Allah'a ve âhiret gününe inanan Müslüman'ın yapmaması, uzak durması gereken şeylerin on üçüncüsü; yetimin malını yemek ve ona zulmetmektir. 
Allah (c.c.) ve Rasûlü (s.a.v.); yetimlerin (Annesi-vabası vefât etmiş, kimsesiz, yalnız kalmış çocukların) himâyesi, haklarının gözetilmesi, onlara iyi davranılmasının önemi ve iyi davranmanın âhiretteki kazancı hakkında pek çok müjde vermişlerdir. 
Diğer taraftan; yetimlere kötü davranıp zulmetmenin cezâlarının ağırlığı hakkında da açık beyanlar ve korkunç tehdidlerde bulunmuşlardır.
 
YETİMLERİN GÖZETİLİP HAKLARININ KORUNMASINI EMREDEN VE YETİM HAKKI YİYENLERİN CEZÂLARINI BİLDİREN İLAHÎ VE PEYGAMBERÎ BEYANLAR
 
Azîz ve Celîl olan Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Yetimin malına, (haklarına sâhip çıkın) o rüşdüne erinceye (aklı, gücü, kuvveti malını ve haklarını koruyacak hâle gelinceye kadar) malını (ve haklarını) en güzel şekilde koruyun. (En'âm: 152)

Yetimlerin mallarını haksız (ve haram) olarak yiyenler (iyi bilsinler ki, onlar) muhakkak karınlarını ateş ile doldurmuş (gerçekte ancak bir ateş yemiş) olurlar. Yetimin malını yiyenler, (haklarına tecâvüz edenler) çılgın bir ateşe girecekler (cehenneme atılacaklardır.) (Nisâ: 10)
(Tefsir sâhibi Ebî Kerîm es Süddî el Kûfî (r.h.) Âyet-i Kerîmeyi: "Haksız olarak yetim malını yiyen Kıyâmet Gününde ağzından, burnundan, kulaklarından ve gözlerinden ateşler fışkırdığı halde haşrolunur. Kendisini gören kerkes: "Yetim malı yiyen adam" diye tanır" diye tefsir etmiştir...)

Eshâb-ı Kirâmın büyüklerinden Ebî Saîd el Hudrî radyAllahü anh'ın rivâyet ettiğine göre; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mi'rac yolculuğu esnâsında gördüğü dehşetli manzaralardan birini şöyle haber vermişlerdir.

"İsrâ gecesi Mi'râc edilip (semâlara yükseltildiğimde) bir de baktım ki bazı adamlara bir takım kimseler musallat olmuş, kimi derilerini koparıyor, kimi de ateşten kayaları getiriyor, ağızlarının içine bırakıyor. Ağızlarına bıraktıkları kayalar (mak'adlarından) arkalarından çıkıyordu!. Cebrâil'e (a.s.): Bunlar kimlerdir? diye sordum. "Haram olarak yetimlerin mallarını yiyenlerdir ki, ancak bir ateş yemiş olurlar" cevâbını verdi" buyurmuşlardır. 

İbn-i Kesîr tefsirinde kaydedildiğine göre Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) başka bir mübârek sözlerinde: "Allah-ü Teâlâ bir kavmi kabirlerinden kaldırır, bunların karınlarından alevler çıkar, ağızları ateşler saçar" buyurmuşlardı. Eshâb-ı Kirâm (a.r.) onlar kimlerdir?Ya RasûlAllah? diye sorduklarında: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) soranlara siz: Allah-ü Teâlâ'nın "Yetimlerin mallarını haksız (ve haram) olarak yiyenler, karınlarını muhakkak ateş ile doldurmuş (gerçekte ancak bir ateş yemiş) olurlar. Yetimin malını yiyenler, (haklarına tecâvüz edenler) çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir" (Nisâ:10)  beyânını okumazmısınız? buyurmuşlardır...
 
