a.v.) şahsında inananlara emri:

"Ey Rasûlüm! Rabbini, içinden (kalbinde derîn bir huşû' ve tavâzû' ile) yalvararak ve (rızâsını kazanmayı umarak, gadabına uğramakdan) korkarak, fakat yüksek olmayan (hafif) bir sesle, Sabah ve Akşam an (duâ ve zikret). (Sakın Allah'ı zikirden) Gâfil olanlardan olma. (A'râf: 205)

Cenâb-ı Hakk'ın inananlara doğrudan emri:

"Ey Mü'minler! Rabbinize yalvararak ve gizlice duâ edin. (Duâ'nız huşû' içinde ve gösterişten uzak olsun) Muhakkak ki Allah, bağırıp çağıranları (Dînin hududlarını çiğneyenleri) haddi aşanları sevmez. 

Yer yüzünü ıslâh ettikten sonra, orada fesâd çıkarmayın. Ve Allah'a hem korkun, hem de ümidle Duâ edin. Şüphesiz, Allah'ın Rahmeti, iyilik edenlere yakındır.". (A'râf: 55-56)

"Haydi (ey Mü'minler!) kâfirlerin (Allah'ı ve Âhiret gününü yalanlayanların) hoşuna gitmese de, Allah'a O'nun Dîninde İhlâslı olarak, (sâmîmi bir kalble) ibâdet (ve Duâ) edin.

Rabbiniz: Bana Duâ edin ki, kabûl edeyim! Çünki, Bana ibâdetden kibirlenenlet, Duâ etmekten büyüklenenler, yakında hakîr, zelîl olarak cehenneme atılacaklardır buyurdu.  (El-Mü'min: 40 ve 60)

SAVAŞLARDA KAZANILAN ZAFERLERDE DUÂ EHLİNİN KATKILARI VARDIR VE ÇOK ÖNEMLİDİR 

İrfan ve hikmet ehli Allah dostu büyük âlimlerin en büyüklerinden biri olan İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretlerine göre; "Bir savaş iki ordunun ittifâkıyla kazanılır. Biri leşker-i gazâ, diğeri leşker-i duâdır." Yani silah ile cephede savaşan askerin gâlib olması için, geride Duâ askerinin bulunması ve Duâ etmesi îcâbeder ki, bu pek önemlidir" .

LEŞKER-i DUÂ (DUÂ ASKERİ) DE DENİLEN DUÂ EHLİNİN ÖNEMİ HAKKINDA ÖNEMLİ BİR TARİHÎ KISSA

Burada; Selçukulu vezirlerinden Nizâmülmülk ile Sultan Melikşah arasında geçen bir hâdiseyi naklederek, leşker-i duânın önemini daha ifâde etmeye çalışalım.

"Her başarı kıskanılmaya mahkûmdür" sözü ve tesbitinin doğruluğunun isbâtı olarak, her devirde olduğu gibi, kıskanç insanlar, şüphesiz o gün de vardır ve başarılı veziri çekemezler.

Selçuklu hükümdarlarının üçüncüsü ve en büyüğü, Anadolu'nun büyük bölümü ile Sûriye'nin de Fâtihi olan Selçuklu hükümdârı Melik Şâh'a veziri Nizâmülmülk'ü şikâyet ederler. 

 Şikâyetlerinde özetle: "Sultânım: Veziriniz, Nizâmülmülk her yıl âlimlere, zikir ehline ve Kur'ân okuyanlara 300 bin altın veriyor. Eğer bu para ile bir ordu donatılsa, İstanbul'u bile fethetmek mümkündür." derler.

Sultan Melikşah: vezirini çağırır ve senin hakkında böyle söylüyorlar, ne dersin? söylenenler doğrumudur? diye sorar.

Gerçek adı; İsbu Ali Hasan olan, zamânın ünlü âlimlerinden dersler de almış ilim- irfan sâhibi, aynı zamanda Sultan Alp Arslan'ın da baş vezirliğini yapmış bir zât olan tecrübeli vezir, Nizâmülmülk, Sultâna şöyle cevâb verir: 

"Sultânım! Ey dünyâ sultânı! biliyorsunuz ki; Yüce Allah, sana ve bana, kullarından hiç kimseye nasip etmediği ikramlarda bulunmuştur. 

