Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD)’ın Brüksel’den sonraki ikinci yurt dışı temsilciliği olan TUSIAD-US bu yıl 10. kuruluş yıldönümünü kutluyor. 1999 yılında Washington DC’ye gelerek TUSIAD-US ofisinin kuruluş çalışmalarını yürüten ve o tarihten beri TUSIAD-US Başkanlığı görevini başarıyla sürdüren Abdullah Akyüz ile TUSIAD-US’in hedeflerini ve faaliyetlerini konuştuk.

Kayseri doğumlu Abdullah Akyüz, Galatasaray Lisesi ve Mülkiye’nin ardından eğitimine University of California-Davis’de ekonomi yüksek lisansı ile devam etmiş, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ile İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) gibi önemli kurumlarda görev yapmış. İMKB’de Başkan Yardımcısı olarak çalıştığı dönemde TÜSİAD’dan gelen teklifi kabul ederek, iş yaşamına farklı bir yön vermiş ve TUSIAD-US’in bir profesyoneli olarak başkanlık göreviyle Washington DC’de yaşamaya başlamış.

Bir dönem Yeni Binyıl Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapmasının yanında, ekonomi, dış politika, Türk-Amerikan ilişkileri, sivil toplum örgütleri ve sermaye piyasaları konularında çeşitli gazete ve dergilerde yazıları bulunan Akyüz’e, TUSIAD-US’in yanısıra son dönemde ABD ekonomisinde yaşananları ve Türkiye - ABD ilişkilerini de sorduk.

TURKISHNY: TUSIAD-US’in vizyonu nedir?
Abdullah Akyüz: TUSIAD-US’ten önce, kısaca TÜSİAD’dan bahsetmek istiyorum. TÜSİAD, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu ekonomik, siyasi ve sosyal meseleler karşısında Türk iş dünyası adına pozisyonlar ve politika seçenekleri üreten bir sivil toplum kuruluşudur. Üyelik, tamamen gönüllülük esasına dayanır. Bu misyonunu yerine getirirken, yayınlar yapar, toplantılar düzenler, Hükümet yetkilileriyle ve bürokratlarla görüşür. Doğru bulduğu politika seçeneklerini kamuoyuyla ve ülkenin yöneticileriyle paylaşır. Üyelerine hizmet verme ve iş geliştirme anlamında fazla bir faaliyeti yoktur.

TUSIAD-US, bu misyonun ABD’ye taşınması amacıyla kurulmuştur. Asıl amacı, ABD’deki politika yapıcılarla ve kanaat önderleri ile iletişim kurarak, bir özel sektör sivil toplum örgütü olarak Türkiye ve Türk-Amerikan ilişkilerine ilişkin görüşlerini paylaşmaktır. Bu anlamda, paylaştığımız görüşler Türk-Amerikan ilişkilerinin her alanda geliştirilmesi, çeşitlendirilmesi ve derinleştirilmesine yöneliktir. Bu çerçevede, öncelikli hedeflerimizden birisi ABD ve Türkiye arasında çok güdük kalmış olan ekonomik ilişkileri geliştirmektir.

TURKISHNY: TUSIAD- US’in çalışma alanı nedir? Ne tür etkinlikler yapıyorsunuz?
Abdullah Akyüz: TUSIAD-US, yukarıda belirttiğim vizyon ve misyon çerçevesinde, Amerika ve Türkiye arasında bir özel sektör ve sivil toplum örgütü olarak iletişimi sağlamak bağlamında genis yelpazede pek çok aktivite yurütüyor. Toplantılar düzenliyor, yayınlar dağıtıyor, basın bültenleri dağıtıyor, Yönetim, Kongre, medya, think-tank ve iş dünyası temsilcileriyle birebir görüşmeler gerçekleştiriyor. İki ulkeyi ilgilendiren konularda hazırladığı özel dosyalar var. Brookings Institution ile ortak programlarımız var. Council on Foreign Relations üyesiyiz. Türkiye’den buraya, buradan Türkiye’ye heyetler götürüyoruz. Haftalık olarak, ABD’ye yönelik hazırladığımız “Selected News on Turkey” bülteni var. Türkiye’ye yönelik yayınladığımız “ABD Gündemi” adlı bültenimiz var. Türkiye’yi tanıtmaya yönelik birçok alanda sponsorluklarımız var. www.tusiad.us adresindeki web sitemizde etkinliklerimizle ilgili duyurulara ve haberlere yer veriyoruz.

TURKISHNY: TUSIAD- US’in kısa ve uzun vadede hedefleri nelerdir?
Abdullah Akyüz: TUSIAD-US’in 4 temel hedefi bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Türk-Amerikan ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde ve karşılıklı menfaatler doğrultusunda gelişmesine katkıda bulunmak. İkincisi, ABD’nin Türkiye’nin AB sürecine desteğinin artarak sürmesini sağlamak için çalışmalar yürütmek. Üçüncü hedefi, Ermeni Soykırımı tasarısı gibi, bu ikili ilişkiye büyük zarar verecek bir tasarının Kongre’den geçmesine engel olmak. Nihayet, dördüncü ana hedef ise iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin yoğunlaşması için her türlü kanalda aktif olmaktır. Ekonomik ilişkiler arttığında, siyasi konularda da, lobi konusunda da daha rahatlayacağımızı biliyoruz.

