Allah'a ve âhiret gününe inanan Müslüman'ın yapmaması, uzak durması gereken şeylerin yirmi birincisi; nâmuslu kadınlara iftirâ atmaktır. 
Nâmuslu (zinâya ve zinâya götüren çirkin davranışlardan uzak durmuş, böyle bir kötülüğü gönüllerinden dahi geçirmemiş, kötülüklerden habersiz) kadınlara iftirâ atmanın, onların iffet ve haysiyetlerini karalamanın pek çirkin ve mel'ûn bir davranış olduğunu bizzat Yüce Allah; "Nâmuslu (kötülüklerden) habersiz Mü'min kadınlara (iftirâ) atanlar, dünyâda da âhirette de lâ'netlendiler. Onlar için büyük de bir azab vardır". (Nûr: 23) Kavl-i Kerîmi ile bildirmiştir.
(Suçsuz, nâmuslu kadınlara iftirâda bulunanların ayrıca dünyâ'da da cezâlandırılması gerektiğine hükmetmiş ve  müfterîlere uyugulanması gereken Şer'î cezâ hakkında şöyle buyurmuştur. 
"Nâmuslu ve hür kadınlara iftirâ atan (zinâ isnâd eden) sonra (iddiasını isbatlamak için) dört şâhid getiremeyen kimseler (in her birin) e de seksen değnek vurun. Onların şâhidliklerini de ebediyyen kabul etmeyin. Onlar fâsıkların tâ kendileridir." (Nûr: 4) 
(Yüce Allah bu Kavl-i Kerımi ile: nâmuslu, hür, zinâ ve zinâya götüren çirkin davranışlardan berî olan (uzak durmuş) bir kadına iftirâ atanın dünyâ ve âhirette lâ'nete uğramış olacağını, âhirette pek büyük bir azâbı hak ettiğini, ayrıca dünyâda kendisine seksen değnek vurulacağını ve -şâhidliğinde âdil de olsa- şehâdetinin kabul edilmeyeceğini beyân buyurmuştur.)
 
NÂMUSLU BİR KADINA İFTİRÂ ATMANIN AÇIKLAMASI
 
İftrirâ: Nâmuslu Müslüman bir kadına; "ey zâniye, ey fâhişe, ey kahpe!" demek veya, kocasına "kahpenin kocası" diye seslenmek veya kadının oğluna veya kızına: "Ey orospunun çocuğu, kahpenin kızı" demekle tahakkuk etder. 
Kahpe: zinâ eden (aralarında Meşrû' bir Nikâh akdi bulunmadan karı-koca hayâtı yaşayan) kadına denir. 
Kahpe ifâdesi, düşük ahlâklı kadınların vasfıdır. 
Bir erkek veyâ kadın; (geçerli bir delil ortaya koymadan) herhangi bir adama veyâ kadına; "ey zâni!" dese ona seksen değnek vurulur.  Geçerli delil, Allah-ü Teâlâ'nın beyan buyurduğu üzere; başkalarına isnâd ettiği suçda doğru söylediğine dâir kendisini tadîk edecek dört şâhid getirmektir. Şâyet dört şâhid getiremezse ve suç isnâd ettiği kimse de dâ'vâcı olursa kendisine Şer'î cezâ tatbik edilir.
 
