Allah'a ve âhiret gününe inanan Müslüman'ın yapmaması, uzak durması gereken şeylerin yirmi altıncısı zulmetmek'tir.
Zulüm; insanların malını zorla almak, insanları dövmek, onlara kötü söz söyleyip hakâret etmek, güçsüzlerin haklarına tecâvüz etmekle olur. 
Azįz ve Celîl olan Yüce Allah; Kitâb-ı Kerîminde zâlimlerle alâkalı hükmünü şöyle beyân buyurmuştur: 
"O zâlimlerin yapacaklarından Allah'ı gâfil zannetme sakın!. O (c.c.) bunları ancak öyle bir gün için geciktiriyor ki o (gün) gözler (şaşkınlıkla) belerip kalacak. (O halde ki) hepsi de başlarını dikerek koşacaklar. Gözleri kendilerine bile dönüp bakmayacak (bakamayacak, bakmayı düşünemeyecek) Kalblerinin içi ise (müthiş korkularından dolayı akıldan) bomboşdur!
İnsanlara o azâbın kendilerine geleceği günün tehlikesini anlat ki, o gün o zâlimler: "Ey Rabbimiz! bizi yakın bir müddete kadar geciktir de, Senin dâ'vetine icâbet edelim, Peygamberlere tâbî olalım" diyeceklerdir. Halbuki daha evvel siz (dünyâda) kendinize, bize hiç bir zevâl yoktur diye yemin etmedinizmiydi? Siz mefislerine zulmedenlerin diyârında da yerleştiniz. Onlara neler yaptığımız apaçık meydana çıktı. Size (bu hususta) bir çok misaller de gösterdik. (İbrâhîm: 42-45)
 
ALLAH ZÂLİMLERE BİR MÜDDET MÜHLET VERİR 
FAKAT ZULÜM ASLÂ CEZÂSIZ KALMAZ
 
Buhârî, Müslim ve Tirmizî'nin kaydettiklerine göre; Ebû Mûsâ el-Eş'arî (r.a.) şöyle anlatmıştır.
 Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.):
"Allah zâlime bir müddet mühlet verir. (Kesinlikle ihmâl etmez) Bir kere yakaladı mı? artık bir daha ona göz açtırmaz!  buyurmuşlar ve sonra: 
 "Rabinin yakalayışı (ahâlisi) zulmeden halde bulunan memleketleri yakaladığı zaman işte böyle (olur). 
Şüphesiz ki O'nun (c.c) çarpması (cezâsı) pek acıklıdır' pek çetindir." (Hüd:102) Âyet-i Celîlesini okumuşlar, ardından: "Her kimin uhdesinde (üzerinde, bir Din) kardeşinin nefsine-cânına, yâhud malına tecâvüzden mütevellid (saldırmakdan dolayı) hak bulunursa, dînar-dirhem bulunmayan (Kıyâmet Günü gelmezden) evvel bugün dünyâda mazlûmdan o hakkı bağışlamasını istesin. (Dünyâda zulmettiklerinden helâllık almayan) zâlimin amel-i sâlihi bulunursa ondan zulmü miktârı alınır da (mazlûma verilir). Eğer zâlimin hasenâtı (iyilikleri, sevâbı) bulunmazsa, mazlûmun seyyiâtından (günâhlarından) alınıp zâlim üzerine yüklenir.
Ey Eshâbım! Müflis kim dir bilirmisiniz?
Eshâb: Yâ RasûlAllah, (Bizim nazarımızda) müflis: dinarı-dirhemi olmayan (ticâretini batırmış, parası-pulu bulunmayan) dır. dediler. 
Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurdular ki: Ümmetimden müflis olan şu kimsedir ki; Kıyâmet Gününde Huzûr-ı İlahî'ye Namaz, Zekât, Hacc ve Oruc vazîfelerini yerine getirmiş olarak çıkar da; (dünyâda) sövdüğü falan, iftirâ attığı filan (gelerek dâ'vâcı olurlar) ve hatâları (günâhları) onun üzerine yılılır, sonra da cehenneme atılır." 
Cenâb-ı Hakk bir Kutsî Hadiste: Ey Kullarım, Ben zulmetmeyi kendime haram kıldım. Onu sizin aranızda dahi haram kıldım. Öyle ise (sakın) birbirinize zulmetmeyin." buyurdu.
 
