Doğru olan ve doğruluk üzere sabreden Mü'minlere Yüce Allah'ın yardımı dünyâda da, âhirette de hak ve muhakkaktır.

Allah'a ve âhiret gününe inanan her Müslüman'a yakışan, hoşlanmadığı bir durum ile karşı karşıya kaldığında yapması gereken iş; öncelikle dilini tutması, zor da olsa sabretmesi ve Yüce Allah'a sığınmasıdır.

Doğruluktan ayrılmadan, işlerini ve kulluk vazîfelerini gücünün yettiği kadar samîmî olarak aksatmadan yapmaya gayret ettikten sonra, işini Yüce Allah'a havâle edenler, muhakkak dünyâda da, âhirette de İlâhî yardım ve kurtuluşa ereceklerdir.

Bu husus, Kitâbullah'da Kelîmullah Hazret-i Mûsâ'nın (a.s.) "Ve üfevvidu emrî ilAllah. İnnAllaha basîrun bil-ıbâd, Ben işimi Allah'a ısmarlıyor (havâle ediyo) rum. Muhakkak ki Allah bütün kullarının bütün yaptıklarını hakkıyla görendir" (El-Mü'nin: 44)
"Kendilerine zulüm yapıldıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri, Biz dünyâda mutlaka güzel bir şekilde yerleştiririz. Ama bir bilseler ki, âhiret ecri çok daha büyüktür. Onlar ki sabretmişlerdir ve ancak ve ancak Rablerine tevekkül ederler. (En-Nahl: 41,42) Kavl-i Kerîmleri ile sâbittir.
(Bu iki Âyet-i Kerîme husûsî olarak; Mekke-i Mükerreme'de Kureyş müşriklerinin zulüm ve baskısı yüzünden Rasûlüllah (s.a.v.) ile birlikte Medine-i Münevvere'ye Hicret eden Müslümanlar hakkında nâzil olmuştur.

Ancak, zulme ve haksızlığa uğradığı halde; kötülüklerden uzak duran, günâhlardan hicret eden, Rabbine sığınan, O'nu (c.c.) zikreden, saymaya kalksa sayması mümkün olmayacak kadar çok ni'metlerine karşı şükreden, Yüce Alşah'a güvenip sabreden bütün Mü'minler için de, kıyâmet sabahına kadar geçerlidir.)

"Bu dünyâda iyilik yapanlar (doğru davrananlar) için, güzel bir mükâfât vardır. Ama âhiret yurdunun mükâfâtı ise, şüphesiz  daha hayırlıdır. Şu takvâ sâhiplerinin yurdu ne güzeldir!.. O yurt Adn Cennetleridir ki oraya girecekler. Altlarından ırmaklar akmakta. Onlar için orada, her istedikleri vardır. İşte Allah, takvâ sâhiblerini böyle mükâfâtlandırır. Onlar öyle kimselerdir ki, Melekler onların ruhlarını tertemiz oldukları halde alırlar. Onlara selâm verirler, (Allah'ın selâmeti, rahmet ve bereketi sizin üzerinize olsun) yapmış olduğunuz güzel ameller sebebiyle, buyurun girin Cennet'e derler."  (En-Nahl: 30-32)
"Şüphesiz ki Allah, Îmân edip sâlih ameller (güzel, yararlı işler) yapanları, altlarından ırmaklar akar Cennetlere koyacaktır. Orada altun bilezikler ve incilerle süsleneceklerdir. Orada elbiseleri de hâlis ipekten olacaktır". ( El-Hacc: 23)

"İman edip de sâlih ameller işleyenlere (güzel işler ve ibâdetler yapıp, doğru hareket edenlere) müjdeler olsun. (Kurtuluş ve göz aydınlığı onlar içindir). Ne mutlu onlara!  (Nihâyet) dönüp gidilecek güzel yurd, (Allah'ın Cenneti ve Rızâsı-kulunu Cemâli ile müşerref kılması) da onlar içindir". Bunlar; îman edenlerdir, Allahın zikriyle gönülleri (vicdanları) huzûr-u sükûne kavuşanlardır. Haberiniz olsun ki kalbler ancak Allah'ın birliğine inanıp, zikrullah ile oturaklaşır (Allah'ı zikirle huzûr bulur, sevâbı ile gönlü râhata kavuşur, olgunlaşır).  (Dünyâda imân edip, sâlih amel işleyenler Cennet'e buyur edilecekleri vakit, Melekler onlara): Sabrettiğiniz şeylere mukâbil (karşılık) sizlere selâm olsun. (Allah'a itâatta sabırlı olmanız sebebiyle her türlü kötülük ve tehlikeden kurtuldunuz. (Cennet) Dâr (-i dünyân) ın en güzel sonucudur! (Ne mutlu size! derler...  (Ra'd: 24, 28, 29)

