Müslüman'ın yapmaması, uzak durması gereken şeylerin onikincisi fâiz muâmelesi (fâiz almak ve vermek)'dir....

 

Fâiz; lügatta ziyâdelik, fazlalık demektir. Şer-i Şerif'te (Dînî tabiri) ise; alış verişte bir karşılık olmaksızın anlaşmalar arasında fazla bir miktarı şart koymaktır. On gıram altını onbir gram altın'a satmak gibi.

Fâiz; tartı ile satılan altın ve gümüş gibi mallarda ve  ölçek ile satılan; buğday, arpa, hurma, tuz, kuru üzüm gibi şeylerin alış- verişinde olur.
Allah-ü Teâlâ Kitâb-ı Kerîminde ribâ'yı (fâizi) kesin olarak yasaklamış: "Ey Allah ve Rasûlü'nü tasdìk edip, Allah'ın Dininin hükümleri ile amel edenler! (Fâizin her çeşidinden hazer edin, uzak durun. Borc verdiğiniz zaman ana borcun üzerine, velev ki azıcık bir şey olsa bile, fazlalık almayın) Ribâ'yı (fâizi) öyle katkat artırarak yemeyin, Allah'dan korkun". (Âl-i Imrân:130)

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (S.A.V.) TARİFİ İLE FÂİZ

Üsâme İbni Sâmi'nin (r.a.) rivâyeti ile sâbit olan bir mübârek sözlerinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır. "Altın altına, gümüş gümüşe misli misline, hurma hurmaya misli misline, buğday buğdaya misli misline, tuz tuza misli misline, arpa arğaya misli mislinedir. Kim fazla alır veya verirse ribâ (fâiz) olur.

Altın'ı gümüş ile nasıl isterseniz satın, fakat araya veresiye girmesin. Arpa'yı hurma karşılığında nasıl isterseniz satın, fakat peşin olarak satabilirsiniz...
Abdullah İbni Ömer'in (r.a.) rivâyetine göre ise; "Bir dinarı iki dinara, bir dirhemi iki dirheme, bir ölçeği iki ölçeğe almayın... buyurmuşlardır....

FÂİZCİLER KABİRLERİNDEN ŞEYTAN ÇARPMIŞ DELİ GİBİ KALKACAKLAR

Ribâ (fâiz) Yüce Allah'ın inanan kullarına haram kıldığı, en büyük ve pek çirkin günahlardan biridir.

Fâiz yiyenler kendilerini şeytan çarpmış (birer mecnûn) dan başka bir halde (kabirlerinden) kalkmazlar.

(Tâbiîn'in büyüklerinden Tefsir ve Hadis âlimi İmâm-ı Katâde r.h: "Şeytan çarpmış gibi kalkarlar" ifadesini; "Fâiz yiyenler; kıyâmet gününde onların tefeci olduğunu herkes, bütün mahşer halkı bilsin diye deli olarak, şeytan çarpmış olan kimsenin kalkışı gibi diriltilecekler, her kalkmak istediklerinde sendeleyerek yere yıkılacaklar, çünki fâizle karınlarını doldurmuşlardı"diye tefsir etmiştir.)


Böyle olması da onların ticâret, alım-satım da ancak ribâ (fâiz) gibidir demelerindendir. Halbuki Allah-ü Teâlâ alış verişi Helâl, ribâ'yı (fâizi) haram kılmıştır. (Bundan böyle) kim Rabbinden bir öğüt gelip de, (fâizden) vaz geçerse geçmişi ona ve işi (hakkındaki hüküm) de, Allah'a âiddir. Kim de tekrar (fâize) dönerse, onlar o ateşin yârânıdırlar (cehennemliklerdir) ki orada onlar (bir daha çıkmamak üzere) ebedî kalıcıdırlar". buyurmuştur. (Bakara: 275)

FÂİZ YİYENLERİN GÖRECEKLERİ AZAB

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), İmam-ı Ahmed'in Müsnedinde kaydettiği bir Hadis-i Şeriflerinde: Mi'râc Gecesinde, yedinci kat göğe çıkarıldığımda başımın üstünde şimşeklerin çaktığını, göklerin gürlediğini duydum. Bir takım adamlar gördüm (gösterildi). Mideleri evler gibi kocamandı. Dışlarından içleri görünüyordu. İçlerinde yılan ve akrepler vardı. Cebrâil'e (a.s.) bunların kimler olduğunu sordum. "Fâiz yiyenler" cevâbını verdi" buyurmuşlardır.
Buhârî'nin kaydettiği uzunca bir Hadis-i Şerif'in bir yerinde şöyle buyurulur.

"Fâiz yiyen kimse öldüğü andan kıyâmete kadar, (kabrinden kaldırılıp Mahşer yerine gideceği vakte kadar) kan kırmızısı bir nehrin içinde yüzdürülür, dünyâda biriktirdiği haram mal kendisine zorla yutturularak azab olunur. Kıyâmete kadar kabrindeki azabı budur"...

Allah Rasûlü (s.a.v.) Taberânî'nin Evsat'ında kaydettiği bir başka Hadis-i Şeriflerinde: "Fâiz yetmiş türlü kötülüğe denktir. Bunların en hafifi kişinin anası ile evlenmesi ne ise! (ne kadar kötü ve çirkin ise!) o kadardır" buyurmuşlardır.

Pek çok Hadis-i Şerifler'de ifâde buyurulduğu üzere; Fâizciler, fâiz yemede çeşitli hîlelere baş vurup insanları kandırdıkları, çeşit çeşit vesîlelerle fâizden kazanç sağladıkları için, hîlelerinin cezâları da çeşit çeşit olacak, insan sûretinden de çıkarılmış olarak farklı sûretlerde; kimisi maymun, kimisi köpek, kimisi de domuz suretinde haşrolunacaklar ve öylece cehenneme atılacaklardır.

Allah'ın Dînini doğru yaşama husûsunda Allah'dan yardım diler, dünyâda ve âhiretde afv ve âfiyet niyâz ederiz....
Allah'ın azâbından Allah'a sığınırız.. Sevip hoşnud kaldığı şeyleri sevip yapmakta bizleri muvaffak buyurmasını niyâz ederiz.
Ey Erhamer-Râhimîn olan Rabbimiz! Dînimiz, dünyâmız ve âhiretimiz hakkında Senden afv ve maddî-ma'nevî âfiyet dileriz.
Ey Rabbimiz! Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme! ​
​Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yükler yükleme!
​Ey Rabbimiz!, günâhlarımozı bağışla, kötülüklerimizi (kusurlarımızı) ört ve ruhlarımızı iyilerle berâber al.
​Ey Rabbimiz!, Bize dünyâda da güzellik ver, âhirette de güzellik ver.(Rahmetinle) bizi cehennem azâbından koru.Hesâb günü geldiği zaman, bizi mağfiret et, (günahlarımızı bağışla). Annemizi- babamızı ve Mü’minleri de mağfiret buyur. Âmin.