İnananıyla, inanmayanı ile insanlık âlemi olarak 31 Aralık günü, 2017 yılına vedâ ederek yeni bir yıla başlayacağız.

Yaşadığımız dünyâ hayâtı açısından sevinci ile hüznü ile, acı – tatlı pek çok hâtıralarla geçen 2017 yılı, mülkün sâhibi ve yegâne mâliki olan Yüce Allah tarafından “Yarın” olarak ifâde buyurulan ebedî hayât (sonsuz Âhiret Hayatı) nokta-i nazarından ise; inananlar, (Allah'a ve âhiret gününe inandığını, Allah'ın son Peygamberi Muhammed aleyhis-selâm ve O Büyük Peygamber'in (s.a.v.) getirip teblîğ ettiği son Hak Şerîat, Kıyâmet'e kadar ahkâmı değişmeyecek, İlahî koruma altında olduğu için değiştirilmesi mümkün olmayacak kâinât şumûl Yüce İslâm'a mensup olduğunu söyleyenler) açısında bile; büyük ölçüde zarar ve ziyan içinde! pek çok günâh işlenerek geçtiğine inandığımız bir yıl olarak tarih sayfasındaki yerini alacaktır.

İSLÂMÎ AÇIDAN MİLÂDÎ YILBAŞI:

    Dînî açıdan, inananlar için yılbaşı; ömür takviminden bir yaprağın koparılarak yeni bir yıla daha başlamaktan ve bir takım muâmelelerin (Türkiye’de 1 Ocak 1926 tarihinden i'tibâren milâdî takvimin kullanılmaya başlanmasından, 1 Ocak 1936 tarihinin ise, ilk resmî yılbaşı tatili olarak i'lân edilmesi gibi uygulamaların) dünyâ insanları ile berâber yapılmasından öte hiç bir özellik ve mânâ taşımamaktadır.

     Akl-ı selim sâhiplerinin kabul edeceği üzere; ömür takviminden bir yaprağın daha koparılarak yeni bir yıl’a  başlamaktan öte bir mânâ ifâde etmeyen ve maalesef insanlığın büyük çoğunluğu tarafından Allah’a karşı âdeta bir toplu isyân hereketi ve günâh işleme yarışına girilerek! karşılanan yılbaşında, inananlara yakışan; ömür takviminden bir yaprağın daha koparılarak mukadder son’a bir adım daha yaklaştığı gerçeği inancı ile, ciddî bir nefs muhasebesi yapmak; çoluk – çocuk, bütün âile fertleriyle birlikte Yüce Yaratıcı’ya el ve gönüllerini açarak;  “Yâ Rabbî, geçen seneyi bizden râzı olarak ayır. Hasbelbeşer (insanlık îcâbı olarak şaşarak) işlediğimiz günâhlarımızı bağışla, sâdır olan ısyânlarımızı hasenâta tebdil eyle. Bilerek, bilmeyerek işlediğimiz hatâ ve kusurlarımızı  engin Rahmetinle sevâba çeviriver. Yeni yılda beni, anamı, babamı, çoluk çocuğumu ve Din kardeşlerimi sıhhat, âfiyet üzere hidâyeti İlâhiyende dâim kıl, insanlık âlemine hidâyet, sulh-u salâh ve saâdetler ver, içinde bulunduğu zulum ve haksızlıklardan kurtuluşuna vesîle eyle" diye duâ ve niyazlarda bulunmalı, tevbe istiğfarlar ederek Allah’a yalvarmalı, istek ve hâcetlerini O’na arzederek, yeni yılı böyle karşılamalarıdır. 

     Unutulmamalıdır ki; milletleri ayakta tutan, birlik, berâberlik ve ictmaî dayanışma içerisinde yaşamalarını ve millî kimliğiyle tarih sahnesinde yer almalarını sağlayan, onların millî ve mâ'nevî değerlerine bağlılıklarıdır.