SABREDEN MÜ'MİNİN MÜKÂFÂTI DAHA DÜNYÂ'DA BAŞLAR

Mü'min kul; sabreder, güzel güzel ameller işlemeye gayret ve devâm ederse, muhakkak Yüce Allah, o kulunu dünyâ'da da yalnız ve mahrum bırakmayacaktır. Çünki: Vâ'dine sâdık ve aslâ vâ'dinden dönmeyen Yüce Allah (c.c.): "Her kim Allah'dan korkarsa, (Allah'a karşı saygılı olur ve gücü yettiği kadar Allah'a kulluk etmeye gayret ederse), muhakkak Allah onun için hayırlı çıkış halkeder, hiç ummadığı yerden ona rızkını gönderir. Elbette Allah, kendi emrini (ve vâ'dini) yerine getirip gerçekleştirendir. Allah, her şey için bir vâ'de tâ'yîn etmiş, bir ölçü belirlemiştir. İşte bu, Allah'ın size indirdiği emirdir. Kim Allah'dan korkarsa (haramlardan, günâhlardan sakınır, yasaklardan kaçınır ve Farzları edâ eder, emirlerini yerine getirirse) Allah onun günâhlarını örter ve (âhiretteki sevâbını büyütür (onu Cennetine koyar). (Talak: 3-5)

Ama (bilmiş olun ki) iman edip takvâ yolunu tutanlar için, elbette âhiret mükâfâtı daha hayırlıdır". (Yusuf: 57) buyuruyor.

Binâenaleyh; Mü'minin karşılaştığı durumun (meselâ: ticâret hayâtında başarılı olamaması, yâhut arzu ettiği bir işi başkalarının alıp kendisinin alamaması gibi) hayâtında ilk başta onun hoşuna gitmese de, o işin kötü ve hayırsız olduğunu göstermez.

Bâ'zen hoşlanmadığımız şeylerin içinde, daha sonra pek çok hayrın bulunduğunu yaşayarak görürüz. İnananlar bunu hayâtlarında mutlaka tecrübe ederler, etmişlerdir!.

Bu sebeple, Mü'min için yaşadığı acı-tatlı her iş hayırlıdır.
Bâ'zı sıkıntılar vardır ki; Mü'mine mâ'nevî dereceler kazandırır; sevâbını çoğaltır, Allah katındaki derecesini yüceltir, onu Rabbi'ne yaklaştırır.
Bâ'zı sıkıntılar da, Mü'minin kusurlarına keffâret olur. Öyle günâhlar vardır ki, o günâhlardan kurtulması ancak Mü'min'in başına gelen sıkıntılara sabretmesi ile mümkün olur!

Bâ'zı sıkıntılar da vardır ki, Mü'mini kötü işlere bulaşmaktan alıkoyar; acı onu meşgul eder, günâha ve zulme giden yolunu tıkar, yanlış yapmasına mânî olur.

Bâ'zı sıkıntılar da vardır ki; Mü'mine dünyâda verilmiş bir cezâdır, onu burada çeker, âhiret'e cezâzı kalmaz. Burada üzülür, orada sevinir.
Bâ'zı sıkıntılar da, Mü'minin kalbini niyâza, dilini duâ'ya alıştırır.

Yüce Allah; Mü'minin tadarruundan, boynunu kalbine doğru büküp, mahzûn kalb ile edeb içinde inlemesinden, samîmî olarak Rabbine yönelmesinden, seher vakitlerinde istiğfâr edip huşû' ile Namaz kılmasından, Kur'ân okuyarak Rabbi ile konuşma ve yalvarmasından hoşlanır.

"Azîz, Celîl, Rahman ve Rahîm olan Yüce Allah, kullarının yüzlerine, sûretlerine, dış görünüş ve sâhip olduğu makam ve mevkiye, malına, mülküne bakmaz, ancak onların kalblerine ve sâlih amellerine bakar" haberi sâdık'ı mû'cibince; Rahmet ve merhameti sınırsız olan Yüce Allah, kırık ve yaralı gönüllere özel olarak nazar buyurur, mahzûn kullarını çok sever. Öyle ki, mahzûn Mü'minlerin hallerini mukarrab Meleklerine gösterir ve onların duâ ve niyâzını da onlara dinletir...

İŞİN BAŞI DA SONU DA SAMÎMİYET VE DOĞRULUKTUR

Hakîkî iman sâhibi bir kul Allah'a (c.c.), Rasûlü'ne (s.a.v.) ve Hazreti Peygamber'in Allah tarafından getirip tebliğ ettiklerini inanıyorum demesinde samîmi,

Dînin emirleri olan kulluk vazifelerini gücünün yettiği kadar hakkıyla yerine getirmede samîmi,
Dînin haram (yasak) kıldığı şeylerden uzak durmaya çalışmada samîmi, sözlerinde ve işlerinde samîmi (doğru) olur.
Mü'min kul'a yakışan böyle doğru olmaktır. Kul kendi böyle doğru olursa, Yüce Allah'ın himâyesi (koruması) altında olacağı için, diğer insanların eğri (yanlış yapıyor olması ona zarar veremez.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ey İman şerefi ile müşerref olan ehli iman! Siz nefisleriniz (i ıslâh etme) ye (kendinizi düzeltme) ye bakın. (Siz yalnız kendinizden sorumlusunuz). Siz doğru yolda olduktan sonra, sapanlar (yanlış yolda olanlar) size zarar veremez.. Hepiniz dönüp, dolaşıp Allah'ın huzûrunda toplanacaksınız. O'da yaptıklarınızı size bir bir bildirecek, karşılığını verecektir."(Mâide: 105) SadakaAllahül-Azîm..

