Allah-ü Teâlâ; yeryüzünde ilk insan ve ilk Peygamber Âdem aleyhise-selâm'dan i'tibâren her devirde her Peygamberi'ne (aleyhimüs-selâm) ve Peygamber'in (aleyhimüs-selâm) kavmine: "Ey İnsanlar! Yeryüzünde Allah'ın sizin için mübah kıldığı rızıkların helâl ve temiz olanlarından yeyin, için, temiz ve güzel olan şeyleri yapın, sakın şeytana uymayın" buyurduğu gibi; son Peygamber'i Muhammed aleyhis-selâm'a ve O'nun (s.a.v.) ümmetlerine de aynı hakîkatleri emir buyurmuştur.
Bu husûsun delîli olan Âyet-i Kerimelerde Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır.
"Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerden (Allah'ın sizin için mübah kıldığı rızıklardan) helâl ve temiz olmak şartıyla yiyin, şeytana uymayın, (şeytanın izini takip etmeyin). Çünki o, hakikaten size apaçık bir düşmandır. Muhakkak şeytan, size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmiyeceğiniz şeyleri söylemenizi emreder". 
Ey îman edenler, size rızk olarak verdiğimiz şeylerin (maddeten ve mâ'nen) en temiz olanlarından yeyin, (sakın temiz olanları haram sayan, necis olanları ise helâ kabul eden kâfirler gibi olmayın) Allah'a (üzerinizdeki büyük ni'metinden dolayı, kalbinizle, bedeninizle ve dilinizle) şükredin, eğer (hakıykaten yalnız) O'na (c.c) kulluk ediyor (emirlerini dinleyip itâat ediyor) sanız.
O, (şânı Yüce olan Rabbiniz) size ölüyü (murdar hayvanı, Şer'î usullere göre kesilmediği için zararlı olan etleri), kanı, domuz etini, bir de Allah'dan başkası için kesilen  (hayvanın etini yemenizi) kat'iyyen haram kıldı. 
Fakat kim bunlardan yemiye muztâr (çâresizlikten mecbûr) kalırsa (Allah; çâresiz kaldığınız durumlarda bu haram kılınan şeyleri yemenizi "sizin üzerinize bir fadl-u ihsân olarak" kimseye) saldırmamak ve haddi aşmamak şartı ile, (ölmeyecek mikdarı geçmemek kaydı ile) mübah kıldı, (zarûret hâlinde, ölmemek için haramlardan yemenizde üzerinize günâh yokdur. Şübhesiz ki Allah çok yarğılayıcıdır, hakkıyle esirgeyicidir". (Bakara: 168-173) 
 
(Bütün Peygamberler'e (aleyhimüs-selâm) hitâben: "Ey Peygamberler! Helâl şeylerden yeyiniz ve sâlih amel işleyiniz. Çünki, Ben ne yaparsanız hep bilirim. İşte bu Dîniniz, esasta bir tek Din'dir. (Hepinizin Dîni, bir dir, Tevhîd Dîni olan İslâm'dır). Ben de hepinizin Rabbi'yim. Öyleyse; Emirlerimi dinleyerek, (Helâllerle iktifâ ederek, yetinerek) yasaklarımdan (haramlardan) kaçınmak sûretiyle, Benden korkun."  (Mü'minûn: 51, 52)
 
