Allah’ın Habîbi (en sevgili kulu ve Peygamberi), sözlerin en doğrusunun sâhibi, Peygamberlerin imâmı ve sonuncusu, Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) beyânına göre; "Allah katında günlerin en büyüğü, fazilet bakımından en üstünü, en fazla günahkârın afvedildiği ve şeytan aleyhil-l’anenin de en fazla üzüldüğü, küçük düşüp öfkelendiği gün, Zilhicce’nin dokuzuncu günü, (bu sene; 31 Ağustos 2017 Perşembe) Arefe günüdür.

Arefe günü, bilhassa Arafat vakfesinde bulunan Hacı adayları açısından o kadar büyük, o kadar önemlidir ki, muhbir-ı sâdık, Rasûlüllah Efendimiz'in (s.a.v.) bildirdiğine göre; "Arefe günü Arafat’da vakfe’de bulunmak, onbin gün Allah’a ibâdet etmek gibidir. Arafat’ta vakfede bulunup ta Allah-ü Teâlâ’nın günahlarını affetmediğini zanneden kimse, insanların günahı en büyük olanıdır.”.

ALLAH KATINDA EN FAZİLETLİ GÜNLER

Hazreti Câbir (r.a.) anlatıyor. Biz Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’in huzûrunda idik. Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.): “Allah katında Zilhicce’nin ilk on gününden daha faziletli hiç bir gün yoktur” buyurdu.
Bir adam: Yâ RasûlAllah! Zilhiccenin ilk on günü mü daha fazîletlidir. Yoksa o günler sayısınca Allah yolunda cihad etmek mi? diye sordu.
Rasûlüllah (s.a.v.): “O günler, Allah yolunda o günler sayısınca cihad etmekten daha faziletlidir.
Allah katında Arefe gününden daha faziletli hiç bir gün yoktur.
Arefe gününde Allah-ü Teâlâ dünya semâsına iner, (rahmeti ile tecellî eder) yer halkı (Arafat’ta toplanan kulları, Duyuf-ur Rahman olan Hacılar) ile gök ehli’ne (Melekler’e) karşı iftihar edip; Ey Meleklerim! Kullarıma bakınız. Azabımı görmedikleri halde, Rahmetimi umarak her dar yoldan, terli olarak toz toprak içerisinde saçları dağınık bir vaziyette Bana geldiler. Sizi şâhid tutuyorum ki, onları bağışladım. Kularımın cehennem azabından kurtulup bağışlanmaları en çok Arefe gününde olur” buyurur.
Melekler: Yâ Rabbi! Sana ma’lum ki, onların arasında günahkâr filanca ve filanca var” derler. Azîz ve Celîl olan Allah: Onları da bağışladım” buyurur.
Bu sebeple, en fazla günahkârın bağışlandığı gün olan arefe, Allah katında günlerin en büyüğü, en faziletlisidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (S.A.V.) AREFE GÜNÜ ÜMMETİ İÇİN YAPTIĞI DUÂ

Hazreti Enes (r.a.) anlatıyor. Rasûlüllah (s.a.v.) Arafat’ta vakfe yaptı. (kalktı duâ etti.) Güneş batmaya az kalmıştı. Hazreti Bilâl’e; “Ey Bilâl! İnsanları sustur. Beni dinlesinler” buyurdu. Bilal (r.a.) kalkıp, yüksek sesle: “Ey Müslümanlar! Rasûlüllah (s.a.v.)’ı dinleyin” dedi. Ashap sustu. Rasûlüllah (s.a.v.): “Ey insanlar! Biraz evvel Cebrâil (a.s.) gelip Bana Rabbimin selâmını tebliğ etti. Ve dedi ki; Azîz ve Celîl olan Yüce Allah; Arafat’ta bulunanları ve Meş’ar-ı Haram’da toplananları affetti. Kendi aralarındaki birbirlerine karşı olan hakları da üzerine aldı.” dedi.
Bunun üzerine Ömer bin Hattab (r.a.) ayağa kalkıp: Yâ RasûlAllah! Bu sadece bize mi mahsus? Dedi.
Rasûlüllah (s.a.v.) “Bu hem sizin için ve hem de sizden sonra kıyâmete kadar gelecek (Arafat ve Müzdelife’de vakfe de buluncaklar) içindir”. Buyurunca: Hazreti Ömer (r.a.): Allah’ın hayrı çok ve güzeldir”dedi.