      Millî ve mâ'nevî (toplumun inançları ve yapısına uygun kültür ve edep) değerlerine sâhip çıkmayan ve başka milletleri körü körüne taklid edip, millî benlik ve şahsiyetlerini kaybeden millet ve toplulukların, dünyâ coğrafyasından silinip yok oldukları, o milleti millet yapan değerlerin gelecek nesillere aktarılabildiği nisbette de, varlıklarını sürdürdükleri tarihî bir gerçektir.

      Yine tarihî bir gerçektir ki, millî ve mâ'nevî değerlerine gereği gibi sâhip çıkarak, birlik ve beraberliğini koruyabilen bir millet dıştan yıkılmamış ve yıkılamaz. Ancak, içte meydana gelen bozulmalar sebebiyle yıkılmalar, çökmeler olmuştur.

       Bunun için, bir milleti içten yıkmak isteyen müfsitler,  inanç, ahlâk ve millî değerleri yok etmeyi dâima ilk hedef olarak seçmişler, orada muvaffak olunca, menfûr (iğrenç) emellerini gerçekleştirebilmişlerdir.

        Müslüman Türk toplumu olarak, iftihar ettiğimiz şanlı ecdâdımız ve tarihimizin şan ve şerefle dolu sayfalarındaki başarı ve güzellikleri yeniden kazanmak ve devâm ettirmek için, Anavatan’da da, gurbet diyarlarında da neslimizi mutlaka ve mutlaka kısaca; "ahlâk-ı Muhammedî" olarak ifâde edebileceğimiz millî ve mâ'nevî değerler çerçevesinde eğitmek ve yetiştirmek mecbûriyetinde olduğumuzu, bu mühim vazifemizi ihmal ettiğimiz takdirde ise, neslimizin Dinî ve ahlakî değerlerden uzaklaşacakları, örf ve âdetlerimize uymayan davranışları benimseyecekleri, zararlı akım ve alışkanlıkların tuzağına kolayca düşebilecekleri gerçeğini aslâ unutmamalıyız.

        Bu i'tibârla; geleceğimizin te’minâtı olan gençlerimizi, millî, mâ'nevî ve kültürel değerlere uygun yetiştirmek, anne- baba, eğitimci, Din adamı ve toplum olarak hepimizin görevidir.

       Yüce Allah (c.c.) ins-ü cinne hidâyet rehberi olarak gönderdiği Yüce Kitabı Kur’ân-ı Kerim’de En’am Sûresinin 153’üncü Âyet-i Kerîmesinde; “İşte bu (İslâm) Dîni, benim dosdoğru yolum'dur. O’na uyun.  Başka yollara uymayın.  (Hak yol’dan sapmayın).Yoksa o yollar, sizi parça parça edip, doğru yoldan ayırır. İşte bunları, sakınasınız diye Allah size emreder. buyurarak inananların ancak Dinî ve ahlakî prensiplere sâhip çıkarak, hakikî kimlik ve şahsiyetlerini koruyabileceğini ifâde ve beyân buyurmaktadır.

       "İnsanlığa güzel ahlâkı yaşayarak öğretmek ve tamamlamak üzere gönderilen” Allah’ın son Peygamberi, Azîz Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm; Müslümanlar arasında ahlakî çöküntüye sebep olacağı, birlik ve beraberliği bozacağı, inananları Hak yoldan uzaklaştıracağı ve âhiret zararına uğratacağı endişesiyle, başka milletlerin örf ve âdetlerini taklîd etmekten, onları benimsemekten şiddetle sakınılmasını emreden ikazlarında; “Kim bir kavme benzemeye azmeder, (onlar gibi yaşamaya başlarsa) o ondandır. Bir kişi diğer bir kişinin ameline, yoluna ve âdetine râzı olursa, muhakkak ki o ondandır”.  buyurmuştur.

       Bu vesileyle, yeri ve zamanı olduğu için hatırlatmakta fayda gördüğümüz mühim bir husûsa dikkatlerinizi çekerek sözlerimizi noktalamak isteriz.

       Üzülerek ifâde edelim ki, gerek Anavatan’da, gerekse Türk toplumun yaşadığı başka yerlerde, son yıllarda Müslüman Türk toplumumu arasında iyice yaygınlaşanan, daha da üzücü ve düşündürücü olan bilhassa  bazı dindar çevreler arasında bile yaygınlaştığına şâhid olduğumuz yılbaşı kutlaması adı altında düzenlenen eğlence ve toplantılar; Müslüman Türk milleti olarak, bizim açımızdan Dînî, millî, kültürel ve geleneksel hiç bir değere sâhib değildir.

