Mühim bir mâlî ibâdet ve sâhibi hakkında mâ'nevî kalkan olan Kurban ile alakalı, kurban adını taşıyan ve maalesef bazı Müslümanlar arasında da sık sık yapılan yanlışlar var.

Şöyle ki; herhangi bir makam sâhibinin bir memlekete gelişini ta’zim (ululamak, büyük sayma, saygı gösterme) maksadı ile kurban kesmek, bir ev’e gelin getirildiği sırada kurban kesip gelini onun kanı üzerinden geçirmek veya uzun bir yolculuktan dönen bir şahsın gelişini teberrük (mübârek ve uğur sayma) düşüncesi ile koyun ve benzeri bir hayvan kesmek, gelen şahsı ta’zim maksadı taşıdığı için haram’dır. Bu gibi düşünce için kesilen hayvan'a kurban denilemeyeceği gibi, etinden yemek de câiz değildir.

Bu husûsun delîli; Müslim'in sahîhinde kaydettiği şu Hadis-i Şerifdir. Allah’ın Rasûlü Muhammed Mustafa (s.a.v.): "Babasına lâ’net edene ve Allah’tan gayrisi için (hayvan) kurban kesene Allah lâ’net etsin" buyurmuşlardır.

Bir başka Hadis-i Şeriflerinde ise: “İslâmda kabirler üzerine kurban kesmek yoktur.” buyurmak sûreti ile, bir başka yanlışa daha dikkat çekmiştir.
Yapılan iş, aynı olduğu halde neticesindeki hükümlerin farklı olmasının sebebi; Dînimize uyup uymaması ve niyetlerin değişik olmasındandır. Unutulmamalıdır ki; yaptıklarımızın Allah katında makbul olmasını (beğenilip, hoş karşılanmasını) istiyorsak, mutlak surette Dînî hükümlere uygun olmasına dikkat etmeli ve niyetimizi de tashih etmeliyiz.

Netice olarak; her ibâdet gibi, Kurban ibâdetinin de Allah katında bir değer ifâde etmesi için, mutlak sûrette, Allah’ın emrini yerine getirmek ve rızâsını kazanmak için kesilmesi şarttır.

Altını kalın çizgilerle çizerek ifâde etmek gerekir ki, gerek bedenî, gerek mâlî, gerekse hem bedenî hem mâlî bütün ibâdetler, Allah katında ancak Dînî esaslara uygunluğu nisbetinde değer kazanmış olur.

Dînî esaslara (Şer'î hüküm ve ölçülere uymayan hiç bir ibâdet ve amelin, adı (ister tarikat, ister tasavvuf) ne olursa olsun, Allah katında ibâdet değeri yoktur…

KURBAN İBÂDETİ VE ÇEŞİTLERİ

Kurban denilince akla ilk gelen ve Kurban bayramı günlerinde kelimesi vâcip olan Kurban’dan “Udhiyye Kurbanı”başka; İslâm’da meşrû' olan, zaman, mekân ve niyetlere göre bir çok kısım ve adlara ayrılan; "Hac Kurbanı, Adak Kurbanı, Akika (Nesike) Kurbanı, Şükür Kurbanı, Cezâ Kurbanı, İhsar Kurbanı ve Vefat etmiş kimse için kesilecek Kurban olmak üzere 7 çeşit daha Kurban vardır.
Gerek bedenî, gerekse mâlî ve gerekse hem bedenî ve hem mâlî olan ibâdetlerle mükellef olan Müslümanlar olarak, yerine getireceğimiz vazifede eksiklik ve aksaklık yapmamak için, bunlarla ilgili hükümleri bilmeli, zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirmeye gayret etmeliyiz.
Bu itibarle, Kurban çeşitleri ve hükümleri hakkında bilgi vermek yerinde olacaktır.

