İyiliğe karşı iyilik yapmak, iyilik gördüğü kimseye teşekkür etmek güzeldir ve önemli bir insanlık vazifesidir.

Ancak asıl şükür; (şükran günü vesilesi ile üzerinde durmak istediğimiz şükür) ni’meti değil, ni’meterin sâhibini, ni'metleri halkedip veren "Şekûr" olan Yüce Yaratıcı'yı tanımanın ve gereğini yapmaya çalışmanın önemini hatırlatmaya çalışmaktır... 

İnsanlar arasında şükür veya teşekkür; bir kişinin başka bir kişi veya makamdan gördüğü iyiliği anmak, takdir ile karşılamak sûretiyle ihsân (iyilik) edeni saygı ile övmektir. 

İhsân sâhibine, (gördüğü iyiliğe) karşı dili ile teşekkür ederek, duâ ederek veya hizmet ederek karşılığnı yapmak, Dınin de, aklın da emrettiği bir vazîfe ve borçtur. 

Meseleyi biraz daha net anlaşılşır halde takdim edebilmek için bir misal ile ifâde etmeye çalışalım.

Aklı başında bir kimse düşünelim! ihsan sâhibi, (cömert, yardımsever ve yaptığı iyiliği başa kakmayan) bir kişi veya makam tarafından düzenli olarak bütün ihtiyaçları karşılansa, (her ay yemesine, içmesine, barınmasına ve diğer ihtiyaçlarınına yetecek kadar imkan sağlansa) bu kimse, o ihsan sâhibini her yerde övmez, o’na teşekkür etmez ve iyiliklerini anlatmaz mı? Her zaman o’nun sevgisini, teveccüh ve memnûniyetini kazanmaya uğraşmaz mı? O’nu, elinden geldiği kadar, dertlerden, sıkıntılardan uzak tutmaya, icâbında kendi nefsini tehlikeye atarak, ihsân sâhibi efendisini korumaya çalışmaz mı? 

Şâyet o kişi, yapması gereken vazifelerini yapmaz, kendisine sâhip çıkan, ihtiyaçlarını karşılayan ihsan sâhibine kıymet vermese, nankör insan! diye ayıplanmaz, icâbında cezâlandırılmaz mı?

Günümüz dünyasında, ihsan sâhibi kişi ve makamların hakkına böyle riâyet edilmesi gerekiyor, teşekkür ediliyor ve edilmesi gerekiyor da, her ni’metin, her iyiliğin hakîki sâhibi olan, hepsini yaratan, gönderen, Allah-ü Teâlâya şükretmek, O’nun beğendiği, istediği şeyleri yapmak gerekmez mi?

Elbette, en çok O’na şükretmek, O’nun hakkını gözetmek ve O’na ibâdet etmek gerekir.

Çünkü, O’nun ni’metleri yanında başkalarının iyilikleri, denizin suları yanında bir damla kadar bile değildir.

İşin gerçeği: İhsan sâhibi insanlardan gelen iyilikleri de, onları sebep kılarak yine O göndermektedir.

Bunu böyle bilmek ve böyle inanmak îmandan’dır.

Altını kalın çizgilerle çizerek ifâde edelim ki; iyiliğe karşı iyilik yapmak, iyilik gördüğü kimseye teşekkür etmek güzeldir ve bir insanlık vazifesidir.

Üzerinde durmak istediğimiz gerçek şükür, ni’meti değil, ni’metin sâhibini; her şey’i yoktan vâreden, sonradan vâr olan her şey’in hâlıkı, sâhibi ve mutlak mâliki olan Yüce Allah'ı bilip tanımak ve gereğiyle amel etmektir.

Binâenaleyh; meccânen verdiği sayısız ni’metler karşısında, aklı olan her insanın Allah-ü Teâlâ’yı tanıması, hatırlaması, saygısını göstermek için O’na şükretmesi mühim bir vazîfe ve elbette güzeldir.

Ancak; her akl-ı selîm sâhibi kabul eder ki, Allah’a ve verdiği sayısız ni’metlere şükür için, senede bir günü "şükran günü" veya bayram ilan etmek yetmez.

Arzu edilen şükür; insanın her zaman, her yerde ve her şart altında Allah’a saygılı olması, verdiği sayısız ni’metler karşısında ni’metin sâhibini tanıması, O’na teşekkür etmesi, bunu hayâtında yaşaması ve ömür boyu devam ettirmesi"dir..

Bilinmeli ve unutulmamalıdır ki; insanlara her iyiliği yapan, en büyük iyilik olarak da yok iken vâr eden, en güzel şekli veren, lüzumlu uzuvları, kuvvetleri ihsan eden, herbirini muhteşem bir âhenk ile işleterek sıhhat veren, diğer canlılardan farklı olarak akıl ve zekâ bahşeden, çoluk-çocuk, ev, ihtiyaç eşyası, güzel güzel, çeşit çeşit yiyecek, içecek ve giyeceklerimizi yaratan Yüce bir Sâhib’e, bu ni’metleri karşılıksız ihsân eden ve bize hiç ihtiyacı olmayan, sonsuz kuvvet, kudret sâhibi olan Allah-ü Teâlâ’ya şükretmemek, kulluk hakkını ödememek, şüphesiz çok büyük bir kabahat, çok büyük bir zulüm, haksızlık ve nankörce bir hareket olur...

