Velâdet-i Seniyye esnâsında; (âlem'de en şerefli, en büyük, en mübârek doğum olan Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) dünyâyı mübârek vücudları ile teşrifleri sırasında) muhtereme Annesi Âmine Hâtun’a, dünyâ ehli kadınlar ve Cennet'den gelenler olmak üzere iki ayrı doğum ekibi yardım etmiştir.     ​

Dünyâ ehlinden olan doğum ekibinin başındaÂmine vâlidemize Ebe olarak Aşere-i Mübeşşere’den Abdurrahman bin Avf’ın (r.a.) annesŞifâ Hâtun bulunmuştur.

Yardımcılıklarını ise; (sonradan Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) dadısı olma şerefine sâhip olacak) Ümmü Eymen (r.a.) ile, (ilerde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından Tâif vâlisi olarak tayin edilecek) Osman ibni Ebu’l As’ın (r.a.) annesi Fâtıma Hanım yapmışlardır

Ancak, esas doğum ekibi yani Hazreti Peygamberimize (s.a.v.) doğum sonrası ilk hizmeti verenler Cennet'den gelen ekip idi ve İsâ aleyhisselâm’ın annesi Meryem Hâtun’un başkanlığında, Fir’avn’un hanımı Asiye Hâtun ve Cennet’den gelen görevlilerden oluşmaktaydı. ​ 

Son Peygamber Muhammed Aleyhisselam doğduğu gece, doğum esnasında muhtereme Anneleri Âmine Validemiz'in hizmetinde bulunma şerefine sâhib ve o mübârek doğum'a şâhid olan dünyâ ehli doğum ekibinden Kureyş'li bahtiyâr ve şanslı hanımlar; Şifâ Hâtun, Ümmü Eymen ve Fâtıma Hanım (r. anhünne) tarafından altı büyük alâmet, daha doğrusu mucize-î Peygamberi görülüp tesbit edilmiştir.

Şifâ Hâtun ile Fâtıma Hâtun (r.a.) anlatıyorlar

1- O mübârek bebek doğar doğmaz (sanki büyük insan gibi) secde'ye  kapandı. 

2- Sonra başını kaldırıp “Lâ ilahe illAllah innî Rasûlüllah”Allah birdir. Başka İlah yoktur. Ben Allah’ın Rasûlü olarak gönderildim. dedi.  

3- Doğumu esnâsında her taraf bir anda aydınlandı. Gökyüzündeki yıldızlar sanki yeryüzüne döküleceklermiş gibi dünyâ'ya doğru ilip sarkmışlardı.  

4- Yıkamak istediğimizde, “Biz O’nu yıkadık, yıkamanıza lüzum yok” diye sesler duyduk.  

5- Göbeği kesilmiş ve sünnet edilmiş halde dünyâya geldiğini gördük.  

6- Sırtında, iki küreği arasında Nübüvvet mührünü gördükSon Peygamber (s.a.v.) olduğunun alâmeti olarak, ensesinde iki kürek kemiği arasında büyükce bir ben bulunuyor, üzerinde: “Lâ ilâhe illAllah Muhammedün Resûlullah- Allah birdir. Muhammed O’nun Rasülüdür ”.  yazılı idi.

ÂLEM'DE EN BÜYÜK VE EN ŞEREFLİ DOĞUM ESNÂSINDA DÜNYÂ ÜZERİNDE MEYDANA GELEN ÖNEMLİ HÂDİSELERDEN BAZILARI

Yüce Allah katında, evvelkilerin ve sonrakilerin en keremlisi, en değerlisi, Peygamberlerin önderi, ve Allah’ın Habîbi, Muhammed (s.a.v.)’in dünyâ’yı şereflendirdiği, kâinâtta en büyük ve en şerefli doğumun gerçekleştiği o şerefli ve kutlu gece de pek çok harikulâde (imkanların, âdetlerin üstünde olup, insanlarda büyük hayretler uyandıran) hâdiseler meydana gelmiştir.

Bir çoklarını insanların çıplak gözle gördükleri maddî ve manevî, cismânî ve ruhâni olmak üzere pek çok harikûlâde hadîselerin meydana geldiği, bütün güvenilir Dînî ve târihî kaynaklarda sâbit bir hakikattir.  ​

Kısaca ifâde etmek gerekirse;

Muhammed aleyhisselâm doğduğu gece, Kâ'be'deki bütün putlar kendiliğinden yüzüstü yere düşmüş, dünyâ'nın değişik yerlerinde de birçok mucizevî hâdiseler meydana gelmiştir.

O günleri yaşayanlardan Urvetübni Zübeyr anlatıyor: “Kureyşten bir topluluğun bir putu vardı. Senede bir kere onu topluca ziyâret eder, etrafında tavâf ederler, develer kesip, şarap içer eğlenirlerdi. 

Yine öyle bir günde putun yanına vardıklarında onu yüzüstü yere yıkılmış buldular.

