Allah-ü Teâlâ; inanan kullarına kulluk borcu olarak bedenî, lisânî, kalbî ve mâlî bir takım ibâdet ve mükellefiyetler yüklemiştir. Her biri, Allah’ın rızâsını kazanmaya, Rahmet ve Nusretine yakın olmaya ve âhiret hayâtında büyük ni'met ve yüce derecelere kavuşmaya vesîle olacak mâlî ibadetlerden birisi de, Kurban Bayramı günlerinde “Kurban kesmek”tir.

İslâm Dininin şeârinden yani alâmet ve işâretlerinden biri olan Kurban; Allah-ü Teâlâ’ya kurbiyyet (yakın olmak, rızâsını kazanmak) için, ibâdet niyetiyle, belirli günlerde; cins, yaş ve vasıflarını Dinimizin ta'yin ve tesbit buyurduğu hayvanlardan birini usûlüne uygun olarak kesmek’tir.

Kurban; zekât ve bayram namazları gibi, hicretin ikinci yılında meşrû' kılınmıştır. Meşrûiyyeti Kitap, sünnet, ve icma’ delillerine dayanır. Cenâb-ı Hakk, Kelâm-ı Kadîm’i Kur’ân-ı Kerim’de Kevser Sûre-i Celîlesinde, Habîbine ve O’nun şahsında inanan kullarına: “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” buyuruyor.

Bu âyet-i kerimedeki “Fesalli- Rabbin için Namaz kıl" dan maksat bayram namazı, “Venhar- boğazlamak, kesmek”ten maksat da, kurban bayramı günlerinde kesilen hayvanlardır.

Kurban vecîbesinin yerine getirilmesi; Hak yolundaki fedâkârlığın bir nişânesi, Allah-ü Teâlâ’nın verdiği ni'metlere karşı kulun bir şükrânesidir.

KURBAN NİSABI VE VÂCİP OLMASININ ŞARTLARI

Akıllı, hür, mukim ve nisap miktarı mala (aslî, zarûrî, temel ihtiyaçlarından fazla olarak; fitre vâcip olacak kadar; 80,18 gr altın veya 200 dirhem gümüş veya aynı kıymette başka bir şeye) sâhip bulunan, (daha net bir ifâde ile; Kurban Bayramı günlerinde bir kurban alıp kesebilecek kadar maddî imkana sâhip olan) kadın-erkek, her Müslüman üzerine kurban kesmek (Hanefî mezhebine göre) vâciptir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîler’e göre ise; sünnet-i müekkede (terki ve ihmâli câiz olmayan çok önemli bir sünnet) dir.

Hatta Hanbelîler’e göre, ödeme imkânına sâhip olan kimse, borç ederek de olsa, bayram günlerinde kurban parasını te’min edebiliyorsa, kurban kesmeye muktedir sayılır. (el-Fıkhu Alel-Mezâhibi’l-Erbaa)

Kurban nisâbına esas olan malın (zekât nisâbında olduğu gibi) alış veriş ile artabilecek mal olması ve üzerinden bir sene geçmesi şart değildir. Hanefî ulemâsından, son asrın büyük müfessiri Elmalılı Hamdi Yazır merhum: “Kurban kesmek, zekât ve sadaka-i fıtır vermekten daha fazla bir fedâkârlık ifâde eden bir ibâdettir.
Onun için bunda kudret şart olmakla berâber, zekât kadar kudret-i müyessire (yüksek mertebede bir mâlî kudret) de şart değildir” der. (Hak Dini Kur’an Dili, 9/1697)

Dolayısıyla, Kurban Bayramı günlerinde bir kurban alıp kesebilecek kadar imkana sâhip olan kadın-erkek, her Müslümanın üzerine kurban kesmesi vâciptir.

KURBAN NİSABINDA ASLÎ VE ZARÛRÎ İHTİYAÇLAR

Kişinin evi, evinin kâfi miktarda eşyası, bineceği (arabası), üç türlü giyeceği (yani iş elbisesi, günlük giydiği elbise, bayram ve benzeri özel günlere mahsus elbisesi) kendisinin ve nafakası üzerine vâcib olanların (bakmakla yükümlü olduğu âile ferdlerinin) bir aylık nafakalarından fazla olarak 80,18 gr altın veya aynı kıymette başka bir şeye sâhip olmaktır.