Buna karşılık sen, Allâh'ın Dîni'ni yüceltmeye çalışan, onun Aziz Kitâbına hizmet edenlerin ihtiyaçlarının karşılanması için yılda, 300 bin altın sarf etsen, onların gönlünü alsan çok mudur? 

Halbuki; Sen, her yıl askerlere onca (hesapsız) para harcıyorsun. Sultan olarak harcama yapmakda da haklısın. Ancak, mâ'lumunuz olduğu üzere; cephedek askerlerin en kuvvetlisi ve en nişancısının attığı ok, bir milden ileri gitmez, gidemez. Yine onlar, ellerinde bulunan kılıçlarıyla yalnız yakınlarındaki düşmanları bertarâf edebilirler. 

Bendeniz ise; bu para ile öyle bir ordu donatıyorum ki, onların duâları tâ Arş'a kadar gider ve Allâh'a ulaşmasına hiçbir şey engel olamaz." cevâbını verir.

Sultan Melikşah, aldığı bu cevâb karşısında çok duygulanır, ağlar ve vezîri Nizâm-ül Mülk'e: "Sen bu ordunun sayısını elinden geldiği kadar artır; sana istediğin kadar para hazır, dünyânın serveti senindir, arkandayım." der...

Böylece: büyük âlim ikinci bin yılın müceddidi İmam-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkiyyis- Serhendî (k.s.) Hazretlerinin: "Leşker-i Duâ mahalli icâbete vâsıl olmadan leşler-i kazâ bir şey yapamaz" buyurmasının haklılığı ve hikmeti daha rahat bir şekilde anlaşılmış olur...

Leşker-i duâ yani duâ ordusu; bizzat savaşa gidenlerin, cephede çarpışan askerlerin gâlib olması için geride duâ edenlerdir. 

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri (k.s.): Rasûlüllah Efendimiz sallAllahü aleyhi ve sellem Hazretlerinin: "Bir Mü'minin bir Mü'mine gıyâbında duâsından daha çabuk kabul edilen hiçbir duâ yoktur." burduğunu nakletmiş, Ashâb-ı Kirâm'ın (radıyAllahü anhüm) harbe giderlerken, Ashâb-ı Suffe'den duâ istediklerini bildirmiş ve: bilinmeli ve unutulmamalıdır ki; "Bir savaş iki ordunun ittifâkıyls kazanılır. Biri leşker-i gazâ, diğeri leşker-i duâdır." Yani silah ile cephede savaşan askerin gâlib olması için, geride Duâ askerinin bulunması ve Duâ etmesi îcâbeder ki, bu pek önemlidir" buyurmuşlardır...

SÂLİH MÜSLÜMANLARIN DUÂLARI ÇOK ÖNEMLİDİR

Her devirde var olan Allah'ın sâlih kullarını bulup onların Duâlarını akmak çok önemlidir.

Allah-ü Teâlâ, Nebiy-yi Muhteremi Hazret-i Peygamber'in (s.a.v.) Duâsının, diğer insanların Duâsından ayrı ve üstün olduğunu Kitâb-ı Kerîminde beyân buyurduğu üzere; sâlih kullarının Duâlarını da umum Müslümanların Duâlarından üstün tutacağı, ayrı ve farklı kabul buyuracağında şüphe yoktur. 

Bu vesile ile; mezkür ifâdeleri te'yîd edip mes'eleye ışık tutacağına inandığımız yaşanmış bir kıssayı burada nakletmekte fayda görmekteyiz.

Yolculukların, ticâret kervanlarının at ve benzeri hayvanlara yapıldığı dönemlerde, ticâret için kervanlarla yola çıkacak insanlardan bir gurup, Büyük Velî'lerden Ebü’l-Hasan el-Harkânî (k.s.) Hazretlerinin huzûruna gelip; "Hoca Efendi Hazretleri: Biz kervanla yola çıkacağız.Gittiğimiz yollar güvenli değil, canımızdan, malımızdan korkuyoruz. Saldırıya uğrarsak, bize korku ânında okuyacağımız bir duâ öğretseniz de onu okusak!", diye istirhamda bulunurlar.

