Allah'a ve âhiret gününe inanan Müslüman'ın yapmaması, uzak durması gereken şeylerin on dördüncüsü; Allah'a ve Rasûlüne (s.a.v.) karşı yalan söylemektir. Allah-ü Teâlâ; Kitâb-ı Kerîminde: Allah'a karşı yalan söyleyenlerin kıyâmet günü yüzleri göreceksin ki, kapkaradır." (Zümer: 60) buyuruyor.

Buhârî, Müslim ve daha bir çok sahihde kaydedildiğine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.): şöyle buyurmuşlardır. "Bana karşı yalan söyleyen kimse için cehennemde bir ev yapılır. Yalan olduğunu bile bile bana izâfeten (benden duymuş gibi) bir söz aktaran, yalanı meslek edinenlerden biridir. 
Bana karşı yalan söylemek, benden başkasına yalan söylemek gibi değildir. Kim bana izâfe ederek yalan söylerse, benim söylemediğimi bana nisbet ederek söyler, aktarırsa cehennemdeki meskenine, durağına hazırlansın. Mü'min kişi hâinlik ve yalan söylemek hâriç, her şeyi yapıp işleyebileceği bir fıtratda (kâbiliyet üzere) yaratılır".

Tâbiîn'in büyüklerinden Hasan-ı Basrî Hazretleri: Allah'a karşı yalan söyleyenler; "istersek yaparız, istersek yapmayız"diyenlerdir buyurmuştur. 
Kezâ; İbni Cezvî (r.h.) de Tefsirinde; "Geçmiş büyük âlimlerden bir kısmı Allah'a ve O'nun Peygamberine (s.a.v.) karşı yalan söylemeği küfür saymışlardır. Şüphesiz Allah'a ve Peygamberine (s.a.v.) karşı yalan söylemekte, haram olan bir şeyi helâl saymak korkusu vardır. Haramı helâl saymak ise, katışıksız küfürdür." diye kaydeder... 
 
DÜŞMAN İLE HARP HÂLİNDEYKEN CEPHEYİ BIRAKIP KAÇMAK
 
Müslüman'ın yapmaması, uzak durması gereken şeylerin on beşincisi; Düşman ile harb hâlindeyken cepheyi bırakıp kaçmaktır.
Bu husûsun Şer'î delîli: Azîz ve Celîl olan Yüce Allah'ın: "Ey Îmân edenler! Toplu bir halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkalarınızı dönmeyin (cepheden, savaş alanından kaçmayın.) Tekrar muhârebe için bir tarafa çekilenin, yâhud diğer bir fırkaya (gruba, bölüğe) ulaşıp mevki tutanın hâli müstesnâ olmak üzere, kim  böyle bir günde arka çevirirse (vatanı, mukaddesâtı savunmakdan kaçarsa) o, muhakkak ki Allah'ın gazabına uğramıştır. Onun yurdu (gideceği ve ebedî olarak kalacağı yer) cehennemdir. O ne kötü bir sonuçtur." (Enfâl:15-16) Kavl-i Kerîmidir...
Rasûl-ü Ekrem ve Nebiy-yi Muhterem Efendimiz (s.a.v.): "Helâke götüren yedi şeyden kaçının" meâlindeki bir Hadis-i Şeriflerinde, yedi hususdan birinin "toplu halde düşmanla karşılaşma gününde cephden firâr (arkasına dönüp kaçmak) olduğunu bildirmiştir. 
Enfâl Sûre-i Celîlesinin 66. Âyet-i Kerîmesi; iki yüz kişilik düşman gruptan, yüz kişilik Mü'min grubun kaçmamasının farz olduğuna delildir...
"Helâke götüren yedi şeyden kaçının" buyurulan Hadis-i Şerif'in tamâmı şöyledir. Hazret-i Ebî Hüreyre'nin (r.a.) rivâyetine göre; Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır. "Helâk edici şu yedi şeyden kaçınınız. 1. Allah'a şirk (ortak) koşmaktan, 2. Sihirden, 3. Cinâyetten, (haklı durum hâriç) Allah'ın haram kıldığı cana kıyıp adam öldürmekten, 4. Fâiz yemekten, 5. Yetim malı yemekten, 6. Savaş günü harpten kaçmaktan ve 8. Nâmuslu Mü'min kadınlara  (ahlâksızlık isnad etmek) iftirâ etmekten."
 
İNSANLARI ALDATMAK VE ZULMETMEK
 
Müslüman'ın yapmaması, uzak durması gereken şeylerin on altıncısı; insanları aldatmak ve zulmetmektir.
Asıl ifâdesi ile; Allah'a karşı işlenmiş büyük suçlardan, âhiretteki cezâsı pek büyük olan günâhlardan biri de;  İdârecilerin (ümmetin işlerinden herhangi bir şeyi yapmak üzere, sorumluluk alanların) halkı aldatması (tebaasına verdiği sözleri tutmaması) ve zulmetmesi (idâresi altında bulunanların haklarını gözetmemesi, haksızlık etmesi) dir.
 
