Dînin muallim ve mübelliği bulunan sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in beyanlarına göre; Allah-u Teâla Islâm Dînini İman, Islâm ve  İhsan olmak üzere üç mertebe kılmıştır.

Allah’a ve âhiret gününe inanan  kulların ulaştığı makamların en üstünü, ibadet derecelerinin en yücesi ve Allah'ın sâlih kullarının en iyi hâli, mertebenin en yücesi olarak özetleyebileceğimiz ihsan makâmına ulaşan kul; Allah'a, O'na yakınlığını ve O'nun önünde durduğunu hissederek sanki O'nu görür ve seyreder gibi ibâdet eder. Bu da, Allah'tan hakkıyla korkmayı ve O'nu yüceltmeyi; O'nu üzmekten korkmayı, gadaplandıracak şeylerden uzak durmayı ve O'nu sevmeyi, ibadette samimiyeti; ibadetin takvâlı, tam ve mükemmel olması için gayret etmeyi gerektirir. Allah-u Teâlâ, sözünde ve davranışında ihsan sâhibi olup  ihsan ve takvâ üzere yaşamaya çalışan kullarını, şânına lâyık bir sevgiyle seveceğini, her sıkıntıları için bir kurtuluş, her darlıkları için bir çıkış ve her musîbet için bir âfiyet vereceğini, düşmanlarının tuzağından onları koruyacağını, onları hiç ummadıkları yerlerden çeşitli nimetler ve hayırlarla nimetlendireceğini, onlar için âkibetin en güzelini yazacağını, dünyada yardımıyla kuşatacağını, kudretiyle onları koruyacağını ve rahmetiyle onlara bol hayırlar vereceğini, âhirette ise en büyük mükafât ve saâdete kavuşturacağını va’d buyurmuştur.  

İhsan ve ihsan sâhipleri hakkında Allah-u Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurur. “(Ihsan sâhibi 1 Müslüman olarak) kendisini Allah'a teslim eden kimseden Dînen daha güzel (Allah katında daha değerli) kim olabilir?)”.  Bu dünyada ihsan ile hareket edenlere bir güzellik vardır. Âhiret yurdu ise elbette daha hayırlıdır. Ihsanın karşılığı ancak ihsandır. Ihsan edenlere daha güzel karşılık ve ziyâde vardır. Yüzlerine ne bir toz bulaşır, ne de horluk kaplar. Işte onlar cennet ehlidirler ve onlar orada ebedi kalacaklardır. Takvâ sahiplerinin yurdu ne güzeldir. (Öne geçen ilk Muhâcirler ve Ensar ile onlara ihsan ile tâbi olanlar var ya, işte Allah onlardan râzı olmuştur, onlar da Allah'tan râzı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Işte bu, en büyük kurtuluştur. Onlar (Cennet kendileri için hazırlanmış olan takvâ sâhipleri, imanları ihsan mertebesine ulaşmış olanlar), bolluk ve darlıkta infâk  eder (sadaka verir) ler, öfkelerini yenerler ve insanların kusurlarını bağışlarlar. Allah’da muhsinleri (karşılıksız) iyilik edenleri sever. 

Rasûlüllah sallAllahu aleyhi ve sellem:  "Ihsan; Allah'a, O'nu görür gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen O'nu görmesen de şüphesiz O seni görür." buyurmuştur. Burada; Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) tarifini mümkün olduğu kadar açarak ihsan’ın mânâları üzerinde biraz duralım. 1

Ihsan; Mü’min kulların ulaştığı makamların en üstünü ve ibâdet derecelerinin en yücesidir. Allah'ın sâlih (iyi) kullarının en iyi hâlidir.  Ihsan; Allah’ın emrettiği kulluk vazifelerini samimiyetle yapmaya çalışarak, hayır çeşitleriyle meşgulolarak, nefsini Allah’ın yasak kıldığı haramlardan uzak tutarak yaşamaya çalışmaktır. Ihsan; Allah'ın, ihsan sahibinin kalbine attığı ve insanın onunla helâl ile haramı, hak ile bâtılı birbirinden ayırdığı ilim, Allah'ın onunla karanlıkları aydınlattığı, şüphelerin karanlığını ve şehvetlerin hastalığını ortadan kaldırdığı bir nurdur.   Ihsan; Allah-u Teâlâ’nın, ihsan sahiplerinin sonuncusuyla ilkini bir araya getirmesidir. Onları, fazlında ve sevabında ortak kılarak, sonuncuları ile ilklerini birlikte haşretmesi, üzerlerine rahmetini yayarak, onlara olan nimetini tamamlamasıdır.. 

Ihsan; Âlemlerin Rabbi'nin güzel övgü ve sevgisidir. Her ihsan sahibine ihsanı ölçüsünce devamlı  artan bereket ve verilecek olan bir sevaptır. Şüphesiz ki, Allah bir kulu severse, ona her hayrı verir ve her kötülüğü ondan uzaklaştırır. İhsan; Yüce Rabbimizin: “Bu dünyada ihsan ile hareket edenlere bir güzellik vardır. Âhiret yurdu ise elbette daha hayırlıdır. Ihsanın karşılığı ancak ihsandır. Ihsan edenlere daha güzel karşılık ve ziyâde vardır” buyurduğu üzere, Cemâl-i İlâhî  ile müşerref kılacak pek yüce bir makamdır. Allah dostu müfessirler: “Âyet-i Kerîme’deki; Daha güzel karşılık cennet, ziyâde ise, nimetlerin en yücesi 1 olan Allah-ü Teâlâ’nın Yüce Zâtını, Kerîm Cemâlini seyretmektir” diye tefsir etmişlerdir.  

Her hareket ve sözü doğru olan Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) bildirdiği üzere, dünyada Allah’ı görür gibi ibâdet eden, ihsan mertebesine ulaşan mü'minler, kıyâmet günü Rablerini görecekler, güzeller güzeli Cemâlini seyredeceklerdir. Dünyada kalpleri Allah'ı tanımaktan ve O'nun hudûdunu gözetmekten mahrum olanların gözleri ise; o büyük günde Allah azze ve celle'yi görmekten mahrum olacaklardır.  

Sözün özü: Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmaktan başka bir şeyle Allah’ın rızasını kazanmanın mümkün olmayacağına inananlar olarak, hepimiz; misâfir bulunduğumuz bu fâni dünyada Allah'ın gizli ve âşikar her şeyi bildiğini, gördüğünü unutmayalım.

Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanmamıza vesîle olacak güzelliklerde, iyiliklerde yardımlaşmada birbirimizle yarışalım. Allah’tan korkan, Allah’ı sayan ve seven, Mü’min kullar olarak yaşamaya çalışalım.  

Ne mutlu dünyada ihsân makâmına erebilenlere, Ukbâ’da Cenneti kazanıp Cemâli görebilenlere..