İnşâAllah, bu bölümde; Zekâtın verileceği yerler arasında alanı en geniş olan Fî-Sebîlillah Kavl-i Kerîminin izâhı, şâmil olduğu yerler ve Müslümanların azınlıkta olduğu ülkelerdeki Cami ve İslâmî hizmet kuruluşlarına Zekât meselesi üzerinde durmaya çalışacağız.

Zekâtın verileceği sekiz sınıfı beyân buyuran Âyet-i Kerîmede geçen “Fî Sebîlillâh” lafz-ı Celîli, mâ’nâsı en geniş olan sınıf ve hizmet alanıdır.

Kısaca ifâde etmek gerekirse; İ'lâ-i Kelimetullah- Allah’ın Dîninin öğretilmesi, yayılması, yaşatılması ve yüceltilmesi için yapılan her türlü hizmet ve gayretler, meselâ: Allah yolunda nöbet bekleyen mücâhid ve gâziler ile, İslâm ordusunun techîzâtı için yapılan her türlü masraflar ve Müslümanların menfeatine olan bütün hayırlı işler, "Fi Sebîlillah yani Allah yolundaki hizmet ve faaliyetler"den dir.
        
Zekât verecek kimseler veya Müslümanların Zekâtlarını toplayıp ehil olan kişi ve yerlere tevzî etmekle (dağıtmakla, ulaştırmakla) görevli kimseler, Fi Sebîlillah yani Allah yolundaki hizmet ve faaliyetlere giren sınıflar arasında zamanın şartlarına göre tercih ve değerlendirme de yapılabilirler.

Bu cümleden olarak;  Müslümanların menfeatine olan hayırlı işler arasında; İslâm Dininin öğretilmesi, yaşatılması ve yükselmesi için hangi sınıf elzem ise, o sınıfın tercih edilmesi (Zekât vermekte öncelik verilmesi) icâbeder. 
       
 Allah’ın Dînini öğrenmek ve öğretmek için kendini vakfetmiş ilim talebelerinin, Dînî ilimleri okuyan talebeleri barındıran, onların iâşe ve ibâtesini te’min eden cemiyet ve vakıfların;

Related imageÖzellikle; Müslümanların azınlıkta ve garip oldukları gayrimüslim ülkelerdeki Cami ve İslâmî Hizmet Merkezlerinin "Fî Sebîlillah” Allah yolundaki hizmetler sınıfına dâhil olduğunda hiç şüphe yoktur.

Müslümanların Zekât ve sadakalarını toplayıp, Dînî ilimleri okuyan talebelerin yeme, içme ve barınma ihtiyaçlarını karşılayan hayır kuruluşlarının, Kur'ân Kursu Dernek ve Vakıflarının yetkili temsilcileri; Âyet-i Kerîme'deki "Âmilîne aleyhâ" yani Müslümanların emîri (yetkili olan önderi) tarafından beytülmâl (İslâm hazinesi ve Dinî hizmetler) adına vekâleten Zekât, sadaka ve öşürleri toplamak ve topladıklarını ehil olan kişi ve yerlere tevzî (dağıtmak) ve teslim etmek ile görevli oldukları için aynı zamanda “Âmil” dirler.

Netice olarak; Amerika ve Kanada’daki ve benzeri Müslümanların azınlıkta olduğu diğer gayrimüslim memleketlerdeki Camiler, Medreseler (Müslümanların evlâdına; Dîn, Îman ve ahlâk-ı Muhammedî öğreten Kur’an Kursları, İslâmî okullar) ve benzeri hayır kuruluşları, “Fî Sebîlillah”Allah yolundaki hizmetler sınıfına dâhil olduğu gibi, Zekât ve Fitrelerin verilmesi için bilhassa tercih edilmesi (öncelik verilmesi) gereken en uygun, en faziletli yerlerdir.

Binâenaleyh, inananlar; gayrimüslim ülkelerdeki Cami ve benzeri İslâmî hizmet kuruluşlarının hizmetlerini gören Din gönüllülerine Zekât ve fitrelerini gönül rahatlığı ile verelebilir ve ayrıca, Allah yolunda faziletli (sevâbı çok) bir hizmet yapılmış olurlar.


 GAYRİ MÜSLİM ÜLKELERDEKİ CAMİLER NEDEN     FÎ SEBÎLİLLAH HİZMETLER SINIFINA GİRER?

Takdir edileceği üzere; Amerika ve Kanada’daki Camiler, İslâm beldelerinde olduğu gibi, mücerred bir Cami, yalnızca Namaz kılınıp, ibâdet edilen bir yer olmayıp, (elbetteki istisnâları olabilir) kelimenin tam mânâsıyla; gerçek bir tebliğ, temsil ve bir irşadmerkezidir.

