Kâinâtın, yedi kat semâvât ve arzın ve içindeki herşey’in yegâne yaratıcısı, mâliki ve mutlak hâkimi, bütün canlıların rızıklarını aksatmadan ve unutmadan vericisi olan Allahü Teâlâ; yarattıkları içerisinde en şerefli varlık olarak insan oğlunu yaratmış, yeryüzünü kara ve denizleri ile onların hizmetine sunmuş, hayat ve sıhhatlerine elverişli gıdalarla dolu bir nimet sofrası hâlinde döşemiştir.

İnsanlık tarihi boyunca gönderdiği her Peygamberine (aleyhimüs-selâm) ve o Peygamberleri vâsıtasıyla her devirdeki insanlığa, “Sizin için rızık olarak yarattıklarımızın temiz olanlarından yeyin” buyurarak hayat ve sıhhatlerine elverişli olanları helâl kılmış, insan sağlığına zarar verecek, insanı diğer canlılardan ayıran muazzez varlık aklı dumûra uğratacak habis şeyleri de haram kıldığını bildirmiştir.

Yüce Allah’ın  her asırdaki şerîatında, (koyduğu hükümler arasında) ve son şerîatı Kur'ân-ı Kerim’de “haram” kıldığı ve kıyâmet sabahına kadar değişmeyecek hükümlerden biri de içki (şarap) dir.

Içerisindeki alkol nisbeti düşük veya yüksek olsun, hangi ismi alırsa alsın, gerek sıvı, gerekse toz veya hap hâlinde olsun, serhoşluk veren herşey şarap hükmünde olup haram’dır. Peygamberî beyanla; “Çoğu serhoşluk veren içkinin az’ı da haram”dır.

Allah’ın son Peygamberi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in beyan ve ifâdeleri ile; her türlü fenalığın anası ve kötülüklerin mayası olan içki; insanın aklını alan, sıhhatini mahveden ve tedricî olarak (yavaş yavaş) ölüme götüren, insanlığın baş belâsı ve en büyük düşmanı olan bir zehirdir.

İslâm şerîatında içki, şerîatın sâhibi Yüce Allah tarafından kademeli olarak, yani şirk ve küfürden yeni kopup gelen insanların imanları tekâmül edip, teslimiyetleri tamamlandıkca, safha safha olmak üzere dört safhada haram kılınmıştır.

Bu ifadelerimizin delîli olmak üzere, içkinin yasak edilme safhalarını bildiren Kur’ân âyetleri sırasıyla şöyledir.

İçki hakkında ilk nâzil olan âyet-i kerime: En- Nahl Sûresinin 67. âyet-i kerimesi olup Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur.

Cenâb-ı Hak; “Hurmalıkların ve üzüm bağlarının meyvelerinden de hem içki, hem güzel bir rızık elde ediyorsunuz. Muhakkak bunda aklı olan bir kavm için ibret vardır”. buyuruyor.

2. Âyet-i kerime: Medîne-i Münevvere’de nâzil olan En-Nisâ Sûresinin  43. âyet-i kerimesidir.

“Ey İman edenler! Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de cünüp iken yıkanmadıkça, namaza yaklaşmayın”. 

3. Âyet-i kerime: “(Habibim) Sana şarabı ve kumarı soruyorlar. De ki; Onlarda hem büyük günah, hem de sizin için (şarap üreten ve satanlar için) bazı faydalar vardır. Ama günahları faydalarından faha büyüktür”. (El-Bakara, âyet, 219)

İçkinin kesin olarak yasaklanmadığı bu dönemde,  (şirk ve küfürden yeni kopup gelmiş,  imanları ve teslîmiyetleri henüz tekâmül etmemiş olan)  bazı kimseler içki içmeye devam etmiş olmakla beraber, çoğu da içkiyi terk etmişti.