Kaldırdılar, yine kendiliğinden yüzüstü kapandı. Bu hal üç defâ tekrarlandı.

Bunun üzerine etrâfına iyice destek verip diktikleri sırada şöyle bir ses duyulur: “Bir kimse doğdu, yer yüzünde her yer harekete geldi. Ne kadar put varsa hepsi yıkıldı. Kralların korkudan kalbleri titredi.”

Sonradan öğrenip tesbit ederler ki, bu hâdise tam Muhammed aleyhisselâm'ın doğduğu geceye rastlıyordu.

Medâyin şehrindeki İran Kisrâsının sarayının on dört kulesi (burcu) yıkıldı.

O gece gürültüyle ve dehşetle uyanan Kisrâ ve halkı yine kendilerinden bâzı ileri gelenlerin gördükleri korkunç rü'yâları tâ'bir ettirdiklerinde, bunun dünyânın gidişâtını değiştirecek büyük bir şeye alâmet olduğunu anladılar.

Yine o gece Mecûsîlerin (ateşe tapanların) bin yıldan beri söndürmeden devamlı sûrette yakageldikleri ateşleri âniden söndü. ​

Ateşin söndüğü târihi not ettiler. Kisrânın sarayından burçların yıkıldığı geceye isâbet ediyordu. (Muhammed aleyhisselâmın doğduğu mübârek geceydi.) 

O zaman insanların mukaddes saydıkları Sâve Gölü de yine o gece bir anda suyu çekilip, kuruyuverdi.

Şam tarafında bin yıldan beri suyu akmayan ve kurumuş olan Semâve Nehrinin vâdisi de, o gece, su ile dolup taşarak akmaya başladı.

Muhammed aleyhisselâm'ın doğduğu geceden î'tibâren kehânet (gâibden, gelecekten haber verme iddiası) sona erdi...

Allah’ın son Peygamberi Muhammed aleyhisselâm dünyâ'yı şereflendirmezden evvelki dönemlerde, şeytanlar birinci kat semâya yakın yerlere kadar çıkar, Meleklerden sır çalmaya gelirlerdi. 

Melekler arasında konuşulan bazı gizli bilgileri çalarak, yeryüzündeki avâneleri (yardakçıları) olan kâhinler (gâipten ve gelecekten haber vermek iddiasında bulunan kimseler) vâsıtasıyla bir takım hâdiselerden haber veriyorlardı. 

Muhammed aleyhisselâm'ın doğduğu geceden îtibâren şeytanlar artık, birinci kat semâ'ya yakın yerlere kadar çıkamaz, oldular. 

Çıkmaya çalıştıklarında yıldızlar tarafından taşlanarak ya öldürülür veya yaralanır oldular. 

Cenâb-ı Hakk bu husûsu Mülk Sûre-i Celîlesinde: “Yemin olsun ki (dünyâ'ya) en yakın semâyı kandillerle (yıldızlarla) süsledik ve onları şeytanlar için atılacak taşlar yaptık.​(Bu taşlar, Meleklerden sır çalmaya gelen şeytanları öldürür veya sakatlar). Ve o şeytanlara ve Rablerini inkâr edenlere çılgın ateş azâbı hazırladık. O ne fenâ yerdir!” buyurarak haber vermektedir.

Dolayısıyla Muhammed aleyhisselâm'ın doğduğu geceden î'tibâren şeytanlar artık Kureyş kâhinlerine (gâibden) ilerde meydana gelecek hâdiselerden haber veremez oldular. 

Çünkü, Hakk (İslâm ve o’nun Peygamberi) gelmiş, bâtıl (küfür) zâil  olmuş (sona ermiş) ti.  Gerçekten bâtıl (yalan, çürük, boş ve asılsız olan her şey) her zaman yok olmaya mahkûmdur.

Nasıl olmasın ki; Allah adına Hakkı, doğruyu telkin ve tebliğ edecek olan Kâinâtın Efendisi, Peygamberler Peygamberi, Fahri âlem, Muhammed Mustafa sAllahü aleyhi ekmelüt-tahıyyâ-ü vet-teslîmât  dünyâ'yı şereflendirmişlerdi. 

Muhammed aleyhisselâm'ın doğduğu gece ve daha sonra o zamâna kadar görülmemiş bu hâdiselerden başka pekçok hâdise vukû bulmuş, bunların hepsi son Peygamber Muhammed aleyhisselâm'ın dünyâyı teşrif ettiğine, önceki kutsal kitaplarda vesıfları bildirilen Ahmed’in (a.s.) yıldızının doğduğuna işâret olmuştur. 

MUHAMMED ALEYHİSSELÂM’IN DÜNYÂYA GELDİĞİ NURLU GECENİN SABAHINDA MEKKE VE MEDÎNE’DE YAŞAYAN YAHÛDÎLERİN HALLERİ

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) şâiri Hassân bin Sâbit (r.a.) anlatıyor:  

Muhammed aleyhisselâm doğduğu zaman ben sekiz yaşında, gördüğümü ve duyduğumu anlayacak olgunlukta idim. 