ZAYIFLARIN HAKLARI KORUNMAYAN BİR TOPLULUĞU ALLAH TEMİZE ÇIKARMAZ HUZÛRA ERDİRMEZ
 
Peygamber Efendimiz (s.a.v.): Zayıfların, bî-çârelerin haklarını korunmaya muktedir olduğu halde korumayanları Yüce Allah'ın temize çıkarmayacağını, onları dünyâda korumayacağını, huzurdan mahrum bırakacağını, onlar için Kıyâmet Gününde cehennem'in muhakkak olduğunu bildirmiş ve "Zayıfların hakları zâlimlerden alınmayan bir toplumu Allah nasıl temize çılarsın? Mazlum'un bed-duâsından sakının. Çünki, onunla Allah arasında perde yoktur" buyurmuşlardır.
Sırat köprüsü üzerinde duran bir münâdî (seslenici) şöyle seslenir: "Ey azgın cebâbire (zâlimler), ey eşkiyâ topluluğu! Allah-ü Teâlâ izzet ve celâline yemin etti. Bugün hiç bir zâlim şu köprüyü geçemeyecektir!"...
 
ALLAH'IN GAZAB ETTİĞİ BEŞ SINIF İNSAN VARDIR
 
Peygamber Efendimiz (s.a.v.): Beş kişi (sınıf) vardır ki Allah onlara gazab etmiştir. Dilerse, kendilerine dünyâda gazabını icrâ (ile onları rezil rüsvây) eder, dilerse âhirette ateşe atılmalarını buyurur.
 
1. Tebaasından kendi hakkını noksansız olarak alıp onlara karşı insaflı-adâletli-davranmayan ve onlara zulmeden, zulmetmekden vazgeçmeyen devlet reisi ve devlet adamları.
2. Güçlülerle zayıflar arasında eşit muâmele yapmayan ve nefs-ü hevâsına göre (canı nasıl isterse öyle) konuşan (buna rağmen) kavminin (toplumun sevip) saydığı kabîle başkanı, (toplum lideri)...
3. Âile efrâdına Allah'a itâat etmelerini emretmeyen ve onlara vazîfelerini öğretmeyen âile reisi. 
4. Çalıştırdığı işciye hakettiği ücreti ödemeyen müste'cir (iş veren).
(Tuttuğu işcinin, çalıştırdığı amelenin, amele; ister Müslüman olsun, ister gayriMüslim olsun fark etmez
ücretini vermemek, veya hakkını noksan vermek, çalışanlara güç yetiremeyecekleri vazîfeleri yüklemek, gönül rızâları ile vermedikleri bir şeyi ellerinden almak gibi hareketler birer zulümdür.)
5. Kadının mehrini vermeyen erkek.
(Mehri, nafakası ve giyecekleri gibi haklarında, kadına haklarını vermememek de bir zulümdür.)
 
KIYÂMET GÜNÜNDE DÂ'VÂLARI İLK GÖRÜLECEK OLANLAR KARI KOCADIR
 
Abdullah bin Ebî ed-Dünyâ, senedini Ebû Eyyüb el Ensârî'ye (r.a.) dayandırdığı bir Hadis-i Şeriflerinde Rasûl-i Ekrem'in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir.
Kıyâmet Gününde dâ'vâları görüleceklerin ilki karı kocadır. Vallahi, kadının dili değil elleri, ayakları konuşacak. Dünyâda kocasını incittiği hususlarda bu iki uzuv kadın aleyhinde şehâdette bulunacaktır. Hanımına yaptığı hayır ve şer konusunda da erkek hakkında elleri ve ayakları şâhidlik edecektir. Daha sonra erkek ile hizmetcileri (iş veren ile işçileri ) arasındaki dâ'vâya bakılır. 
Haksızlık yapanlardan (hak sâhiblerine verilmek üzere) dânik ve kırat (para-pul) alınmayacak. Fakat zâlimden hasenâtı (iyilikleri) alınır, mazluma verilir. Mazlûmdan da günâhları alınır zâlime yüklenir. Bundan sonra azgın zâlimler, demirden kafeslere konularak (Arasat Meydanına) getirilir de, "Sevkedin onları cehenneme denilir".  ve cehenneme atılırlar. 
 
