Allah'a ve âhiret gününe inanan Müslüman'ın yapmaması, uzak durması gereken şeylerin yirmi üçüncüsü; hırsızlık'tır. 
Dünyâdaki cezâsı; insanlara ibret olacak çok kötü bir âkibet olmak üzere, elinin kesilmesine hükmedilen pek çirkin huy hırsızlık ve hursızlar hakkında; Azįz ve Celîl olan Yüce Allah'ın Kitâb-ı Kerîminde hükmünü şöyle beyân buyurmuştur: 
"Erkek hırsız ile kadın hırsızın, o irtikab ettiklerine bir karşılık ve cezâ ve Allah'dan insanlara ibret verici bir ukûbet (utanç verici pek kötü bir sonuç) olmak üzere, ellerini kesin. Allah mutlâk gâlibdir, yegâne hüküm ve hikmet sâhibidir". (Mâide:38)
Büyük tefsir âlimlerinden İbn-i Şihab (r.h.) bu Âyet-i Celîlenin tefsîrinde: "Allah hırsızdan intikâmını almakta mutlak gâlib, elinin kesilmesini mecbûr tutmasında da hikmet sâhibidir" der.
 
HIRSIZIN ELİNİN KESİLMESİNİ GEREKTİREN HALLER
 
Hazret-i Âişe (r. anhâ) ve İbn Ömer'in (r.anhümâ) rivâyetileri ile; Buhârî ve Müslim'in kaydettiklerine göre; Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.); "Kıymeti üç dirhem olan bir kalkan için, çalanın elinin kesilmesine hükmettiğini " bildirilmiştir. 
İmâm-ı Ahmed'in (r.h.) rivâyetinde ise: Rasûl-i Ekrem (s.a.v.): "Bir dinarın dörtte birine tekâbül eden sirkatlerde hırsızın elini kesin, bundan az olanlarda kesmeyin" buyurmuşlardır.
Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri; Allah'ın tâ'yin buyurduğu cezâlardan birine çarptırılmış olan (cürmü sâbit olan bir) suçlunun affı hakkında şefâatci- aracı olunmasını da yasaklamış ve bir Hutbesinde şöyle buyurmuşlardır. 
"Ey Eshâbım! Sizden evvel gelip geçen ümmetlerin helâk  edilmelerinin sebebi; hiç şüphesiz içlerinde soylu biri hırsızlık yaptığında onun cezâsını vermemeleri, zayıflar çaldıklarında ise onun elini kesmeleriydi. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemîn ederim ki, şâyet Muhammed'in (s.a.v.) kızı Fâtıma (r. anhâ) hırsızlık yapsa (suçu sâbit olsa) onun elini de mutlaka keserim".
 
HIRSIZ'IN ÎMÂN DURUMU VE TEVBESİ
 
Buhârî ve Müslim'in Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivâyet ettiklerine göre; Rasûl-i Ekrem'in (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır.
"Zinâ eden Mü'mün kişi, zinâ ettiği vakit (kâmil) bir Mü'min olduğu halde zinâ edemez. 
Hırsız da, çaldığı sıra (kâmil bir) Mü'min olduğu halde çalamaz. Fakat tevbe kapısı açıktır". 
(Ulemâ, hırsız çaldıklarını, âid olduğu yere geri vermedikce veya -çaldığı elinde yoksa- mal sâhibinden helâllık almadıkca tevbesi kendisine fayda vermez demişlerdir.)
 
Başka bir rivâyette ise: "Zinâ eden (kul) da zinâ ettiği dem de Mü'min olarak zinâ etmez.. İçki içen kişi de içkiyi içtiği vakit Mü'min olarak içmez. Halkın (gıpta ile) kendisine gözlerini diktiği asîl birisi mal aşırdığı sırada îmanlı olarak aşırmaz.
Kul zinâ yaptığı zaman îman kendisinden çıkar, başı ucunda bir gölge gibi bekler. Kim ki zinâ eder veya içki içerse insan, başından gömleğini başından çıkardığı gibi, Allah da ondan îmânı çeker çıkarır". buyurmuşlardır.
 
YOL KESİP YER YÜZÜNDE BOZGUNCULUK YAPMAK
 
Allah'a ve âhiret gününe inanan Müslüman'ın yapmaması, uzak durması gereken şeylerin yirmi dördüncüsü; yol kesmek'tir.
Yol kesmek; cana kıymak, hırsızlık yapmak ve gasp yapmak sûretiyle yer yüzünde fesatcılığa- bozgunculuğa koşmak olup, bir mâ'nâsı ile de Allah'a ve Rasûlü'ne (s.a.v.) karşı harb ilân etmektir. 
Allah'a ve Rasûlü'ne (s.a.v.) harp açmak demek; Allah ve Rasûlü'nün (s.a..) emirlerine itâat etmemek, isyân etmek, karşı gelmek, boyun eğmemek " demektir. 
Müslümanlara silah çekmek'de; Allah'a ve Rasûlü'ne (s.a.v.) harp i'lân etmekdir. 
Yüce Allah (c.c.) Kitâb-ı Kerîminde: Allah ve Rasûlü'ne (Mü'minlere) harp açanların yer yüzünde (yol kesmek sûreti ile) fesatcılığa koşanların cezâsı ancak öldürülmeleri, ya asılmaları, yâhud (sağ) elleri ile (sol) ayaklarının çaprazvârî kesilmesi, yâhud da (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyâdaki rüsvaylığıdır. Âhirette ise, onlara (başkaca) pek büyük bir azab da vardır." (Mâide:33)
 
