Şânı pek yüce olan Allah-ü Teâla, ilk insan ve ilk Peygamber Âdem aleyhisselâmdan, Meryem moğlu İsâ’ya (a.s.) kadar gönderdiği Peygamberlerin hepsinden, kendileri hayattayken Allah’ın Rasûlü (Muhammed a.s) gönderilecek olursa O’na iman etmeleri, hiç bir yardımdan geri kalmamaları, ümmetlerinden de aynı sözü almaları yolunda ahd (kesin söz) aldığını Kur’ân-i Kerîm’de beyân buyurmuş, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’de mübârek sözleri ile izahta bulunmuştur.

İns-ü cinnin Peygamberi ve kâinâtın efendisi tarafından “İlim şehrinin kapısı” olarak ifâde buyurulan Hazreti Ali (k.v.) ile, İbni Abbas (r.a.)’ın rivâyet ettikleri bu açıklama, El Mevâhibül’- Ledûniyye’de şöyle kaydedilmiştir.

Allah’ın Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır... 

Allah-ü Teâla, gönderdiği Peygamberlerin hepsinden, kendileri hayattayken Allah’ın Rasûlü (Muhammed a.s) gönderilecek olursa hemen iman etmeleri, hiç bir yardımdan geri kalmamaları, ümmetlerinden de aynı sözü almaları yolunda ahd (kesin söz) almıştır.

Âlemlerin Rabbı olan Allah (c.c.), Rasûlü’nün (s.a.v.) nûruna, diğer Peygamberlerin nurlarına bakmasını emretti. Habîbullah’ın (Allah’ın en sevgili kulu ve Peygamberi  Cenâb-ı Ahmed’in) nûru, hepsini kuşattı. 

O vakit bütün Peygamberler, Ey Rabbimiz! Nûru bizi kuuşatan bu varlık kimdir? Nedir?  diye sordular.

Allah Azze ve Celle cevap verdi: O benim Habîbim’in (Hâtem-ül Enbiyâ, sevgili Peygamberim  Ahmed’in) nûrudur. Eğer, siz O’na inanır ve bağlanırsanız Peygamber olursunuz!..

Nurlar; hep birden O’na ve Peygamberliğine inandık…dediler.  Yüce Allah tekrar sordu. Şâhid olayım mı?  Nurlar; Şâhid ol, yâ Allah!.. diyerek söz verdiler...

Cenâb-ı Allah bu hususu, (bütün Peygamberlerden tek tek mîsak (kesin söz) alındığını) son Hak kitâbı Kur’ânı Kerim’de, Âl-i İmran Sûresinin 81 ve Ahzab Sûresinin 7. Âyet-i Kerîmelerinde şöyle bildirmektedir.

Allah, (geçmiş) Peygamberler (in) den and olsun ki size kitap ve hikmet verdim.

Sonra da size nezdinizdeki (o kitap ve hikmeti) tasdik eden bir Peygamber gelmiştir (gelecektir).

O’na kat’iyyen iman ve O’na her halde yardım edeceksiniz diye (ahd ve) mîsak aldığı zaman buyurdu ki: İkrar ediniz, uhdenize bu ağır yükümü (vecîbemi) alıp kabul eylediniz mi?       Öyleyse (birbirinize ve ümmetlerinize karşı) şâhid olun. Ben de sizinle beraber (bu ikrârınıza) şâhidlik edenlerdenim.                Hatırla o zamânı ki; Biz Peygamberlerden mîsaklarını almıştık. Sen’den de, Nûh’dan da, İbrâhim’den de, Mûsa ile Meryem’in oğlu İsâ’dan da. (Evet) Biz onlardan (öyle) sapasağlam bir misak, kesin bir söz aldık…

Osmanlı’nın son dönem büyük âlimlerinden ve Diyânet İşleri Eski Başkanlarından Üstad Ömer Nasûhî Bilmen merhum, “Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meâl-i Âlîsi ve Tefsiri” adlı eserinde bu âyet-i kerîmeleri; Aziz ve Celîl olan Allah, (sevgili Rasûlü) Muhammed (s.a.v.)’e hiç kimseye, hiç bir Peygambere vermediği pâye ve üstünlükleri vermiştir. Bunu bilhassa bu âyeti kerîmelerde açıklamıştır”. diye tefsir edip şöyle devam etmiştir.

Allah-ü Teâla, Hâtem’-ül Enbiyâ Hazretlerini bütün insanlığa Peygamber olarak göndereceğini vaktiyle bütün Peygamberlerine bahsetmiş, vahy sûretiyle onlara haber vermiş ve onların vâsıtalarıyle bütün ümmetlerine O’nun sıfatlarını anlatmış, onlardan; eğer O (Nebiyyi Âhırzaman’a) yetişirlerse, muhakkak O’na iman edeceklerine, durumu kendi kavmlerine anlatacaklarına, onlar da kendinden sonra gelenlere izah edeceklerine dâir ahd-ü mîsak (kesin söz) almıştır.

Böyle bir ikrar ve misâka riâyet etmeyenlerin ise, fâsık kimseler olacağını bildirmektedir.

Şânı pek Yüce olan Allah-ü Teâla şöyle buyuruyor: Habîbim! (Yâdet, hatırla o zamanı ki, Allah Teâlâ Peygamberlere) ve onların vâsıtalarıyle ümmetlerine vahiy yolu ile (hitâb buyurarak size) Tevrat, İncil gibi (kitap) ve bir nice ahlâkî, ictimâî meseleleri hâvî (içinde toplayan), vahye dayanan (hikmet verdim). Bunlar ile lâzım olan Dinî esasları size bildirdim. (Sonra sizin nezdinizdeki) kitabı ve hikmeti (tasdik edici olarak bir Rasül geldi) yani geleceği muhakkak olan ve size bütün vasıflarını bildirdiğim, O gelecek Rasûl’e  elbette iman ve yardım edeceksiniz.

Binâenaleyh, bütün Peygamberler birbirine inanıp onu tasdıyk ve kabul ile mükellef olduklarından, (Hâtem-ül Enbiyâ Hazretlerini) son Peygamber Muhammed aleyhisselam’ı da tasdîk ile de mükellef bulunmuşlardır.

İşte bunun için, bütün Peygamberlere hitâben O’na iman ve muâvenet (yardım) edeceksiniz, diye Peygamberlerden kesin ahd aldık buyurdu ki; İkrar ettiniz mi? bu imanı kabul ve itiraf ediyormusunuz?. Ve bunun üzerine, Benim o ahdimi alıp kabul eylediniz mi? diye lihikmetin sual buyurdu.

Onlar da ikrâr ettik dediler. İman ve yardım ile mükellef olduğumuzu i’tiraf ederiz, bu husustaki sözümüze sâdık kalacağız  diye cevap verdiler.. 

Cenâb-ı Hak’da: “Öyle ise şâhid olunuz, bu ikrar hususunda bir birinize şâhid olunuz.  Bu ikrarınızı bütün ümmetlerrinize bildiriniz. Ben de sizin bu ikrarınıza sizinle beraber şâhidlerdenim”. Buyurdu.    

 (SadakAllahülazîm: Yüce Allah doğru söyledi. Allah-ü Teâlâ’nın bildirdikleri doğrunun tâ kendisidir.)