Dünya üzerinde, Ehl-i Sünnet vel-Cemâat inancına mensup Müslümanların amelde hak mezhebleri, (ortaya çıktığı zamandan beri, devamlı olarak sâlikleri bulunduğu için günümüze kadar gelebilmiş ve hâlen devâm edenler; (Hanefi, Şâfii, Mâliki ve Hanbeli olmak üzere) dört tane olup, her biri Edille-i Şer'iyye (Kitap, Sünnet, İcmâ-i Ümmet ve Kıyâs-ı Fukahâ) üzerine kurulmuşlardır.

   Ehl-i Sünnet vel-Cemâat’ın Amelde Hak Mezhebleri ve Kurucu İmamları

   1. Hanefî Mezhebi: :İmâmı yani kurucusu, İmâm-ı Â'zam Ebû Hanife Nu’man bin Sâbit hazretleridir. Hicrî 80 (M.699) tarihinde Kûfe'de doğmuş, 150 (M.767) tarihinde Bağdat'ta vefât etmiştir.

   2. Mâlikî Mezhebi: Kurucusu, İmâm-ı Malik bin Enes'dir. Hicrî 93 (M.711) tarihinde Medîne-i Münevvere'de doğmuş ve 179 (M.795) tarihinde yine Medîne-i Münevvere'de vefât etmiştir.

   3. Şâfiî Mezhebi: Kurucusu, İmâm-ı Muhammed bin İdrîs-i Şâfiî'dir. Hicrî 150 (M.767) tarihinde Gazze'de doğmuş, 204 (M.819) tarihinde Mısır'da vefât etmiştir.

   4. Hanbelî Mezhebi: Kurucusu, İmâ-ı Ahmed bin Hanbel'dir. Hicrî 164 tarihinde Bağdat'ta doğmuş, 240 (M.780-855) tarihinde yine Bağdat'ta vefât etmiştir.

   İslâm’da  amelî (ibâdet, hukuk ve muâmelelerle ilgili hükümlerle alâkalı ) hak mezheblerin Şer’î- Dînî kaynak ve dayanağı olan “Edille-i Şer'iyye- Dînî Deliller”in ifâde ettiği mânâlar üzerinde, bu vesile ile kısaca durmak yerinde olacaktır.

    Kitap: Cenâb-ı Hakk’ın kendi irâdelerini, emirlerini, yasaklarını, hikmetlerini kullarına bildirmek için vahiy meleği Cebrâil (a.s.) vâsıtasıyla son Peygamberi Muhammed aleyhisselâm’a indirdiği son Hak kitâbı Kur’ân-i Kerim’dir.

    Sünnet: Hazreti Peygamber’in (s.a.v.), Risâlet ve tebliğ hayâtı (yirmi üç yıllık Peygamberlik vazîfesi ) boyunca söylediği mübârek sözleri, (hadis-i şerifler) yaptıkları, yaşayarak eshâbına öğrettikleri, yapılmasını emir ve tavsiye buyurdukları ve bir şeyin eshâb tarafından yapıldığını görüp de o işi men’etmeksizin (yasaklamayıp) sukût buyurmuş olduğu şeylerdir.

   Rasûlüllah (s.a.v.) tarafından evvelce men edilmemiş (yasaklanmamış) olan bir işin eshab tarafından yapılması hâlinde, Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) o şeyi görüp de ona karşı sükût buyurmaları (o işin yanlış olduğuna dâir bir şey söylememeleri) o şeyin meşrû- doğru olduğuna delil kabul edilmiştir.

   İcmâ-i Ümmet: Bir asırda bulunan bütün müctehidlerin bir mes’elenin, yeni karşılaşılan bir hâdisenin şer’î hükmü hakkında ittifak etmeleri, görüş birliğinde bulunmaları demektir.

   Binâenaleyh, Müslümanların Dînî hayatlarını temsil eden bütün müctehidlerin bir mes’ele hakkında görüş birliği içinde olmaları, o mes’ele hakkında Şer’ân mu’teber (Dînin kabul ettiği) kesin bir delildir.