İNSANLARIN PEK ÇOĞUNUN DÜŞTÜĞÜ BİR HATA
 
Acı bir geçeği, üzülerek ifâde edelim ki; insanların pek çoğu, dünyâ ve âhirette cezâyı gerektiren o âdî kelimeleri câhillikle (dikkat etmeden, şuursuzca) kullanmakta, emin olmadığı halde suç isnâd ederek büyük bir hataya düşmektedirler.
Halbuki; Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) bildirdiğine göre, meselâ: bir kimse kendi kölesine: (erkek hizmetcisine) "ey zâni!" , câriyesine: (kadın hizmetcisine) "ey zâniye, ey kahpe!" diyerek suç isnâd etse, Şer'î hüküm icrâ olunur.
Bu husûsun Şer'î delîli; Buhârî ve Müslim'in sahihlerinde kaydeddikleri Allah Rasûlü'nün (s.a.v.):  "Kölesine ve câriyesine zinâ isnâd edene Kıyâmet Gününde had (Şer'î cezâ) tatbîk edilir. Meğer ki o, dediği gibi ola." Kavl-i Şerîfidir. 
Allah Rasûlü (s.a.v.) Buharî ve Müslim'in kaydettikleri başka bir mübârek sözlerinde inananları şöyle uyarmışlardır.
"Ey Allah'ın kulları, dikkat edin! Adam mâhiyetini (doğru olup-olmadığını) bilmediği bir kelimeyi söyleyiverir ki, o söz sebebiyle, doğu ile batı arasındaki (mesâfeden) daha derin olan cehennemin dibine indiriliverir. 
Aman kötü söz söylemekten uzak durun. Muhakkak Allah sübhânehü ve teâlâ kötü sözü ve edepsizliği sevmez. Kötü laflar edenin Cennete girmesi haramdır.
Allah'a ve Âhiret gününe imân eden ya hayır- doğru-söylesin, ya sussun." Allah-ü Teâlâ şöyle buyurur. "O (insan) bir söz atmaya dursun. Mutlak yanında bir gözcü vardır." (Kaf. 18) 
Rasûlüllah'ın (s.a.v.) meclisinde bulunanlardan Ukbe bin Âmir (r.a.): Yâ RasûlAllah! Kurtuluş nedir? diye sordu. Rasûl-i Ekrem ve Nebiy-yi Muhterem (s.a.v.): "Dilini tut, evine kapan, (zinâdan uzak dur, Nikâhlı hanımın sanâ kâfî gelsin) günâhlarına ağla. Allah'ın Rahmetinde insanların en uzağı katı gönüllü olanlarıdır. Allah katında insanların en fenâsı kötü ve çirkin sözler konuşandır" buyurdular.
İşte, hepimiz, bütün inananlar için kurtuluş budur....
 
BEYT-ÜL MÂL'E (DEVLET HAZÎNESİNE) İHÂNET ETMENİN KÖTÜLÜĞÜ
 
Allah'a ve âhiret gününe inanan Müslüman'ın yapmaması, uzak durması gereken şeylerin yirmi ikincisi; Beytül-Mâl'e- bütün Müslümanların hakkın olan İslâm Devlet Hazîne'sine  ihânet etmektir.
Allah'a ve Âhiret gününe inanan hiç bir insan; bütün tebaanın, toplumun her ferdinin hakkı olan devlet hazînesine ve yerine ulaştırılmak üzere kendisine teslîm edilmiş emânete ihânet edemez. İhânet etmesi, âhiretteki cezâsı pek büyük ve ağır olan bir suçtur.
Azîz ve Celîl olan Yüce Allah: "Muhakkak ki, Allah hâinlik yapanları sevmez" (Enfâl:58) Kavl-i Kerîmi ile, ihânet suçu işleyenlerin gadab-ı İlâhî'ye çarptırılacağı gerçeğini bildirmiştir.
Başka bir Âyet-i Kerîmede ise: "Bir Peygamber için emânete (yâhut ganîmet malına) hâinlik etmek, (bu) olur şey değildir. Kim böyle hâinlik eder (ganîmet veyâ âmmeye  âit hâsılâtdan bir şey aşırır, gizler) se, Kıyâmet Günü, hâinlik ettiği o şey (in günâhını) yüklenerek gelir." (Âl-i Imrân: 161) 
 