ALLAH-Ü TEÂLA ARAFAT’TA VAKFE YAPANLARLA MELEKLERE KARŞI İFTİHAR EDER

Yine Hazreti Enes (r.a.) anlatıyor. Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu.
Allah-ü Teâlâ Arafat’da vakfe yapanlara ihsanda bulunur ve onlarla Meleklere karşı iftihar edip: “Ey Meleklerim! Saçları dağınık, toz toprak içerisinde bulunan kullarıma bakınız. Uzak ülkelerden, yol vermez geçitlerden, Bana geldiler.
Sizi şâhid tutuyorum ki, Ben onların duâlarına icâbet ettim, isteklerini kabul ettim, kötülerine iyileri için bağışta bulundum ve iyilerine, kendi aralarındaki haklar (kul hakkı) hâriç, Benden istediklerinin tamâmını verdim”. buyurur..
Hacılar, Arafat’dan inip Müzdelife’de durarak isteklerini Allah-ü Teâlâ’ya arzettiklerinde, Azîz ve Celîl olan Allah şöyle buyurur.
“Ey Meleklerim! Kullarım durup arzu ve isteklerini arzettiler. Sizi şâhid tutuyorum ki, Ben onların duâlarına icâbet ettim. İsteklerini kabul ettim, kötülerine iyileri için bağışta bulundum ve iyilerine Benden istediklerinin tamâmını verdim. Aralarında olan yükümlülükleri de Ben üzerime aldım”…

ARAFAT VAKFESİNDE BULUNAN GÜNAHKARLAR İYİLER HÜRMETİNE AFFEDİLİR

Ubâde bin es-Sâmit (r.a.) anlatıyor. Allah’ın Rasûlü’nün (s.a.v) Vedâ Haccında Arefe günü şöyle buyurduğunu duydum.
Ey insanlar! Allah azze ve celle, bu günde size ihsanda bulunup sizi bağışladı. Ancak, kendi aranızda olan sorumlulular (kul hakları) hâriç. Kötünüze iyileriniz için (iyilerin hatırına) ihsanda bulundu. İyilerinize de istediklerini verdi. Siz de Allah’ın adıyla veriniz. Buyurdu.
Sonra, insanlar Müzdelife’de toplanınca Rasûlüllah (s.a.v.) orada şöyle buyurdu. Allah azze ve celle, sizin iyi olanlarınız bağışladı ve iyi kimselerinizin kötü kimselere karşı şefâat etmelerine izin verdi. İlahî rahmet inip onları kuşatır.
Sonra mağfiret (Allah’ın bağışlaması) yer yüzüne dağılır. Dilini ve elini haramdan koruyan her tevbe edene, Rahmet-i İlahî isâbet eder.
İblis ve ordusu, Arafat tepeleri üzerinde Allah’ın onlara yaptığı şeye bakar. (Huccac üzerine) Rahmet-i İlahî’nin indiğini görünce, İblis ve ordusu, yazık bize! Helâk olduk (bütün emeklerimiz boşa gitti) diye feryat koparırlar.” buyurdu.

ŞEYTANIN EN FAZLA KÜÇÜLDÜĞÜ, ÜZÜLDÜĞÜ  VE ÖFKELENDİĞİ GÜN

Hazreti Talha (r.a.) anlatıyor. Rasûlüllah (s.a.v.): Şeytanın Arefe gününden başka hiçbir günde daha zelîl, daha hakîr, daha küçük ve daha öfkeli görüldüğü hiç bir gün olmamıştır.
Bu, Allah’ın rahmetinin inmesinden ve Allah’ın büyük günahları bağışlamasından dolayıdır.
Bir de Bedir muhârebesinde böyle görülmüştü. Çünkü o zaman da şeytan, Cebrâil (a.s.)’i (Müslümanlara yardıma gelen) Melekleri saf yapar (savaş düzenine sokar) ken görmüştü”. Buyurdu.

