Hiç şüphe yok ki; her insan, her canlı muhakkak ölecektir. İnsanların pek çoğu öleceğini kesin olarak bildiği halde, ölümü ve ölüm sonrası hayâtı düşünmez, dünyânın fânî olduğunu, âhiret hayâtının, ölüm sonrası hayâtın var, gerçek ve ebedî- sonsuz olduğunu kabul etmez.. 

Bir kısmı da, Ebedî Âhiret Hayâtı denilen, ölüm sonrası hayâta inandığını söylediği halde, ölümden hiç hoşlanmaz, ölmekten çok korkar!

Ölümü istememenin, ölümden korkmanın ölümü geciktirmeye veya ölümden kurtulmaya hiç bir faydası yoktur. 

İnsan; "ölüm'den neden korkar, ölüm'den neden hoşlanmaz" sorularına cevâb olmak üzere, Eshâb-ı Kirâm'ın (aleyhimür-rudvân) büyüklerinden Ebud-Derdâ (r.a.) Hazretlerine sorulan bir soruyu ve verdiği cevâbı nakletmekte fayda var.

Îman ve İslâmla müşerref olduktan sonra, Allah ve Rasûlü'ne (s.a.v.) bağlılığı, takvâsı, Din uğrunda gösterdiğ gayret ve fedâkarlıklarla kısa zamanda Eshâb-ı Kirâm arasında temâyüz etmiş, asıl adı Ümeymir olan büyük Sahâbe ve âlim Ebu'd-Derdâ (radıyAllahü anh) Hazretlerine bir adam gelmiş ve:  "Ey Ebud-Derdâ; Biz niçin ölümden hoşlanmayız?” diye sormuş. 

Ebu'd-Derdâ (r.a.) Hazretleri şu cevâbı vermiştir. "Dünyâsını mâ'mûr edip, âhiret hayâtını harâb edenler ölümden çok korkarlar, hiç ölmek istemezler!..

"Belli ki; siz âhiretinizle meşgul olmayı te'hîr edip dünyânızı i'mâr ile uğraşıyorsunuz. Bu sebeple mâ'mûr olan yurdu terkedip de, harap (bıraktığınız) yurda gitmek hoşunuza gitmiyor.” buyurmuş sonra; Bakara Süre-i Celılesinin 94-96. Âyet-i Kerîmelerini okuyarak sözlerini Nass-ı Kurân ile te'yîd etmiştir.

ÇOK GÜNÂH İŞLEMİŞ OLANLAR ÖLÜMÜ HİÇ İSTEMEZ

 Azîz ve Celîl olan Yüce Allah şöyle buyuruyor:

(Ey Rasûlüm! kendilerini diğer insanlardan farklı olarak gören, Allah'ın dostları, Allah'ın çocukları ve sevdikleri olduklarını iddiâ eden Yahûdilere): “Eğer Cennet (sizin iddianıza göre), diğer insanlara âit olmayıp Allah tarafından size has kılınmış ise ve bunda sâdıklarsanız, (Cennet'e yalnızca yahûdi olanlar girecek iddianız doğru ise) ölümü temennî edin" de. (Çünki, Cennet, mutlaka kendisine âit olduğunu bilen kimse, ona kavuşmağa sebep olan ölümü, elbette ister ve arzular.)

Fakat onlar, Peygamberleri öldürmek ve (son Peygamber Muhammed aleyhis-selâmın hak Peygamber olarak geleceğini bildikleri halde yalan ve iftirâ ile) Tevrât'ı tahrîf etmek (Tevrât'daki doğru bilgileri değiştirmek) gibi, önceden elleriyle yaptıkları günâhlar sebebiyle azâba hak kazandıklarını, (cehenneme gideceklerini) bildiklerinden elbette ve hiç bir zaman, ölümü temennî etmezler (hiç ölmek istemezler.) Allah, zâlimleri hakkıyle bilendir. (Ve zâlimlere hak ettikleri cezâyı elbette verecek olandır.)