İMKANI VARKEN BORCUNU ÖDEMEYİ GECİKTİRMEK DE  BİR ZULÜMDÜR
 
Zulmün en büyüklerinden biri de kişinin ödeme imkânı varken borcunu oyalayıp geciktirmesidir.
Buhârî ve Müslim sahîh'lerinde, Rasûl-i Ekrem'in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu kaydetmişlerdir.
"Borcunu ödeme imkânı bulunan kişinin borcunu uzatması, (gününde ödememesi, ödemeyi geciktirmesi) zulümdür. Onun aleyhinde bulunmak, (yetkili mercî'ye şikâyet etmek) ve kendisini cezâlandırmak (hapsetmek) helâl olur."
 
CEZÂ İYİLİKLERE VE KÖTÜLÜKLERE GÖREDİR. ALLAH HİÇ KİMSEYE ZULMETMEZ
 
Andullah bin Enes (r.a.) Rasûlüllah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu iştittim diye rivâyet etmiştir.
Yüce Allah; Mahşer gününde, mahşer halkına yakınındakinin duyduğu gibi, uzaktakinin de duyacağı bir şekilde şöyle buyuracaktır.
"Ben Melîk'im. Ben Deyyân'ım. Cezâ Gününün Sâhibiyim. Bir tokatla ve daha fazlasiyle zulmettikleri kimselerin hakları kendilerinden alınıncaya kadar Cennetlikler Cennet'e, cehennemlikler de cehennem'e giremez. Cezâ iyiliklere ve kölüklere göredir. Rabbin hiç kimseye zulmetmez. Kıyâmet Gününde bütün haklar hak sâhiblerine verilir. Hattâ boynuzlu koç boynuzsuz için kısâs olunur. Her kim haksız olarak birine bir değnek vursa, Kıyâmet Gününde kısas olunur".
 
YÜCE ALLAH KENDİ İLAHÎ HAKLARI İLE İLGİLİ OLANLARI DİLEDİĞİNCE AFFEDER, FAKAT İNSANLARIN HAKLARINDAN HİÇ BİR ŞEYİ BAĞIŞLAMAZ
 
İbn-i Mes'ûd'un (r.a.) şöyle dediği rivâyet olunmuştur.
Erhamür-Râhimın olan Yüce Allah, Kendi İlahî hakları ile ilgili olarak dilediğince affeder. Fakat insanların haklarından hiçbir şeyi bağışlamaz. Dünyâ'da haksızlık yapan bir kulu, hesab gününde mahşer halkının huzûruna diker, sonra hak sâhiblerine gelin hakkınızı alın" buyurur ve Meleklerine şöyle emir verir.
Onun iyi amellerinden alın, her hak sâhibine alacağı kadar verin. Eğer mutâlebe olunan (dünyâ'da haksızlık etmiş olduğu için hesâb gününde iyiliklerini vermek durumunda kalmış olan) bu kişi Allah dostu (sâlih Mü'minlerden idi) ise, hak sâhibleri haklarını aldıktan sonra, zerre ağırlığınca iyiliği kalırsa, Allah o iyiliği kat kat büyültür ve Cennetine sokar. 
Hesâba çekilen kişi, eğer makbul bir kul değil ise,
hiç bir iyiliği de kalmazsa, Melekler: Ey Rabbimiz, bunun sevâbı kalmadı, daha alacaklılar var, ne yapalım? derler.
Cenâb-ı Hakk: Alacaklıların günâhlarından alın, onun günâhlarına katın, buyurur. Sonra adam cehenneme atılır. 
Mahşer gününde yaşanacağı muhakkak olan bu durum; Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.): Ey Eshâbım! Müflis kim dir bilirmisiniz? diye sorması, Eshâb-ı Kirâmın (a.r.): Yâ RasûlAllah, (Bizim nazarımızda) müflis: dinarı-dirhemi olmayan (ticâretini batırmış, parası-pulu bulunmayan) dır. demesi üzerine; Rasûl-i Ekrem'in (s.a.v.): Ümmetimden müflis olan şu kimsedir ki; Kıyâmet Gününde Huzûr-ı İlahî'ye Namaz, Zekât, Hacc ve Oruc vazîfelerini yerine getirmiş olarak çıkar da; (dünyâda) sövdüğü falan, iftirâ attığı filan (gelerek dâ'vâcı olurlar) ve hatâları (günâhları) onun üzerine yıkılır, sonra da cehenneme atılır."mübârek sözlerinin te'yîdidir.
 
