İnşâAllah, 25 Ekim 2014  Cumartesi günü idrak edeceğimiz Muharrem ayı, (1 Muharrem 1436) hicrî senenin ilk ayı ve Kur’ân-ı Kerimde Eşhür-u Hurum (hürmetli aylar) diye zikredilen, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Hadis-i Şeriflerinde; “Haram aylardan (Muharrem, Zilkâde, Zihicce, Receb’ten) üç gün, Perşembe, Cuma, Cumartesi oruç tutana, Allah-ü Teâla dokuz yüz senelik (nâfile) oruç sevabı yazar” buyurduðu dört mübârek aydan biri, birincisi ve İslâm takviminin tarih başlangıcı ve inananların yılbaşısıdır.

İslâm tarihinde ve Müslümanların hayâtında maddî-mânevî büyük te’sirleri bulunan Muharrem ayı ve Hicret, Hazreti Ömer (r.a.)’ın hilâfeti (Hazreti Peygamber’in vekîli olarak Müslümanların Dînî ve dünyevî işlerini idare edip, hukûkunu  koruma vazifesi) zamanında kurulan bir şûrâ (Müslümanların işlerini idare eden yetkili tarafından hazırlanan kânun tasarıları üzerine düşüncesini bildirmek gibi vazifeleri olan seçilmiş kişiler) tarafından Islâmî  takvim başlangıcı olarak kabul ve ilan edilmiştir.

Hazreti Ömer (r.a.) devrine kadar Arap yarımadasında, doğru dürüst bir takvim mevcut değildi. Geçen seneler ise, o yıl içinde meydana gelen önemli hadisenin adı ile anılıyordu.

Hicretin 21. senesinde, (miladî 643) Halife-i Müslimîn Hazreti Ömer’e (r.a.) getirilen bir borç senedi üzerindeki ihtilaf, (anlaşmazlık) İslâmî idâre (devlet yönetimi) için esaslı bir tarih başlangıcı ve takvim kabûlünün şart olduğunu ortaya çıkardı.

Halife’ye getirilen bu ihtilaflı senette, borcun Şaban ayında ödeneceği yazılıydı. Ancak bu ay, alacaklının iddiasına göre, bu yılın; borçluya göre ise, gelecek yılın Şaban ayı olarak gösteriliyordu.

Ayrıca hudutları çok genişlemiş bulunan İslâm memleketlerindeki vâlilerden Hilâfet makâmına gelen yazılarda da, bu gibi tereddüde sevkedici (şüphe ve kararsızlığa sebep olucu) zaman mefhumları ortaya çıkıyordu.  

İleri görüşlü büyük halife Hazreti Ömer (r.a.), ileride bu işin daha çok karışıklıklara sebebiyet vereceğini, daha çok mahzurlar çıkaracağını düşünerek, istişâre (eshâbın büyükleri ve âlimlerinden oluşan danışma) meclisini topladı.  Meseleyi izah ederek bir tarih ve takvim başlangıcı tesbit edilmesini istedi.

O tarihte dünyada kullanılmakta olan muhtelif millet ve inançlara mahsus takvimlerden birisinin kullanılmasına dair tekliflerde bulunanlar oldu, ancak bu tekliflerin hiç biri “İslâmî  (Kur’ân’da ve Rasûlüllah’ın uygulamalarında örneği) olmadığı için” kabul görmedi.

Daha sonra, Rasûlüllah’ın (s.a.v.) ifadeleri ile “İlim şehrinin kapısı ” makâmının sâhibi ve eshâbın en âlimi bulunan Hazreti Ali kerremAllahü vecheh: “Rasûlüllah’ın (s.a.v.) Mekke’den  Medine’ye yaptığı tarihî hicretinin, takvim yılı başlangıcı olmasını” teklif etti.

Bu teklif, heyette bulunanlar tarafından ittifakla kabul edildi. Ancak küçük bir değişiklik yapılarak mer’iyete (yürürlüğe) konuldu. 

Şöyle ki; Rasûlüllah’ın (s.a.v.) hicreti, 12 Rebîülevvel, miladî 622 senesinde vukû bulmuştu. Araplar arasında ise, sene başı, Muharrem ayının biri olarak kabul edilegelirdi.  Bu hususta kolayca intibâkı (uyumu) sağlamak için, yeni kabul edilen hicret takvimi yılının başı, o senenin Muharrem ayının biri olarak kabul edildi.  Böylece, 1 Muharrem miladî 622 senesi, Hicrî birinci senenin başlangıcı oldu. İslâm âlemi de kendi takvimine kavuşmuş oldu.

Hicret ve İfade Ettiği Mânâlar

Hicret kelimesi, bir memleketten başka bir memlekete göç etmek demektir.

Âhir zaman Peygamberi Muhammed aleyhisselâm’ın doğup büyüdüğü, nübüvvet ve risâlet (Peygamberlik) vazifesi ile görevlendirildiği Mekke-i Mükerreme’den Medîne-i Münevvere’ye göç etmesine alem (özel isim) olmuş bir kelimedir.

Bir yerden başka bir yere göç etmek manâsına gelen Hicret, kötü şartlardan kaçış deðil; Islâm’ın hükümlerini yaşatacak ve yaşayacak yeni şartların ve mekanların aranışıdır. 

Hicret, Islâm tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bir başka mânası ile Hicret, Islâm’ın sabırdan harekete geçişi demektir ve Islâm tarihinin en mühim hâdiselerinden biri, belki de en büyüðüdür.

Çünki, Peygamber (s.a.v.)’in Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicretiyle Islâm tarihinde yepyeni bir dönem başlamış, Mekke'li müşriklerin baskı, eziyet ve işkencelerine ma’ruz kalan Müslümanlar, Hicret sayesinde güvenli bir ortama ulaşmışlar, güçlenmişler ve Allah’ın son Peygamberi Muhammed aleyhisselâm’ın önderliðinde kendi varlıklarını bütün dünya’ya ilân ve kabul ettirmişlerdir.

Yüce Allah (c.c.);  îmanları uðruna yurtlarını terk eden Mekke’li muhâcir mü’minleri ve onlara yardım eden Medine’li Ensâr’ı  Kur’ân-i Kerim’de Enfal Sûresinin 74’üncü âyet-i kerimesinde; “Iman edip hicret eden ve Allah yolunda cihâd edenler ile (Mekke’den Medine’ye hicret edenleri) barındırıp (onlara) yardım eden (ensâr, Medine’li Müslümanlar) var ya; işte onlar hakîkî mü’minlerdir. Onlar için bir baðışlanma ve bol bir rızık vardır.”  buyurarak övmektedir.

Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) göre hicret  ve muhâcir: “Hakiki  (gerçek) hicret, kötülükleri  terk etmektir. Hakiki muhâcir, Allah'ın yasakladıðı şeylerden kaçan, onları terk eden  kimsedir.”   

Ne mutlu, Allah’ın yasakladıðı şeylerden kaçınıp nefsinin kötü isteklerini firenleyerek her an hicret hâlinde bulunan ve muhâcir sevâbına nâil olabilenlere….

 Muharrem-i şerif  ayı  ve 1436. Hicrî  yılınız mübârek olsun.Yeni yıl, insanlık âleminin  hidâyet, huzur,  selâmet ve saâdetine vesîle olsun inşâAllah…