DÜNYÂ'DA YAŞAMAYI EN ÇOK SEVENLER

(Ey Rasûlüm!) Yemin olsun ki; Sen, onların yaşamaya bütün insanlardan; hatta müşriklerden (Allah'a ortak koşanlardan) bile daha düşkün olduklarını görürsün. (yahûdilerin dünyâ hayâtı üzerine, insanların en hârisi olduklarını bulursun). 
Onların her biri bin yıl yaşamağı arzu eder. Halbuki uzun yaşamak, onları azabdan uzaklaştıracak değildir. Allah, onların bütün işlediklerini görür. (Allah onların ve herkesin yaptıklarını tam olarak görür ve hakkıyla bilir. Onları ve  herkesi hak ettikleri cezâ ile muhakkak cezâlandırır.)    
(El-Bakara:94-96)
 
ÖLÜM KORKUSU VE SEBEBLERİ
 
Ârif-i billah ve âmil bi ahkâmillah olan ulemânın büyüklerinden Allah dostu ve hikmet ehli bir zâtın "ölüm korkusu ve sebebleri" hakkındaki tesbit ve ifâdeleri şöyledir. 
Ölüm korkusu nefsin; zihne, gam, keder, korkulu bir düşünce sokması, kulağa şüphe fısıldaması, beyni asılsız esassız kuruntulara düşürerek huzursuz edip endişeye sevketmesinin neticesidir.
Sâlih Mü'min için ölümde bir bakıma; Allah'ın Rahmet ve Mağfiretini yakından görme, kabirde Cennet hayâtını yaşamaya başlayıp huzûra kavuşma durumu vardır. 
Kişide dünyâ sevgisi var ve bu sevgi devâm ederken, ölümü istemesi mümkün olmadığı gibi; neş'e, huzur ve mutluluk içerisinde Allah'a kavuşması, Allah'ın Rahmet ve Mağfiretine kavuşması, Rızâ-i İlahî'ye erip Cennet'e girmesi ve Cemâl-i İlahî'yi görmesi de mümkün değildir.
Âriflerin söylediği; "Ölüm, seveni sevdiğine; Mü'min'i, imânı ve sâlih amellerinin karşılığı olarak Rabbi'nin Cemâlini görmeye, Cennet'e ve ni'metlerine ulaştıran bir köprüdür" ifâdesinin işâret ettiği hakîkati, Kur'ân-i Kerîm'in Âyetleri de açık açık bildirmiştir.
İşin aslı; hayât yâ'ni insan ömrü ölçüsü biçilmiş, miktârı kesilmiş, vakti tâ'yîn olunmuş, müddeti kesin olarak belirlenip isimlendirilmiş bir vakte bağlanmıştır. 
Allah tarafından hükme bağlanmış olan o vaktin değişmesine, bir an öne çekilmesine veya bir an geri bırakılmasına imkân yoktur.
Bu takdirde de, ölümden korkmakda zarardan, kendisini boş yere üzüp sıkıntıya sokmaktan, huzursuz etmekten başka bir fayda var mı?... 
Kitâbullah'da beyân buyurulduğu üzere; Aziz ve Celil olan Yüce Allah tarafından "her ümmet için takdir edilmiş bir zaman, bir ecel vardır". Her canlı için bir ecel vardır, ve o ecel için belli bir zaman belirlenip hükme bağlanmış olup, "müddetleri gelince bir an geri kalamazlar ve öne de geçmezler". (Â'râf:34) 
Binâenaleyh, ecel gelmeden, takdir edilen vakit dolmadan ölümün gerçekleşmesi mümkün olmayacağı gerçeği karşısında, ölümden korkmanın zarardan, bilhassa ruh sağlığına zarar vermekten, insana üzüntü vermekten, sıkıntı ve huzursuzluğa düşürmekten başka bir işe yaramayacağı açık ve ortadadır.
Binâenaleyh; Allah'a ve Âhiret gününe yakînî îmanla inanan Müslümanlar, ölümden korkmak yerine, ölümü; Allah'ın Rızâsının tecellisi olan Rahmet, Mağfiret ve sonsuz ni'metlere,Cennet ve Cemâl-i İlahiye kavuşmaya vesîle olarak düşünmeli, ümîd etmeli ve öyle görmelidir.
Yeryüzünde ve semâlarda ne varsa büyük, küçük her şey'in, Yüce Allah'ın "ol" emri ile sonradan yaratılmış ve belli bir zamana kadar var olup sonunun fânî, ölmlü, geçici olduğu; yalnız Allah-ü Teâlâ'nın canlı, diri, başlangıcından yokluk geçmediği gibi, sona da ermeyecek ebedî, bâkî ve mutlak bir hayât sâhibi olduğu, hiç ölmeyecek olan'ın yalnızca ve yalnızca, Allah-ü Teâlâ'nın Zât-ı Ecel-li Â'lâsı olduğu hiç akıldan çıkarılmamalı, aslâ unutulmamalıdır.
Ölüme alışmak, üzerinde ölüm korkusu, ürkekliği bulunmadan ölüme hazırlıklı olarak yaşamak; ölüm ânında da, öldükten sonra da, yalnız ve sâhipsiz bıraklımayacağı, Merhametlilerin en merhametlisi olan Yüce Allah'ın Rahmetine kavuşacağı, vazifeli Meleklerin ve sâlih amellerinin emniyet yurdu olan Cennet'e ulaşıncaya kadar kendisi ile berâber olacağı ümîdini taşımak ve bu inancını kaybetmemek Allah'a ve Âhiret gününe inananların vasıflarından, hallerindendir. 
Bu sıfat ve hallere sâhib olan Müslüman nefsinin isteklerine uymaz, Allah ve Rasûlü'nün (s.a.v.) emir ve yasaklarına gücünün yettiği kadar samîmi olarak itâat ve Rabbine ibâdet etme gayreti içinde olur. 
Bu sûretle; Allah'ın Rahmet ve Inâyetine kavuşarak; "mâhiyeti, hakîkati kötülükleri emretmek olan nefs-i emmârenin şerlerinden, zararlarından temizlenmiş olur.  Nitekim; Allah-ü Teâlâ nefsin nasıl bir şer kuvvet ve ne kadar fenâ, zararlı ve aynı zamanda mübtezel, süflî bir büyük düşman olduğunu; iffet, hayâ ve güzel ahlâk timsâli Yüsuf aleyhis-selâmın dilinden şöyle beyân buyurmuştur.
"Ben nefsini temize de çıkarmıyorum. Çünki nefis, (bütün nefisler; istediğini elde etmek, hoşlandığı şeylere ulaşmak için sâhibine her türlü yanlış, çirkinlik ve rezilliği yaptırmak için) gerçekten kötülüğü şiddetle emreder. Ancak Rabbimin koruduğu nefis müstesnâ! Çünki Rabbim, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. (Yûsuf: 53)
Allah'ın rahmet ve inâyeti ile koruması sâyesinde, nefsin süflî arzu, istek, kötü emir ve arzularına uymayıp, kötülük ve günâhlardan temizlenen nefis, sonunda; Allah'ın iyi kulları arasına girmiş ve Azîz ve Rahîm olan Yüce Allah'ın: "Ey mutmeinne nefis! (Ey îmân'da sebât gösteren, Allah'ı anmakla, zikirle huzûra kavuşan itâatkâr nefis). Dön Rabbin'e (Cennet'de sana hazırladığı ni'metlere); sen O'ndan, (sana verdiklerinden ötürü) râzı, O' da (c.c) senden îmânın (ın gereği olan sâlih amelleri ihlâsla yapman, iyi kul olman, isyân ve tuğyandan uzak durup nefsin kötü arzularına uymayıp, günâhlardan temizlenmen sebebiyle) râzı olarak. Haydi gir sâlih (iyi) kullarımın içine.Gir Cennetime." (Fecr: 27-30) hitâb ve rahmetine kavuşmuş olur. 
Zâlikel-fadl-ü min-Allah. Bu, Allah'ın ne büyük bir fadl-u ihsânıdır. Engin Rahmet ve sınırsız Merhamet sâhibi olan Yüce Rabbimiz'den; "Ey mutmeinne nefis" hitâb-ı Celîli ile, bizlere, neslimize ve Din kardeşlerimize de hitâb buyurmasını büyük lütufundan mahrûm eylememesini niyâz ediyoruz.
 