Nihâyet; 4’üncü merhale olarak, El-Mâide Sûresinin 90 ve 91’inci âyet-i kerimeleri nâzil olunca, içki ve kumar kesin olarak yasaklanmış ve önceki âyeti kerimelerin hükümleri neshedilmiş (kaldırılmış) oldu.

Her kötülüğün anası ve anahtarı olan içkinin 4. merhalede kat’î olarak haram olduğunu bildiren İlâhî emir, El-Mâide Sûresinin  90 ve 91’inci âyet-i kerimeleridir.

Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: Ey iman edenler!  Şarap, (her türlü alkollu  içki)  kumar, (tapmaya mahsus) dikili taşlar, fal okları, kısmet çekilen zarlar  ancak ve ancak şeytan işi murdar şeyler (pis işler) dir. Onun için bun (lar) dan kaçının ki murâdınıza eresiniz.

Şeytan,  şarap (içki) ve kumarda ancak ve ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan  (zikirden) ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz vaz geçiyorsunuz değil mi?

Allah’a itâat edin; Peygamberine itâat edin, sakının! Eğer (dinlemekten) yüz çevirirseniz bilin ki, Rasûlümüze düşen açık bir tebliğdir.

Allah ve Rasûlü tarafından; insanlar arasına kin ve düşmanlık soktuğu, bütün kötülüklerin anası  ve şeytanin pis amellerinden  olduğu beyân buyurularak yasaklanan içki, içtimâî hayat ve sağlık noktasından da son derece zaralı ve bütün şer kapılarının anahtarıdır.

İctimâî hayatın acı gerçekleri ortaya koymuştur ki, hapishanelerdeki mahkûmların, tımarhanede (akıl hastânelerinde) ki mecnunların (aklını kaybetmiş olanların) pek çoğu, içki yüzünden bu acıklı duruma düşmüşlerdir.

Sağlık uzmanlarının ifade ve tesbitlerine göre içki, insan vücudundaki dokuların gelişmesini engeller, vücûdun hastalıklara karşı mukâvemetini azaltır, sinir ve akıl hastalıklarına sebep olur, bilhassa hazım cihazı hastalıklarına karşı vücûdu yavaş yavaş ifsâd eder, mukâvemetsiz bir hâle sokar ve  ölüme götürür.

Içki, insanlar arasında kavga, dargınlık ve cinâyetlerin de baş sebebidir.

Serhoşların, alkolün te’siriyle, yakın arkadaşlarıyla ve çok sevdiği kimselerle neredeyse her gün, her saat kavga ettiği  ve hatta onların hayatına kıydığı da maalesef hayatın acı gerçekleridir.

İçki öyle büyük belâ ve haram’dır ki; içkiyi sâdece içmek değil, içkiyle ilgili her iş de haram ve murdar’dır.               

Cenâb-ı Hakk’ın içkiyi kesin olarak yasakladığı, bu mevzuda en son nâzil olan  âyet-i kerimeye dikkat edilince görülmektedir ki, Cenâb-ı Hak, içkiye “murdar” adını vermiştir.

Bu ifâde karşısında, akl-ı selim sâhiplerinin içkiden tiksinmesi gerekir.  Zira  Allah'ın murdar adını verdiği bir şeyden akıl, mide ve ruh tiksinti duyar. Duyması gerekir.

Netice olarak; Içki, şer ve kötülükten başka bir şey getirmediği için, şeytanın amelinden murdar bir pis iş olarak ifade edilmiştir.

Kim  Allah'a kulluktan uzaklaşıp şeytanın kölesi ve uydusu olmaktan hoşlanmazsa, içkiden uzaklaşmak zorundadır.

Sayılmayacak derecede zarar ve fenalıklarından dolayı Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “İçkiden sakınınız. Çünkü o, her kötülüğün anahtarıdır.

Allah; şaraba, (içerisindeki alkol nisbeti düşük veya yüksek olsun, hangi ismi alırsa alsın, gerek sıvı, gerekse toz veya hap halinde olsun, çoğu serhoşluk veren herşey’e), (bunları) içene, içirene, satana, alana, (üzümünü) sıkana, sıktırana, taşıyana, getirene la’net etmiştir”. Buyurmuştur.