Hele, O’na ve ni’metlerin O’ndan geldiğine inanmamak, veya bunları başkasından bilmek, daha büyük bir zulüm, pek çirkin bir yüz karası ve çok büyük bir ayıp olur" diye düşünüyor ve inanıyoruz.

ŞÜKÜR: KALB, DİL VE AZÂLARLA OLUR

İyiliğe karşı iyilik yapmak, iyilik gördüğü kimseye teşekkür etmek güzeldir ve bir insanlık vazifesidir. 

Daha da önemlisi ise, kulluk vazifesi dir ve; "Eğer Allah'ın üzerinizdeki ni'metlerini saymaya kalksanız elbette sayamazsınız"  buyuran Yüce Allah'ın sayılması gerçekten mümkün olmayacak kadar çok ni'met halk edip, meccânen vermesine karşılık, kulluk borcunun ödenmesi için ni'metin sâhibi olan Yüce Yaratıcı'ya yapılmalıdır.

İrfan ve hikmet ehli âlimlerin beyanına göre; Ni’metlerin yaratıcısı, gerçek sâhibi ve mâliki olan Yüce Allah’a şükür; kalb, dil ve azâlarla yapılır. 

Kalb ile Şükür; iyiliğe niyet ederek onu yapmaya çalışmakla ve yapmakla olur.

Dil ile Şükür; sâhip olduğu bir ni’meti yemeye, içmeye veya kullanmaya başlarken Yüce Yaratıcı’yı hatırlayarak ismini anmakla; “Bismillahirrahmanirrahim, demekle, yedikten, içtikten ve kullandıktan sonra ise, “Elhamdülillah” diyerek şükrünü açıklamakla olur.

Â'zâlarla Şükür: Günde beş vakit Namaz kılmak, haftada bir Cuma namazı kılmak ve Allah-ü Teâlânın verdiği nimetleri yerli yerinde, O’nun istediği, sevdiği yerlerde ve hakkıyla kullanmakla, Allah’ın Peygamberi vâsıtasıyla kullarına bildirdiği Dînin hükümlerine uygun bir hayat yaşamaya çalışmakla olur.

Allah’ın verdiği ni’metlere karşılık şükretmesi gereken insan, o ni’metlerle günah işlerse, şüphesiz ki Yüce Yaratıcı’ya karşı nankörlük ve büyük saygısızlık etmiş olur.

Özetle şükür; mükellef çağa geldikten itibaren erkek olsun, kadın olsun her insanın, başta akıl ve sağlık ni’metleri olmak üzere, sâhip olduğu bütün ni’metlerin Allah’tan geldiğini bilmesi, yalnızca Ramazan’da, Bayramlar’da, Kandil Geceleri’nde veya senede bir veya bir kaç gün değil, hayâtının sonuna kadar, ni’metleri vereni her gün hatırlayarak dili ile hamd ve teşekkür, bedeni ile O yüce makâm’a secde etmesi, Yüce Allah'ın yarattığı, akıl ve irâde vererek mükellef tuttuğu insan oğlu tarafından yapılmasını ve yapılmamasını istediği hususları onlara öğretmek üzere, kendi aralarından seçip gönderdiği Peygamberi (aleyhis-salâtü ves-selâm) vâsıtasıyla bildirdiği emirlerini samîmi olarak yapmaya, yasak ettiklerinden (haramlardan) da sakınmaya ve Allah’ın verdiği ni’metleri Allah’ın istediği, Peygamberin (aleyhis-salâtü ves-selâm) yaşayarak öğrettiği şekilde ve yerinde kullanmaya çalışmak.” demektir.

AKILLI İNSAN KENDİ HÂLİNE DE ŞÜKRETMELİDİR

Allah’a ve gönderdiği Peygambere (aleyhis-salâtü ves-selâm) ve o Peygamberin Allah’tan getirip insanlara bildirdiği hakîkatlere inanan, inandığını söyleyen kadın-erkek her kes, Allah’a ve verdiği ni’metlere şükrederken, kendi hâline de şükretmeli, Allah’ın taksîmâtına râzı olmalı, başkalarını kıskanmamalı, haset etmemeli, başkalarına karşı üstünlük taslamamalı, kendini beğenmişlik hastalığına yakalanmamalı, kendisi için uygun görmediği hiç bir şey’i başkası için de uygun görmemelidir ki, gerçek bir Mü'min olabilsin.

