E. Ensar ELKOCA

Toplum bilimlerinde dile getirildiği gibi birey ve toplum sürekli birbirlerini etkiler. Bu süreklilik içerisinde yaşanan keskin değişimler, toplumların tarihindeki dönüm noktalarını oluşturur.

Hicaz yarımadasına İslam dininin inmesi, cahiliye toplumu ile müşrik bireyler arasındaki gidişatı farklı bir yöne çekmiştir. Hz. Muhammed’in çağrısı o toplumu değiştirip dönüştürerek bir inşa süreci başlatmıştır. İndiği topluma ağır eleştiriler getiren bu din, Mekke’de büyük bir dirençle karşılaşınca Müslümanlar Medine’ye hicret etmişlerdir. Asr-ı saadet dediğimiz bu dönemin toplumsal yapısı ise bir bakıma Medine’de şekillenecektir.

Müslüman Toplumlarda Kimlik Oluşumu

İnşa edilen bu kimliğin kodlarını belirleyen Hz. Muhammed (sav), kendisine inen vahiyle öncelikle bireylerin zihinlerini ve davranışlarını değiştirir ve böylece bir toplum meydana getirir. Bu oluşum bugünkü dünya siyasi haritasını belirleyen en önemli tarihsel unsurlardan biridir. Şuan dünyadaki 63 İslam ülkesi, kendilerini bu değer ve kimlik ile tanımlamaktadır. Temelleri Hz. Peygamber döneminde atılan bu kimliğinin kazandırmış olduğu irşat tutkusu ise, dünya tarihinde eşine az rastlanan bir hızda İslamiyet’i yayacak,  daha da önemlisi İslam kimliği fethedilen yerlerde kalıcı olmayı başaracaktır.

İslam Tarihinde Yaşanan Acı Hadiselerin Asıl Sebebi…

İslam tarihinde Hz. Osman’ın şehit edilmesiyle başlayan iç problemler ise temelde bir sistem krizinden kaynaklanmaktadır. Hz. Peygamber’in ardından halifelerin nasıl seçileceği ve nasıl azledileceği ile alakalı belirli bir sistem olmadığı için onun vefat ettiği gün bir yönetim krizi patlak vermişti. Hz. Peygamber’in cenazesi kaldırılmadan önce yerine kimin geçeceği tartışılmaya başlanmıştı. Bu kriz Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer gibi ender şahsiyetler ile son anda müdahale edilip çözülse de onlardan sonra tekrar ortaya çıkacaktı.

Hz. Osman’ın şehadetine giden sürece baktığımızda bu acı olay, valilerinden rahatsız olanların eleştirileriyle başlar ve daha sonra Halifenin mührünün çalınmasıyla daha ağır bir boyut kazanır. En nihayetinde Hz. Osman’ın evi kuşatılır ve hilafeti bırakmaya zorlanır. İlk günlerde kendisine muhalefet edenler aynı zamanda arkasında namaz kılmayı ihmal etmezler. Ancak muhasaraya başlandığında kendisini korumak içim Şam ve Yemen’den gelen ordular yola çıkınca muhaliflerin tavırları değişir. Medine’ye doğru gelenlerin korkusuyla birlikte muhasara edenlerin taşkınlıkları kaçınılmaz olur ve Hz. Osman’ın evine girerek onu şehit ederler.

Sistem Krizi Tırmanıyor

Hz. Osman’ın kanı üzerinden yürüyen siyaset iki büyük savaşa neden olur. Peygamberimizin (sav) eşi Hz. Aişe’nin de içinde bulunduğu Cemel ve akabindeki Sıffin savaşları İslam tarihindeki ilk iç savaşlar olarak anılır. Bu savaşlar Hz. Ali’nin, Hz. Osman’ı şehit eden katiller için gerekli adımları atmadığı söylemiyle ortaya çıkmış ve İslam tarihinde birçok isyan hareketini başlatan eşik olmuştur.

