Müslüman'ın yapmaması gereken şeylerin beşincisi Zekât vermemektir.

 

Dînin mâlî ibâdet temeli olan Zekât; fakirlerin, muhtaçların ve Allah yolundaki her türlü hayırlı hizmetlerin hakkıdır. Ve Allah'ın kitâbında dâimâ Namaz ibâdeti ile berâber zikrolunarak öneminin büyüklüğüne işâret ve nerelere verilmesi gerektiği de bizzat Yüce Allah tarafından ta'yin ve tesbit buyurulmuştur.
Allah-ü Teâlâ: "Vay müşriklerin (Allah'a ortak tanıyanların) hâline! Onlar ki, Zekâtı vermezler. Hem onlar âhireti de inkar edenlerin tâ kendileridir." (Fussılat: 6-7) buyurarak, Dînin malî ibâdet temeli olan Zekât ile mükellef olduğu halde Zekâtını vermeyenleri Allah'a  ortak tanıyan "müşrikler" ve âhireti yalanlayan "kâfirler" inkarcılar diye vasıflandırarak, Zekât vermemenin çok büyük bir suç olduğunu, cezâsının da pek ağır ve şiddetli olduğunu bildirmiştir.

ZEKÂTI VERİLMEYEN MAL SÂHİBİ İÇİN ASLÂ FAYDALI BİR KAZANÇ DEĞİLDİR

Mülkün sâhibi Yüce Allah şöyle buyurmuştur.
"Allah'ın fazlından kendilerine verdiğini (infak etmekte) cimrilik edenler, zinhar bunun kendileri için bir hayır olduğunu sanmasın (lar). Bil'akis bu onlar için bir şerdir. Onların cimrilik ettikleri şey Kıyâmet Günü boyunlarına dolanacaktır". (Âl-i Imrân: 180)
Habîbim! "Altın ve gümüşü yığıp biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar (Zekâtlarını verilmesi emredilen yerlere vermeyenler) var ya!, işte bunlara pek acıklı bir azap olduğunu müjdele! (haber ver).
O gün, bunlar (Zekâtları verilmeyen altın, gümüş ve diğer mallar) (üzerlerinde) yakılacak cehennem ateşinin içinde kızdırılacak da o kimselerin alınları, böğürleri (yanları) ve sırtları bunlarla dağlanacak. İşte bunlar (çok sevdiğiniz) nefisleriniz için toplayıp, biriktirip sakladığınız (paralarınız ve mallarınız) dır. Dünyâ'da saklayıp istif ettiğiniz (Zekâtını vermediğiniz) mallarınızı bugün haydi tadın bakalım! denilecek." (Tevbe: 34,35)
Peygamber Evendimiz (s.a.v.) bu Âyet-i Kerîmeyi: "Altın ve gümüşün Zekâtını vermeyen her altın ve gümüş sâhibi, kıyâmet günü üzerlerinde yakılacak cehennem ateşinin içinde ateşte (kızdırılmış) geniş taş levhaları yapılacak bunlarla alnı, iki böğrü ve sırtı dağlanacak. Levhalar soğuduğunda tekrar kızdırılacak. Miktarı dünyâ günlerinden elli bin seneye muâdil (denk) olan bir günde, Allah-ü Teâlâ halk arasında hükmünü verinceye kadar bu hal tekrarlanır. (Hüküm sonrası) yolunun ya Cennete veya cehenneme gittiğini görür.
Zekâtı verilmeyen deve sâhibi düz bir araziye yatırılır. Deve de en semiz olduğu bir halde ayağı ile o kimseyi çiğner, dişleri ile de ısırır. Öndeki çiğneyip geçince arkadaki gelir çiğner ısırır geçer. Zekât hakkı ödenmeyen her sığır ve davar da sâhibini içlerinde eğri boynuzlu veya boynuzu kırık bir hayvan bulunmayarak, (bütün uzuvları kusursuz olarak) sâhiplerini süserler, tırnaklarıyla onu çiğnerler. Öndeki geçince arkadaki gelir.  Bu hal, dünyâ günlerinden elli bin seneye muâdil olan günde Allah insanlar arasında hükmünü verinceye kadar devâm eder. Sonra ya Cennetin ya da cehennemin yolunu tutar" buyurarak izah buyurmuşlardır.
Âyet-i Kerîme ve Hadis-i Şerifler; Dînin mâlî ibâdet temeli, fakirlerin, muhtaçların ve Allah yolundaki her türlü hayırlı hizmetlerin hakkı ve Allah'ın kitâbında dâimâ Namaz ibâdeti ile berâber zikrolunan Zekât'ın öneminin büyüklüğünü açık olarak ortaya koymakta, Allah'a ve âhiret gününe inanan her Müslüman'ın aslâ ihmal etmemesi gereken çok önemli bir vazîfe ve vecîbe olduğunu beyan buyurmaktadır.