       Binâenaleyh, millî ve mâ'nevî değerlerimize tamâmen ters olan bu tür eğlencelerde, aklı ve sağlığı tehdît eden, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) ifâdeleri ile: "Bütün kötülüklerin anası olan" sarhoşluk verici "içkileri" içmeyi, âile bütçesini sarsan, dostlukları yok eden şeytan'ın murdar-pis işlerinden biri olan "kumar’ı ve Allah'ın sevmediği, gadab ettiği "israf" boyutundaki harcamaları, millî ve Dinî değerlerimizle bağdaştırmak aslâ mümkün olmadığı gibi, bu tür eğlence ve âdetlerin, kültürel tahribâta yol açtığı, bizleri, özellikle de, Müslümanların azınlıkta olduğu gayriMüslim ülkelerde doğup büyüyen neslimizi, millî kimliğimizden uzaklaştırmakta olduğu da acı bir gerçektir.

      Bunun için, inananlar olarak hangi asırda ve nerede yaşıyor olursak olalım, kültürel mîrasımızdan, Dinî anlayış ve heyecânımızdan kaynaklanan öz değerlerimizi yaşatmaya gayret edelim ve bu değerlerimizi neslimize de aktarmaya çalışarak, Dinî ve millî değerlerimizle çelişen başka kültürlerin örf ve âdetlerini körü körüne taklîd ve özenti hastalığından da mutlaka uzak durup kaçınalım.

      Altını kalın çizgilerle çizerek bir kere daha ifâde edelim ki; bizim için, (inananlar için) ömür takviminden bir yaprağın koparılarak yeni bir yıla daha başlamaktan öte, hiç bir özellik ve mânâsı olmayan milâdî yeni yıl’ı eğlence adı altında günâhlar işleyerek, çeşitli isyanlarla karşılamak sûretiyle Yüce Rabbimizi gadaplandıracak yanlış hareteketler yapmak yerine; geçmişte yaptıklarımızı gözden geçirerek, gelecek yeni yılda hayâtımıza, maddesiyle, mâ'nâsıyla; Dînî, ticârî ve ictimâî hayâtımız açısından daha iyi nasıl yön verebileceğimizi düşünerek karşılamalıyız.

       Zîrâ; Allah Rasülü Efendimiz (s.a.v.) bir mübârek sözlerinde; Ey insanlar! “Hesâba çekilmeden evvel kendi kendinizi hesâba çekin   buyurmuştur.

      Ne mutlu hesâba çekilmeden evvel nefsini hesâba çekebilenlere!

Sözlerimizi; Ârif Nihat Asya'nın "Yılbaşı Feryâdı" diyebileceğimiz muhteşem ifâdeleri ile noktalayalım.

 
Bize bir nazar oldu, Cumamız Pazar oldu,
Ne olduysa hep bize azar, azar oldu...
 
Ne şöhretten hastayız, ne de candan hastayız,
Ne ruhça, ne vücutça, ne de kandan hastayız.
 
Avrupa’ya bir değil, iki pencere açtık,
Uzun yıllardan beri cereyandan hastayız..
Batı, batı diyerek eyvâh! hep batıyoruz.
 
Yaklaştıkça her sene öz yurdumda yılbaşı.
Yapılır milletime Frenkçe sahte aşı!
Buna ağlar ağacı, hem toprağı, taşı.
Batı, batı diyerek eyvâh! hep batıyoruz.
 
Sen Hıristiyan mısın? Diye sorsan darılır,
Yılbaşında hindi kaz yemesine bayılır,
Çam deviren hindi ki, nasıl Mü'min sayılır?
Bilmiyoruz çoğumuz ne edip yapıyoruz.
Batı, batı diyerek eyvâh! hep batıyoruz...
 Yılbaşı Kutlamaları ve Millî- Manevî Değerler ile ilgili görsel sonucu