ALLAH-Ü TEÂLÂ'NIN MUHAMMED ALEYHİSSELÂM'A HİTÂBLARI İLE DİĞER PEYGAMBERLER'İNE HİTÂBLARINI BİLDİREN İLAHÎ BEYANLAR (II) 

Birinci bölümde de ifâde edildiği üzere; Azîz ve Celîl olan Yüce Allah Kitâb-ı Kerîminde; diğer Peygamberleri'ne (aleyhimüs-selâm) isimleri ile hitâb buyururken, yalnızca Habîbi Muhammed aleyhis-selâm'a; "O'nun (s.a.v) şânının yüceliğine, makâmının büyüklüğüne işâretle, önceki hiç bir Peygamberine hitâb buyurmadığı şekilde: "Ey şanlı Peygamber" diye hitâblarda bulunuştur.

Kitâbullah Âyet Âyet incelendiğinde görülecektir ki; Allah-ü Teâlâ; şanlarında "Ülül-Azm Peygamberler" buyurduğu beş büyük Peygamber'e : "Yâ Âdem, Yâ Nûh,Yâ İbrâhîm, Yâ Mûsâ, Yâ Î'sâ diye hitâb buyurduğu gibi, diğer bazı Peygamberlerine de (aleyhimüs-selâm): "Yâ Zel-karneyn, Yâ Dâvûd, Yâ Zekeriyyâ, Yâ Yahyâ",  diye isimleri ile hitâb buyururken; Ümmeti olmakla şereflendiğimiz bizim Peygamberimiz Muhammed aleyhis-selâm'a: "Yâ Eyyühel-Müddessir, Yâ Eyyühel-Müzzemmil, Yâ Eyyüher-Rasûl, Yâ Eyyühen-Nebiyy" diye farklı değer ve onur ifâde eden, i'tibarlı sıfatlar ile hitablarda bulunmuş, başka hiç bir Peygamber’e (aleyhimüs-selâm) böyle büyük bir ikramda bulunmamıştır.

Şüphesiz; Muhammed aleyhis-selâm bir insan ve Peygamber'dir, O (s.a.v.) bir Melek değildir. Ancak, O (s.a.v.) diğer insanlar gibi sıradan bir insan olmadığı gibi, diğer Peygamberler (aleyhimüs-selâm) gibi bir Peygamber de değildir. 

O'nun (s.a.v.) Yüce Allah katındaki değeri eşsizdir. O (s.a.v.) Allah'ın Habîbi, yatatılmışların en azîzi, en şerefli efendisi ve âlemlere Rahmet olarak gönderdiği son Peygamber'i, Tevhîd'de, Îmân'da, Şehâdet'de, Ezân'da, Kâmet'de mübârek ismini Yüce Zâtına izâfe ederek berâber zikrettiği "Muhammed Rasûlüllah"dır.

AZÎZ VE CELÎL OLAN YÜCE ALLAH'IN SON PEYGMBERİ VE HABÎBİ MUHAMMED ALEYHİS-SELÂM'A   HİTÂB ŞEKİLLERİ

Azîz ve Celîl olan Yüce Allah; Kitâb-ı Kerîminde Habîbi Muhammed aleyhis-selâm'a; bir Sûre-i Celîle'de: "Yâ Eyyühel-Müddessir", bir Sûre-i Celîle'de: "Yâ Eyyühel-Müzzemmil", muhtelif Sûre-i Celîlelerde iki yerde: "Yâ Eyyüher-Rasûl", on bir yerde: "Yâ Eyyühen-Nebiyy"-Ey şanlı Peygamber! Ey Şanlı Nebi" diye husûsî ve onurlandırıcı hitâblarda bulunmuş, Muhammed aleyhis-selâm'ın şânının bütün Peygamberler'den yüceliğine, makâmının büyüklüğüne işâret buyurmuştur. 
 