Muhbir-i sâdık, Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) ifâdeleri ile; Her kötülüğün anası ve anahtarı olan içki ile ilgili her iş haram olduğundan, ondan tamamen uzaklaşmak emredilmiş, kaçmak, felah ve kurtuluşa sebep olarak gösterilmiştir.

Her gün yaşanan acı olaylarla da sâbittir ki, içki insanlar arasında kavga, dargınlık, kin ve cinâyetlerin sebebi olduğu gibi, ibadetleri terk ettiren, Allah’ı unutturan şeytanî bir tuzaktır.             

Kötülüklerin anası ve anahtarı olan içkinin  kat’î olarak haram kılındığını bildiren İlâhî emirde, El-Mâide Sûresinin  91’inci âyet-i kerimesinde “Şeytan, içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmak ve namazdan alıkoymak ister.”  buyurulduğu üzere,  içkiye mübtelâ olanlar, kendini içkiye kaptıranlar namazı niyazı bırakmakta, Allah'ı anmak şöyle dursun, hatırına bile getirmemektedirler. 

ŞARAP İÇENLER ONU İÇTİĞİ ZAMAN MÜ’MİN OLARAK İÇMEZLER

Rasûlüllah (s.a.v) Buhârî'nin naklettiği  bir hâdîs-i şeriflerinde şöyle buyrumaktadır:

“Zina eden kimse, zina ettiği zaman, mü'min olarak zina edemez. Şarap içen, onu içtiği zaman, mü'min olarak içemez. Hırsızlık yapan onu çaldığı vakit, mü'min olarak çalamaz”.

Allah Rasûlü’nün (s.a.v.) mübârek sözünün ifade ettiği mâna çok korkunçtur.

Büyük İslâm âlimlerinin ifadelerine göre; bu gibi haller, îmanın aslını değilse de, kemâlini nefyeder. Yani sayılan suçları işleyenler, bunları yaparken, kâmil bir mü'min olarak yapamazlar.

Şu unutulmamalıdır ki, kemâli olmayan îman, zevâle mahkûmdur. Dînin emirleri yaşanmadan, yasaklarından kaçınılmadan îmanın korunması imkansızdır, böyle bir îman yok olmaya mahkumdur.

Zamanımızın birtakım kendini bilmezleri, inananların içkiye olan nefretini azaltmak veya içkiye teşvik etmek için ona çeşitli isimler vermektedirler.

Ebû Dâvûd ve Nesâî'nin rivâyet ettikleri bir hadîs-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v)  bu hakikati, asırlarca evvel;              

“Ümmetim üzerine öyle bir zaman gelecek ki,  (Müslüman olduğunu söyleyen) bazı insanlar, şarabı- içkiyi, isminden başka bir ad vererek içecekler”. buyurarak bir mu’cize  olarak  haber vermiştir. 

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidina Muhammed.

İÇKİDE ŞİFÂ VAR DİYENLER DE  İÇİNCE RAHATLANIR DİYENLER DE YALAN SÖYLÜYOR

Unutulmamalıdır ki; Yüce Allah'ın, “murdar” adını verdiği şey, “Şafî”(şifâ veren) isminin tecellisine vâsıta olamaz.

Bunun açıklaması şudur: Allahü Teâlâ, bir şeyi haram kıldığı zaman, ondaki bütün faydaları kaldırır, o şeyde artık şifâ halk etmez.

Binâenaleyh, sabah akşam birer kadeh şarap içmek bir çok hastalıklara iyi gelir, içkide şifâ var diyenler de, içince rahatlanır diyenler de doğru söylemiyorlar.

İçki mübtelâsı insanların aile ferdleri perişan, aç ve muhtaçtır.     Yavrularının ekmek ve gıdalarına sarf edeceği parayı içkiye veren insanların ailesi bedbaht, çocukları perişandır.