Âhiret hayâtına yakînî îmân ile inananlar, sonsuz, ebedî, ve pek güzel olan âhiret hayâtının tâ'rifi imkansız keyf, huzûr ve büyük mutluluğunu anlayanlar, Cennet ve Cemâl-i İlahî'ye kavuşmayı ümid ve arzu edenler için, pek tabîidir ki, dünyâ hayâtı; Peygamberî ifâde ile bir hapishâne (zindan) hayâtı gibidir. Karanlık ve sıkıntılı bir yerdir. Dolayısıyla, Âhiret hayâtına yakînî îman ile inanmış Mü'min, sâlih bir Müslüman, muhakkak dünyâ hayâtından sıkılacak, hoşlanmayacak; Allah korkusu ile, emirlerini gücünün yettiği kadar yapacak, yasaklarından sakınmaya çalışacaktır.
Unutulmamalıdır ki; dünyâ hayâtı Mü'min için zindan, hapishâne gibi karanlık ve sıkıntılı bir yer olmakla berâber, aynı zamanda güzeldir, önemlidir ve istenir.
Çünki, Âhiret hayâtının eşsiz güzellik ve büyük ni'metletlerini anlayıp, onlara ulaşmak için çalışıp gayret etme ve kazanma, sermâye biriktirme yeri yalnızca dünyâ'dır, dünyâda yaşamaya bağlıdır.
Dolayısıyla; âhiret azığı hazırlamak, ebedî hayât yatırımı olan güzel şeyleri, Allah'ın emri olan sâlih amelleri gücünün yettiği kadar samîmi olarak yapmak şartı ile, dünyâ hayâtı önemlidir, güzeldir, ayrıca; hatâlarına tevbe-i istiğfâr edip Rabbine yönelmek ve âhiret hazırlığı yapmak için Allah'dan sağlıklı ve uzun bir ömür istemek ve yaşamak da Yüce Allah'ın gerçekten büyük bir ni'meti ve azîm bir lütfudur. 
Yine bilinmeli ve unutulmamalıdır ki; Âhiret hayâtındaki yaşantının değeri, kalitesi ve yüceliği, dünyâ hayâtında kazanılan sermâyenin, ihlâsla yapılan sâlih amellerin azlığı ve çokluğuna bağlıdır. Bu yönüyle bakılıp değerlendirildiğinde; dünyâ hayâtı son derece mühim ve güzeldir.
 
