Allah'a ve âhiret gününe inanan bir Müslüman'ın yapmaması gereken şeylerin sekizincisi Anayı Babayı üzmektir.

Allah-ü Teâlâ, ana- baba'ya hürmet ve hizmetin ne kadar önemli ve büyük olduğunu göstermek için, insan'a:  "Bana ve ana babana şükret" emrini vermiş, güzel ahlâkın mütemmimi ve en güzel örneği ve Peygamberlerin (aleyhimüs-selâm) sonuncusu olarak gönderilmiş bulunan Peygamber efendimiz (s.a.v.) de: Allah'ın rızâ ve hoşnudluğu ana ve babanın memnun kalışında, Allah'ın gazap ve öfkesi de ana ve babanın üzülüp kızmasındadır"  buyurmuşlardır.

Rabbimiz Teâlâ Hazretleri Kitâb-ı Kerîminde şöyle buyurur: "Rabbin, Kendisinden başkasına kulluk etmeyin, ana ve babaya iyi muâmele edin diye hükmetti. Eğer onlardan biri veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlığa ererlerse onlara "üf" (bile) deme. Onları azarlama. Onlara en güzel sözleri söyle. Onlara acıyarak tavâzu' kanadını (yerlere kadar) indir ve: Yâ Rab, onlar beni çocukken nasıl terbiye ettiler (yedirip, içirip, giydirip korudularsa) Sen de kendilerini (öylece) esirge" de. (İsrâ: 23,24)

(Âyet-i Kerimede geçen "Velâ tenherhümâ" Kabl-i Kerîminin mânâsı; Yani, anne ve baban yaşları ilerleyip ihtiyarladıklarında, nasıl ki onlar sen çocukken senin her türlü hizmetini üzerlerine alıp yerine getirmişlerdi, senin de daha fazlası ile onların hizmetlerini üzerine alman ve seve seve, onları kesinlikle incitmeden yerine getirmen gerektir. Elbetteki kendilerine daha fazla hizmet icâbetmektedir. Faziletce aranızda bir eşitlik nasıl olabilir ki? Onlar senin yaşamanı ve yetişmeni arzu ederek her türlü zorluğa, ezâ ve cefâna katlanıyorlardı. Sen de onların sıkıntılarına katlan ve onları sakın azarlama!.
Fahr-i Kâinât (s.a.v.) Efendimiz: Ayet-i Kerîme'deki "üf" bile demeyin Kavl-i Şerîfini; "Üf demekden daha hafif bir ta'bir olsa idi, şüphesiz Allah-ü Teâlâ ondan da nehyeylerdi.

Öyle ise, ana- basına karşı gelen dilediğini (korkmuyorsa) yapsın. Ana-babasını üzenler bilsin ki (ana-baba rızâsını alamayanlar, velev ki şehid bile olsalar, cehennem yüzü görmeden) elbette Cennete giremeyecektir". buyururakak açıklamışlar, Ey insan! Allah sana rahmeti ile muâmele etsin, bak dikkat et! Allah, başka bir Âyet-i Kerime'de Kendine şükür ile ana babaya teşekkürü nasıl da bir arada zikretmiş;  "Bana ve ana babana şükret. Dönüşün ancak Bana'dır". buyurmuştur. (Lokman: 14)

ALLAH'IN KİTABINDA HÜKÜMCE BİRBİRİNE BAĞLI OLAN ÜÇ ÂYET-İ KERÎME

İbni Abbas (r.anhümâ): Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri'nin şöyle buyurduğunu bildirmişlerdi. "Allah'ın Kitâbında, üç Âyet-i Kerîme birbirlerine bağlı oldukları üç şey ile nâzil olmuşlardır. Birinin hükmü îfâ edilip yerine getirilmedikce, -diğeri îfâ olunsa dahi- kabul edilmez.