Allah-ü Teâla mezkür Ayet-i Kerîmelerde meâlen şöyle buyuruyor:
"Yâ Eyyüher-Rasûlü: Ey şanlı Rasûl! Kalbleriyle inanmadıkları halde ağızlarıyla “İnandık” diyenlerle (münâfıklarla) Yahûdîlerden küfür içinde koşuşanlar Seni üzmesin. Onlar, durmadan yalan dinleyenler ve Senin huzûruna gelmiyen başka bir kavim için, câsusluk edenlerdir. Yerli yerinde hak olarak söylenen kelimeleri sonradan değiştirirler: “Eğer size şu (fetvâ) verilirse, (eğer, Tevrat'ın hükümlerinden bizim değiştirip, tahrif ettiğimiz şekile uygun olarak Muhammed'den bir hüküm gelirse) onu kabul edin (onunla amel edin) verilmezse, ondan sakının (uzak durun, verdiği hükmü kabullenmeyin)” derler. Allah kimin fitneye düşmesini dilerse, aslâ Sen onun lehine Allah’dan hiç bir şeye sâhib olamazsın. Onlar, (münâfıklar ve yahûdıler) öyle kimselerdir ki, Allah kalblerini (küfür pisliğinden) temizlemek istememiştir. Onlar için dünyâda bir perişanlık, âhirette de büyük bir azab vardır. (Mâide:41)
 
Ey şanlı Peygamber! Rabbin tarafından Sana vahy yoluyla indirileni tamâmen (hakkıyla) tebliğ et. Eğer tebliği tam yapmazsan, Allah’ın Risâletini (elçilik görevini) yerine getirmiş olmazsın.
(Muhakkak Allah'ın Rasülü (s.a.v.) Rabbinin Risâletini, kullarına olan emir ve yasaklarını tam olarak tebliğ etmiştir. Rasûlüllah'ın (s.a.v.) tebliğ vazîfesini tam olarak yapmadığı, bazı şeyleri gizlediği düşünülürse, bu Allah'a ve Rasûlü'ne (s.a.v) karşı büyük bir iftirâ olur.)
(Ey şanlı Peygamber!)  Muhakkak Allah Seni insanlardan koruyacaktır. (Rabbin, düşmanlarına karşı Sana yardım edecektir. Senin vazîfen yalnızca tebliğ etmek, Allah'dan aldığın vahiyleri insanlara anlatmaktır.) Şüphe yok ki Allah, kâfirler topluluğuna (Hak yoldan sapanlara, Senin Allah tarafından getirdiklerini yalanlayanlara) muvaffakiyet vermiyecektir. (Mâide:67)
 
"Yâ Eyyüher-Rasûlü: Ey Şanlı Peygamber! Allah Sana ve Mü'minlerden Senin izinde bulunanlara yeter. Ey Şanlı Peygamber!; Mü'minleri kıtâle (Din, İmân ve vatan müdâfaası için savaşa) teşvik et. İçinizden sabır ve sebat edecek yirmi kişi bulunursa, onlar iki yüz kişiye galebe ederler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfirlerden bin kişiye galebe çalarlar. Çünkü onlar, gerçeği ve neticeyi anlayamıyan bir kavimdirler. (Müslümanların çoğalması ile bu Âyet-i Kerîme'nin hükmü, bundan sonra gelen Âyet-i Kerįme ile nesh edilmiştir.)
Cenâb-ı Hak, sonra gönderdiği Âyet-i Kerîme'de şöyle buyuruyor:
Şimdi Allah sizden yükü hafifletti. (Bir kişiye karşı on düşmanla savaşı, bire karşı iki düşmana indirdi.) Bildi ki sizde bir zayıflık vardır. Şimdi sizden sabredecek yüz kişi olursa, iki yüz kişiyi yenerler. Eğer sizden bin (kişi) olursa, Allah'ın izni ile iki bine galebe çalarlar. Muhakkak Allah (desteği, koruması ve yardımı ile) sabredenlerle berâberdir.
(Enfâl: 64-66)
 
Yâ Eyyühen-Nebiyyü: Ey yüce Peygamber! Kâfirlere karşı silâhla, münafıklara söz ile, (delil ve hüccet getirerek) muhârebe et. Onlara karşı çetin ol. Onların barınağı cehennemdir ve O, ne kötü bir dönüş yeridir!.. (Tevbe:73)
 
Ey şanlı Peygamber! Takvâ'da sebât et, (Allah'ın emirlerini yapmaya, haramlarından kaçınmaya devâm et, Mü'minler de Sana uysunlar ve kâfirlerle münâfıklara verdiğin emânı bozmak husûsunda) Allah’dan kork. Kâfirlere ve münâfıklara (teklif ettikleri ma'siyetlerde) uyma. Muhakkak ki Allah Alîm’dir, her şeyi hakkıyla bilir, Hakîm’dir, hükmünde hikmet sâhibidir. Rabbinden Sana ne vahyolunuyorsa ona uy. Muhakkak ki Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdârdır.  (Ahzâb:1-2)
 