1- UDHIYYE  KURBANI:
Ergenlik çağına ulaşmış, hür ve mukîm olan, aslî ihtiyaçlarından fazla nisap miktarı mal veya paraya sâhip olan kadın-erkek her Müslüman üzerine, Zilhicce ayı’ının 10. gününün girmesi ile vâcip olan kurban’a "Udhıyye Kurbanı" denir.
Bu vazifenin İslâmî şartlara uygun olarak ve zamanında yani Kurban Bayramının 1. 2. ve 3. günlerinde yerine getirilmesi vâciptir.
Bu Kurban, Yüce Allah’ın emirlerine hakkıyla teslim olan manâsına gelen, teslîmiyet makâmının efendisi ünvânının sâhibi Halîlullah İbrâhim aleyhisselam’ın gördüğü bir rü’yâ ile, Cenâb-ı Hak’tan aldığı vahiy neticesi olarak, oğlu İsmâil’i (a.s.) kurban etmekle imtihan olunuşunun; Peygamber zâde Peygamber İsmail aleyhisselam’ın da, en küçük bir tereddüt göstermeden Allah’ın emrine boynunu teslim edişinin ve bu teslimiyete mükâfat olmak üzere, Cenâb-ı Hakk tarafından kurtuluş fidyesi olarak gönderilen bir koç ile, İsmâil aleyhisselâm’ın kurban edilmekten kurtuluşunun şahsımızda yaşanan bir temsili olmaktadır.

Cenâb-ı Hakk bu hususu Kur’ân-ı Kerimde: (Vaktâki, böylece ikisi de teslim oldular ve İbrâhim çocuğu şakağı üstü yıktı.
Biz de ona nidâ ettik. Ey İbrâhim! Gerçekten rü’yânı tasdik ettin. Şüphesiz iyi iş yapanları biz böyle mükâfatlandırırız! Muhakkak ki bu açık bir imtihandı.Ve (oğlunun yerine) o’na (İbrâhim’e (a.s.) büyük bir kurbanlık fidye verdik.
Ona sonradan gelenler arasında iyi bir nam bıraktık. İbrahim’e selâm olsun!. Biz iyilik edenlere böyle mükâfat veririz. Çünkü o, Bizim Mü’min kullarımızdan idi.
Bir de o’na sâlihlerden bir Peygamber olmak üzere İshâk’ı müjdeledik. Ve hem İbrâhim’e, hem İshâk’a bereketler verdik. Her ikisinin soyundan iyi de var, kendine açıkca zulmedeni de var. (Es-Sâffat, âyet:103- 113)

2- HAC KURBANI:
Kıran veya temettu haccına niyet eden Müslümanların Umre ile Haccı birlikte yapmaya muvaffak kıldığından dolayı, Yüce Allah’a şükretmek için Mina’da (harem hudutları içerisinde) kestikleri kurban’dır ki, bu da vâciptir.

3- ADAK KURBANI:
Şu işim olursa Allah rızası için bir kurban keseceğim diye nezir- adak yapan kimsenin kurbanıdır. Adak yapan kimse, adadığı iş meydana gelince bu kurbanı kesmekle mükellefdir. Adak kurbanında, diğer kurbanlara göre önemli bir farklılık vardır. O da, adak yapan kimse, keseceği kurbanın etinden kendisi yiyemeyeceği gibi, nafakası üzerine vâcip olan (bakmakla mükellef olduğu) âile fertleri de yiyemezler. Şâyet yanlışllıkla yerlerse, yedikleri yemeğin bedelini sadaka olarak vermeleri îcâbeder.

4- AKİKA (NESİKE) KURBANI: Çocuğun dünyaya gelmesinden sonra kesilmesi sünnet olan kurban’a Akika- Nesike Kurbanı denir. Çocuğun doğumunu takip eden günden, ergenlik çağına kadar kesilebilir. Ancak, doğumun yedinci günü kesilmesi daha faziletlidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hem kendi çocukları, hem de torunları Hazreti Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz için akika- nesike kurbanı kesmiştir.