MÜ'MİN İÇİN HAYIRLI VE FAYDALI OLAN NE İSE ALLAH-Ü TEÂLÂ ONU HALK BUYURUR

Dünyâ'da zî-hayât (hayât sâhibi, canlı) olan varlıkların hayatlarını idâme ettirmeleri için şart (gerekli) olan rızkı (yeme-içme) takdir eden ve veren Allah'dır. Yüce Allah'ın takdir ve taksimâtı hikmetli ve mutlak sûrette adâletlidir.

Allah'a ve âhiret gününe inanan kulları için hayırlı ve faydalı olan ne ise; şüphesiz her şeyin en iyisini, en doğru ve güzelini bilen Yüce Allah onu takdîr ve halk buyurur.

Dünyâ üzerinde, mahlûkâtın en azizi, en şereflisi ve canlı-cansız yaratılmışların tamâmı istifâdesine ve hizmetine musahhar kılınmış olan yegâne varlık insan oğludur.

Bu i'tibarla mahlûkâtın özü insan oğludur denilebilir. İnsanlığın özü ve değeri ise; Allah'ı tanımağa ve kulluk etmeğe bağlıdır.
Zîrâ; varlığın, yaratılışın yegâne sebebi; Yüce Yaratıcıyı tanımak, emirlerini yerine getirmek, yasaklarından uzak durmak sûretiyle hukûkuna saygılı olmaya çalışmak demek olan kulluk'tur.

Ebedî olan âhiret hayâtında, ancak ve ancak bir imtihan vakti olan dünyâ hayâtında Allah'ın hukûkuna saygılı, hudûdunu gözeterek yaşayanlar, yâ'ni Allah'a kulluk edenler kurtuluşa erecek, mutlu ve huzurlu olacaklardır.

Mutlak adâlet sâhibi olan Yüce Allah; inanan kulları için dünyâ hayâtında hayırlı ve faydalı olan ne ise, onu en iyi O' (c.c.) bilir, takdir ve nasîb eder.
Bu ifâdelerin doğruluğunun delili olmak üzere; Muhbir-i Sâdık, doğruların önderi, getirdiği ve bildirdiği her haber doğru olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Rabbinden rivâyet ettiği bir Hadis-i Kudsî'de Allah-ü Teâlâ'nın şöyle buyurduğunu haber vermişlerdir.

Azîz ve Celîl olan Yüce Allah: "Bazı Mü'min kullarımın îmânının fakirlik korur; onu zengin etsem ahlâkı bozulur. (sapıtır, yanlış yollara düşer. Azgınlaşıp, şımarıp yanlış yollara düşmesin diye onu zengin etmem.)
Bazı Mü'min kullarımın îmânını zenginlik korur; onu fakir etsem kalbi bozulur.
Bazı Mü'min kullarımın îmânını sıhhat korur; onu hasta etsem edebi bozulur.
Bazı Mü'min kullarımın îmânını hastalık korur; onu sıhhatli etsem hâli bozulur.
Ben kullarımın işlerini ilmimle tedbir ederim; ben onların kalplerini ve gizli hallerini çok iyi bilirim.(Onlar için hangisi hayırlı ve faydalı ise, onu halkeder, onu nasip ederim) " buyurur..

Kezâ; Kitâb-ı Keriminde de şöyle buyurur. "Eğer Allah (bütün) kullarına rızkı bol bol verseydi, yer yüzünde muhakkak azarlardı. Lâkin O (c.c.), dilediği miktarda indiriyor. (dilediğine dilediği kadar veriyor) Şüphesiz ki O (c.c.)  kullarının bütün hallerinden tam olarak haberdardır, her şeyi görendir". (Şûrâ: 27)

Ey Rabbimiz! Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme! ​
​Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağıryükler yükleme!
​Ey Rabbimiz!, günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi (kusurlarımızı) ört ve ruhlarımızı iyilerle berâber al.
​Ey Rabbimiz!, Bize dünyâda da güzellik ver, âhirette de güzellik ver.(Rahmetinle) bizi cehennem azâbından koru.Hesâb günü geldiği zaman, bizi mağfiret et, (günahlarımızı bağışla). Annemizi- babamızı ve Mü’minleri de mağfiret buyur. Âmin...