Âlemlerin Rabbi Hâlık Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri tarafından “âlemlere rahmet olarak gönderildiği” beyan buyurulan Allah’ın Habîbi ve son Peygamberi, Ekmelir-Rusül bizim Peygamberimiz, Hazret-i Muhammedenil- Mustafâ  sallAllahü aleyhi ve sellem kamerî takvime göre; Rebîulevvel ayının 12’inci, şemsî (milâdî) takvime göre ise; mevsimlerin en güzelinde 20 Nisan 571 Pazartesi gecesi seher vaktinde, Mekke-i Mükerreme’de Hâşimoğulları mahallesinde dünya’yı şereflendirmişlerdir.

Peygamberlerin yaratılış bakımından ilki, dünyâya gelişi bakımından sonuncusu olan Muhammed aleyhisselâm’ın insanlığa nasıl ve ne derece büyük bir rahmet olduğunu anlayabilmek için, dünyâyı teşriflerinden evvelki âlemin durumuna, insanlığın hâline kısaca bir bakmak îcâb eder.

    Fahr-i Kâinât Efendimiz'in (s.a.v.) dünyâyı teşrif buyurduğu zaman; mu’cize Peygamber Hazret-i İsâ aleyhisselâm’dan sonra aradan geçen uzun zaman diliminde Hak Dînin hükümlerinin unutulup terk edildiği, dünyânın her yerinde her bakımdan kötülüklerin ve karışıklıkların hüküm sürdüğü bir fetret devri idi.     

    O günün insanları tâ’rîfi imkansız bir sapıklık içindeydi. İnsanlık; hak, hukuk, adâlet ve medeniyetten uzaklaşmış, bütün dünyâ’da her türlü zulüm ve zorbalık almış yürümüştü. Öyle ki, kimin kime gücü yetiyorsa o, diğerinin malına, canına kast ediyor, elinde nesi varsa alıyordu.    

    Özellikle; mukaddes Mekke şehrinde putları Allah’a eş tutanlar çöreklenmiş, Allah’ın Ev’i- Ka’be-i Muazzama’nın içi, dışı ve etrâfı irili ufaklı putlarla doldurulmuştu.

    İmânını kaybeden beşeriyet insanlığını da kaybetmiş, kalbler taşdan daha katı hâle gelmiş, en şerefli varlık olması gereken insan, zulmün, haksızlığın, ahlâksızlığın her çeşidini işlemekteydi. Zulüm her yerde övülür hâle gelmiş, toplumda edep ve hayâdan eser kalmamış, ırz ve nâmus mefhûmu tamâmen yok olmuştu.

    Kendi öz kız çocuklarını diri diri sıcak kumlara gömecek kadar vahşîleşmiş insan kılıklı, baba adlı varlıklar türemiş, kız evladlarını diri diri toprağa gömdükten sonra; “oh! bir ayıbı daha temizledik” diyecek kadar âdîleşmiş ve toplum içinde işlediği vahşeti anlatırken âdetâ büyük bir zevk duyar hâle gelmişlerdi..

    Merhamet ve insanlık duygusundan bu derece mahrum kalmış insanlar birbirlerine diş bileyen düşman gruplar hâlinde kabîlelere ayrılmış, kabîleler arasında kan dâvâları almış yürümüştü.

    Bu fecî durumda kıvranan insanlık âlemi, imdâdına yetişecek bir kurtarıcıyı beklemekteydi.

    Beklen o halaskâr (büyük kurtarıcı); Hazreti Âdem’in heybetini, Hazreti Nûh’un ilmini, Hazreti Eyyûb’ün sabrını, Hazreti İbrâhim’in teslîmiyyetini, Hazreti İsmâil’in itâatini, Hazreti Yûsuf’un güzelliğini, Hazreti Mûsâ’nın yed-i beyzâsını (Mûsâ aleyhisselâm’ın Fir’avn’a karşı, mu’cize olarak görünen parlak, büyük ışık, nur saçan eli), Mu’cize Peygamber Hazreti İsâ’nın ruhlara hayat iksîri gibi nüfûz eden nefesini kendinde toplayan Ekmelü’r- Rusül (Peygamberlerin en büyüğü, en olgunu) olmalıydı.