5- VEFAT ETMİŞ KİMSE İÇİN KURBAN:
Vefat etmiş kimse için kurban kesmek de meşrû' ve câizdir. Zirâ, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hazreti Ali’ye, “Yâ Ali vefatımdan sonra benim için de bir kurban kesiver” buyurarak vasiyet etmiş, Hazreti Ali (r.a.)’ de hayatı boyunca bu vasiyeti yerine getirmiştir. Vefat etmiş kimse için kesilecek kurban; vakitle alakalı bir ibadet olduğu için kurban bayramı günlerinde kesilmelidir.
Arefe günü kesilecek olursa kurban değil, nâfile sadaka olur.
NOT: Hâli vakti yerinde olan, Allah’ın kendilerine imkan verdiği erkek- kadın bütün Müslümanların, üzerlerine borç olan kurbanlarını kestikten sonra, şefâatine kavuşmak ümidi ile, sevgi saygı ve bağlılıklarının ifadesi olarak sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) adına da bir kurban kestirmeleri, Yüce Mevlânın rızâsına sebep olacak güzel bir hareket olur. İmkanı olan Din kardeşlerimize önemle tavsiye olunur.

6- ŞÜKÜR KURBANI:
Cenâb-ı Hakk’ın verdiği nimetlere ve oturacak ev yapmaya muvaffak kılmasına şükranda bulunmak üzere kesilen bir kurban olup ifâsında, Dînî bir mahzur yoktur.

7- CEZÂ KURBANLARI:
Hac yolcusu bulunan Müslümanların ihramlıyken yasak olan işlerden birini yapmasından dolayı, cezâ olarak keseceği kurbandır. İşlenen suçun durumuna göre; “Dem” yani koyun veya keçi veya “Bedene “yani deve ve sığır kurban etmek olarak değişir.

8- IHSAR KURBANI:

İhramlı bir kimsenin hastalanması veya parasının tükenmesi gibi bir sebeple haccı tamamlamaya güç yetirememesi halinde keseceği kurban’dır. “Muhsar” adı verilen bu kimse, Mekke-i Mükerreme’ye bir kurban veya parasını gönderir. Kurbanın kesileceği zaman, yani gün ve saat tesbit edilir. Belirtilen vakitte kurban kesilir ve bu şahıs ihram’dan çıkar.

KURBANLIK HAYVANLAR VE YAŞLARI:

Kurban ancak şu dört cins hayvandan olur: 1- Koyun (Bir yaşını doldurmuş olması lâzımdır. Ancak anası kadar gelişmiş ve 6 ayını doldurmuş bir kuzu da kurban olarak kesilebilir). 2- Keçi (Bir yaşını doldurmuş olması lâzımdır). 3- Sığır-manda (İki yaşını doldurmuş olması lâzımdır). 4- Deve (Beş yaşını doldurmuş olması lâzımdır).

Kurbanlık hayvan vahşî (yabânî ) olmamalıdır. Kurbanlık hayvanların özürsüz olmaları şarttır. Meselâ: doğuştan kulaksız veya kuyruksuz olan, kuyruğu ile kulağının yarıdan fazlası kesilmiş, dişi hayvan ise memelerinin uçlarının çoğu kopmuş, boynuzlarının her ikisi veya biri kökünden kırılmış, dişlerinin çoğu dökülmüş, gözlerinin her ikisi veya biri tamamen kör olmuş, ayağını yere basamayacak kadar topal veya kesileceği yere gidemeyecek kadar hasta olan hayvanlardan kurban câiz olmaz.

Bu dört cins hayvandan başka; (Tavuk, Ördek, Kaz ve benzeri) hayvanlardan kurbanın hiçbir nev’i (yâni vâcip, adak, akîka-nesîke) câiz olmaz.

