Allah’a ve âhiret gününe inanan kulların ulaştıkları makamların en üstünü, ibâdet derecelerinin en yücesi ve Allah'ın sâlih kullarının en iyi hâli, mertebenin en yücesi ihsan makâmıdır.

İhsan; Kur’ân-ı Kerimde: “hasen, ehsan, husün, husnen, hasenen, haseneten, hisân, hüsnâ, ihsân, muhsin, muhsinîn, muhsinûn, muhsinât” gibi lafızlarla ikiyüz beş kere zikredilmiştir.

   Dînin en yüce makâmı ihsan ve mânâları başlıklı mütevazî çalışmamızın ikinci bölümünde; Kur’ân-i Kerim’deki ihsan âyetleri ile, Cebrâil aleyhisselâm’ın insan sûretinde gelerek eshâb-ı kirâmın huzûrunda Rasülüllah’a (s.a.v) sorduğu sorular ve aldığı cevaplarda ihsan üzerinde durmaya çalışacağız.  

   Bu vesîle ile, öncelikle burada ihsan ile alakalı âyet-i kerîmlerden bir kaçını teberrüken zikredelim.

    Sonra, Sahîh-i Müslim, Nesâî, Ebu Dâvud ve Sünen-i Tirmizî gibi temel hadis kitaplarının iman bahsinde zikrettikleri “İman, İslâm ve İhsan” hadis-i şerifini yani Vahiy Meleği Cebrâil aleyhisselâm’ın Müslümanlara Dinlerini öğretmek üzere gelmesi hâdisesini nakledelim. 
 

İHSAN İLE ALAKALI AYET-İ KERİME’LERDEN BAZILARI

   İman edip sâlih amel işleyenler, bundan böyle (haramlardan) sakındıkları ve  imanlarında sebat ederek  sâlih amel işlemeye devam ettikleri, sonra takvâ ve imanlarında kökleştikleri, daha sonra bu takvâ ile berâber sâlih amellerişledikleri takdirde, haram kılınmazdan önce taddıkları şeylerden dolayı kendilerine bir günah yoktur. Muhakka Allah muhsinleri (iyilik yapanları) sever. (Mâide: 93)

   Sen sabret. Çünkü muhakkak ki, Allah iyilik edenlerin ecrini zayi etmez. İyilik yapanların emeğini boşa çıkarmaz, bu muhakkak.           (Hûd: 115)

   Şuna hiç şüphe yok ki, her kim Allah’dan korkar, takvâ yolunda yürür ve sabrederse, yani fenâlıklardan sakınır, mihnete ve zahmete katlanırsa, bilsin ki kesinlikle Allah muhsinlerin ecrini zayi etmez.

   İyilik yapanların sevaplarını kaybettirmez. (Yûsuf: 90)

   Bizim uğrumuzda mücâhede (rızâmızı kazanmak için emirlerimizi tutup, yasaklarımızdan kaçınarak yaşamaya gayret) edenlere gelince, elbette biz onlara yollarımızı gösteririz ve  şüphesiz ki  Allah, mutlaka muhsinlerle (iyilik yapanlarla) beraberdir.        (Ankebut: 69)

     Her kim muhsin (iyilik edici) olarak yüzünü Allah'a tutarsa, o muhakkak en sağlam kulpa tutunmuştur. Bütün işlerin sonu Allah'a dayanır.  (Lokman: 22)

   Doğruyu getiren (Muhammed  s.a.v.) ve onu tasdik eden yokmu? işte bunlar takvâ sâhiplerinşin tâ kendileridir.  Onlar için, Rableri katında ne dilerlerse vardır. İşte musinlerin (iyilik yapanların) mükafâtı budur. Çünkü Allah, onların önceden yaptıkları amelin en kötüsünü bile keffaretle örtüp, işlemekte bulundukları güzel amellerin en güzeline göre mükafâtlarını kendilerine verecektir. (Zümer: 33-35)

   Şüphesiz ki takvâ sâhipleri gölgelerde pınar başlarındadır. Ve canlarının istediği meyvelerin içindedirler. (Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık, yeyin, için, âfiyet olsun" (denilir).

   İşte biz güzel amel sâhiplerini böyle mükafatlandırırız. Vay o yalanlayanların hâline.   (Mürselât: 41-45)

 

CEBRÂİL (A.S.)’IN İSLÂM DÎNİ ÖĞRETMEK ÜZERE  İNSAN SÛRETİNDE GELME HADİSESİ

  

   Hazreti Ömer’in (r.a.) oğlu Abdullah (r.a.): Babam, Ömer İbnu'l-Hattâb (radıyAllahu anh) bana şöyle anlattı der

   Biz Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem’in huzûrunda bulunuyorduk.

   Derken  daha evvel hiç görmediğimiz, elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah, güzel yüzlü genç bir adam yanımıza çıkageldi. İçimizden kimse onu tanımıyordu. Üstelik üzerinde, yolculuğa delâlet eder hiçbir belirti de yoktu.   

   Mecliste ilerleyerek Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem’in önüne kadar geldi, selâm verdi, sonra hürmetle oturup dizlerini Rasûlüllah’ın (s.a.v.) dizlerine dayadı. Ellerini kendi dizlerinin üstüne koydu ve dedi ki; Ey  Muhammed! İslâm nedir? Bana İslâmiyetten haber verirmsin? dedi.

   Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v): "İslâm, Allah’ın var ve bir olduğuna, Allah'tan başka İlâh olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, Namaz (ı gereği ile, zamânında ve ta’dîli erkânı ile) kılman, Zekât vermen, Ramazan orucu tutman, yol ve masraflarına gücün yetiyorsa (Ka’beye varıp Beytullah'ı) Haccetmendir." buyurdu.

   O adam:"Doğru söyledin yâ Muhammed" dedi. Biz hem sorup, hem de doğru söyledin yâ Muhammed diyerek söyleneni tasdik etmesine hayret ettik ama, huzûru Rasülüllah’da bir şey de diyemiyorduk..

   Sonra: "Yâ Muhammed! İman nedir? Bana iman hakkında bilgi verirmisin?" dedi.

   Rasûlüllah Efendimiz sallAllahü aleyhi vesellem: "İman: Allah'ın varlığına (birliğine), meleklerine, kitablarına, Peygamberlerine, âhiret gününe, hayır ve şerrin Allah'ın takdîri ile olduğuna inanmandır." Buyurdu.

   O adam: "Doğru söyledin yâ Muhammed! " diye tekrar tasdik etti.

   Sonra: "Yâ Muhammed! İhsana nedir? Bana ihsan hakkında bilgi verirmisin?" dedi.

   Rasûlüllah Efendimiz Hazretleri: "İhsan; Allah'ı  görür gibi O’na ibadet etmendir. Zîrâ her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da, muhakkak O seni görüyor." buyurdu.

   Adam: "Doğru söyledin yâ Muhammed! " dedi.  

   Sonra: "Yâ Muhammed!: "Bana kıyâmet vaktinden (kıyâmetin ne zaman kopacağından) haber  verirmisin?" dedi.

   Hazreti Peygamber (aleyhissalâtü ves-selâm) Efendimiz bu sefer: "Kıyâmet vaktinden  sorulan, (bu hususta) sorandan daha çok bilgi sâhibi değildir" buyurdu..

   Adam: "Öyle ise, kıyâmetin alâmetinden bana haber ver!" dedi.

   Rasûlüllah Efendimiz sallAllahü aleyhi vesellem: :

   "Câriyenin, kadın efendisini doğurması,(aslı ve sülâlesi belli olmayan câriye gibi bir kadının doğurduğu çocuğun iş başına geçmesi ve annesine efendilik yapması); ve yalın ayak, çıplak ve fakir olan  koyun çobanlarını, (köyünden şehre indikten sonra)  bina, apartman yapmakda birbirleri ile (yükseklik bakımından) yarıştıklarını görmendir." Buyurdu.

   Sonra o adam kalktı gitti. Rasûlüllah Efendimiz Hazretleri’de kalktı, bir şey söylemeden hücre-i sâdete (Mescid-i Şerife bitişik olan odasına) geçti.

   Bir müddet sonra Rasûlüllah  Efendimiz Mescid’e teşrif buyurdular. Sonra: Yâ Ömer, Biraz evvel, sual soran, sonra da doğru söyledin yâ Muhammed diyen o adamın kim olduğunu biliyor musun? dedi. Ben: "Allah ve Rasûlü (s.a.v.) daha iyi bilir" dedim:  Rasûlüllah (s.a.v.): "O, Cebrail (aleyhisselâm) idi. Dininizi size öğretmek için geldi." ...buyurdu...

   Ýhsan; farz namazlarý tam olarak vaktinde kýlmak, Allah-ü Teâlâ'ya yakýnlaþmak, rızâsını kazanmak için, bilhassa gece insanlarýn uyuduðu vakitte kalkarak, nâfile namazlar kılarak uyumayan Allah'a yalvarmak ve insanlara ihsanda bulunmaktýr. 

   Ýhsan; mâhiyeti kötülükleri emretmek olan nefs-i emmâre ile, şeytan-ı laîn ile ve şeytanlaşmış insanlarla mücâhede etmek, onların tuzağına düşmeden Allah’a kulluk etmeye çalışmaktır.  

   Ýhsan, Allah’ın rızâsını kazanmak için, bollukta ve darlıkta, zenginlikte ve fakirlikte Allah yolunda infak etmek, muhtaçları incitmeden onlara yardım elini uzatmak, öfkeye hâkim olmak ve câhilleri affetmektir.

   Ýhsan; Allah için, Kitâbý için, Rasûlü (s.a.v.) için, Müslümanlara nasihat etmek, (Allah’ın Dînini, Kitâbını, Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) sünnetlerini aslına uyugun olarak anlatmak) söylediklerini yaşayarak iyi örnek olmaya çalışmaktır.

   Ýhsan; Hakkı Hak bilip Hakka uymak,(Allah’a ve Allah tarafından gelenlere, Rasûlüne ve Rasûlü’nün getirip tebliğ buyurduklarına imân edip muhabbetle itâat emek), bâtılı bâtıl olarak bilip, bâtıldan (Dîne uymayan herşeyden) uzak durmaya çalışmaktır. Yüce Rabbim cümlemizi muvaffak buyursun...