İbn-i Abbas'dan (r.a.) rivâyet olunduğuna göre; Âyet-i Celî'ledeki "veyâ" mâ'nâsına gelen "ev" lafzı "tahyîr- muhayyer bırakılmak, tercih yapmak" içindir. Yâ'ni: yol kesicilere verilecek cezânın nev'i veliyyül-emrin irâde ve tasarrufuna bağlıdır. Dilerse öldürür, dilerse asar, dilerse sürgüne gönderir.
Aralarında İmâm-ı Şâfii'nin (r.h.) da bulunduğu âlimlerden bir kısmı ise; "ev" lafzı tahyîr için olmayıp, cürümlerin (işlenen suçların) derecelerine göre "tertîb-sıraya koymak" için demişlerdir. Herkes cürmü nisbetinde cezâlandırılır. Binâenaleyh; Veliyy-ül emr (Müslümanların işlerini idâre eden otorite, Devleti temsil eden güç) cezâ takdîrinde serbest değildir. O, soyguncu kâtili (hem soygun yapmış, hem de cinâyet işlemiş olan suçluyu) öldürür ve asar. Suçu sâbit olan hırsızın elini keser, öldüremez. Sırf cana kıyıp mala ilişmeyeni ise yalnız öldürür. 
Yollarda kabadayılık yapanlar ise, bulundukları yerden başka bir yere sürgüne gönderilir.
Âyet-i Celî'ledeki; "yâhud da bulundukları yerden sürülmelidir" cümlesi, veliyy-ül emr yakalanamayan cürüm sâhibleri hakkında vur emri vererek kanlarını helâl kılmasıdır" şeklinde tefsir edilmiştir. 
Cinâyet işlememişler ise, yakalanmaları hâlinde öldürülmez, hapse atılır veya sürgüne gönderilir. Yakalanan suçluların hapsedilmesi de bir nev'i sürgündür. Çünki, suçlu hapsedildiği zaman, hürriyetinden mahrum olur, serbestce gezemez. Dolayısıyla; yeryüzünden sürgün edilmiş sayılır. 
 
YOL KESENLER AYNI ANDA BİR KAÇ BÜYÜK GÜNÂHI BERÂBER İŞLEMİŞ OLURLAR
 
Yol kesenler; tehdîd, korku, gasp, cinâyet gibi bir kaç tane büyük günâhı berâber işlemiş olurlar. 
1. Yol kesiciler; toplum için bir tehdîddir. Onların bulunduğu yerden geçenlere/ geçeceklere korku vermiş olurlar.
2. Yol kesiciler; ekseriyâ gözü dönmüş câni ve kâtildir. Baskın yapıp mallarını gasbettikleri insanları çoğu zaman öldürürler veya yaralarlar. Bu sûretle cinâyet işlemiş olurlar.
3. Yol kesip eşkiyâlık- soygun yapan insanların çoğu Allah'a ve Rasûlü'ne (s.a.v.) inanmazlar. İnandıklarını söyleyenler var ise de, onlar Namaz kılmazlar. Namaz kılıyor görünseler de, riyâ (gösteriş için, inananları kandırmak) için kılarlar. Görenler, bu kişi Namaz kılıyor. Namaz kılan insandan zarar gelmez" desin diye kılarlar.
4. Yol kesiciler; eşkiyâ topluluğudur. Varlıklarını kötü yolda ve içkide harcarlar.
Netice olarak; yol kesiciler; cana kıymak, hırsızlık yapmak ve gasp yapmak sûretiyle yer yüzünde fesat ve bozgunculuk yapan, Allah'a ve Rasûlü'ne (s.a.v.) karşı baş kaldıran suçlu kimselerdir.
Yol kesicilerin her biri, cürümlerin (işlenen suçların) derecelerine göre, cürmü (suçu) nisbetinde cezâlandırılır. Velyy-ül emr, (devleti temsil eden güç) soyguncu kâtili öldürür. Hırsızın elini keser, öldüremez. Sırf cana kıyıp mala ilişmeyeni ise yalnız öldürür. Yollarda cinâyet işlemeden kabadayılık yapanları ise, bulundukları yerden başka bir yere sürgüne gönderir... 
 