HAZRET-İ PEYGAMBAR'İN (S.A.V.) DEVLET MALINA İHÂNET EDENLERE ÂHİRETTE ŞEFÂATCİ OLMAYACAĞINI BİLDİRDİĞİ BİR HUTBESİ
 
İmam Müslim sahîhinde, Ebî Hüreyre'nin (r.a.) rivâyeti ile Rasûl-i Ekrem'in (s.a.v.) hıyânetin fenâlığı hakkında îrâd buyurdukları hutbeyi şöyle nakletmiştir.
"Nebiy-yi Muhterem Efendimiz (s.a.v) bir gün aramızda hitâbete kıyâm etti de, ganîmet-devlet malına ihânet hakkında konuştu (hutbe okudu) da hıyânetin fenalığını anlattı ve şöyle buyurdu.
Sizden biriniz Kıyâmet Gününde omuzunda (çalıntı) ganîmet devesi böğürerek benimle karşılaşmasın. Bu kimse âhirette bana: Yâ RasûlAllah bana yardım et, diye yalvaracak. Ben de ona: Senin hakkında Allah Teâlâ'dan şefâat istemeğe hiç bir sûrette muktedir değilim. Ben, sana dünyâda Allah'ın hükmünü teblîğ etmiştim, derim.
Yine sizden biriniz, Kıyâmet Gününde omuzunda ganîmet  at kişneyerek benimle buluşmasın. 
Bu (bedbaht) bana: Yâ RasûlAllah bana yardım et, diye yalvaracak. Ben de ona: Senin hakkında Allah Teâlâ'dan şefâat dileyemem. Ben, sana dünyâda Allah'ın hükmünü bildirmiştim, derim.
Yine sizden biriniz, Kıyâmet Gününde omuzunda ganîmet  koyun meleyerek benimle yüzleşmesin. Bu kişi bana;  
Yâ RasûlAllah bana yardım et, diye yalvaracak. Ben de ona: Sana hiç bir sûrette yardım edemem. Ben, sana dünyâda Allah'ın emrini teblîğ etmiştim, derim.
Yine sizden biriniz, Kıyâmet Gününde omuzunda bağıran bir canlı olduğu halde benimle karşılaşmasın. Böyle biri bana;  
Yâ RasûlAllah bana yardım et, diye yalvaracak. Ben ona: Hakkında Allah'dan şefâat dileme hakkına mâlik değilim, derim. 
Yine sizden biriniz, Kıyâmet Gününde sırtında ganîmet malı bir libâsı yeldirerek yanıma gelmesin. O da:
Yâ RasûlAllah bana yardım et, diyecek. Ben de ona: Hakkında Allah Teâlâ'dan şefâat dilemeye muktedir değilim. Sana Allah'ın hükmünü teblîğ etmiştim, derim. 
Yine sizden biriniz, Kıyâmet Gününde omuzunda (aşırılmış)  altın, gümüş yüklü olarak gelmesin. O da bana:
Yâ RasûlAllah bana yardım et, diye yalvaracak. Ben de ona: Senin hesâbına hiç bir sûrette Allah'dan yardım  dileyemem. Ben sana dünyâda Allah'ın hükmünü bildirmiştim, derim. "...
Ey Allah'ın kulları! İğneyi ipliği (bile) sâhiblerine verin. Sakın ganîmet (emânet) malına hâinlik etmeyin. Çünki o, Kıyâmet Gününde sâhibi üzerinde bir lekedir.....
Allah'a yemîn ederim ki; sizden biri (her kim) hıyânet ederek "Beyt-ül-Mal'dan, hakkından başka bir şey alırsa, muhakkak Kıyâmet Gününde o adam "Arasat Meydanına" çaldığı o malı yüklenerek gelir. 
Sizden bir adamı böğüren bir deve veya bağıran bir sığır veya meleyen bir koyunu sırtlamış olarak Allah'ın huzûrunda görmek istemem. Bundan sonra Rasûl-i Ekrem, (s.a.v.) mübârek elini kaldırdı ve "Yâ Rab emirlerini teblîğ ettim mi?" buyurdu...
Rasûl-i Ekrem ve Nebiy-yi Muhterem'in (s.a.v) bu pek önemli hutbesinin özeti: Kim, zikredilen ganîmet mallarından birini, hak edenler arasında taksim edilmeden önce alırsa, veyâ vâlinin (sorumlu ve yetkili şahsın) izni olmadan Beyt-ül-Mal'dan (İslâm Devlet Hazînesinden, bir bölgedeki Müslümanların ihtiyaçlarının karşılanması için toplananıp korunan yerden) bir şey alırsa veya fakirler için toplanan Zekât mallarından aşırırsa, o kimseler Kıyâmet Gününde Arasat Meydanına çaldığı mal sırtında olarak gelir. Şefâat etmeye yegâne yetkili olan Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) şefâat-ı uzmâsından da mahrum kalır. Sâhipsiz olarak ortada kalır!...
Nitekim Kitâbullah'da: "Kim böyle hâinlik eder (ganîmet ve âmmeye- bütün Müslümanlara âid hâsılâtdan bir şey aşırır, gizler) se Kıyâmet Günü hâinlik ettiği o şey (in günâhını) yüklenerek gelir." buyurulmuştur. (Âl-i Imran:161)
Yüce Allah'dan af, âfiyet, istikâmet ve hidâyet üzere tevfîk niyâz ederiz.
Ey Rabbimiz, Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme!... 
Bize dünyâ’da ve âhirette iyi hâl ver ve bizi ateş azâbından koru. Hesap günü geldiği zaman bizi, anamızı, babamızı ve Din kardeşlerimizi bağışla... Âmîn…​

İlgili resim