HARAM İLE HELÂL HİÇ BİR ZAMAN AYNI OLMAZ
 
Allah-ü Teâlâ; Peygamber-i Zî Şân'ı Muhammed aleyhis-selâm'a hitâben: (Ey Rasûlüm! kullarıma, inanan insanlara): De ki; murdar ile temiz bir (haram ile helâl aslâ müsâvi, aynı) olmaz. Murdar'ın (haram kazancın) çokluğu hoşunuza gitse bile. O halde ey akıl sâhibleri, haram (murdar) husûsunda Allah'dan korkun (haramlardan uzak durun) ki, kurtuluşa kavuşasınız.. (Mâide: 5/ 100)
Pek çok müfessir; Âyet-i Kerîme'nin tefsîrini şöyle yapmışlardır.
(Ey Rasûlüm de ki; Hiç bir şeyden habîs (murdar- haram, temiz ve güzel olmayan şeyler) ile, tayyibât (temiz, helâl ve güzel olan şeyler) aslâ bir olmaz. 
Mü'min ile münkir, (Allah'a, Rasûlü'ne ve âhiret gününe inanan Müslüman ile; inanmayan, küfreden kâfir) Allah ve Rasûlü'nün (s.a.v.) emirlerine itâat ederek ibâdet eden Mü'min ile, karşı gelen, isyân ve tuğyân eden mücrim, âlim (Allah'ın koyduğu hükümleri bilen ve bildiği ile amel eden) ile câhil, haram mal-kazanc ile helâl mal-kazanc bir olmaz. Velev ki, haramın çokluğu ve güzelliği hoşuna gitmiş olsa bile ey insan oğlu! 
Ey akıl sâhibleri, bilmiş olun ki, en büyük kurtuluş, en yüce maksûd olan Allah'ın rızâsı'na ve Cennet'e ulaşmanın yegâne yolu budur.
Allah ve Rasûlü katında gerçek akıl sâhibleri; Âllah'a ve Âhiret gününe inanan, haramlardan kaçınmak, murdar şeylerden uzak durmak sûretiyle helâl, temiz, iyi ve güzel olan şeyleri yapmayı tercîh edenlerdir.
Ayrıca; Tefsîr âlimlerinden Vahidi (r.h.) "Vesît" adlı tefsirinde, Mâide Sûresinin 100. Âyet-i Kerîmesini tefsir ederken, Hazret-i Câbir'in (r.a.) rivâyet ettiği şöyle bir Hadis-i Şerif'i nakleder. 
Hazret-i Câbir (r.a.) şöyle anlatmıştır.
"Biz bir gün Rasûlüllah'ın (s.a.v.) huzûrunda bulunuyorduk. O sırada bir adam geldi ve: Yâ RasûlAllah! Ben içki üzerine ticâret yapıyorum. İçki satışından bir hayli mal biriktirdim. Bu malları Allah Teâlâ uğrunda harcarsam bana fayda sağlar mı? diye sordu.  
Rasûl-i Ekrem ve Nebiy-yi Muhterem (s.a.v.): "Eğer o malı Hacc ve Cihâd yolunda harcarsan veya Sadaka olarak dağıtırsan, Allah katında bir sivrisinek kanadı kadar (bile) değer taşımaz. Muhakkak Allah (c.c) ancak temizi kabul eder buyurdu." 
Allah-ü Teâlâ Peygamberi'nin (s.a.v.) sözünü tasdîk etmek üzere: "De ki; murdar ile temiz (hiç bir zaman) bir olmaz." (Mâide:100.) Âyet-i Celîlesini indirdi. 
Tâbiîn ulemâsının büyüklerinden Atâ ve Hasan-i Basrî (r.h.) Hazrerleri; Âyet-i Kerîme'deki "murdar ve temiz" den murâd helâl ve haram'dır demişlerdir... 
 
YENİLMESİ, İÇİLMESİ, KULLANILMASI, YAPILMASI HARAM-YASAK OLAN ŞEYLERİN TİCÂRETİ DE YASAK VE HARAMDIR
 
Vâzıı (insanlık tarihi boyunca Peygamberleri vâsıtasıyla bildirdiği Şerîatın hükümlerinin koyucusu) bizzat Yüce Allah olan, (son Peygamberi Muhammed aleyhis-selâm'a indirdiği son semâvî Kitâbı olan Kur'ân-i Kerim'in inzâlinin tamamlanması ile ikmâl edilmiş, (yine bizzat Yüce Allah tarafından en mükemmel hâlini almış olduğu beyân ve i'lân edilmiş) olan Din-i Celîl-i İslâm'da, "yenilmesi, içilmesi, kullanılması, yapılması, haram- yasak olan şeylerin ticâreti de yasak ve haram"dır.
Altını kalın çizgilerle çizerek ifâde edelim, bilinmeli ve unutulmamalıdır ki; yapılan herhangi bir işin kânuna uygun olması, yapılan şeyin devlet tarafından kânunla düzenlenmiş olması, o işin câiz ve Helâl olduğu mâ'nâsına gelmez. 
Allah katında suç olup doğru olmaması, Dîne aykırı olması ayrı şeydir! kânunlara uygun olması ayrı şeydir.!!!
Acı bir gerçektir ki; insanlık tarihi boyunca ve günümüzde, Din'de (Dîn'in vâzıı ve sâhibi olan Yüce Allah'ın Şerîatında, kullarının dünyâ ve âhiret iyiliği için koyduğu İlâhî kânunda haram olduğu bildirilip) yasaklanmış olan pek çok şey vardır ki, maalesef! devletin/ devletlerin çıkarmış olduğu kânunlara göre, suç ve yasak olarak kabul edilmemiştir/ edilmemektedir!..  
Binâenaleyh; Allah ve Rasûlü (s.a.v.) tarafından Haram kılınmış, Din'de yasak olan bir takım kötü şeylerin, devletin/ devletlerin çıkardığı kânunlara uygun olarak yapılması kaydıyla! (meselâ; her biri şeytanın pis amellerinden olan: zinâ pisliğinin açıkca işlendiği fuhuş evleri, sarhoşluk verici içkiler ve kumar gibi illetlerin, milletlerin baş belâsı olan şeylerin) meşrû' (haram değilmiş, mübâh ve normalmiş gibi) kabul edildiği, dolayısıyla suç olmadığı acı bir gerçek olarak ortadadır!. 
 