YETİMLERİ HİMÂYE EDENLER HAKKINDA MÜJDELER
 
Buhârî'nin (r.h.) sahîhinde kaydettiğine göre; Rasûl-i Ekrem ve Nebiy-yi Muhterem (s.a.v.) Efendimiz: (Şehâdet ve orta parmağını bitiştirerek göstermiş ve) "Ben ve yetimi himâyesine alan, Cennet'de işte böyle olacağız" buyurmuşlardır.

(Yetimin himâye edilmesi: İhtiyaçlarını yerine getirmek, yemesi, giymesi ve (varsa) malının korunup çoğalmasına özen göstermek, malı yoksa; Allah için yedirip giydirmek ve barındırmaktır.)

Müslim'in (r.h.) sahîhinde daha açık bir ifâde ile: "Kendi yakını veya başkasının yakını olan yetimi himâyesine alan kimse ve ben, Cenne'de işte böyleyizdir. Her kim Müslüman çocuklardan bir yetimi Allah kendisini müstağnî kılana kadar (yetim büyüyüp kendi işlerini kendi görecek hâle gelene kadar) yemeğine ve içeceğine ortak ederse, Allah ona Cenneti vâcip kılar. Meğerki bağışlanması (cezâsız-azapsız) mümkün olmayan bir günah işlemiş ola... 

Ey insanlar! Her kim bir yetimin başını okşarsa ve bu okşayışı da ancak Allah için olursa, elinin değdiği her kıl adedince kendisine sevâp yazılır. Her kim himâyesindeki erkek veya kız yetime iyilik ederse (şehâdet ve orta parmağını bitiştirerek gösterip) ben ve o, işte böyle Cennet'de (birbirimize böyle yakın, komşu) oluruz". buyurmuşlardır.
 
PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN  (S.A.V.) NASİHAT İSTEYEN BİR ADAMA YAPTIĞI TAVSİYELER
 
Ebid-Derdâ (r.a.) anlatıyor. Rasûlüllah'ın (s.a.v.) huzûrunda bulunduğumuz bir sırada, Rasûlüllah'a (s.a.v.) bir adam gelip kalbinin katılığından şikâyet ederek nasihat istemişti. Peygamberimiz'in (s.a.v.) o adama şöyle buyurduğunu bizzat işittim.

 "Kalbinin yumuşamasını istersen yetimi yanına yaklaştır, başını okşa (yetime acı, onu sev ve sevindir, kendine yaklaştır) yediğinden yedir. Muhakkak bu hareket gönlünü yumuşatır. Hem de ihtiyaçlarının üstesinden gelirsin". buyurdular.
 
EVLERİN HAYIRLILARI VE EN ŞERLİLERİ
 
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hizmetkârı (Medine-i Münevvere hayâtı boyunca, dâimâ hizmetinde bulunma şerefinin sâhibi) Hazret-i Enes (r.a.): "Evlerin hayırlısı içinde kendisine iyilik yapılan yetimin bulunduğu ev, en şerlisi de; yetimin kötü muâmele gördüğü hânedir. Kullarının Allah'a en sevimli olanı yetime veya dul kadına iyilik edendir"... buyurmuşlardır.
 
HESAP GÜNÜNDE YETİMLER DE HÂMÎLERİNE ŞEFÂTCİ OLACAKLARDIR
 
İrfan ehli büyüklerden birisi hayâtını şöyle hikâye eder.

Önceleri Allah'a isyankârdım, çok şarap içerdim. Günün birinde kimsesiz yetim bir çocuğa rastladım, elinden tuttum, yemek yedirdim, yeni elbise alıp giydirdim, hamama götürüp yıkadım, başını tıraş ettirdim. Hülâsa; bir babanın evlâdına gösterdiği şefkatten daha fazlasını gösterdim. Epeyce bir zaman sonra, rü'yâmda Kıyâmetin koptuğunu, sorguya çağırıldığımı, yaptığım isyanlardan, işlediğim günâhlardan ötürü cehennem'e atılacağımı gördüm. 
Zebânîler beni yakaladı, ateşe atmak üzere sürüklemeye başlamışlardı, hor ve perişan bir vaziyette beni önlerine katmışlar, cehenneme doğru itiyorlardı. O sırada kendisine iyilik ettiğim yetim çocuk çıkageldi, önüme geçti, beni birden kenara çekti ve: Ey Rabbimin Melekleri, onu bırakın, ben onun için Rabbim'e (c.c.) şefâat dileğinde bulundum. O bana iyilik etmiş, ikrâmda bulunmuştu" dedi.