Ey şanlı Peygamber! Seni (ümmetine Risâletini teblîğ edici, Peygamberliğini ve getirdiklerini tasdik edip etmiyenler üzerine) bir şahid, (îmân edenlere Rahmetle Cenneti) bir müjdeleyici, (kâfirlere ve âsîlere ise cehennemle) bir korkutucu olarak gönderdik.
Hem Allah’ın Dînine ve O’na ibâdete O’nun izniyle bir dâ'vetci, hem de  nur saçan (güneş gibi aydınlatan) bir kandil olarak gönderdik.  (Ahzâb: 45-46)
Ey şanlı Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve Mü'minlerin kadınlarına söyle, (elleri, yüzleri ve ayakları hâric, kendilerini baştan aşağı örten) elbiselerinden giyib örtünsünler. İşte, böyle giyinmeleri, (iffetli) tanınıb da (ahlâksızlar tarafından) eziyyet edilmemelerine daha elverişlidir. Allah Gafûr’dur, çok bağışlayıcıdır, (Îmân etmenizle sizin geçmiş günâhlarımı afvettiği gibi). Rahîm’dir, çok merhametlidir. (size helâl ve haramları açıklayarak rahmet ettiği gibi). (Ahzâb: 59)
 
Ey şanlı Peygamber! Mü'min kadınlar, Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinâ etmemek, (kız) çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir bühtan uydurub getirmemek (gayri meşrû' bir çocuk düyâya getirib de onu kocalarına nisbet etmemek, kendilerine emrettiğin) herhangi bir iyilik husûsunda Sana isyân etmeme üzere Sana (teslimiyetle) söz verdikleri zaman, biatlerini (söz ve teslimiyyetlerini) kabul et. Onlar için Allah’dan mağfiret dile; çünkü Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.” (Müntahine: 12)
 
Ey şanlı Peygamber (ve O'nun (s.a.v.) ümmeti olanlar)! Kadınları boşamak istediğiniz zaman, onları, (âdet hallerinden) temizlenmeleri vaktinde boşayın ve iddeti, (üç hayızdan temizlenme müddetini) sayın. (Kendilerine zarar vermek husûsunda) Rabbiniz olan Allah’dan korkun. Onları (boşandıkları) evlerinden çıkarmayın; (iddetleri bitinceye kadar) kendileri de çıkmasınlar; meğer ki, açık bir edebsizlik (zinâ) etmiş olsunlar. Bu hükümler, Allah’ın (kulları için koyduğu) hududlarıdır. Kim Allah’ın hudûdunu aşarsa, nefsine zulüm etmiş olur. 
Bilmezsin, belki Allah, onun (bu bir veya iki defa boşamanın) arkasından bir iş (sevgi) çıkarır. (Böylece tekrar birleşmek ve anlaşmak hâsıl olur.. (Talâk:1)
 
Ey şanlı Peygamber! Zevcelerinin gönül rızâsını arayarak Allah’ın sana helâl kıldığını niçin haram edersin?. Bununla berâber (üzülme) Allah Gafûrdur, mağfireti boldur, Rahîm’dir, çok merhametlidir. 
(Rivâyet edildiğine göre; Peygamber Aleyhis-salâtü ves-selâm bir defa Hazret-i Hafsa’nın (r.anhâ) gününde, diğer zevceleri bulunan Hazret-i Mâriya (r.anhâ) ile berâber bulunmuşlar. Buna üzülen Hazret-i Hafsa’nın (r.anhâ) gönlünü almak için Mariye’yi kendilerine haram kılmışlar. İşte bu Âyet-i Kerîme, bu hâdise üzerine nâzil olmuş, Erhamür-Râhimîn olan Yüce Allah tarafından Rasûlüllah'a (s.a.v.) ne yapması getektiği vahy ile bildirilmiş ve Hazret-i Peygamber'in (s.a.v.) de zellesi bağışlanmıştır. Ayrıca, yeminlerini bozan Müslümanların ne yapması gerektiği de bildirilmiştir.)
Allah, yeminlerinizin (keffâret sûretiyle: ya on fakirin karnını doyurmak veya giyindirmek veya bir köle âzâd etmek ile, bunlarıdan birini bulamayanların ise, üç gün Oruc tutması ile) çözülmesini size meşrû' kılmıştır. Allah sizin yardımcınızdır; ve O, Alîm’dir, her şeyi bilir, Hakîmdir, bütün işlerinde hikmet sâhibidir. (Tahrîm:1-2)
 