Bir sabah vakti Medine’de bir yahûdi âlimi, yüksek bir yerden diğer yahûdilere şöyle sesleniyordu.

Ey yahûdi cemâati! Bu gece, Ahmed’in doğumuna işâret olan ve mukaddes kitaplarda bildirilen bir yıldız doğdu!. Haberiniz olsun, Ahmed’in yıldızı bu gece doğdu!...diyordu.

Sonra hesâb ettim;  Bu hâdise,  Rasûlüllah’ın (s.a.v.) doğduğu gecenin sabahına denk düştü.” diyor.

Hâdisenin bir benzeri de o sabah, Mekke’de yaşanmıştır. Mekke’de yaşananları ve Mekke'liler arasında konuşulanları, Mü’minlerin annesi Âişe-i Sıddîka (r.a.) validemiz şöyle haber vermişlerdir...

Mekke’de ticâretle uğraşan bir Yahûdi vardı. Peygamber Efendimiz Muhammed aleyhis-selâm'ın (s.a.v.) doğduğu gece, içlerinde Hişam bin Muğîra, Velid bin Muğîre ve Utbe bin Rabîa gibi Kureyş ileri gelenlerinin de bulunduğu bir topluluğa gelerek, "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sorar. Orada bulunanlar "Bilmiyoruz" diye cevap verirler.

Bunun üzerine; Yahûdi; "Vallahi sizin bu ihmâlinizden iğreniyorum!  "Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum. İyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son Peygamberi Ahmed doğdu.

Haberiniz olsun! Tevrat'da bildirilen Ahmed’in yıldızı bu gece doğdu! Ahmed bu gece dünyâya geldi... Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım.  

Evet, O’nun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan (son Peygamber olduğunun işâreti olan) bir ben vardır. " dedi

Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düşerler ve dağılırlar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlatırlar.

"Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini alırlar​Ertesi gün Yahudiye varırlar: "Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyâ'ya geldiğini duydun mu?" derler.  

Yahudi: "O’nun doğumu, benim size haber verdiğim saat'den önce mi dir?, sonra mı dır?" der.

Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir " derler. Yahudi, "Ne olur beni ona götürün " diye yalvarır. 

Yahudi ile beraber kalkıp Hazreti Âmine'nin (r.a.) evine giderler, izin isteyip içeri girerler.

Çocuğu (Muhammed aleyhis-selâm'ı) yahûdinin yanına çıkarırlar. Yahûdi çocuğun (Muhammed (s.a.v.) sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık gelerek, fenâlaşır. 

Kendine gelip ayıldığı sırada,"Ne oldu sana? bu hâlin nedir? " derler.

Yahudi, "Artık İsrail oğullarndan Peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti.  Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve i’tibar ümidleri de kalmadı.  Bu onların ölümleri hakkında verilmiş bir fermandır!.  

Araplar'a ilerde Peygamber olacak bu çocuk ile öyle bir kurtuluş ve devlet gelecek ki, haberi doğudan batıya her yere ulaşacaktır.

Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir." dedikten  sonra  üzgün bir vaziyette oradan ayrılmıştır.

Ey Yüce Rabbımız!
Kâinâtı yüzü suyu hürmetine yarattığın, böyle bir Rebîul-evvel ayında Velâdetleri ile âlemi nurlandırdığın Leyle-i Mi’râc'da Yüce huzûruna da’vet edip Cemâlinle müşerref kıldığın, Habîb-i Edîb’in, Hâtem-ül Enbiyâ Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve bütün sevdiklerin hürmetine! 
Bizlere, neslimize ve bütün ehl-i imân’a, lütf-ü kereminle muâmele eyleyerek, son nefesimize kadar, son nefesimiz dâhil, sıhhat ve âfiyet üzere, erzel-i ömre düşürmeden, Rasûl-i Ekrem'inin (s.a.v.) doğru yolunda, iman ve hidâyet üzere Rızâ-i Şerîfine uygun amellerle yaşamayı, rahmet, mağfiret ve bereketinden bol bol istifâde etmeyi, ömrümüz hitâma erdiğinde, kâmil bir îmanla teslîm-i ruh ederek cennet ve Cemâlinle müşerref kılacağın bahtiyar kullarından olmayı nasîb eyle.  

Sözlerimizi Süleyman Çelebi merhûm'un vecîz Duâları ile noktalayalım.

Yâ İlâhî ol Muhammed hakkı için,
Ol şefâat kânı Ahmed hakkı için,
 
Biz günahkâr âsî mücrim kulları,
Yarlıgâyup kıl günahlardan berî.
 
Afvedüp isyânımız kıl rahmeti,
Ol Habîbin yûzü sûyû hürmeti.
 
Yâ İlâhî kılma bizi dâllîn,
Bu duâya cümlemiz diyelim âmin
 
Ümmetinden râzı olsun ol muîn
Rahmetüllahi aleyhim ecmeîn..
 

Allahümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin elfe elfin..