MUHAMMED ALEYHİSSELÂM’IN DÜNYÂYA GELMESİ HER ŞEYE’E RAHMET OLMUŞTUR

    Eerhamür-Râhimîn olan Yüce Allah’ın lutfu, beşeriyyete bir defa daha erişmiş, insanlığın çilesi dolmuş, kendinden önce gelen bütün Peygamberlerin (aleyhimüs-selâm) ümmetlerine geleceğini haber verdiği halâskâr, âhir zaman Peygamberi, beklenen büyük kurtarıcı, âlemlere rahmet Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) dünyâyı şereflendirme vakti gelmişti.

    Allah’ın habîbi, Peygamberlerin serdârı ve âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasûl-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem Efendimiz Hazreti Muhammed (s.a.v.) mevsimlerin en güzeli bahar’da, 20 Nisan 571, Rebîulevvel ayı'nın12'nci ve bir Pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke-i Mükerreme'de dünyâyı şereflendirdiler.

    Mekke ufuklarında doğan şems-i Muhammedî ile yalnız dünyâ değil, bütün kâinât aydınlandı, yerlerde ve göklerde olan her şey O’nun (s.a.v.) yüzü suyu hürmetine rahmete kavuştu.

    Yüce Allah Habîbi ve son Peygamberi Muhammed Mustafâ (s.a.v.) hakkında Kitâb-ı Kerîminde:“(Ey Habîbim!) Biz Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ:107)  

    Bir Hadis-i Kudsîde ise; “Levlâke levlâk, lemâ-halaktü’l-eflâk” Rasûlüm yâ Muhammed! Eğer Sen olmasaydın, Sen olmasaydın (Seni yaratacağımı ezelde takdir etmemiş olsaydım) eflâki (mevcûdâtı) yaratmazdım.” Buyurmuştur.

    İrfan ve hikmet ehli âlimler; mezkûr Âyet-i Kerîme ve Hadis-i Kudsî’yi şöyle tefsir etmişler, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile Meleklerin en büyüğü Cebrâil aleyhis-selâm  arasında geçen önemli bir konuşmayı da bu vesîle ile nakletmişlerdir.

    (Habîbim Ahmed! ve Rasûlüm Yâ Muhammed! Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. Bütün mahlûkât (yaratılmış olan her şey) senin hürmetine yaratıldı.  Eğer Seni yaratacağımı takdir etmemiş olsaydım, mahlûkâtı yaratmazdım.

    Ey Rasûlüm! Hidâyete eren Mü'min kimsenin, Allah2a ve âhiret gününe imân edip, imânın gereği olan sâlih amelleri işleyen Müslümanın iki cihanda selâmet bulması, hidâyete eremeyen münkirlerin dahi yalnız dünyâda gezip, yiyip içip sıhhat ve âfiyet bulması, işlediği suçların cezâsının dünyâda hemen verilmeyip azâbının âhirete te'hîr olunması, cezâlarının hesap gününe bırakılması; bunların hepsi Senin hürmetinedir ve Sen âlemlere rahmet olduğundandır.  

    Arş, Kürsî, yerler, gökler ve içlerinde bulunanların tamâmının yaratılıp İlâhî ni’metlere kavuşmaları hep Senin hürmetinedir.

    Peygamber-i Zîşân Efendimiz (s.a.v.) bir gün Cebrâil’e (a.s.) Yâ Cibrîl: Allâh-ü Teâlâ hakkımda: “Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdim” buyurdu. Bu rahmetten sen de istifâde ettin mi?” diye sordu.

    Cebrâîl (a.s.): “Evet istifâde ettim. Allâh-ü Teâlâ Sana “O Cebrâil (a.s.) Melekler arasında itâat olunmuş, Arş'ın yanında emîndir” (Tekvîr: 21.) Âyet-i Celîlesini indirinceye kadar, ben hep âkıbetimin, İblîs gibi olmasından korkardım.   

    Bu Âyet-i Kerîme nâzil olduktan sonra bu korkudan emîn oldum. İşte bu Senin hürmetine bana erişen büyük bir rahmettir!” cevâbını vermiştir).

    Tahiyyâtların en ekmeli, ihtiramların en güzeli Allah’ın Habîbi, sevgili Peygamberimiz’e mahsûstur.

    Senin üzerine salât-ü selâm okuyanların ve okumayanların adedi kadar, salât Sana, selâm Sana ey Allâh'ın Rasûlü.

    Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin bi adedi men sallâ aleyhi.

    Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin bi adedi men lem yüsalli aleyhi.

    Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin kemâ emerte en yüsalliye aleyhi.

    Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin kemâ tuhıbbü en yüsalliye aleyhi.

Image result for peygamberin kabri