Ey şanlı Peygamber! Kâfirlere (küfrünü açıkdan i'lân edenlere kılıç ile), münâfıklara (küfrünü içinde gizleyen gizli kâfirlere öğüd ve şiddetle) savaş aç; onlara karşı sert davran. Onların barınakları cehennemdir. O, ne fenâ dönüş yeridir!... (Tahrîm: 9)
 
Yâ Eyyühel-Müzzemmil: Ey elbiselerine bürünüp yatan (şanlı Peygamber)! 
(Namaz kılmak ve ibâdet etmek için) gece kalk; ancak birazı müstesnâ. 
Gecenin yarısını kalk, (ibâdetle geçir) yahut bu yarıdan biraz eksilt; 
Yahut o yarının üzerine ilâve et. Kur’ân'ı da yavaş ve açık olarak, güzelce oku.
Çünki Biz, Sana, (sorumluluğu) ağır bir söz (Kur’ân) vahy edeceğiz. 
Muhakkak ki gece (ibâdet için yatağından) kalkan kişi, neşe bakımından daha kuvvetli, (Kur’ân'ı) okuyuş bakımından da daha sağlamdır. 
Doğrusu Sana, gündüz uzun bir meşgûliyet var; (bunun için geceleyin bol bol ibâdet etmek en uygundur).
Hem Rabbinin ismini (zikret) an ve her şeyden kesilerek O’na ihlâs ile ibâdet et. 
O, doğunun da, batının da Rabbidir; O’ndan başka hiçbir İlah yoktur. O halde yalnız O’nu kendine vekîl edin;
Ve inkârcıların diyeceklerine, (sana iftira ve yalanlarına) sabırlı ol ve onları güzel bir şekilde terk edip ayrıl. 
(Ey şanlı Rasûlüm, Seni) inkâr eden o refah sâhiblerini Bana bırak ve onlara biraz mühlet ver; (yakında Bedir savaşında ve kıyamette onların cezâsını vereceğim).
                                              (Müzzemmil: 1-11)
 
Yâ Eyyühel-Müddessir: Ey (elbisesine) bürünen (aziz) Peygamber!
Kalk da (kavmini Allah’ın azâbı ile) korkut; (Îmân etmezlerse azaba uğrıyacaklarını kendilerine haber ver). Rabbin'i yücelt, (O’nun adını zikret, O'nu her türlü noksanlıktan tenzîh et).
Elbiseni de (dâimâ) temiz tut.
Azâba vesîle olan şeyleri terk de sebât et. 
Az bir şey verib karşılığında çok şey isteme. 
Rabbinin rızâsı için (emirlerini yapmakta, yasaklarından uzak durmakta) sabret. (Müddessir: 1-7)
(Muhammed aleyhis-selâm'a;"Yâ Eyyühel-Müddessir ve Yâ Eyyühel-Müzzemmil" hitâbları Nübüvvet ve Risâletinin ilk yıllarında yapılmış olmakla berâber, Âyet-i Kerîme'ler; Tertîb-i Mushaf'a riâyet ve ihtirâm için, Kitâbullah'daki Sûre-i Celîlelerdeki hitâb sırasına göre nakledilmiştir.)
Ey Rabbimiz, Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme!... 
Ey Rabbimiz! Bize dünyâ’da da iyilikler, güzellikler ver âhirette de iyilikler, güzellikler ver ve bizi ateş azâbından koru. 
Ey Rabbimiz! Hesap günü geldiği zaman bizi mağfiret et. Anne ve babamızı ve Mü’minleri (Din kardeşlerimizi) de mağfiret et... 
Ey Tabbimiz! Habîbin, sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) hürmetine, Sen bizi son nefese kadar, son nefes dâhil her nefesde, Kavl-i Sâbit -kâmil îman üzere- yaşat ve kâmil îman ile, erzel-i ömre düşmeden hüsn-ü hâtime nasîb eyle. Ey Rabbimiz! Cennet ve Cemâl-i İlahîni hak etmiş olarak Yüce Huzûr’una çıkmayı nasîb-ü müyesser eyle. Âmîn…​
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin elfe elfin...