1. Allah-ü Teâlâ'nın: "Allah'a itâat edin, Peygamber'ine itâat edin". mübârek emridir.  (Nisâ: 59)  (Kim Allah'a itâat edip, Rasûlüllah'a itâat etmezse onun bu itâatı kabul edilmez.)
2. Hazret-i Kur'ân'ın: "Namazı dosdoğru kılın, Zekâtı verin". hükmüdür. (Bakara: 110) (Namazını kılıp fakat Zekâtını vermeyen kimselerin Namazı kabul edilmez.)
3. Cenâb-ı Hakk'ın : "Bana ve ana babana şükret". fermânıdır. (Lokman: 14)

(Kim ki, Allah'a şükredip (kulluk vazifelerini yerine getirip) de, ana ve babasına teşekkür etmez, onlara iyi davranmayıp üzerse, Allah'a karşı yaptığı şükrü kabul edilmez. Ana ve babayı üzen, onların rızâsını almayanlar Cennet'e giremez).

NEDEN CENNET ANALARIN AYAKLARI ALTINDADIR?

Hazreti Peygamber sallAllahü aleyhi vesellem'in:  "Cennet anaların ayakları altındadır. (anaların rızâsına bağlıdır)" mübârek sözünün daha iyi anlaşılabilmesi için, Saâdet asrında yaşanmış bir hâdiseye ve Rasûlüllah'ın (s.a.v.) uyugulamasına bakmak yeterli olacaktır.

"Alkama adında genç bir Sahâbe vardır. Namazı, Orucu, Sadakası bol, iyiliksever biridir. Ancak, "hanımını memnun etmek için" annesini üzmesi sebebiyle, annesi oğluna kızgın ve kalbi kırıktır.

Bir zaman sonra bu genç hastalanır, can çekişir fakat bir türlü ruhunu teslim edemez, daha acısı Kelime-i Şahâdeti söylemeye gücü yetmez, dili bir türlü dönmez.

Anlaşılır ki; yaşlı bir annesi vardır ve onu üzmüştür, annesinin rızâsını alamadığı için son nefesinde dili Kelime-i Şahâdet'i söylemeye gücü yetmemektedir.

Hazreti Peygamber sallAllahü aleyhi vesellem, annesini çağırır, "oğluna hakkını helâl etmesini" söyler, fakat kadın: "Ya RasûlAllah oğlum, hanımını memnun ermek için beni çok üzdü, ona hakkımı helâl edemem" der.

Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.v.) Hazreti Bilâl'e "odun topla, biraz fazla olsun" buyurur. Bunu duyan kadın: Ne yapacaksın Yâ RasûlAllah? der.
Fahr-i Kâinât (s.a.v.) gâyet ciddî bir edâ ile:  "Ey Alkama'nın annesi! Gözlerinin önünde oğlunu yakacağım." buyurur.
Kadın: Yâ RasûlAllah! Kalbim buna dayanamaz" der. Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v.); Bilmiş ol ki; Allah'ın (âhiretteki) azâbı (ve ateşi) daha çetin ve devamlıdır. Allah-ü Teâlâ'nın oğlunu bağışlaması seni sevindirecekse, ondan râzı ol (hakkını helâl et). Helâl etmeyeceksen, onu gözlerinin önünde yakacağım. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki; sen ona kızgın olduğun müddetce, oğlunun Namazı da, Orucu'da, Sadakası da kendisine menfeaat sağlamaz" buyurur. 

Rasûlüllah'ın (s.a.v.) ciddiyet ve kararlılığını gören kadın: Yâ RasûlAllah, Allah-ü Teâlâ'yı, Meleklerini ve burada bulunan Müslümanları şâhid tutuyorum ki, oğlum Alkama'dan râzı oldum, ona hakkımı helâl ettim" der.