Teessüre kapılan, bir üzüntü ve sıkıntı ile karşı karşıya kalan kimsenin içkiden medet umması, yangını söndürmek için üzerine benzin sıkmaya benzer.

Günümüzün acı gerçeklerden biri; her ne zaman içkiden bahis açılsa, bir hastalık ve (içkili düğün ve benzeri kutlamalardaki çoğu ölümle sonuçlanan kazalar gibi) belâ akla gelir.

Yine unutulmamalıdır ki; temeli alkolle atılan binaların çok geçmeden çatısını alevler sarar.

İçkili ziyâfetlerle yapılan  düğünlerin mutluluğunun çok geçmeden acılara döndüğü de unutulmamalıdır!.

Bu sebeple, düğünlerde, derneklerde aslâ içkili ziyâfete yer verilmemelidir.

İnanalara yakışan, fert ve cemiyet olarak içki ve içkiyle ilgili her işten uzak durmaktır.      

Bu vesileyle, yeri ve zamanı olduğu için hatırlatmakta fayda gördüğümüz mühim bir husûsa dikkatlerinizi çekerek sözlerimizi noktalamak isteriz.

Üzülerek ifade edelim ki, gerek Anavatan’da, gerekse Amerika’da ve başka yerlerde, son yıllarda Müslüman Türk toplumumu arasında iyice yaygınlaşanan, daha da üzücü ve düşündürücü olan bilhassa  bazı dindar çevreler arasında bile  yaygınlaştığına şâhid olduğumuz yılbaşı kutlaması adı altında düzenlenen eğlence ve toplantılar; Müslüman Türk milleti olarak, bizim açımızdan Dînî, millî, kültürel ve geleneksel hiç bir değere sahip değildir.

Binâenaleyh, millî ve manevî değerlerimize tamâmen ters olan bu tür eğlencelerde, aklı ve sağlığı tehdît eden içki içmeyi, âile bütçesini sarsan, dostlukları yok eden kumar’ı ve israf boyutundaki harcamaları, millî ve Dinî değerlerimizle bağdaştırmak aslâ mümkün olmadığı gibi, bu tür eğlence ve âdetlerin, kültürel tahribâta yol açtığı, bizleri, özellikle de, bu memlekette doğup büyüyen  neslimizi millî kimliğimizden uzaklaştırmakta olduğu da acı bir gerçektir. 

Bunun için, inananlar olarak hangi asırda ve nerede yaşıyor olursak olalım, kültürel mîrasımızdan, Dinî anlayış ve heyecânımızdan kaynaklanan değerlerimizi yaşatmaya gayret edelim ve bu değerlerimizi neslimize de aktarmaya çalışarak, Dinî ve millî değerlerimizle çelişen başka kültürlerin örf ve adetlerini körü körüne taklit ve özenti hastalığından da mutlaka kaçınalım.

İnananlar için ömür takviminden bir yaprağın koparılarak yeni bir yıla daha başlamaktan öte, hiç bir özellik ve mânası olmayan milâdî yeni yıl’ı eğlence adı altında günahlar işleyerek, çeşitli isyanlarla karşılamak sûretiyle Yüce Rabbimizi gadaplandıracak yanlış hareteketler yapmak yerine; geçmişte yaptıklarımızı gözden geçirerek, gelecek yeni yılda hayatımıza, maddesiyle, mânâsıyla daha iyi nasıl yön verebileceğimizi düşünerek karşılamalıyız.

Zîra; Allah Rasülü Efendimiz (s.a.v.) bir mübârek sözlerinde; Ey insanlar! “Hesaba çekilmden evvel kendi kendinizi hesaba çekin”   buyurmuştur. 

Ne mutlu hesâba çekilmeden evvel nefsini hesâba çekebilenlere!

Ne mutlu hakkı hak bilip hakka, doğruya uyanlara, bâtılı (Allah’ın Dînine uymayan şeyleri) bâtıl bilip, yanlışlardan uzak duranlara.