Allah’ın kitâbı Kur‘ân-ı Kerîm’in tam ve doğru olarak anlaşılabilmesi için Sünnet (Allah Rasûlünün sözleri, yaşantısı ve Allah’ın emir ve yasakları hakkındaki açıklamaları), Sünnetin doğru anlaşılması için de, ışığını Rasûlüllah (s.a.v.)’dan alan, her bireri birer hidâyet yıldızı olan, Rasûlüllah’ın (s.a.v.) yolunu, sünnetini, (mezhebini)  yaşayarak muhâfaza  eden Eshâb-ı Kirâm çok önemlidir.  

Allah Rasûlü (s.a.v.) ve Eshâbının yolu yani “Ehl-i Sünnet vel- Cemaat” yolunun anlaşılması, sonra gelen Müslümanlara doğru olarak aktarılması, kıyâmete kadar gelecek Müslümanların Allah’ın Rasûlü (s.a.v.) ve O’nun ashâbının yolu üzere devâm etmelerini sağlayacak esasların belirlenip, hükme bağlanması, Dîni meselelerin aslına uygun olarak kayıt altına alınması için ictihâd eden (olanca gayretlerini ortaya koyan) Mezheb İmamları da çok önemlidir.

   Mezheb İmamları, Allah’ın Dînine büyük hizmet emişlerdir.

   Rasûlüllah (s.a.v.) ve Eshâb-ı Kirâm’dan sonra genişleyen İslâm coğrafyasında Müslümanların Allah’ın Rasûlü (s.a.v.) ve O’nun ashâbının yolu üzere devâm etmelerini sağlayacak esasları Dînin delil kaynaklarına uyugun olarak ortaya koymuş olan, takip edip gidecekleri doğru yolu ta’yin ve tesbit eden, daha açık ifâdesi ile Mezhebleri kuran, mezhebleri kurup, hükümlerini koyarken de, Dînî hükümleri kendi arzûlarına göre te’vîl ve tahrîften yani istediği gibi yorumlamak ve değiştirmekten son derece kaçınan, Ehl-i İslâm arasına tefrika (bölücülük) sokmaktan sakınan, bid’atlerden yani Din’de aslı olmayan, sonradan uydurulan ve Din  diye  takdim edilen sapıklıklıklardan Müslümanları uzak tutmak için her türlü gayreti gösteren  ve gayretlerini; “Biz yolumuzda Allah’ın kitabı, Peygamberimiz (s.a.v)’in sünneti ile sahâbe, tâbiîn ve hadis imamlarından rivâyet olunanlara bağlıyız” diye beyân eden müctehid imamlar, gerçekten çok büyük ve önemli şahsiyetler olup, her biri Allah’ın Dînine çok büyük hizmet etmiş pek muhterem insanlardır.

   Unutulmamalıdır ki; İslâm’da bir büyüğe tâbi olmak çok önemli ve büyük şereftir.

   Eshâb-ı Kirâmın hepsi, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) tâbi oldukları için Peygamberlerden sonra en yüksek makâma kavuşmuşlardır.

   Tâbiîn de, Eshâb-ı Kirâma tâbi oldukları, onları taklit ettikleri için yüksek bir şerefe kavuşmuşlardır.

   Onlardan sonra gelenler de onlara tâbi oldukları için Tebe-i tâbiîn olma şerefine yükselmişlerdir.

   Bu tertip yani Rasûlüllah’a iman edip tâbi olmakta öncü olanlar ve öncü olanlara güzellikle uyanların durumu, Allah’ın kitâbı Kur’ân-ı Kerim’de en büyük saâdet olarak beyan buyurulmaktadır.


Cenâb-ı Hakk Tevbe Sûresinin yüz’üncü âyet-i kerîmesinde:

   “(İslâm Dînini kabulde, Hazreti Peygamberi tasdik’de) önde gelen Muhâcirler ve Ensar ile onlara güzellikte tâbi olanlar (Hak yoldan gidenler varya) Allah onlardan râzı olmuş, onlar da Allah’dan râzı olmuşlardır.

   Allah, onlara, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ki, orada ebedî kalacaklardır. İşte en büyük saâdet budur.”

   Bu âyet-i kerimede, Eshâb-ı Kirâma ve onların izinden giden Tâbiîn’e uymak gerektiği bildiriliyor.

   Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu âyet-i kerîmenin tefsîri sadedinde Buhârî-i Şerifte geçen bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

   “İnsanların en hayırlısı asrımdaki Müslümanlardır, yani Eshâbımdır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir, yani Tâbiîn’dir. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir, yani Tebe-i Tâbiîn’dir. Artık bunlardan sonra yalanlar yayılır. Bunların sözlerine ve işlerine inanmayın! ”.

   Görüldüğü gibi Tâbiîn’e tâbi olmamak felâkettir, mezhepsizliktir.

   İmâm-ı A’zam Hazretleri, Tâbiîn’dendir, diğer mezhep imamları da Tebe-i Tâbiîn’dendir. Yani âyet-i kerime ve hadis-i şerifte kendilerine tâbi olunması bildirilen ve övülen zatlardır. Bu zatlara uymamak, hele hele İmâm-ı A’zam’ı beğenmemek, Allahü Teâlâ’ya ve Rasûlü’ne (s.a.v.) karşı gelmek, Allah’ın Rasûlü’nü (s.a.v.) sevmemek olur.

   Çünkü, Allah’ın Rasûlü (s.a.v.) Onun hakkında: “Âdem (aleyhisselâm) Benimle öğündüğü gibi, Ben de ümmetimden bir kimse ile öğünürüm. İsmi Nu’man, künyesi Ebû Hanife’dir. O, ümmetimin ışığıdır.

   Peygamberler benimle öğündükleri gibi, Ben de Ebû Hanîfe ile öğünüyorum. Onu seven Beni sevmiş olur. Onu sevmeyen beni sevmemiş olur.

   Ümmetimden biri, İslâmiyeti canlandırır. Bid’atleri öldürür. Adı Nu’man bin Sâbit’tir.

   Her asırda ümmetimden yükselenler olacaktır. Ebû Hanîfe zamanının en yükseğidir”.  buyurmuşlardır.