KURBANDA ORTAKLIK HUSUSU:

Koyun ve keçi yalnız bir kişi için kurban edilir. Bunlarda ortaklık câiz değildir. Sığır, manda ve deve’de ise, birden yedi’ye kadar (yedinci kişi dâhil) ortak olunabilir. Bu husûsun delîli olan hâdiseyi İbni Mâce’nin kaydettiğine göre Hazreti Câbir (r.a.) şöyle anlatıyor.

“Biz Hudeybiye’de Rasûlüllah (s.a.v.) ile birlikte deveyi yedi kişi, sığırı da yedi kişi için kurban ettik”dedi.

Açıklama: Her şahsın ibadet niyeti ile ortak olması şartı ile deve ve sığır, ancak yedi kişi için kurban edilir. Yani ortakların hepsinin niyeti, Allah rızâsı için kurban kesmek olmalıdır.
Şayet ortaklardan biri et elde etmek için ortak olmuşsa, o zaman hiçbirinin kurbanı sahih olmaz.
Ortaklaşa kesilen deve veya sığırın etini de tartı ile ve eşit olarak taksim etmeleri gerekir. Çünkü, tartıya tabi olan mallarda bir kişiye fazla düşmesi ribâ (fâiz) olur. Tartılması imkansız olursa, fâiz endişesini ortadan kaldırmak için, göz kararı ile taksim yapılır. Ancak her payın üzerine kelle, paça, dalak, ciğer ve benzeri et sayılmayan şeyleri koymak, sonunda da helâlleşmek icabeder.

KURBANIN KESİLME ŞEKLİ VE NİYET:

İslâmî usul ve esâsa uygun bir kesim yapmanın yolu ve şartı şüphesiz ki, Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem’in kurban kesme şekline uygun olmasıdır. Bunun için öncelikle, Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem’ın nasıl kurban kestiğine, keserken nelere dikkat buyurduğuna bakmak lazımdır. Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem kurban keserken besmele çekmiş ve tekbir getirmiştir.
Binâenaleyh bu usul, İslâmî esasa uygun bir kesim yapmanın yolu ve şartıdır. Dolayısıyla kim keserse kessin besmelesiz kesilen hayvanların etini yemek Müslümanlara helâl olmadığı gibi, kasden besmele terk edilerek kesilen hayvanın etini yemek de helâl olmaz.
Medine-i Münevvere hayatı boyunca dâima Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem’in en yakınında bulunma şeref ve saâdetine sâhip olan Hazreti Enes (r.a.) anlatıyor.
Rasûlüllah (s.a.v.): (Beyazı siyahından fazla) alaca ve boynuzlu iki koç kurban ederdi. Keserken Besmele çeker (Allah’ın adı ile (kesiyorum) der ve tekbir getirir, Allah (her şeyden) daha büyüktür.
Şu (kurban) benden ve ümmetimden kurban kesmemiş kimseler tarafındandır.” buyururlardı.
Yemin olsun ki ben, Rasûlüllah’ı, ayağını kurbanlığın boynuna koyarak, kendi eliyle (kurban) keserken gördüm dedikten sonra Hazreti Enes (r.a.): şu tafsîlâtı verir.
Rasûlüllah (s.a.v.) kurbanlık koçları (kıbleye doğru) çevirdiğinde “Şüphesiz ki ben, bir muvahhid olarak yüzümü o gökleri ve yeri yaratmış olan Allah’a yönelttim. Ben müşriklerden değilim.
Benim namazım da, ibadetlerim de, dirim de, ölümüm de hiç bir ortağı olmayan, âlemlerin Rabbi Allah’ındır. Ben böylece emrolundum. Ben (bu ümmette) Müslüman olanların ilkiyim” meâlindeki âyet-i kerîmeleri okudu ve yâ Allah, (bu) Senden ve Senin içindir. Muhammed ve ümmeti tarafından (edâ edilmiş) dir “ diye dua etti.
Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) ümmetine olan şefkatinin kemâlinden dolayı, kestiği kurbanın sevabına, kurban kesemeyen ümmetlerini de ortak kılardı.
Kurban kesecek Müslüman, kurbanlık hayvanı incitmeden kıbleye karşı yatırır. Ayakta olarak: “Bismillahirrahmanirrahim” dedikten sonra, biliyorsa Rasûlüllah (s.a.v.)’in okuduğu “İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn” Âyet-i Celîlesini okur. Sonra şöyle niyet eder: “Yâ Rabbî, şu vücudum sana karşı o kadar isyan etti, o kadar günahkâr ki, affedilmem için bu vücudumu Sana kurban etmem icabediyor. Fakat, Sen Kitab’ınla insanın kurban edilmesini haram kıldığından, vücûduma bedel olarak bu hayvanı Senin rızân için kesiyorum. Kabul buyur yâ Rabbî” dedikten sonra, üç defa; “Allahü ekber, Allahü ekber, lâilâhe illAllahü vAllâhü ekber, Allahü ekber velillâhil hamd” diye tekbir alır ve “Bismillâhi Allâhü ekber “ der ve kurbanı keser.