SÂHİBİNİ DÜNYÂDA GÜNÂHA, ÂHİRETTE ATEŞE DALDIRAN TEHLİKELİ SÖZ: YEMİN
 
Allah'a ve âhiret gününe inanan Müslüman'ın yapmaması, uzak durması gereken şeylerin yirmi beşinci'si; yemîn-i gamûs- bir şey hakkında yalan söylemek sûretiyle yemîn etmek'dir.
Allah-ü Teâlâ; yalan yere yemin etmenin fenâlığı hakkında şöyle buyurdu: "Allah'a olan ahidlerine ve yeminlerine bedel az bir bahayı satın alanlar var ya! (makam, mevki, şan, şöhret, çıkar hırsı ile, basit bir dünyâ malı karşılığında, Allah'a verdikleri sözü unutup, değerlerini satanlar yok mu?) işte onlar için; âhirette hiç bir nesîb yoktur. Allah Kıyâmet Günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz, onları temize çıkarmaz. Onlar için pek acıklı bir azâb vardır. (Âl-i Imrân: 77)
Buhârî, Müslim, Ebû Davûd ve Tirmizî'nin kaydettiklerine göre; Eshâb-ı Kirâm'dan Eş'as İbni Kays (r.a.) bu Âyet-i Celîle benim hakkımda nâzil oldu demiş ve hâdiseyi şöyle anlatmıştır.
Bir yahûdi ile aramızda dâ'vâlı bir arazi vardı. O benim hakkımı inkâr ediyordu. Adamı Rasûlüllah 'a (s.a.v.) götürdüm ve durumu arzettim. Rasûl-i Ekrem ve Nebiy-yi Muhterem (s.a.v.) bana: "Şâhidin var mı? buyurdular. 
"Şâhidim yoktur" dedim.
 Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) yahûdiye dönerek: "Yemîn et" buyurdular.
Yâ RasûlAllah (s.a.v.) eğer o yemin ederse malım elimden gider dedim. O yemin etmeye kalkışınca, bu Âyet-i Kerîme nâzil oldu. Bunun üzerine yemin etmekten vaz geçti ve benim haklı olduğumu ikrâr etti...
Peygamber salllAllahü aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: "Her kim haksız yerer bir Müslümanın malı aleyhinde yalan yere yemin ederse, Kıyâmet Gününde Allah'ın gazabına uğramış olarak Allah'ın huzûruna çıkarılır". buyurmuşlardır.
 
Müslim ve Nesâî'nin kaydettiklerine göre Ebû Ümâme (r.a.) şöyle demiştir. Biz Rasûlüllah'ın (s.a.v.) yanındaydık. "Her kim ettiği yalan yemin ile Müslümanın malını (hakkını) elinden alırsa, Allah bu yalancıya cehennemi vâcib, Cenneti haram kılar" buyurmuşlardı.  Oradakilerden biri, Yâ RasûlAllah, değersiz bir şey olursa da mı? diye sordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): Misvak ağacından koparılmış bir dal olsa bile!... buyurdular.
 
Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizı ve Nesâî'nin kaydettiklerine göre Ebû Zerr (r.a.) Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu demiştir. 
Allah-ü Teâlâ Kıyâmet Gününde üç (sınıf) kimse ile konuşmaz, onları temize çıkarmaz, onlar için pek acıklı bir azâb muhakkaktır. "Rasûlüllah (s.a.v.) bunu üç kere söyledi. Yâ RasûlAllah! onlar mahvoldular, kim dir onlar? dedim. "Onlar; elbisesini kibirle yerde sürüyenler, verdiğini (yaptığı iyiliği) başa kakanlar, yalan yemin ile sattığı malın sürümünü artıranlardı. Büyük günâhlar: Allah'a şirk (herhangi bir şeyi ortak) koşmak, anne-babaya karşı gelmek, adam öldürmek ve yemîn-i gamûs- sâhibini cehenneme daldıran yalan yere yemin etmektir" buyurdular.
Yüce Allah'dan; son Hak Dîni, mükemmel Dinimiz İslâm, Yüce Kitâbımız  Kur’ân ve Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) sünnetlerine sarılarak, Sırât-ı Müstakîm -Allah’a giden doğru yol- üzere yaşamaya gayret husûsunda tevfîk niyâz ediyoruz.
Sözlerimizi, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir duâsı ile noktalayalım.

Ey Benim Allahım, Bize hakkı hak, (doğruyu  doğru  olarak) göster ve bizi hakka, doğruya tâbi kıl, hakka uyanlardan, doğrulardan ve doğru iş yapanlardan eyle. Bize bâtılı bâtıl olarak, (yanlışı yanlış olarak) göster ve yanlışlardan uzak durmayı nasip buyur.  Âmîn...

Ey Rabbimiz, Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme!... 
Bize dünyâ’da ve âhirette iyi hâl ver ve bizi cehennem azâbından koru. Hesap günü geldiği zaman bizi, anamızı, babamızı ve Din kardeşlerimizi bağışla... Âmîn…​

İlgili resim