KÖTÜLÜKLERİN ANASI İÇKİ VE BAŞ BELÂSI KUMAR
 
Mülkün sâhibi Yüce Allah, Kitâb-ı Kerîminde içki'yi ve kumarı kesin olarak yasaklamış, Kitâb-ı Kerim kendisine gönderilmiş olan Allah Rasûlü, Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.) de: "İçki'den kaçının. Çünkü o kötülüklerin anası'dır" buyurarak insanları/inananları uyarmıştır.
İçki'nin (ister sıvı olsun, ister katı olsun sarhoşluk verici olan şeylerin ve kumarın) haram olduğunu bildiren Âyet-i Kerîme'de şöyle buyurulmuştur.
"Ey îmân edenler, Muhakkak hamr, (içki) kumar, (tapmaya mahsus) dikili taşlar, fal okları; ancak şeytanın amelinden birer murdardır. (gerçek birer pisliktir). Onun için bun (lar) dan kaçının ki, murâdınıza eresiniz. 
Şeytan içki de ve kumar'da ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan ve Namazdan alıkoymak ister. Artık siz (hepiniz) vaz geçtiniz değil mi? (Mâide: 90,91)
(Hamr: ister yaş, ister kuru, ister yenilir, ister içilir olsun farketmez. Aklı bürüyen (gideren, sarhoş eden) her maddeye verilen bir ad ve vasıftır. Kesin olarak haram kışınmıştır.)
(Kumar; "sonucunun ne olacağı belli olmayan bir şeye bağlanıp kolayca malı elden çıkarmak veya bu yoldan zahmetsizce para kazanmayı düşünmek'dir.
Kumar olan her türlü oyunu oynamak da, oynatmak veya oynanmasına aracı olarak ondan gelir elde etmek de haramdır...
Allah'a ve âhiret gününe inanan bir Müslüman'ın; milletlerin baş belâsı, kötülüklerin anası ve Allah’ın kesin olarak yasakladığı içki ve kumar illetinin yaygınlaşması ve neticesinde milletin ifsâd olması için destek vermesi düşünülemez.
Allah'ın Nizâmı olan Dinimiz'de, kötülüğü önlemek, iyiliği elde etmeye tercih edilmiştir. 
Bu, İslâm hukûkunda: “Def-i mefâsid celb-i menâfi’den evlâdır” Yani “kötülüğü def etmek, gidermek, menfâat, çıkar elde etmekten önce gelir” prensibi ile umûmî hukûk kâidesi hâline getirilmiştir.
Binaenaleyh; Allah'a ve âhiret gününe inananların, güçlerinin yettiği kadar, her türlü haramı işlemekden de, ticâreti ile meşgul olmakdan da uzak durmaları gerekir...
 
Allah'ın haram kıldığı şeyleri yapmaktan çekinmeyen, Allah'a ve Rasûlü'ne (s.a.v.) karşı gelmiş, Allah'a ve Peygamber'ine (s.a.v.) isyân ile de azâbı hak etmiş olur. Allah-ü Teâlâ bu hususta şöyle buyuruyor.
"Kim Allah'a ve Peygamber'ine isyân eder (Allah'ın hudûdunu) sınırlarını (çiğneyip) geçerse, Allah da onu -içinde dâim kalıcı olarak- ateşe koyar. Onun için hor ve hakir edici bir azab vardır.  (Nisâ: 14)
 
SARHOŞLUK VERİCİ İÇKİLERİ İÇENLER HAZRET-İ PEYGAMBER'İN (A.S.) DİLİ İLE LÂ'NETLENMİŞ VE ÂHİRETTEKİ KÖTÜ ÂKIBETLERİ BİLDİRİLMİŞTİR
 