ZÂLİMLERE YARDIMCI OLMAK DA ZULÜMDÜR
 
Zâlimlerle oturup kalkmak, onlara sevgi beslemek, onların yaptıkları haksızlıklara göz yummak bir zulümdür, kendini bile bile ateşe atmak demektir.
Azîz ve Celîl olan Yüce Allah: "Sakın zulmedenlere meyletmeyin. Sonra size ateş çarpar. Zâten sizin Allah'dan başka yardımcınız yok, sonra (O'ndan da) yardım göremezsiniz." (Hûd: 13) buyuruyor. 
Asr-ı Saâdetin büyük müfessirlerinden İbn-i Abbâs (r.anhümâ) Âyet-i Kerıme'yi: "Muhabbet etmek, sevgi beslemek, fikrî destek vermek, yumuşak konuşmak sûretiyle zâlimlere, adâlet'den, doğruluktan ayrılanlara meyletmeyin, onlarla gönül bağı içinde olmayın" diye tefsîr etmiştir.
"Velâ terkenû" lafz-ı celîlinde geçen "Rükün" kökü; bir şey'e meyletmek, sevgi ve saygı ile o şeye yönelmek, güç ve imkân sâhibine dalkavukluk etmek" demektir. 
Kim zâlimlere sevgi besler, fikrî destek verir, dalkavukluk yaparsa; kendini ateşe atmış, yakmış olur. 
Nitekim Yüce Allah, başka bir Kavl-i Kerîminde; (Mahşer gününde Meleklere şöyle buyuracağını beyân buyurmaktadır:) 
"O zulmedenleri, onlara eş- dost olanları, (Allah'ı inkâr edenleri, Allah'ı bırakıp tapmakta ısrâr ettikleri şeyleri, bir araya toplayın da hepsini birden cehennem yoluna sevkedin. (Sırat köprüsüne doğru götürün) Ve onları hapsedin (zincirlere vurup tutuklayın) çünki onlar sorguya çekileceklerdir". denilecek. (Sâffât:22-24)
 
ETRÂFLARI HÎLEKÂRLARLA SARILMIŞ İDÂRECİLER- DEVLET ADAMLARI GELECEK
 
İbn-i Mes'ûd 'un (r.a.) rivâyeti ile İmâm-ı Ahmed'in (r.h.) Müsnedinde, Ebû Yala ve İbn-i Hıbban'ın da sahihlerinde kaydettiklerine göre Rasûl-i Ekrem ve Nebiy-yi Muhterem (s.a.v.) mu'cizevî bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır.
"Yakında (ümmetim üzerine) bir takım idâreciler (Devlet adamları, Müslümanların işlerini sevk ve idâre eden yöneticiler) gelecek. Onların çevresini halkın hîlekârları (toplum nazarında saygı ve güvenilirlikleri olmayanlar) saracak. Bunlar; insanlara zulmedecekler, yalan konuşacaklar. 
Kim onların yanlarına girer, yalanlarını doğrular, zulümlerine yardımcı olursa o, benden uzaklalmış olur, ben de ondan. Kim onların yanına gitmez, zulümlerine arkacı olmazsa, o da bendendir. (Bilmiş olun ki;) Kim zâlime yardım ederse, ona birisi musallat kılınır." 
(Hadis âlimleri; Zâlimlere ve avânelerine kalplerinizle nefret ederek bakın ki, iyi amelleriniz heder olmasın, boşa gitmesin" demişler ve şu ihtârı da yapmışlardır.
Kıyâmet Gününde bir münâdî: Nerede zâlimler ve yardımcıları" diye bağıracak! 
O gün, zâlimlere mürekkeb uzatan, hokkalarını dolduran, kalem yontan (me'mûrluk eden) ve daha başka işlerini gören her ferd, zâlimlerle birlikte ateşten bir tâbuta konulurlar ve cehenneme atılırlar... "El-ıyâz-ü billah- Rahmet ve Merhameti sınırsız olan Yüce Allah'a sığınırız. Sen muhafaza buyur Yâ Rab!
 
