Bilindiği üzere; Kuzey Amerika’da  ve Hıristiyan âleminin büyük çoğunluğunda 25 Aralık günü, bir kısmında ise  7 Ocak günü,  Amerikalılraca “Christmas Day”, Avrupalılarca “Noel” adıyla, milyarlarca insan tarafından İsâ aleyhisselâm’ın dünya’ya geldiği gün olarak kabul edilmekte, bu sebeple her yıl bu mevsimde “geleneksel doğum günü” kutlamaları adı altında coşkulu dînî! ve kültürel kutlamalar yapılmaktadır..

25 Aralık tarihinin, Mu’cize Peygamber Hazreti İsâ aleyhisselâm’ın doğum günü olduğu kesin olmamakla beraber, bu gün vesilesi ile, İslâm İnancına göre: “Mu’cize Peygamber Meryem Oğlu İsâ (aleyhisselâm) ve Annesi Meryem Ana Hakkında Gerçekler” başlığı altında  konuyu özet hâlinde muhterem okuyucularımızın bilgilerine sunmaya çalışacağız.

Yüce Allah ve Rasûlünün (s.a.v.) beyânına göre; bir insanın Mü’min (Allah’a îman etmiş) kabul edilmesi için şart olan altı maddelik iman esaslarının tamâmına inanması şarttır. Bunlardan birini kabul etmemek, tamamını kabul etmemek demektir. 

Müslüman olmak, Allah katında makbul bir îmâna sâhip bir Mü’min kabul edilmek için; “Tevhid”e  yani Allah’ın var ve bir olduğuna, Meleklere, Kitaplara, (nübüvvet  ve risâletlerinde  hiç ayırım yapmadan)  Cenâb-ı Hakk’ın şerîatını, emirlerini, yasaklarını, haberlerini kullarına bildirmek, insanlığa ahkâm-ı İlâhîyi tebliğ etmek üzere Allah tarafından seçilip gönderilen bütün Peygamberlere,  Kadere (hayır ve şerrin insanın cüz-î irâdesi ile seçmesi ve Allah’ın yaratması ile olduğuna, âhiret gününe, öldükten sonra dirilmenin hak olduğuna inanmak, îman etmek şarttır.

Mülkün, Dînin ve Din (âhiret) gününün mutlak sâhibi ve hâkimi olan Yüce Allah, tarihin seyri içerisinde her devirde ve her topluma, insanlar arasından özel olarak seçip yetiştirdiği, mu’cizelerle desteklediği; katîyyen yalan söylemeyen, her hususta kendilerine güven duyulan, kavmi içerisinde en zekî, kesinlikle günah işlemeyen, günah işlemekten korunmuş ve Allah-ü Teâlâ’nın emir ve yasaklarını her hal ve şartta hiç noksansız ve çekinmeden tebliğ etme vasıflarına sâhip Peygambeler göndermiştir.

İslâm inancına göre; Mu’cize Peygamber İsâ aleyhisselâm, Kur’ân-ı Kerimdeki ifâdesi ile; “Meryem oğlu İsâ” (aleyhisselâm); “ülül-azm ” diye ifâde buyurulan büyük Peygamberlerden biridir.

Babasız olarak dünyâ’ya gelişi mu’cize, semâya diri olarak kaldırılışı mu’cize, âhir zamanda Muhammed aleyhisselâmın ümmeti olarak tekrar dünyaya inmesi mukadder olan büyük bir mu’cize Peygamberdir. 

İlk insan ve ilk Peygamber Âdem aleyhisselâmdan, son Peygamber, Muhammed aleyhisselâm’a kadar, mu’cize Peygamber İsâ aleyhisselâm dâhil, bütün Peygamberlerin vazifesi aynı olup Tevhid’e  dâvet ve tebliğdir..

Tevhid’e dâvet ve tebliğin özü; İnsanları Allah’ın varlığına ve birliğine, Zât, sıfât ve efâlinde “EHAD” tek olduğuna, eşi, benzeri, ortağı ve yardımcısı bulunmadığına ve âhiret gününe îmana dâ’vet etmek, Peygamberi vâsıtasıyla kullarına bildirdiği hükümlere teslim olmalarını sağlamak, yani Müslümanlığı öğretmektir.

Bütün Peygamberler  (aleyhimüs-selâm) bu görevi tebliğ etmek üzere gönderilmişlerdir.             

Peygamberler (aleyhimüs-selâm) dünyadan ayrıldıktan sonra, tevhid inancı tarihin seyri içerisinde insanlar tarafından tahrif edilerek değiştirilmiştir.

Her bozulma sonucunda, Allah (c.c.) insanlara “âyetlerini okuyacak ve onları âhiret ve hesap gününe karşı uyaracak” yeni bir Peygamber göndermiş, insanları yeniden tevhid (Allah’ın bir olduğu) inancına dâ’vet etmiştir.