Ebû Dâvûd'un kaydettiğine göre, Rasûl-i Ekrem ve Nebiy-yi Muhterem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.
"İçki'nin kendisi, içki'yi içen, içiren, (dağıtan, sâkîlik yapan) satan, alan, yapan, yaptıran, yüklenip götüren, (nakliyeci) kendisine götürülen, parasını yiyen...Bunların hepsine lâ'net olunmuştur....
Şüphesiz ki içki, kötülüklerin anasıdır. Sarhoş eden her madde içki'dir. Her içki de haramdır. Her kim dünyâda içki içer ve içki'ye devâm ederken, tevbe etmeden ölürse âhirette (Cennet şerbeti, Cennetin hiç bir içeceğinden) içemez.
Sarhoş edici bir maddeyi içen kimseyi "Tıynet-i Habal" dan sulamak Allah'ın bir ahdidir (verilmiş bir hükmüdür). Eshab: Ey Allah'ın Rasûlü: "Tıynet-i Habal" nedir? diye sordular. Rasûl-ü Ekrem (s.a.v.): "Cehennem ehlinin terleri veya (yanan vücudlarından sızan) pis sularıdır" cevâbını verdi. 
İçki'ye devâm eden putperest gibidir. İçki'ye devâm eden kimse, tevbe etmeden öldüğü takdirde Cennet'e giremeyeceğini unutmasın!...
 
HARAM YOLDAN KAZANILAN PARA İLE HAYIR HASENÂT OLMAZ 
 
Hiç şüphe yok ki; Haram ile, (meselâ: kumardan kazanılan para ile) hayır olmaz. Hayır-hasenât, helâl ve meşrû’ yollarla elde edilen kazançla yapılır, yapılmalıdır.
İlmine, irfanına ve akîdesinin sağlamlığına güvenilen Âlimlerin bu husustaki tavsiyesi şöyledir:
"Müslüman bir kişi, kumar ve benzeri haram yol ve usullerle kazanç elde etmiş ise, bunun tamamını (hayır-hasenât niyeti ile değil de, o paranın toplumun hakkı olduğu inancı ile) toplum yararına olan hayırlı hizmetlere harcaması- vermesi uygun bir hareket olur". 
Bu hususta, Huccet-ül İslâm İmam-ı Gazâlî Rahimahullah’ın görüş ve fetvâsını nakletmenin yeterli ve faydalı olacağına inanıyoruz. 
O Büyük âlim buyuruyor ki; 
“Haram yoldan elde edilmiş bir kazancı; hayırlı bir yere sarfetmek, denize atmaktan daha hayırlıdır. 
Bunun ne atana, ne de malın sâhibine bir faydası vardır.
Halbuki fakire verdiği takdirde, o faydalanacağı gibi, mal sâhibine de duâcı olacaktır”. der. 
Sonra; Sözlerine delil olarak Rasûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.) iki uygulamasını nakleder. 
Birinci olarak; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hazret-i Ebubekir’in (r.a.) müşriklerle bahse girip kazandığı mal hakkında: “getirdiğin bu mal şüphesiz haramdır. Onu (fakir) Müslümanlara sadaka olarak ver” buyurduğunu kaydeder.
İkinci misal ve şer’î delil olarak da; Tirmizî’nin sahîhinde de kaydettiği, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir cenâze defninden dönüşünde Kureyş’li bir kadının vediği ziyâfete dâ'vet edilmiş, önüne konulan kızartılmış koyunun haram olduğu bildirilince; “Bunu kaldırın ve esirlere yedirin” buyurduğunu nakleder.
İmam-ı Gazâlî’nin (r.h.) bu husustaki fetvâsı özetle şöyledir. 
Bu durumda, gerek fâizli parayı, gerekse kumar gibi haram yollardan elde edilmiş bulunan parayı fakirlere tasadduk (dağıtmak) mümkün olduğu gibi, bir hayır kurumuna vermek de mümkün’dür.
Ancak; Unutulmamalıdır ki; Sadaka olarak verilen böyle (haram) paralardan bir ecir ve sevâb beklenmez. 
Sadece para, en uygun şekilde elden çıkarılmış olur... 
 