HALKA ZULMEDEREK VERGİ ALMAK
 
Allah'a ve âhiret gününe inanan Müslüman'ın yapmaması, uzak durması gereken şeylerin yirmi yedincisi; vergilerini toplarken halka zulmetmektir. 
Devlet veya devleti temsil eden güc tarafından (Beyt-ül Mâl- Devlet hazînesi adına) Müslümanlardan Zekât, Öşür ve benzeri tahsılâtı yapmakla görevlendirilmiş olan me'murların halka adâletli davranmaması ve topladıkları emânete ihânet etmeleri de bir zulümdür. 
Azįz ve Celîl olan Yüce Allah; halka zulmederek vergi alanlarla alâkalı hükmünü Kitâb-ı Kerîminde şöyle beyân buyurmuştur: "O yol, (suçlara dâir cezâ yolu) ancak insanlara zulmetmekte, yer (yüzünde) haksız olarak tegallübe kalkmakda (Allah'ın koyduğu hudûdu aşarak azgınlık etmekte, başka insanları baskı altına alarak gaddarca davrananlara ve her türlü haksızlığı yapmış) olanlara karşıdır. İşte bunlar (yok mu?) bunların hakkı pek acıklı bir azâbdır." (Şûrâ: 42)
 
ÂDİL OLMAYAN VERGİ-ÖŞÜR ME'MURU BİR ÇEŞİT YOL KESİCİ SAYILIR
 
Beyt-ül Mâle ihânet eden, vergilerini toplarken halka zulmeden Zekât- Öşür-vergi me'muru, bir nevi yol kesicilere de benzer. 
Âdil, insaflı ve doğru olmayan bir şekilde, öşürü-vergiyi toplayan, yazan, şâhidlik eden kim olursa olsun, alan herkes günâhta ortak olur. Haram yemiş olurlar.
İrfân ve hikmet ehli âlimler, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.): "Mekkâs (aşırı vergi toplayıcı) Cennete giremez" buyurduğunu naklederek şöyle demişlerdir: 
Öşür me'murları zâlimlerin en büyük yardımcılarından, hattâ bizzat zâlimlerden sayılır. 
Çünki o, Öşür vermeye müstehak (verecek durumda) olmayanlardan alır, müstehak (ihtiyac sâhibi ve almaya lâyık) olmayanlarına verir.
Âdil, insaflı ve doğru olmayan bir şekilde öşürü-vergiyi toplaynan Öşür me'murları, (kulların haklarını kendi uhdesine geçirenler) Cennete giremez. Öşür me'muru bu dünyâda aldıklarını, Kıyâmet Gününde hak sâhiblerine nerden ödeyecektir? 
O gün hak sâhibleri (varsa) onun sevâblarını alacaklar da  hakîki bir müflis (hesap gününde bütün iyiliklerini kaybetmiş, tam iflas etmiş) olarak ortada kalacak, Rasûl-i Ekrem'in (s.a.v.): "Haram gıdâ ile gelişen bir vücud Cennet'e giremez. Cehennem ona daha lâyıktır" buyurduğu üzere, sonunda ateşe atılacaktır.
 
Yüce Allah'dan; son Hak Dîni, mükemmel Dinimiz İslâm, Yüce Kitâbımız  Kur’ân ve Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) sünnetlerine sarılarak, Sırât-ı Müstakîm -Allah’a giden doğru yol- üzere yaşamaya gayret husûsunda tevfîk niyâz ediyoruz...
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in mübârek duâsı ile yalvarıyoruz.

Ey Rabbimiz! Bize hakkı hak, (doğruyu  doğru  olarak) göster ve bizi hakka, doğruya tâbi kıl, hakka uyanlardan, doğrulardan ve doğru iş yapanlardan eyle. Bize bâtılı bâtıl olarak, (yanlışı yanlış olarak) göster ve yanlışlardan uzak durmayı nasip buyur.  Âmîn...

Ey Rabbimiz, Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme!... 
Bize dünyâ’da ve âhirette iyi hâl ver ve bizi cehennem azâbından koru. Hesap günü geldiği zaman bizi, anamızı, babamızı ve Din kardeşlerimizi bağışla... Âmîn…​

mısır camileri ile ilgili görsel sonucu