Tüm bu sıkıntılar, yönetimden rahatsız olan kesimin nasıl muhalefet edeceğine dair disiplinli bir muhalefet sisteminin olamayışından kaynaklandığı görülmektedir. Dolayısıyla bu sistemsizlik, siyasi olaylarla daha da karmaşık hale gelmiş ve işi kılıca bırakmıştır. Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasında yapılan hakem olayına baktığımızda, uygulanan bu arabuluculuk yöntemi, düğümlenmiş bir savaşta bir sistem arayışının ürünüdür. Ancak tam olarak oturmamış olan bu sistem, hakemlikte disiplinsizliği ve sonrasında tahkim sonucunun tanınmamasını doğurmuştur. Tahkim sistemini Allah’ın ayetlerine karşı gören Hariciler ise her iki tarafı tekfir etmiş ve İslam tarihinde ilk ayrılıkçı hareketi başlatmışlardır.

Artık İslam, enerjisinin bir bölümünü bu ayrılıkçı grupla mücadelede tüketmiş ve en nihayetinde Hariciler Hz. Ali’ye suikast düzenleyerek onu şehit etmişlerdir. Aynı gece kendisine de suikast düzenlenen Hz. Muaviye ise yaralı olarak kurtulmuş ve daha sonra yoğun bir şekilde Haricilerle mücadelede bulunarak onları bastırmıştır.

Hanedan Sistemine Geçiş

Hz. Ali’nin hilafetini tanımayan ve şehit edilmesiyle tek başına halife olan Hz. Muaviye, bir sistem olarak o dönemde Bizans ve Sasani’de uygulanan hanedan sistemini benimsemiş, kendisinden sonra liyakatsiz olsa da oğlu Yezid’i halife olarak tayin etmiştir. Ve böylece -İslami hassasiyetlere uymadığı için çok eleştirilse de- ilk kez Emevi devleti ile bir sistem ortaya konmaya çalışılmıştır. Ancak Müslümanların doğru bulmadığı bu sistem, yeni sıkıntıları beraberinde getirecektir. Bu modeli kabul etmeyip Yezid’e karşı çıkan Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi ise hala Müslümanların gönlündeki derin bir yaradır.

Hz. Peygamber Niçin Kendisinden Sonra Birini Seçmedi?

Bu noktada bütün hayatı kuşatan Kur’an-ı Kerim’in ve Hz. Peygamber’in korunması gereken ilkeleri sıralayarak oluşturulacak sistemin formunu müminlere bırakması, muhteşem bir özgürlükle birlikteağır bir mesuliyetin sonucudur. Evrensel olan İslam dini, her toplumun ve dönemin kendisine mahsus bir yönetim sistemi olduğunu bilir ve bu değişkenliği dini nasla sabitleyerek donuk bir kalıba koymayı gerekli görmez. Onun yerine adaleti sağlayacak ilkeleriyle mevcut sistemi dönüştürmeyi amaçlar. Bir nevi “siz sistemi kendi asrınıza göre bir model kurun, içeriği ben doldurayım” der.

Zira mevcudu değiştirmek güç ve mücadeleyle, dönüştürmek ise tebliğ ve ıslahla olur. İslam yöntem olarak her zaman ıslahı önceler. Ve bu bakış açısı İslam’ın diğer yönetim sistemleriyle yaşanabileceğini ve Müslümanların dünyanın hiçbir yerinde sistem açısından muhalif olmadığını gösterir.

Ki evrensellik iddiası bunu gerektirir.

Önemli Olan İçeriğin İslami ve İnsani Olması

Sonuç olarak Kur’an ve Hz. Peygamber yönetim konusunda, İslami ve insani ilkeleri hayata taşıyacak zeminin, her asrın ve coğrafyanın ümmetine havale ettiği görülmektedir. Kıyamete kadar geçerli olma iddiasındaki bir din de ancak böyle bir sistemle müntesiplerine bir misyon yükler. Bu misyon ise İslam’ın asırlar üstü olduğunun en önemli göstergelerinden biridir.

Bir nevi İslam bize şöyle demektedir: Siz bu ilkelerle sisteminizi geliştirin, her coğrafyada uyarlanabilecek elverişli bir model ortaya koyun, yaşanır hale getirin, toplumu eğitip uzlaşmayı sağlayın… İsmi değil içeriği önemlidir.