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (S.A.V.) ŞÜKÜR İLE ALÂKALI MÜBÂREK SÖZLERİNDEN BAZILARI

Allah-ü Teâlâ’nın, koyduğu hükümleri insanlara tebliğ etmek, yaşayarak öğretmek üzere seçip gönderdiği son Peygamberi, güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderilmiş bulunan güzel ahlâkın en güzel ve yüce örneği, Allah'ın Habîbi, en sevgili kulu ve en büyük Peygamberi, bizim Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm'ın muhtelif zamanlarda ve muhtelif yerlerde, ashâbına yaptığı nasihatler ve içinde şükür ifâdeleri geçen mübârek sözlerden bazılarını, şükran günü vesîlesi ile, inşaÂllah faydalı olur ümidi ile nakletmek istiyoruz.

Allah'ın Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır.

Ey Allahın kulları! Bilmiş olun ki; "Bir kimse (Müslüman) kendisi için istediği herhangi bir iyiliği, Din kardeşi için de aynı şekilde istemezse ve kendisine gelecek bir kötülüğü istemediği halde, o kötülüğü başka bir Müslüman için isterse, o (tam olarak) îman etmiş sayılmaz. (O iyi bir Mü'min, gerçek bir Müslüman değildir)”.

Ey insanlar! Biliniz ki; “Allah’a ve Allah’tan gelenlere, Peygambere ve Peygamberin Allah tarafından getirdiklerine inananların; Allah-ü Teâlâ’nın sayılamayacak kadar çok olan bütün ni’metlerine şükretmiş sayılmaları, Namazlarını hakkıyla kılmalarına bağlıdır.

Ey Allah’ın kulları! Namazlarınıza dikkat ediniz. Biliniz ki Namaz, şükrün bütün aksâmını câmidir. (her çeşidini içinde toplar). İnananlara, Mi’rac hadiyesi olan Namazlarını doğru ve hakkıyla kılanlar, Allah-ü Teâlânın sayılamayacak kadar çok olan ni’metlerine şükretmiş olur. Namaz kılmayanlar ise, Allah’a şükretmemiş, nankörlük etmiş olurlar.

Ey insanlar! Biliniz ki; “Sahip olduğu bir ni’met için, Allah’a şükreden daha iyisine kavuşur.

Ni’mete kavuşunca şükreden, belâya uğrayınca sabreden, haksızlık yapınca af ve özür dileyen, zulme uğrayınca bağışlayan, emniyet ve hidâyette, gönül huzûru içinde ve doğru yolda bir Mü'mindir.

Her türlü ni’meti yaratan Yüce Allah’ın beyânına göre; Ni’mete şükür, o ni’metin elden gitmesine karşı emân yani o ni’metin devâmı için bir güvencedir. 

Ey insanlar! Bir ni’meti yedikten veya içtikten sonra, "Elhamdülillah" diyen, o nimetin şükrünü edâ etmiş olur. Cennetin bedeli “Lâ ilâhe illAllah”, nimetin bedeli “Elhamdülillâh” dır.

İnsanlara teşekkür etmeyen kimse, Allah’a şükretmez. Az’a şükretmeyen de, çoğa şükretmez. Allah’ın ni’metini zikretmek şükür, bahsetmemek ise, nankörlüktür.

Nitekim Azîz ve Celîl olan Yüce Allah bir Hadis-i Kudsî de; “Sabah ve akşam Beni zikreden, günde beş vakit Namazını kılarak ibadet ve itâat edenler şükretmiş, da’vetimi unutanlar, nankörlük etmiş olur. 

Bir kimse, kendine verdiğim ni’meti benden bilip kendinden bilmezse, ni’metlerin şükrünü edâ etmiş olur. Bir kimse de, rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmez ise, ni’metin şükrünü edâ etmemiş olur”. buyurur. 

 “Şükran Günü” vesileyle; nefsimize ve inanıp kabul eden "Mü’min Gönüllere İslâm'da Şükür ve Önemi”ni bir kere daha hatırlatalım istedik...İnşâAllah faydalı olur....

Ne mutlu!

Îman edip, Namazlarını kılmaya devâm edenlere,
Hâline şükredip, Allah’ın taksîmâtına râzı olanlara,
Kimseyi kıskanmayıp, üstünlük taslamayanlara,
Hakkı (doğruyu) söyleyip, doğru yaşayanlara,
Ni’metleri veren’i tanıyıp, saygı ile şükredebilenlere...

Ey Rabbimiz! Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme! ​
​Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yükler yükleme! 
​Ey Rabbimiz!, günâhlarımızı bağışla, kötülüklerimizi (kusurlarımızı) ört ve ruhlarımızı iyilerle berâber al. 
​Ey Rabbimiz!, Bize dünyâda da güzellik ver, âhirette de güzellik ver.(Rahmetinle) bizi cehennem azâbından koru.Hesâb günü geldiği zaman, bizi mağfiret et, (günahlarımızı bağışla). Annemizi- babamızı ve Mü’minleri de mağfiret buyur. Âmin...