Altun silsile olarak da bilinen silsile-i sâdâtın, Vâris-i Nebî olan âlimlerin büyüklerinden olan, Kabr-i Şerif'i Kars'da bulunan Ebu'l- Hasan el -Harkani Hazretleri onlara; "Yolda darda kaldığınız zaman; Ebü’l-Hasan’ı hatırınıza getiriniz! buyurur ve onları gönderir.

Sebeb ve hikmetini anlamadıkları için, bu söz; gelenlerin pek çoğunun hoşlarına gitmez!, öyle ayrılırlar ve yola çıkarlar.

Yolda korktukları başlarına gelir, eşkıyâ (yol kesici soyguncular) önlerine çıkar. Hepsinin mal ve eşyalarını alır. Ancak; kervanın içinden yalnız bir kimsenin malına zarar gelmez, ona dokunmazlar. 

Eşkiyâlar ayrıldıktan sonra, bu hâli öğrenenince şaşırırlar ve o arkadaşlarına bu işin nasıl olduğunu sorarlar.

Arkadaşları: Eşkiyânın geldiğini görünce; Ebü’l-Hasan-el Harkânî Hazretlerini hatırladım, içimden:  "ey Allah dostu yardım et" dedim, eşiyâlar bana ve malıma dokunmadılar, böylece kurtuldum" der. 

Seferden dönen ve malları ellerinden alınan insanlar gelip yaşadıklarını ve duyduklarını, Ebü’l-Hasan el- Harkanî Hazretlerine anlatırlar ve:

"Biz Allah’tan yardım istedik, eşkıyalar bizi soydu, fakat seni hatırlayıp, senden yardım isteyen bir arkadaşımız kurtuldu. Bunun hikmeti nedir? diye sorarlar.

Ebü'l- Hasan el -Harkani Hazretleri: "O arkadaşınızı kurtaran, Allah-ü Teâlâ'dır. Günahkâr ağızdan çıkan duâyı Cenâb-ı Hak kabul etmez. Bunun için siz Allah’a yalvardığınız zaman duânız kabul olmadı. 

Bu arkadaşınız, beni hatırlayıp imdat (mâ'nevî yardım) istedi, ben de; “Ya Rabbi! Şu kulunu içinde bulunduğu belâdan kurtar.” diye Duâ ettim. Kâdir-i Mutlak (her şeye gücü yeten) Yüce Mevlâm, Azîz ve Celîl olan Rabbim, benim duâmı kabul ettiği için, o arkadaşınız kurtuldu. Mesele bundan ibârettir.” buyurur...

Bilinmeli ve unutulmamalıdır ki; Bütün Mü'minlerin, özellikle Allah'ın sâlih kullarının, bu arda bilhassa; sabî (günâhsız) yaştaki Kur'ân talebeleri ile 80 yaşını doldurmuş olduğu halde ibâdet ve tâatında olan kıdemli Müslümanların hayır duâları çok ama çok önemlidir...

Gönülden inanılmalı ve unutulmamalıdır ki; Sonsuz Rahmet ve sınırsız Merhamet sâhibi olan Yüce Allah (c.c.); Yapılan Duâları duyar; Ulu dergâhına açılan elleri görür, gönüllerden geçenleri bilir ve Duâ sâhibini eli boş çevirmez. Duâ'ya devâm, Duâ, Duâ.Duâ....

DİYÂNET İŞLERİ BAŞKANININ DUÂSI

Duâ ve temennîlerimizi; Ankara'daki Hacı Bayram Camii'nde, Diyânet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş'ın 21 Ocak 2018 Sabah Namazından sonra kürsü'den yaptığı Duâ ile noktalayalım... 

Allahım! vatanımızın güvenliği, milletimizin huzûru, bölgemizde barış ve selâmetin te'mıni için kahraman güvenlik güçlerimizin ve yiğit askerlerimizin dün i'tibâriyle başlattığı harekâtı hayırlı eyle. 

Şanlı ordumuza nusretinle ve kudretinle yardım eyle. 

Her türlü fitne ve fesâda, hıle ve tuzağa karşı bizlere ferâset ile basîret ihsân eyle. 

Birlik ve beraberliğimizi, huzur ve kardeşliğimizi dâim ve bâkî eyle. 

Bölünüp parçalanmaktan, dağılıp bozulmaktan, tefrikaya düşmekten bizleri muhâfaza eyle."  Âmin. Âmîn. Âmîn.