RAMAZAN ORUCU VE ÖNEMİ

Müslüman'ın yapmaması gereken şeylerin altıncısı, Şer'î (Dînin geçerli saydığı) bir özür olmadan Ramazan Orucunu tutmayıp yemektir.
Ramazan ayında Oruc tutmak, Dînin temel rükünlerinden dördüncüsü, tıpkı Namaz ve Oruç gibi geçmiş bütün ümmetlere de Farz kılınmış, Ramazan ayına ulaşan Mü'minlere Oruclarını tutmaları emredilmiş olup, kulu takvâ makamına ulaştıran, sevâbını Yüce Allah'dan başka kimsenin (yani, amelleri yazan yazıcı Meleklerin bile ne kadar sevap yazacaklarını) bilemediği pek büyük bir ibâdettir.
Allah-ü Teâlâ Kitâb-ı Kerîminde: "Ey iman edenler! Sizden evvelki (ümmet) lere yazıldığı gibi, sizin üzerinize de Oruc yazıldı (Farz edildi). Tâ ki korunasınız. O sayılı günlerdir. Sizden kim (o günlerde) hasta, yâhut sefer üzerinde olur (ve Orucunu yemiş bulunursa, tutamaz) sa, tutamadığı günler sayısınca  başka günlerde (tutar).  (Bakara:183,184)
Buhârî ve Müslim'in Sahih'lerinde kaydettiği üzere; Rasûl-ü Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri Dînin temel rükün ve şartlarını yani her mükellef Müslüman'ın mutlakâ bizzat kendisinin yapması, yerine getirmesi gereken hususları şöyle ifâde ve beyân buyurmuşlardır.   "İslâm beş rükün (sütun, temel, esas, şart) üzerine binâ olunmuştur. 1- Allah'dan başka İlah olmadığına ve Muhammed'in (s.a.v.) Allah'ın Rasûlü- Peygamberi- olduğuna şahâdette bulunmak, (dili ile söyleyip, kalbi ile tasdik etmek, şüphe etmeden inanmak). 2- Namazı (günde beş kere) güzelce kılmak. 3- Zekât (verecek kadar zengin ise, malının kırkta birini yılda bir kere, Allah'ın verilmesini emrettiği yerlere) vermek.  4- Ramazan (Orucu'nu, yılda bir ay) tutmak. 5- Beyt'i (Allah'ın evi'ni, Ka'be'yi gücü yeterse ömründe bir kere ziyâret edip) Haccetmektir"....