Rasûl'ü Ekrem ve Nebiy'yi Muhterem  (s.a.v.): Ey Bilâl git ve bak bakalım Alkama "Lâ İlâhe İllAllah Muhammedün Rasûlüllah" diye biliyor mu?  Hazreti Bilâl (r.a.) gider ve görür ki; Alkama yüksek sesle Kelime-i Tevhîd okumaktadır ve Alkama (r.a.) o gün vefat eder. Cenâze Namazını bizzat Fahr-i Kâinât (s.a.v) kıldırır. Definden sonra, kabrin bir kenarında ayağa kalkar ve Eshâbına (ve kıyâmete kadar gelecek bütün inananlara) hitâben şu mühim nasihatı yapar.

"Ey Muhâcir ve Ensâr topluluğu! Kim ki, hanımını anasından üstün tutarsa, Allah'ın, Melekler'in ve bütün insanların lâ'neti onun üzerine olsun. Allah onun ne Farz, ne de nâfile ibâdetlerini kabul eder. Meğer ki, Allah'a tevbe edip, anasına iyilikte bulunup da gönlünü, rızâsını almış ola. Allah'ın rızâsı ananın hoşnud olmasında, gadabı da ananın kızmasında, kalbinin kırılmasındadır" buyurur.

Hâdise; Akl-selim sahipleri için; Hazreti Peygamer'in (s.a.v.) neden? "Cennet anaların ayaklarının altındadır" buyurduğunu açık ve net olarak ortaya koymaktadır.


Ayrıca; Yüce Allah'ın Kitâb-ı Kerîminde "ana-babanıza sakın üf" bile demeyin buyurmasını; "Üf demekden daha hafif bir ta'bir olsa idi, şüphesiz Allah-ü Teâlâ ondan da nehyeylerdi. Öyle ise; Ana-babasını üzenler bilsin ki; ana-baba rızâsını alamayanlar, velev ki şehid bile olsalar, Allah-ü Teâlâ aralarında kesin hükmü verinceye kadar, Cennet'e de cehennem'e de yakın olan arada yani Â'raf'ta kalacaklar, Allah yolunda şehid olmaları cehennem'e girmelerini, ana-babalarını üzmeleri de Cennete girmelerini engelleyecektir. Dolayısıyla cehennem yüzü görmeden, elbette Cennete giremeyecektir" buyurması ve: Ey insan! Allah sana rahmeti ile muâmele etsin, bak dikkat et! Allah, Âyet-i Kerime'de Kendine şükür ile ana babaya teşekkürü nasıl da bir arada zikretmiş; "Bana ve ana babana şükret. Dönüşün ancak Bana'dır". buyurarak Yüce Zâtına şükür ile ana-babaya teşekkür'ü nasıl da bir arada zikretmiştir" açıklamasını yapması da açık bir delildir.

Cömerdlerin en cömerdi, kerem sâhiplerinin en keremlisi, merhametlilerin en fazla merhametlisi olan Yüce Rabbimiz'den hâlisâne niyâzımız: Bizleri rızâsına muvâfık kılması, gadabından da uzaklaştırmasıdır. Âmin.

İSLÂM'DA AKRABALIK MÜNÂSEBETLERİNİ KORUYUP DEVÂM ETTİRMENİN ÖNEMİ

Müslüman'ın yapmaması gereken şeylerin dokuzuncusu akrabaları ile alâkayı kesmektir.
İslâm'da akraba ziyâreti ve onlarla iyi münâsebeti devâm ettirmek çok önemli bir vecîbedir.
Bu sebeble; akraba ziyâretini ve bağını kesenler Allah'ın Kitâbında üç yerde la'netlenmiş, Rasûlü-ü Ekrem'in (s.a.v.) dili ile de: "Allah'ın Rahmeti, içlerinde akraba ziyâretini kesen birinin bulunduğu topluluğa inmez" buyurularak, akraba ziyâtetini kesenlerle arkadaşlık yapılmaması tavsiye buyurulmuştur.