Bu kadar bir imkana sâhip olan kimselere sadaka-i fıtır vermek ve kurban günlerinde kurban kesmek vâcib olur. Nisâba mâlik (zengin) olan çocuk için velî veyâ vâsî’si (sabi üzerine bir vecîbe ve mecbûriyet olmamakla beraber) dilerse çocuğun kendi malından kurban kesabilir.

Kurbanın vâcip olma şartlarından bir olan “âkil ve bâliğ olmak” bazı müctehid imamlar arasında ihtilaf konusu olmuştur. Bazılarına göre, kurbanın vücûbu için; akıllı ve (bülûğ) ergenlik çağına ulaşmış olmak şart olup, bazılarına göre ise değildir.

Kurbanın vücûbu için; akıllı ve (bülûğ) ergenlik çağına ulaşmış olmak şart değil diyenlere göre; zengin olan bir çocuk ile zengin olan mecnûn'a (kendi mallarından) kurban vâcip olur.
Velîsi veya vâsîsi (bir yetim’in veya akılca zayıf ve hasta olan bir kimsenin malını idâre eden kişi) bunu yerine getirir.

Netice olarak: bir ev’e bir kurban değil, ev’de zengin (nisap miktarı bir imkana sâhip) olan büyük- küçük, kadın-erkek her ferd için, kurban kesilmesi bir vazîfe ve önemli bir vecîbedir.

KURBAN KESMEYİP BEDELİNİ FAKİRE VERMEK KURBAN BORCUNUN YERİNE GETİRİLMESİNE YETERLİ OLUR MU?

Üzerine kurban vâcip olan bir Müslüman, bayram günlerinde kurban kesmeyip, bedelini sadaka olarak vermiş olsa, kurban edâ edilmiş olmaz, üzerindeki borç düşmüşmez.

Zengin olan kimseler kurban kesmeyip, kurbanın kesileceği vakti (bayram günlerini) geçirseler, kurbanın bedelini sadaka olarak vermeleri lâzım gelir. Ancak, fakirler ve kurban nezreden (adak yapmış olan) kimseler aldıkları kurbanı kesmeyip vakti geçerse, kurbanın kendini sadaka olarak vermeleri vâciptir.

Emânet hayvanı kendisi için kurban etmek, rehin hayvanı kurban etmek ve başkası adına kesmek üzere vekil olduğu hayvanı kendisi için kesmek câiz olmaz.

Kocası, karısının veyâhut karısı kocasının kurbanını izni olmayarak kendisi için kesse câiz olmaz. Kestikten sonra kıymetini vererek râzı etse de câiz olmaz.

KURBAN KESMEKLE MÜKELLEF OLDUĞU HALDE KESMEYENLERİN DURUMU

Allah’ın Rasûlülü Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) Kurban kesmekle mükellef yani üzerine borç olduğu halde, kurbanı önemsemeyerek kesmeyenleri çok şiddetli bir şekilde uyarmış ve: “Kimin için (mal) genişliği olur da kurban kesmezse, sakın bizim namazgâhımıza (Müslümanım diye bizim camilerimize) yaklaşmasın” buyurmuştur. (Feyzül Kadir C.6.S.208) Bu, Kurban kesmesi icabettiği halde,önemsemeyerek kesmeyeneler hakkında gerçekten ağır bir tehdittir ki, kurban ibâdetinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Evliyâullah’ın büyüklerinden Ebulfârûk Süleyman Hilmi Silistervî (k.s.) Hazretleri: "Eğer bir insan, vakti hali müsâit olup da kurban kesmezse, muhakkak ki o adamın ya kendisinden veya çoluk çocuğundan veyahut da malından, ticaretinden, servetinden ve varlığından mutlaka bir kan (en hafif şekli ile, mutlaka o sene içerisinde kurban bedelinden çok fazla bir tedâvî ve benzeri masraf) çıkar" buyurduktan sonra;
Kurbanın maddî ve manevî olmak üzere pek mühim faydaları vardır: Gazab-ı İlahîyi söndürür.
Rızâ-ı İlahîyi celbeder.
Kurban’da çoluk çocuk ve fakir-fukara için umumi bir maslahat ve mutlak bir menfaat vardır.
Çok kurban kesilen bir memlekette harb olmaz.
Kurban Bayram’ında aff-ı umûmi tecelli eder.
(Kurban kesmeyen) Allahsızların (Allah’a inanmayanların) sonu intihardır. Kendi kendilerini katlederek ebedî cehenneme yuvarlanır giderler" buyurmuştur.
Sözün özü; Bir ibâdet farz da olsa, vâcip te olsa, sünnet de olsa onu ihmal etmemek lâzım.