HARAM PARA İLE YAPILAN HACC KABUL OLUNMAZ
 
Taberânî'nin kaydettiğine ve Hazret-i Ebî Hüreyre'nin (r.a.) rivâyetine göre; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır.
Haram mal ile Hacceden kimse "Lebbeyk" dediği vakit bir Melek: "Lâ Lebbeyk ve lâ sâ'deyk" (mürâcaatın kabul edilmemiş) Haccın yüzüne çarpılmıştır" der. 
Evliyâullah'ın büyüklerinden Süfyân es-Sevrî (r.h.) diyor ki; Tâat yolunda haram mal harcayan, (haram parara ile hacca giden, hayır hasenât yapan-yaptığını sanan-) elbiseyi bevil (insan vücudundan süzülerek küçük abdest yolu ile çıkan pis su) ile yıkayıp paklamaya uğraşan kimse gibidir. Halbuki pis elbiseyi ancak temiz su paklar, günâhları da ancak helâl mal ile yapılan (tâat-hayır-hasenât) örter.
Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurmuşlardır ki;
Haramla beslenen bir vücut cennete giremez...
Malı nereden kazandığına aldırış etmeyen kimseyi Allah hangi kapıdan cehenneme sokarsa aldırış etmez. 
Azîz ve Celîl olan Yüce Allah, Beyt-i Makdis'de bir Melek vazîfelendirmiştir. Her gün: "Kim haram yerse Allah onun ne hayırını ne de nâfilesini kabul eder" diye nidâ eder. 
İbn-i Abbas (r.anhümâ) Allah-ü Teâlâ: "Midesinde haram olan kimsenin ibâdet ve tâatını tevbe edinceye kadar kabul etmez." buyurmuştur.
Âriflerden bir zât diyor ki; "Genç bir insan ibâdet ettiği vakit, iblis (şeytan aleyhil'lâne) yardımcılarına: "Onun nereden yediğine bakın. Şâyet yediği haram ise, onu bırakın yorulsun, uğraşsın. Haram yiyerek ibâdet etmesi ona fayda vermez". der.
 
HARAM MAL YİYENLER
 
Ârif-i billah ve âmil bi-ahkâmillah olan irfan ve hikmet ehli âlimler; Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.): "Haramla beslenen bir vücut cennete giremez. Mekkâs (aşırı vergi toplayıcı) Cennete giremez. 
Âdil, insaflı ve doğru olmayan bir şekilde öşürü-vergiyi toplaynan Öşür me'murları zâlimlerin en büyük yardımcılarından, hattâ bizzat zâlimlerden sayılır. 
Çünki o, Öşür vermeye müstehak (verecek durumda) olmayanlardan alır, müstehak (ihtiyac sâhibi ve almaya lâyık) olmayanlarına verir).
Kulların haklarını kendi uhdesine geçirenler, Cennete giremez. Öşür me'muru bu dünyâda aldıklarını, Kıyâmet Gününde hak sâhiblerine nerden ödeyecektir?" buyurduğunu naklederek, haram mal yiyenler içerisine dâhil olanları şöyle tasnîf etmişlerdir. 
Vergi me'muru, (Beyt-ül Mâl- Devlet hazınesi adına Müslümanlardan vergilerini toplamakla görevlendirilen; vergi toplarken halka zulmeden, âdil, insaflı ve doğru olmayan bir şekilde vergiyi, Zekât'ı' Öşür'ü tahsil eden görevliler) emânete hıyânet eden, hilebâz, hırsız, fâiz yiyen, veren, yetim malı yiyen, yalana şehâdet etmekle te'min ettiği malı yiyen, âriyet (emânet) olarak aldığı bir şeyi inkâr eden, rüşvet yiyen, ölçüyü ve tartıyı noksan yapan, sattığı malın ayıbını gizleyen, kumarbaz, büyücü, müneccim, ressam, (put ustası- heykeltraş) zinakâr, ölüler arkasında para ile ağlayan (nevhâ-zen), satıcının izni olmadan malının reklamını yapıp sonra gelip ücret isteyen, hür bir adamı satıp parasını yiyen, insan tâcirliği yapan... İşte bunlar hep haram mal yiyenler içerisine girerler" demişlerdir.
Yüce Allah'dan; son Hak Dîni, mükemmel Dinimiz İslâm, Yüce Kitâbımız  Kur’ân ve Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) Sünnetlerine sarılarak, Sırât-ı Müstakîm -Allah’a giden doğru yol- üzere yaşamaya gayret husûsunda tevfîk niyâz ediyoruz...
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in mübârek duâsı ile yalvarıyoruz.

Ey Rabbimiz! Bize hakkı hak, (doğruyu  doğru  olarak) göster ve bizi hakka, doğruya tâbi kıl, hakka uyanlardan, doğrulardan ve doğru iş yapanlardan eyle. Bize bâtılı bâtıl olarak, (yanlışı yanlış olarak) göster ve yanlışlardan uzak durmayı nasip buyur.  Âmîn...

Ey Rabbimiz, Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme!... 
Bize dünyâ’da ve âhirette iyi hâl ver ve bizi cehennem azâbından koru. Hesap günü geldiği zaman bizi, anamızı, babamızı ve Din kardeşlerimizi bağışla... Âmîn…

İlgili resim