TEBAASINA ÂDİL DAVRANMAYIP ZULMEDEN İDARECİLERİN UĞRAYACAĞI BÜYÜK ZARARLARI BİLDİREN İLAHÎ VE PEYGAMBERÎ HABERLER
 
Tebaasına zulmeden, onlara karşı kibirlenen- büyüklük- taslayan emirler- idâreciler, yöneticiler- için pek acıklı bir azap hazırlanmış olduğu husûsunda Yüce Allah şöyle buyurur: 
"Zulmedenler, (şirk ve isyanlarla kendi nefislerine, haklarına tecâvüz etmek sûretiyle başkalarının haklarını yiyenler veya zulmedenler, veya yanlış şeylerle itham edenler) hangi dönüş yerine (şerlerden nasıl bir şer yerine) döndürüleceklerini pek yakında (görecekler) bileceklerdir.  (Eş-Şuarâ: 227)
Zulmedenler ve yer yüzünde haksızlık edenler (var ya!) Onlar için acıklı bir azap vardır."  (Eş-Şûrâ: 42)
O zâlimlerin yaptıklarından (yapacaklarından) sakın Allah'ı gâfil (bilmiyor, görmüyor) zannetme!... 
Allah onların azâbını ancak öyle bir güne bırakıyor (geciktiriyor) ki, o (gün) gözler korkudan belerip (dikilip) kalacaktır. (O halde ki) hepsi başlarını dikerek koşacaklar, gözleri kendilerine bile dönüp bakamayacak. Kalplerinin içi ise (müthiş korkudan dolayı hava kesilmiş, akıldan) bomboştur. (İbrâhîm: 42-43)
Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tebarâni ve Müsned-i Ahmed'de kaydedildiğine göre; Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) bu hususla alakalı bazı mübârek sözleri:  
Rasûl-i Ekrem ve Nebiy-yi Muhterem (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır. 
"Hepiniz çobansınız ve ayrı ayrı hepiniz güttüğünden sorumludur. Hangi çoban (idâreci) güttüğü ve idâre ettiği kimselere zulmederse o cehennemdedir. 
Allah-ü Teâlâ, adâletli idâreciyi kendi Rahmet gölgesinden başka gölgenin bulunmadığı Kıyâmet Gününde kendi gölgesinde gölgelendirir...
Verdikleri hükümlerde yakınlarını ve himâyesi altında bulunanları (ayırım yapmadan) adâlet ile gözeten âdil kimseler, nurdan tahtlar üzerinde (oturtulacaklardır).
Pek yakında fâsık (Hakka tâatdan çıkmış, ahlâkı güzel olmayan) zâlim idâreciler olacak. Kim olnların yalanlarını doğrular, zulümlerine yardımcı olursa o benden değil, ben de ondan değilimdir. O ebediyyen benim havzumdan içemeyecektir. 
Her kim ki, Allah onu bir tebaanın başına idâreci (yönetici) kılar da o idâreci, nasîhatları ile halkı muhâfaza etmezse, Allah Cenneti ona haram kılar. Tebaasına zulmeden kimse günü gelir elbet ölür ve Allah da kendisine Cenneti haram kılar. 
Her kim ki, Allah-ü Teâlâ Müslümanların işlerinden herhangi bir işin başına geçirir ve o kimse de Müslümanların ihtiyaçlarına, eksik ve gediklerine karşı perde indirir, (kapısını kapatır, kulak asmaz, ulaşılmaz olursa) Allah da Kıyâmet gününde onun ihtiyacına bakmaz...
Kıyâmet gününde, insanlardan en çetin azâba giriftâr olacak (çarptırılacak) kimze zâlim idârecidir...
Ümmetimden (olduğunu iddia eden) iki sınıfa hiç bir vakit benim şefâatim ulaşmayacaktır. 
1. Halka zulmeden ve hıyânette bulunan sultanlar. 
2. Borç husûsunda hîlekârlık yaparak alacaklarını tahsilde (başkalarının aleyhinde) şehâdette bulunup, vereceklerini inkâr edenler.
Kim bizim (bu tebliğ ettiğimiz) Dinimizde, ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse o merduddur (kabul edilemez.) 
Merhamet etmeyene merhamet olunmaz. Allah insanlara acımayanı esirgemez.
 
 HAZRET-İ PEYGÂMBER'İN (S.A.V.) İDÂRECİLER HAKKINDAKİ DUÂSI
 
Allahım, her kim bu ümmetin işinden herhangi bir şeyi üzerine alır da onlara mülâyim (ve iyi) davranırsa, Sen de ona rıfk ile muâmele buyur. Onlara zorluk çıkarana da Sen meşakkat ver yâ Rabbi!...
 
Ey Erhamer-Râhimîn olan Rabbimiz! Dînimiz, dünyâmız ve âhiretimiz hakkında Senden afv ve maddî-ma'nevî âfiyet ve yardım niyâz ediyoruz, bizleri; zikrin, şükrün ve ibâdetlerimizi güzelce yerine getirmek, Dînini doğru yaşamak husûsunda yardımından mahrum eyleme... 
Ey Kalpleri döndüren, gönüllere hükmeden Rabbimiz! Kalbimizi Dînin ve İslâmî itâatın üzerine sâbit kıl. Bize hakkı hak olarak göster ve bizi hakka tâbî kıl, bâtılı bâtıl olarak göster ve ondan ictinâb ettir, uzaklaştır...
Ey Rabbimiz! gadabından rızâna, cezâlandırmandan bağışlamana ve Sen'den Sana sığınıyoruz. Sevip râzı olduğun şeyleri yapmakta bizleri muvaffak eyle!...
Ey Rabbimiz! Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme! ​
​Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yükler yükleme! 
​Ey Rabbimiz!, günâhlarımızı bağışla, kötülüklerimizi (kusurlarımızı) ört ve ruhlarımızı iyilerle berâber al. 
​Ey Rabbimiz!, Bize dünyâda da güzellik ver, âhirette de güzellik ver.(Rahmetinle) bizi cehennem azâbından koru.Hesâb günü geldiği zaman, bizi mağfiret et, (günahlarımızı bağışla). Annemizi- babamızı ve Mü’minleri de mağfiret buyur. Âmin.