Bazı İslâm ülkelerinde ve bölgelerde kurban ibâdeti sünnet diye, (farz değil ya, kesilmese de olur! gibi küçümseme ifâde eden düşüncelerele ) ihmal ediliyor. Sanki sünneti yapmak yük müş gibi gözüküyor.
Allahü â’lem, (gerçek sebep ve hikmetini Yüce Mevlâ bilir amma) bundan dolayı da; oralardaki sıkıntılar bir türlü bitmiyor, oluk oluk Müslüman kanları akıyor, göz yaşları dinmiyor!...

ALLAH RIZASI İÇİN KESİLEN KURBAN DÎNÎ, AHLÂKÎ VE İCTİMÂÎ BİR VAZİFEDİR

Kurban kesmekte Allâh’ın kullarına maddî ziyâfet de vardır. Etin üçte birini dostlara, üçte birini fakirlere vermek, kalanını da evde çoluk çocuğa yedirmek emredilmiştir.

Kurban kesmek Allah yolunda bir fedâkârlıktır. Allâh-ü Teâlâ’nın verdiği ni'metlere bir şükürdür. Ayrıca sevâb kazanmağa ve Allâh’a yakınlığa vesîledir, belâlara karşı da bir siperdir.

İnsanlar her gün dünyânın her tarafında yüz binlerce hayvan kesiyorlar. Fakat bunlardan yalnız maddî imkânı olanlar istifâde edebiliyor. Kurban Bayramı’ndaki etlerden ve derilerden fakirler de istifâde etmektedir. Şahsın menfaati yerine de cemiyet menfaati konuluyor. Hâsılı; Allah emrettiği ve imtihanı kazanmak için kurban kesmek İslâm’ın pek insanî ve ictimâî büyük bir fedâkârlığıdır.

Kurban kesmekle, kesinlikle kesilen hayvan sayısı azalmış, denge bozulmuş olmaz. Çünkü kurbanda kasaplar et satamayacağından, hâliyle bayram döneminde et için kesecekleri hayvan sayısı azalacaktır.
Kendi zevkleri için her gün on binlerce hayvanın kesilmesini çok görmeyenlerin! senede bir kere, Yüce Allah emrettiği için ve fakir insanların da et yiyebilmesi için, kurban kesilmesini çok görmeleri insaflı bir tavır değildir.
Netice olarak kurban; Dînî, ahlâkî, ictimaî birtakım hikmetler ve faydalar için emredilmiştir. Bunu takdîr etmeyecek bir akıl sâhibi düşünülemez...
İnşâAllah, bundan sonraki bölümde; "Kur'ân-i Kerim ve Hadis-i Şeriflerde Kurban ibâdeti" konusu üzerinde durmaya çalışacağız.

Ey Rabbimiz! Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme! ​
​Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yükler yükleme!
​Ey Rabbimiz!, günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi (kusurlarımızı) ört ve ruhlarımızı iyilerle berâber al.
​Ey Rabbimiz!, Bize dünyâda da güzellik ver, âhirette de güzellik ver.(Rahmetinle) bizi cehennem azâbından koru.Hesâb günü geldiği zaman, bizi mağfiret et, (günahlarımızı bağışla). Annemizi- babamızı ve Mü’minleri de mağfiret buyur. Âmin.