Yüce Allah: dünyâ hayâtında maddî mâ'nevî en büyük zarar ve ziyâna uğrayacak olanların; Allah'ın birleştirilmesini, idâme ve riâyet edilmesini, koparılmadan korunmasını emrettiği şeyleri kesip koparanlar olduğunu bildirmekte ve böylelerini fâsık olarak tarîf edip şöyle buyurmaktadır.
"O fâsıklar ki; Allah'ın ahid ve (emri) ni onu te'kid de ettikten (yerine getireceklerine dâir söz de verdikten) sonra bozarlar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi (hısımlık râbıtalarını, akrabâlık münâsebetlerini, cemiyet birliğini) keserler, yer yüzünde bozgunculuk yaparlar.  İşte onlar hüsrâna (maddi-ma'nevî en büyük zarara) uğrayanların tâ kendileridir." (Bakara: 27)

"Kendisi (nin adını öne sürmek sûretiy) le birbirinize dilekte bulunduğunuz Allah'dan ve akrabâlık (bağlarını kırmak) dan sakının". (Nisâ: 1)
Demek idâreyi ve hâkimiyeti ele alırsanız, hemen yer yüzünde fesad çıkaracak, akrabalık münâsebetlerinizi bile parçalayıp keseceksiniz öyle mi? Onlar öyle kimselerdir ki, Allah kendilerini rahmetinden tard etmiş de (kulaklarını sağır, gözlerini de kör yapmıştır. (Muhammed: 22,23)
Buhârî ve Müslim'in kaydettiği bir Hadis-i Şeriflerinde, güzel ahlâkın en güzel örneği Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Hısım bağını koparan Cennet'e giremez" (meğer ki, Allah'a dönüş yapıp, tevbe edip, iyi yola girip akrabalarına yardımda buluna) buyurmuştur. 

Kim ki, yardım ve hizmete muhtaç düşkün yakınları ile ilgisini keser, onları kendi hallerine terkeder, kendilerine üstünlük taslar, iyilik ve ihsânı ile (durumu iyi, zengin olduğu halde maddî destek olmazsa, maddî imkânı olmasa bile; "Yakınlarınızla, selâm göndermekle de (mektup yazmakla da) olsa, ilgileniniz" emr-i Peygamberî'si üzere; ma'nevî desteğini esirger) yardım etmez ise, o bu tehdîd-i Peygamberî'ye dâhil olur, Cennet'e girmekten mahrum kalır. Böyleleri Allah'a tevbe edip, akrabaları (Anne- baba, büyük anne ve baba başta olmak üzere; kardeş, teyze, hala, amca, dayı ve daha başka hısımları) nı da memnun etmedikce, şâyet fakir iseler kendilerini ziyâret edip, durumlarını araştırıp haklarına riâyet etmedikce, onlarla alâkasını kesenler Cennet'e giremezler.

SADAKALAR  VE YARDIM DA AKRABALARDAN MUHTAC OLANLARA ÖNCELİK VERİLMESİ DİNİN EMİRLERİNDENDİR

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Hadis-i Şerif'lerinde; "Her hangi bir ferdin zayıf akrabası (yardıma muhtaç yakınları) bulunur da onlara yardım etmez ve Sadaka (Zekât, Fitre ve benzeri mâlî ibâdet ve yardım) larını başkalarına verirse, Allah Sadakasını kabul etmez, kıyâmet günü de kendisine iltifât buyurmaz (merhametle yüzüne bakmaz)" buyurmuşlardır.
Ey Rabbimiz! Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme! ​
​Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yükler yükleme!
​Ey Rabbimiz!, günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi (kusurlarımızı) ört ve ruhlarımızı iyilerle berâber al.
​Ey Rabbimiz!, Bize dünyâda da güzellik ver, âhirette de güzellik ver.(Rahmetinle) bizi cehennem azâbından koru.Hesâb günü geldiği zaman, bizi mağfiret et, (günahlarımızı bağışla). Annemizi- babamızı ve Mü’minleri de mağfiret buyur. Âmin.