İ’tikâdı sağlam, ameli, yaşantısı düzgün büyük  âlim, edip ve şâir Süleyman Çelebi’nin vecîz ifâdeleri ile;

                Cümle âlem yoğ iken ol vâr idi

                Yaradılmışdan Ganî Cebbâr idi.

                Hiç bir âlem, hiç bir şey yok iken Allah-ü Teâlâ var idi, mevcut idi. Allah-ü Teâlâ yarattıklarından hiç bir şeye muhtaç değildir. O mutlak güc ve kuvvet sâhibidir.

                Vâr iken ol yok idi ins-ü melek

                Arş-ü ferş-ü ây-ü gün hem nüh felek.

                Allah-ü Teâlâ var iken, ne hiç bir melek var idi ne de bir insan. Ne gök yüzü  var idi ne yer yüzü. Ne ay var idi  ne güneş, ne de dokuz gök, yüce âlem ve makamlar vard idi.

                Sun’ ile bunlârı ol, var eyledi

                Birliğine cümle ikrâr eyledi.

                Allah-ü Teâlâ bütün bunları kudretiyle, “ol” emri ile yaratdı, yokdan vâr eyledi.

                Hepsini varlığına ve birliğine işâret eden, varlığını, birliğini haykıran şâhidler kıldı.

                "Ol!" dedi bir kere vâr oldu cihân

                "Olma!" derse, mahv olur ol dem hemân.

                Bir kere “ol” demesiyle yoktan var oldu dünya, “olma” yok ol derse o anda, derhal yok olur.

                Haşre dek ger denilirse bû kelâm

                Nice haşr ola, bû olmaya temâm.

                Tâ haşre kadar, kıyâmet gününde ölülerin dirilip toplanacakları vakte kadar, Allah’ın kudret ve azameti konuşulsa, anlatılmaya çalışılsa yine de tamam olmaz, anlatılamaz.

YARATILMIŞ HER ŞEY MUHAMMED ALEYHİSSELÂM’IN HÜRMETİNE YARATILMIŞTIR

                Pes Muhammeddir bu varlığa sebeb

                Sıdk ile ânın rızasın kıl taleb.

                Sözün özü ve sonu şudur ki; var olan her şeyin var olmasının sebebi Muhammed aleyhisselâmdır. Samîmi olarak O’nun (s.a.v.) rızasını kazanmaya çalışmak lâzımdır.

                Hak Teâla çün yaratdı Âdemi

                Kıldı Âdemle müzeyyen âlemi.

                Allah-ü Teâlâ ne zaman ki Hazreti Âdem’i yarattı ve onunla âlemi süsledi. Dünya onunla güzellik kazandı.

                Âdeme kıldı feriştehler sücud

                Hem anâ çok kıldı ol lûtf issi cûd.

                Allah-ü Teâlâ Hazreti Âdem’e çok büyük lütuf ve ihsanlarda bulundu, bütün Melekler o’na hürmet secdesi ettiler.

                Mustafa nûrunu alnında kodu

                "Bil habibim nûrudur bû nur dedi".

                Allah-ü Teâlâ Hazreti Âdem’in alnına Muhammed Mustafa aleyhisselâmın nûrunu koydu ve “ey Âdem, bu nur benim Habîbimin nûrudur bunu bil, unutma” buyurdu.

                Kıldı o nur anın alnında karâr

                Kaldı ânın ile nice rûzigâr.

                Muhammed Mustafa aleyhisselâmın nûru Hazreti Âdem’in alnında uzun zaman kaldı, nice gece ve gündüz orada parladı.

                Sonra Havvâ alnına nakletdi bil

                Durdu anda dahî nice ay-ü yıl.

                Sonra, Hazreti Âdem’den Hazreti Havvâ’nın alnına geçen o nûr-u Muhammedî nice ay ve yıl da Hazrtei Havvâ’nın alnında kaldı.

                Şît doğdu âna nakletti bu nûr

                Ânın alnında tecelli kıldı nûr.

                Ne zaman ki Hazreti Şîd (a.s.) dünyaya geldi, o zman o nûr o’nun alnına geçti ve orada kaldı.

                Erdi İbrâhîm-ü İsmail’e hem

                Söz uzanûr ger kalanın der isem.

                Nihâyet, o nur İbrahîm aleyhisselâm’a, ondan da İsmâil aleyhisselâm’a ulaştı. Hepsini teker teker sayacak olursam söz uzar gider.

                İşbu resmîle müselsel muttasıl

                Tâ olunca Mustafa'ya müntekıl.

                Bu sûretle Peygamberler zinciri bir birine bağlı olarak o nûru, sâhibi olan Muhammed Mustafa’ya ulaştırdılar.

                Geldi çün ol Rahmeten lil'âlemîn

                Vardı nur anda karar etti hemîn.

                Nûr-u Muhammedî sâhibine geldi, karar kıldı ve O nûrun sâhibi Muhammed Mustafa (s.a.v.) bütün âlemlere rahmet olarak geldi.

                Essalâtü vesselâmü aleyke Yâ RasûlAllah 

                Esselâtü vesselâmü aleyke  Yâ HabîbAllah 

Essalâtü vesselâmü aleyke  Yâ Seyyidel-evvelîne vel-âhirîn.

Veselâmün alel mürselîn. Velhamdü lillahi Rabbil âlemîn.