   Hazreti Peygamber’in (s.a.v.): “Ümmetim dalâlet- sapıklık üzerine toplanmaz. Müslümanların güzel gördüğü şey Allah katında da güzeldir” mübârek sözleri de bu husûsa delildir.

   Kıyâs-ı Fukahâ: Bir hâdisenin (sonradan meydana çıkan bir meselenin) kitap, sünnet ve icmâ-ı ümmetle sâbit olan hükmünü; aynı illete, aynı sebebe, aynı hikmete  dayandırarak o hâdisenin tam benzerinde de ictihâd yolu ile, (müctehid’in bir şer’î hükmü, şer’î delîlinden çıkarma husûsunda olanca ilmî kuvvetini ortaya koyma gayretiyle) izhâr etmesi, (benzer delil getirerek açıklaması) demektir.

   Kıyâs-ı Fukahâ da, kaynağı meşrû olan (âyet-i kerîme ve hadis-i şerîf’e dayanan) bir ictihad mes’elesidir.

   Kıyâs-ı Fukahâ’nın Şer’î delil kabul edilmesi hakkındaki hüküm güzelce, akl-ı selimle düşünülürse,  aslında Kitap ile veya Sünnet ile veya İcma’ ile sâbit oluğu anlaşılır. İşin aslı, burada müctehid’in yaptığı iş; o hükmü kıyas (benzetme) yolu ile ortaya çıkarmaktan ibârettir.

   Binâenaleyh, müctehid vasfını taşıyan zatların kıyas yolu ile ictihad’da bulunmaları da Şer’î, Dînen makbul ve geçerli bir delildir.

   Ehl-i Sünnet inancına mensup Müslümanların takip ettiği amelde dört hak mezhebin imamlarýnın hepsi de Dînî  mes’elelerin esâsında (farzlarda, haram ve helallerde) görüş birliği içindedirler. Aralarında bir ayrılık yoktur. Ancak, bir kısım fer’î  (asılla ilgili olmayan ikinci derecede olan) meselelerde ihtilâf etmişler, farklı görüşler ortaya koymuşlardır.

   Bu ihtilafların bir çoğunun sebebi de, bazılarının azîmet ve takvâ (Allah korkusundan dolayı yanlışa düşerim endişesi ile Dînin yasak ettiği şeylerden kaçınmaya sımsıkı bağlı kalma) yolunu, bazılarının ise ruhsat ve izin yolunu tercih etmiş, daha kolay olanı yapma yolunu seçmiş olmalarıdır ki, bu sûretle Müslümanların önünde geniş bir rahmet sâhası açılmıştır.

   Nitekim; Allah Rasûlü’nün (s.a.v.): “Ümmetimin ihtilâfı bir rahmetdir” mübârek sözü ile bu rahmet sâhasına işâret buyurulmuştur.

   Ehl-i Sünnet inancına mensup Müslümanların takip ettiği amelde dört hak mezhebin imamlarýnın hepsi de: “Biz yolumuzda Allah’ın kitâbı, Peygamberimiz (s.a.v)’in sünneti ile sahâbe, tâbiîn ve hadis imamlarından rivâyet olunanlara bağlıyız” diyerek Allah Rasûlü (s.a.v.) ve güzîde eshâbının izinde yürüdüklerini ifâde ve isbât eden Allah dostu büyük müctehidlerdir. (Allah onlardan râzı olsun)

   İslâm âleminde zuhûr eden muhtelif görüşlere karşı, Allah rızâsı için hakkı ve hakîkati müdâfaa ederek, Müslümanlara lâzım olan bütün meseleleri delilleri ile ortaya koyarak yollarını, mezheblerini oluşturmuşlar ve Ümmet-i Muhammed’in önüne geniş bir rahmet sahası açıp bırakmışlardır.

   Bunlardan herhangi birinin mezhebine uyan bir Müslüman, hak bir mezhebe intisâb etmiş, Allah Rasûlün’ün (s.a.v.) ve mümtaz eshâbının doğru yolu üzerinde bulunmuş olur...