KURBAN KESİLİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN ÖNEMLİ HUSUSLAR:

Rasûlüllah (s.a.v.) kurbanlık hayvanları keserken gösterilmesi gereken dikkat ve hassasiyetler noktasında:
“Aziz ve Celîl olan Allah, her şey üzerine güzelli (kle hareket etme) ği yazdı. Öldürdüğünüz vakit, öldürme işinizi güzelleştirin. (Hayvan) kestiğiniz zaman boğazlamayı güzel yapın.
Biriniz büyük bıçağını (bileyip) keskinleştirsin ve kestiği hayvanı da rahatlandırsın” buyurmuşlardır.
Rasûlüllah (s.a.v.) bir keresinde “ayağını kouyunun boynuna dayamış bir halde iken bıçak bilen bir adma uğradı. O hayvancık gözünün ucu ile o şahsa bakıyordu. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.), (o kimseye hitâben), “Bunu daha önce yapamazmıydın? Onu iki def’a öldürmek mi istiyorsun?” buyurdu.
Özetle: Kurbanlık hayvan kesileceği yere incitilmeden götürülmeli ve önceden hazırlanmış keskin bıçak ile kesilmeli, kesinlikle eziyet ve zahmet verilmemelidir.
Fazla eziyete sebebiyet vermemek için hayvan kesilir kesilmez hemen yüzmeye başlanmamalı, hareketleri sükûn bulduktan (bir müddet bekledikten) sonra yüzülmelidir.

KURBAN KIM TARAFINDAN KESILMELİ?

Kurban sahibinin elinden geliyorsa bizzat kendisinin kesmesi evlâ ve efdaldir. Şâyet elinden gelmiyor, bizzat kesemiyorsa, münasip bir Müslümana vekâlet vererek kurbanını kestirebilir. Kurbanın kesilme ânında (mümkünse) başında bulunarak şâhit olmak müstehaptır.

KADINLAR KURBAN KESEBİLİR Mİ?
Bir kadın (keskin) bir taşla koyun kesmişti. Bu (iş) Rasûlüllah (s.a.v.)’e bahsedildi. Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) bunda bir mahsur görmediğini bildirdi.
Bu hadis-i şerifden hem kadının hayvan kesmesinin câiz olduğunu, hem de bıçaktan başka keskin bir şey ile (zarûret hâlinde) kesim işinin câiz olduğunu öğrenmekteyiz.
Hadis müfessirleri tarafından; “Zarûret hâlinde” diye kayıt konulmasının sebebi, bıçak verken onunla kesmeyi tercih etmek gerektiğine işaret içindir. Zirâ bıçak boğazlama işine daha elverişlidir.

KURBAN KESILDIKTEN SONRA ŞÜKÜR NAMAZI KILINMALI:

Kurban kesen (veyâ vekâlet yolu ile kestiren) Müslüman, kurban kesilip yüzüldükten sonra, Allah rızâsı için iki rek’at şükür namazı kılar. Namazın birinci rek’atında Fatiha’dan sonra Kevser sûresini (İnnâ a’taynâ kel kevser), ikinci rek’atta Fatiha’dan sonra İhlas sûresini (Kul hüvallâhü ehad) okur.