SAMÎMÎ BİR NİYETLE YAPILAN KÜÇÜK BİR AMEL, ALINIP VERİLEN BİR NEFES BİLE ÇOK ÖNEMLİDİR
 
Öyle zaman olur ki, Allah'a kulluk hâlinde alınıp-verilen bir nefes; ibâdetsiz, tâatsız boş geçen milyonlarca insanın hayâtlarından, alıp verdikleri bütün nefeslerden daha değerli, daha önde gelir.
Dünyâyı sevmek ve dünyâ hayâtını istemek, ancak ve ancak; Allah'ın rızâsına ve Rahmetinin tecellisi olan Âhiret hayâtının eşsiz güzellik ve büyük ni'metletlerine ulaşmak niyeti ile; gücünün yettiği kadar sâlih amelleri işlemek, temiz, güzel ve faydalı olan şeyleri yaparak ebedî hayât yatırımı ve Âhiret azığı biriktirerek, îmânı ve sâlih amellerinin ecri, mükâfâtı olarak Cennet ve Cemâl-i İlahi ile müşerref olma ni'metini kazanmak maksadı ile olunca doğrudur, güzeldir. 
Bizim de en fazla dikkat ettiğimiz, pek mühim görüp baktığımız nokta budur ve Yüce Rabbimiz'den yardım ve tam muvvakiyet niyâz ederiz...
 
Erhamür-Râhimîn olan Yüce Rabbimiz'in; rızâsına ve Rahmetine kavuşturacak, Cennet ve Cemâl-i İlahısine ulaştıracak dosdoğru yol; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve güzîde Eshâbının (r.a.) yolu olan Ehl-i Sünnet vel-Cemâat akîdesi üzerinde, son nefese kadar, son nefes dâhil, her nefesde, kâmil îmân ve râzı olacağı güzel amellerle sâbit-i kadem olarak dâim olmamız husûsunda yardımını ve başarılı kılmasını; zâ'f ve bî çâreliğimize, âciz ve günâhkâr hâlimize, kusur ve isyânlarımıza bakmadan lutf ve keremi, fadl ve ınâyeti ile muâmeleye tâbi' tutmasını, fânî olan dünyâ hayâtından ebedî olan Âhiret yurduna göç vakti geldiğünde, Cennet ve Cemâl-i İlahîsini hak etmiş olarak, kâmil îmân üzere göç edebilmeyi nasîb buyurmasını niyâz ediyoruz. 
Ey Rabbimiz, Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme!... 
Ey Rabbimiz! Bize dünyâ’da ve âhirette iyi hâl ver ve bizi cehennem azâbından koru. Hesap günü geldiği zaman bizi, anamızı, babamızı ve Din kardeşlerimizi bağışla... 
 
Ey Rabbimiz! Hayât-ı dünyâmızda, sıhhat, âfiyet ve istikâmet üzere dâim eyleyüp, orktuklarımızdan; (gadabından, kabir ve cehennem azabından) emîn, umduklarımıza; (Rızâ-i İlahî'ne, Rahmetine, Mağfiretine, Cennet ve Cemâl-i bâ Kemâline) nâil eyle.
 
Peygamber Efendimiz’in duâsı ile: "Ey Rabbimiz! bizi söz, fiil ve amel cihetinden Cennete yaklaştıracak şeylerde muvaffak buyur. Söz, fiil ve amel cihetinden cehennem’e yaklaştıracak şeylerden de muhâfaza buyur.. Âmîn...

Âhiret Hayâtını Harâb Edenler Ölümden Çok Korkarlar ile ilgili görsel sonucu