Melekler: "Hayır bırakamayız, bize böyle bir emir gelmedi" dediler. Bu esnâda bir ses duyuldu: "Sebest bırakın onu! Yetime karşı olan şefkat ve iyiliği yüzüsuyu hürmetine onu bağışladım" diyordu.

Korku ve heyecan içinde uyandım. Allah'a tevbe ve hamdettim, ondan sonra hayâtım boyunca bütün gücümü öksüz ve kimsesizlere iyilik yapmaya hasrettim... demiştir.
 
YETİMLERE YARDIM ETMENİN MÜKÂFÂTI
 
Allah-ü Teâlâ'nın Dâvûd aleyhisselâm'a şöyle vahy buyurduğu rivâyet olunmuştur.
"Ey Dâvûd! yetime karşı şefkatli bir baba, dul kadına da müşfik (ihtiyaçlarını karşılayan şefkatli) bir koca gibi davran. Bil ki, ne ekersen onu biçersin". 
Dâvûd aleyhisselâm, Rabbine münâcâtta bulundu ve: Allahım! Senin rızân için yetime veya dul kadına yardım edenin mükâfâtı nedir? diye sordu. Cenâb-ı Hakk: Benim Rahmet gölgemden başka hiç bir gölgenin bulunmadığı kıyâmet-mahşer- gününde Rahmet gölgemde onu gölgelendirmemdir" buyurdu.
 
DUL VE YETİMLERİ SEVİNDİRMENİN SEVÂBI ALLAH YOLUNDA CİHÂD SEVÂBINA DENKTİR
 
Sahîh-i Buhârî ve Müslim'in kaydettiklerine göre, Rasûl-ü Ekrem ve Nebiy-yi Muhterem (s.a.v.) Efendimiz'in: "Dulların ve zavallıların (kimsesizlerin) yardımına koşmak Allah yolunda cihâd gibidir" buyurduğu rivâyet olunmuştur.

Hadis-i Şerif'i rivâyet eden râvî demiştir ki; " Zannedersem Rasûl-ü Ekrem (s.a.v.): "Dullar ve zavallıların yardımına koşmak, bıkmadan hep Namaz kılan ve Orucunu bozmayan (hep Oruc tutan) Oruclu gibi sevab kazanır buyurdu idi...demiştir...

Ey Erhamer-Râhimîn olan Rabbimiz! Dînimiz, dünyâmız ve âhiretimiz hakkında Senden afv ve maddî-ma'nevî âfiyet ve yardım niyâz ediyoruz, bizleri; zikrin, şükrün ve ibâdetlerimizi güzelce yerine getirmek, Dînini doğru yaşamak husûsunda yardımından mahrum eyleme... 
Ey Rabbimiz! gadabından rızâna, cezâlandırmandan bağışlamana ve Sen'den Sana sığınıyoruz. Sevip râzı olduğun şeyleri yapmakta bizleri muvaffak eyle!...

Ey Rabbimiz! Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme! ​
​Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yükler yükleme! 
​Ey Rabbimiz!, günâhlarımızı bağışla, kötülüklerimizi (kusurlarımızı) ört ve ruhlarımızı iyilerle berâber al. 
​Ey Rabbimiz!, Bize dünyâda da güzellik ver, âhirette de güzellik ver.(Rahmetinle) bizi cehennem azâbından koru.Hesâb günü geldiği zaman, bizi mağfiret et, (günâhlarımızı bağışla). Annemizi- babamızı ve Din kardeşlerimizi de mağfiret buyur. Âmin...