RAMAZAN AYINDA TUTULMAYAN BİR GÜNLÜK ORUCUN YERİNE BİR SENE ORUC TURMAK DENK OLMAZ

Aklı başında, sağlığı yerinde olan kadın-erkek bütün inananların tutmaları Farz, Allah'ın kesin emri olan Oruc'u vaktinde yani Ramazan ayında tutmak o kadar önemli dir ki; bir kimse, Dînen geçerli bir özürü bulunmadığı halde, Ramazan ayında bir gün Oruc'unu tutmasa da, Ramazan'ın dışında bütün bir sene Oruc tutmuş olsa, Ramazan ayındaki bir gün kadar kıymeti olmaz.
Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri bu husûsu Tirmizî'nin Sahîhinde kaydettiğine göre şöyle ifâde ve beyân buyurmuşlardır.
"Kim ki özürsüz olarak Ramazan (Orucundan) bir günü iftar edip (tutmasa) da (onun yerine) bütün seneyi Oruc (tutatak) geçirse (yine de) o günü hakkıyla kazâ etmiş olamaz".
İbni Abbas (r.anhümâ): "İslâm'ın (yapışılacak) en sağlam kulp'ları üçtür. 1- Allah'dan başka İlah olmadığına ve Muhammed aleyhisselâm'ın Allah'ın Rasûlü olduğuna şahâdet getirmek.  2- Her gün beş vakit Namazı kılmak.  3-  Ramazan Orucu'nu tutmak.  Kim bunlardan birini müteammiden (kasden, bile bile) terk eder ise, o kişiye Müslüman denmez" demiştir...

ÖMRÜNDE BİR KERE ALLAH'IN EVİ'Nİ ZİYÂRET ETMEK ALLAH'IN KULLARI ÜZERİNDEKİ ÖNEMLİ BİR HAKKI'DIR

Müslüman'ın yapmaması gereken şeylerin yedincisi Haccı terk etmek, Allah'ın evi Ka'be-i Muazzama'yı ziyâret'e gücü yettiği halde Hacc'a gitmemektir.
Allah'ın kendisine Hacca gidip gelmek için imkan verdiği kimselerin, kadın-erkek her Müslüman'ın Hacca gitmemesi, Allah'ın hakkına tecâvüz etmek olup Yüce Allah'a karşı işlenmiş büyük bir suç ve saygısızlıktır.
Yüce Allah Kur'ân-i Kerimde: "O'na bir yol bulabilenlerin (gücü yeyenlerin) Beyti (Ka'be'yi)  Hacc (ve ziyâret) etmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır". buyurmaktadır.  Âl-i Imrân: 97)
Tirmizi ve Beyhakî'nin rivâyetine göre; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu Âyet-i Kerîme'yi izah buyururken: "Her kim yol azığına ve kendisini Allah'ın Beyt-i Harâmını Haccetmeye götürecek bir binite (vâsıtaya, ulaşım aracına) mâlik olup ta Haccetmezse câhiliyet ölümü üzere (Allah'a ve âhiret gününü inkar etmiş olarak) ölür. Bunun böyle olması Allah-ü Teâlâ'nın bu Kavl-i Kerîminden dolayıdır". buyurmuşlardır.
İbn-i Kesîr tefsirinde Said bin Mansur Süneninde kaydedildiğine göre; İslâmın en âdil hükümdarı, Mü'minlerin Emîri Hazreti Ömer (r.a.): İçimden öyle geçiyor ki, şu vilâyetlere bir takım adamlar (me'murlar) göndereyim, baksın araştırsınlar. Gücü yetip de Haccetmeyenlere cizye (İslâm memleketinde yaşayan gayriMüslimler'den alınan vergi) yüklesinler. Onlar Müslüman değillerdir." buyurmuştur.

Ey Rabbimiz! Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme! ​
​Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yükler yükleme!
​Ey Rabbimiz!, günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi (kusurlarımızı) ört ve ruhlarımızı iyilerle berâber al.
​Ey Rabbimiz!, Bize dünyâda da güzellik ver, âhirette de güzellik ver.(Rahmetinle) bizi cehennem azâbından koru.Hesâb günü geldiği zaman, bizi mağfiret et, (günahlarımızı bağışla). Annemizi- babamızı ve Mü’minleri de mağfiret buyur. Âmin.