İsâ (a.s.) da, kendinden evvel gönderilen büyük Peygamber Hazreti Mûsa'nın getirdiği vahyin (Tevrat’ın) tahrif  edilmesi (insanlar tarafından değiştirilerek bozulması) üzerine, İsrail oğullarını Allah'ın birliğine çağırmak, O'ndan başka İlah olmadığını tebliğ etmek, onlara îman ve İslâm esaslarını öğretmek ve kendinden sonra gelecek Büyük Peygamber Ahmed aleyhisselâmı (son Peygamber Muhammed aleyhisselâm’ı) müjdelemek üzere, babasız olarak dünyaya getirilmiş büyük bir mu’cize Peygamberdir.

ÎSÂ ALEYHİSSELÂM’IN ANNESİ İMRAN KIZI MERYEM’İN DÜNYAYA GELİŞİ VE YETİŞTİRİLMESİ

Yedi kat göklerin ve yeryüzünün ve bunların içindeki herşeyin hâlıkı, sâhibi, yegâne mâlik ve hâkimi Yüce Allah (c.c.): Imran âilesinin, Hazreti Âdem, Hazreti Nuh ve Hazreti Ibrahim aleyhimüsselâm’ın âileleri ile aynı soydan geldiklerini ve âlemler üzerine seçilmiş kimseler olduklarını bildirmektedir.

Işte mu’cize Peygamber Îsâ aleyhisselâm’ın annesi Hazreti Meryem de bu soydan, seçkin kılınmış Imran ailesinden gelmektedir.     

                Imran âilesi, Allah'a samîmi bir kalple îman eden, her işlerinde O'na yönelip dönen ve Allah'ın sınırlarını koruyan bir âileydi. 

                Cenâb-ı Hakk, İsâ aleyhisselâmın annesi, İmran kızı Meryem’in  dünyaya gelişini, eğitim çağına gelince  zamanın Peygamberi Zekeriyyâ aleyhisselâmın  himâyesine vererek, onu nasıl yetiştirip büyüttüğünü Âl-i İmrân Sûresinde  “gerçek gayb bilgileri” olarak haber vermektedir.

                Yüce Allah şöyle buyurur:

                Muhakkak, Allah  Âdem'i, Nuh'u, İbrahim hânedânını  ve İmran âilesini  hepsi de birbirinden  (gelme) tek bir zürriyyet olarak (nesillerini Peygamber yaparak)  âlemler üzerine üstün kıldı.  Allah her şeyi işitendir, bilendir.

                Hani (Musân oğlu) İmran'ın karısı (Fukazâ’nın kızı, hazreti Meryem’in annesi Hanne): "Rabbim, karnımdakini âzadlı bir kul (dünya meşgalelerinden âzâde ve münhasıran Beyt-i Mukaddes’de hizmete me’mur) olmak üzere sana adadım, benden olan bu (adağı) kabul buyur, şüphesiz (niyâzımı) hakkıyla işiten, (niyyetimi) kemâliyle bilen Sen sin Sen." demişti.

                Fakat onu (kız çocuğunu) doğurunca, Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilici iken; şöyle dedi: "Rabbim, ben onu kız doğurdum; erkek, kız gibi değildir (Beyt-i Mukaddesde bir erkek gibi hizmet edemez).

                Ona  Meryem  adını verdim. Onu ve soyunu (Rahetinden koğulmuş)  şeytanın  şerrinden Sana ısmarlıyor, emânet ediyorum". dedi.

                 (Meryem onların dilinde Âbid, çok ibâdet eden mânasına ve erkek adı idi. Bu ismi koymaktaki maksadı da, kız da olsa, onunla adağını ödemek, onu Beyt-i Mukaddesin hizmetine vermekti).

                 Bunun üzerine Rabbi onu (Beyt-i Mukaddese adak olarak bırakılan bu kızcağızı) güzel bir şekilde (rızâ ile, büyük bir memnûniyetle) kabul buyurdu ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi, büyüttü.  Zekeriyyâ'yı (a.s.) da ona bakmaya me’mur etti.

                (Zekeriyyâ aleyhisselâm Hazreti Meryem’in teyzesinin kocası idi. Fâkuzâ kızı İşa’  Zekeriyyâ aleyhisselâm’ın hanımı, bunun kız kardeşi Hanne de İmran’ın hanımı idi. Dolayısıyla, Zekeriyyâ aleyhisselâm ile İmran iki bacanaktı. Zekeriyyâ aleyhisselâm’ın sonradan doğan ve kendisinden sonra Peygamber olan oğlu Yahya (aleyhisselâm) ile Hazreti Meryem’de teyze çocukları idi.)

                Zekeriyyâ (a.s.) ne zaman kızın (Hazreti Meryem’in) bulunduğu mihrâb’a (Mescidin içinden merdivenle çıkılan, Allah’ın Rasûlü Zekeriyyâ aleyhisselâmdan başka kimsenin çıkamadığı yüksek bir yer) girse, onun yanında yeni bir yiyecek bulurdu.

                "Meryem! Bu sana nereden geliyor?" deyince, o da: "Bu, Allah katındandır."  Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verir”. derdi.

                (Habîbim) bunlar, (Hanne, Zekeriyyâ, Yahyâ Meryem vak’aları)  sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. (Yoksa) "Meryem'i kim himayesine alıp koruyacak?" diye  Tevratı yazdıkları kalemlerini veya husûsi fal oklarını  (kur'a için suya ) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu hususta) Tartışırlarken de yanlarında bulunmadın.