“Gerçek bir tebliğ, temsil ve irşad merkezi” ifadelerini kullanırken kasdettiğimiz ve ifâde etmek istediğimiz Cami ve İslâmî hizmet kuruluşları; Yüce İslâm Dînin asâlet ve sâfiyetine uygun güzelliklerinin sergilendiği, gerçek İslâm’ın ve Müslümanların hakkıyla temsil edildiği, dil, ırk ve renk farkı gözetilmeksizin bütün inananlara eşit şekilde Din hizmetlerinin verildiği, özellikle genç nesle Din, îman, ahlâk-ı Muhammedî ve mukaddes değerler öğretilerek temiz bir toplum oluşturulma gayretlerinin gösterildiği Camiler ve İslâm merkezleridir.

İşte bu gibi Cami ve İslâm merkezleri; kelimenin tam mânasıyla gerçek bir irşad merkezi, aynı zamanda İslâm Dinine alâka duyan gayrimüslimlere en doğru bilgilerin verildiği birer tebliğ merkezleridir.

Başlangıcı, Allah’ın son Peygamberi Muhammed aleyhisselâm’ın Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicret buyurduklarında, Medine-i Münevvere’den önce konakladıkları Kuba’da ve sonra Medine-i Münevvere’ye varır varmaz orada yaptığı ilk iş olarak başlattığı fiili Sünnetine dayanan Camiler;Mü’minlere ahlâk, fazilet, adâlet, dürüstlük, kardeşlik, sevgi ve saygıyı öğreten, birer Hak mektebi’dir.

Mü’minlerin gönül dünyâsına nüfûz ederek, onları Allah katında değerli bir mevkiye getirmeyi hedefleyerek Allah’a ve Rasûlü’ne (s.a.v.) da’vet eden, hakka çağıran, insanların var olma sebebi olan bir ibâdet ve kulluk ocağı, Mü’minlerin hayâtının her safhasında ilk ışığı aldıkları, sevinç ve kederlerini paylaştıkları Rahmânî bir kuruluş, çok yönlü bir Dînî hizmet ve kültür merkezidir.

Mü’minleri, dürüstlük, kardeşlik, sevgi, saygı, hak ve hakkâniyet ölçüleri içerisinde çalışmaya, gayret etmeye ve kardeşce yaşamaya çağıran, İslâmın i’tibar, izzet, şeref ve ulviyyetinin ve gerçek Müslümanların temsil edildiği, ancak inananlarla ayakta duran, inananlarla yaşayan, inananların îmanından fışkıran, onların îmânı ile beslenen birer ilim ve irfan yuvalarıdır.

Netice olarak; Müslümanların azınlıkta olduğu gayrimüslim memleketlerdeki Camiler, Medreseler (Müslümanların evlâdına; Dîn, Îman ve ahlâk-ı Muhammedî öğreten Kur’an Kursları, İslâmî okullar) ve benzeri hayır kuruluşları, “Fî Sebîlillah” Allah yolundaki hizmetler sınıfına dâhildir.

Ayrıca; Zekât ve Fitrelerin verilmesi için bilhassa tercih edilmesi (öncelik verilmesi) gereken en uygun, en faziletli yerlerdir.

Bu sebeple; inananlar evet, Hazreti Peygamber (s.a.v.)’in öğrettiği şekilde Allah’a ve âhiret gününe inanan herkes, öncelikli olarak kendi muhitindeki Cami’sine ve Dînî müessesesine, maddesiyle ve manâsıyla sâhip çıkmalıdır ve bu inananlar üzerine bir vazîfe ve vecîbedir…

Sözlerimizi sözlerin en güzeli ve va’dinde en sâdık olan (verdiği sözü mutlaka yerine getiren) Yüce Allah’ın (c.c.) sözü ve va’di ile noktalayalım.

Yüce Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: Ey inananlar! Namazı dosdoğru kılın; Zekâtı verin ve Peygambere itâat edin ki; merhamet göresiniz. (Nur,56),
   
Namazı dosdoğru kılın, Zekâtı verin. Kendiniz için önden hayır nâmına ne yollarsanız, Allah katında onu eksiksik olarak bulursunuz. (bulacaksınız) Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görücü ve karşılığını vericidir.   

Zâtıma yemin olsun ki; eğer Namazı dosdoğru kılar, Zekâtı verir, Peygamberlerime îman eder ve kendilerine kuvvetle yardımda bulunur, Allah’a güzel bir borç (karz-ı hasen) verirseniz, (Allah’ın Dînine ve hizmet edenlere yardım ederseniz) elbette sizin, günahlarınızı bağışar. Ve sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyarım.” (Mâide, 12)        SadakAllahülazîm…

Ey Rabbimiz! Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme!    

Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yükler yükleme!

Ey Rabbimiz!, günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi (kusurlarımızı) ört ve ruhlarımızı iyilerle berâber al.

Ey Rabbimiz!, Bize dünyâda da güzellik ver, âhirette de güzellik ver.(Rahmetinle) bizi cehennem azâbından koru. Hesâb günü geldiği zaman, bizi mağfiret et, (günahlarımızı bağışla). Annemizi- babamızı ve Mü’minleri de mağfiret et”.    

Âmin