ALLAH'IN MİSÂFİRLERİ OLAN HACILARIN KUL HAKLARINDAN KURTULMASI

Mirdas bin Abbas (r.a.) anlatıyor. Rasûlüllah (s.a.v.) Arefe akşamı: “Yâ Rabbi! Ümmetimden kim Arafat vakfasında bulunursa onları bağışlamanı niyaz ediyorum” diye ümmeti için duâ etti..
Taraf-ı İlahî’den: “Zulüm yoluyla alınan şeyler hâriç onları (Arafat vakfasında bulunanları) affettim. Şüphesiz ki, Ben mazlumun hakkını zâlimden alırım” diye cevap verildi.
Rasûlüllah (s.a.v): Yâ Rabbi! Şen her şeye kâdirsin! Dilersen mazluma cenneti verir, (alacaklıyı memnun eder), zâlimi (suçluyu, borçluyu) bağışlarsın” diye niyazda bulundu.
Ancak; Arefe akşamı Rasûlüllah’a (s.a.v.) (orada bulunan ümmetinin kul haklarını da afv buyurması için yaptığı duâ ve ilticâ'ya) cevap verilmedi.
Rasûlüllah (s.a.v.) sabah olunca Müzdelife’de tekrar duâ etti. Orada istediği verildi.
Ravî Abbas (r.a.) der ki; Rasülüllah (s.a.v.) tebessüm buyurdu. Memnûniyetinden dolayı gülümsedi.
Ebû Bekir ile Ömer (Allah onlardan râzı olsun; Anamız babamız Sana fedâ olsun ey Allah’ın Rasûlü. Bu saatte Siz gülmezdiniz. Sizi güldüren nedir? Allah (c.c.) ömrünüz boyunca Sizi güldürsün. Gülümsemenizin sebbeini bize haber verirmisiniz? diye sordular.
Rasûlüllah (s.a.v.): “Allah’ın düşmanı iblis, Allah’ın duâmı kabul buyurduğunu ve ümmetimi başışladığını öğrenince, yerden toprak alıp üstüne başına saçmaya ve yazık bana, helâk oldum diye feryat figân etmeye başladı. Gördüğüm onun telâşı Beni güldürdü.” Buyurdu.
Sonra: “Arafat vakfesinde bulunanların günahları gökteki yağmur damlaları, yerdeki kum yığınları kadar da olsa, Yüce Allah onları bağışlar.
Kim Arefe gününde dilini, kulağını ve gözünü haramdan korursa ertesi yıldaki Arefe gününe kadar işlenecek hataları bağışlanır. Müzdelife’de toplananlar, (Müzdelife de vakfe yaptıklarında) kendilerine inen Allah’ın rahmetini bilselerdi, Allah’ın mağfiretinden sonra fazlı da gelecek diye sevinirlerdi.” Buyurdu.

GÜNLERİN EN BÜYÜĞÜ ARAFE GÜNÜNÜ DEĞERLENDİRMEK

Unutulmamalıdır ki; “Kim ki arefe gününde Allah’tan dünyâ ve âhirete âit bir ihtiyacını isterse, Azîz ve Celîl olan Yüce Allah onu yerine getirir” buyuran sevgili Peygamberimiz’e (s.a.v.) kulak verilerek, Allah katında günlerin en büyüğü olan mübârek Arefe günü, mümkün olduğunca çokca Kelime-i Tevhid ile, Kelime-i Şehâdet ile, tevbe istiğfar ile, duâ ve niyâz ile, Peygamber Efendimiz (s.a.v) üzerine salât-ü selâm okunarak değerlendirilmeye çalışılmalıdır.
Mümkünse; Arefe günü öğle ile ikindi arasında, kendini Arafat’ta kabul ederek Allah rızâsı için, (her rek’atte bir Fâtiha, üç Kulyâ eyyühel-kâfirûn, on İhlâs-ı Şerif okunarak iki rek’at namaz kılınmalı, namaza şöyle niyet edilmeli.
Yâ Rabbi! Bu gün, şu saatlerde Arafat’ta milyonlarca Müslüman’ın “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” diye Yüce Dergâhına ilticâ ettiği zamanda, âciz kulun orada bulunamadı.
Bu kulunun rûhunu onlarla berâber kılıp, benim ilticâmı da onların ilticâsına ilhak buyur. Orada afv-ı umûmîya mazhar kıldığın kullarına beni de ilhâk eyle! Allahü Ekber…
Namazdan sonra:
70 kerre, Estağfirullahel azîm ve etûbü ileyk.
11 kerre, “Lâ ilâhe illAllâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l- mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve, yümît, ve hüve Hayyün lâ yemûtü biyedihi’l-hayr, ve hüve alâ külli şey’in kadîr”.
3 kerre,”Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâ ilâhe illAllâhü vAllâhü ekber, Allâhü ekber ve lillâhi’l-hamd” okunup, duâ edilir.
Sevinme ve sevindirme günleri olan Bayramın; Milletimiz, memleketimiz İslâm âlemi ve dünyamızın içinde bulunduğu fitne, fesat, zulüm ve haksızlıklardan kurtuluşuna, sıkıntı ve huzursuzlukların sona ermesine, insanlığın huzur, saâdet, barış ve hidâyete kavuşmasına vesîle olmasını niyaz ederiz...
Kurban Bayramınız mübârek, duâ ve ibâdetleriniz müstecâb olsun.