KURBANIN ETİ NE YAPILMALI?
Kurbanın eti üçe taksim edilerek, bir bölümü evde çoluk-çocukla yenilmeli, bir bölümü civardaki (kurban kesemeyen) fakir Müslümanlara verilmeli geriye kalan bölümü eş ve dostla yenilmeli veya hediye edilmelidir.
Kurban eti, gayrimüslim komşulara da verilebilir. Müşterek (ortaklaşa) kesilen kurbanların etleri, ortaklar arasında tartılmak suretiyle eşit ağırlıklarda ayrılmalıdır ki, birbirlerine hakları geçmemiş olsun. Ortaklaşa kesilen kurbanların etleri taksim edildikten sonra, ortakların helâlleşmeleri de İslâm’ın güzel gördüğü bir davranış şeklidir.

KURBANIN KESILME VAKTI VE YERI:

Uhdiyye (kurban Bayramında kesilmesi vâcip olan) kurbanı’nın vakti bayram (Zilhicce ayının on, onbir ve on iki inci) günleridir. Byramın birinci günü kesilmesi daha faziletlidir. Ancak ikinci veya ücüncü günlerinde de kesilebilir. Bayram namazı kılınan yerlerde namazdan sonra kesilmesi “vâcip”şarttır.
Bayram namazı kılınmayan yerlerde ise, meselâ; göçebe çadırlarında veya küçük köylerde tan yerinin ağarmasından itibaren kesilebilir.
Bayram namazı kılınan yerlerde namazdan sonra kesilmesi Rasûlüllah’ın (s.a.v.) emri olduğu için çok önemlidir. Aksi takdirde kurbanın iâdesi gerekir. Nitekim, asr-ı saâdette bunun yaşanmış bir örneği de vardır. Uveymir bin Aşkar (r.a.) adlı sahabi anlatıyor. Ben namaz kılınmadan önce kurbanımı kesmiştim. Durumu Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.)’e haber verince Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) “Kurbanını iade et” buyurduktan sonra; “Sizden kim kurbanını namazdan önce kesmiş ise, kurbanını iade etsin.” buyurdu.
Binâenaleyh; Kurban kesmekle mükellef bulunan her Müslümanın, keseceği kurbanı İslâmî usul ve esaslara uygun olarak boğazlaması Dinî bir mecbûriyettir. Bir vazifeyi ifâ ederken dikkate alınancak husus, sadece o işin yapılması değil, şekliyle ve vaktiyle sünnete ve Dînî esaslara uygun olarak îfâ edilmesidir. Unutulmamalıdır ki; gösterilecek bu hassâsiyet, Dinî emirlere bağlılığın alâmeti olduğu kadar ibâdetlerin makbul olmasının da sebebidir.
Netice olarak udhıyye kurbanı, bayram namazından önce kesilecek olursa nâfile; bayram günlerinden sonra kesimiş ise kazâ edilmiş olur. Uhdiyye kurbanında mekan şartı yoktur. Bu ibadetle mükellef bulunan bir Müslüman, kurbanını dilediği yerde kesebilir veya ihtiyaç olan başka yerlerde vekâleten kestirebilir.

Ey Rabbimiz! Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme! ​
​Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yükler yükleme!
​Ey Rabbimiz!, günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi (kusurlarımızı) ört ve ruhlarımızı iyilerle berâber al.
​Ey Rabbimiz!, Bize dünyâda da güzellik ver, âhirette de güzellik ver.(Rahmetinle) bizi cehennem azâbından koru.Hesâb günü geldiği zaman, bizi mağfiret et, (günahlarımızı bağışla). Annemizi- babamızı ve Mü’minleri de mağfiret buyur. Âmin.