TURKISHNY: TUSIAD-US, Türkiye – ABD ilişkilerine nasıl bir katkı sağlıyor?
Abdullah Akyüz: Bildiğiniz gibi, Hükümet dışı aktörlerin, sivil toplum kuruluşlarının politikadaki ağırlıkları giderek artıyor. Bu anlamda, bir sivil toplum örgütü olarak bu ikili ilişkiye ve sürece önemli bir katkı yaptığımızı düşünüyoruz. İki ülkedeki iç dinamiklerin iki toplum icinde de doğru anlaşılması ve yorumlanması için üstlendiği bir sözcülük misyonumuz var. Bilgilendirme toplantılarının ve çeşitli konulardaki rapor ve basın bildirilerinin altında bu misyona olan inanç yatıyor. Bir tür resmi olmayan bir iletişim kanalı vazifesi görüyoruz. Ayrıca TUSIAD US’in her iki ülkede de politik ve ekonomik aktörlerle olan düzenli iletişim ve bilgi aktarımı göz önüne alındığında TUSIAD US’in iki ülke arasındaki ilişkilerdeki rolü daha net anlaşılabilir.

TURKISHNY: Türkiye -ABD ilişkilerinin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Abdullah Akyüz: Bu soruyu Türkiye-ABD ilişkilerinin cok yönlülüğünü göz önüne alarak değerlendirmek gerekli. Türkiye-ABD ilişkilerini yalnızca güvenlik çıkarları çerçevesinde değerlendirmek yanlış fakat burada ilişkinin tüm dinamiklerine değinmek mümkün değil. 1 Mart tezkeresi sonrasında Türk-Amerikan ilişkileri sıkıntılı bir döneme girmişti, fakat şimdi bu dönem atlatıldı sayılır. Bunun en önemli örneği 5 Kasım 2007’de gerçekleşen Bush-Erdoğan görüşmesinin ardından gelen gelişmeler. Türkiye’nin PKK’ya karşı savaşında ABD’nin tam destek vermesi ilişkilerin çalkantılı döneminin aşıldığına bir örnek. Fakat asıl önemli olan Amerika’ya karşı tüm dünyada duyulan şüpheninin Türk halkı arasında da yoğun olarak hissedilmesi. Yeni gelen ABD başkanı Turkiye’de ABD’ye dair var olan toplumsal algıyı farklı bir noktaya çekebilir. ABD’nin ilgi alanında Türkiye’nin içinde yer aldığı bölge büyük bir yer tutmaktadır. Terörizmle savaş, İran, Irak, Afganistan ve Pakistan, artık önemi tekrar anlaşılan Rusya, alternatif enerji kaynakları, İsrail, Orta-Doğu barış süreci. Bütün bu konular, Türkiye ile ABD’nin ortak bir çok çıkarı olduğunu ve birlikte çalışmaları gerektiğini göstermektedir. Zaman zaman ilişkide sorunlar yaşansa da, bu ortak menfaatlerin ilişkinin uzun vadede yolunda gitmesi icin gerekli ortamı sağladığını düşünüyorum.

TURKISHNY: Turkish Coalition işbirliğiyle yürüttüğünüz ögrencilere staj imkanı sunan bir proje var, projeden nasıl sonuçlar aldınız?
Abdullah Akyüz: TUSIAD-US beş yıldır bu programı düzenliyor ve bu sene ilk kez TCA’la birlikte calıştık. Gayet verimli ve başarılı bir işbirliği oldu. Bu sene Amerikan Kongre’sinde on genç Türk-Amerikalı’ya staj imkanı sağladık. Her kuruluş beş stajyer destekledi. Programın amaçı genç Türk-Amerkalıları Washington’un politik sistemi ile tanıştırmak, onların kariyer seçiminde yardımcı olmak ve gelecekte bu gençlerin Amerikan politik sisteminde aktif olarak çalışmaları için bir teşvik ve bilgilenme ortamı sağlamaktır. Bugüne kadar toplam 35 civarında Türk-Amerikalı gence bu imkanı sağladık. Bu gençlerden bazılarının, gelecekte, yerel veya ulusal düzeyde aktif politikacı olacaklarına eminim.

TURKISHNY: Amerikan’da yaşanan ekonomik krizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Abdullah Akyüz: ABD ekonomisinde 2007 yazında başlayan ve yarım yüzyıldır görülen en ciddi kriz olarak tanımlanan kasırga, Fannie Mae ve Freddie Mac’in kurtarılmasını takiben, geçtiğimiz haftalarda ülkenin en büyük yatırım bankalarından Lehman Brothers’ın iflası ve dünyanın en büyük sigorta şirketi AIG’nin devletin enjekte ettiği fonlarla ayakta tutulmasına rağmen piyasaların tam anlamıyla yatışmamasıyla birlikte yeni bir safhaya girmişti. Bankaların aktiflerindeki çürük alacakların kamu tarafından devralınmasını içeren 700 milyar dolarlık paket piyasaları şu an için yatıştırmış görünüyor. Bireysel operasyonlarla çürük elmaları ayıklama işlemi yaraya merhem olmayınca, Bush yönetimi, güven bunalımını aşmak için, sistemin bütününe yönelik daha kapsamlı bir paketi devreye sokmak zorunda kaldı. Ama, bu paketin etkisinin ne kadar kalıcı olacağı tam olarak kestirilemiyor. Nitekim, borsa endekslerine baktığınız zaman panik havasının henüz geçmediği görülüyor.

Bu krize nasıl gelindi? Son gelişmelerle iyice derinleşen krizin temel sorumlularından birisi olarak ABD Merkez Bankası (FED)’nın geçmiş politikaları gösteriliyor. Greenspan döneminde, FED büyümekte olan ekonomiye hiç müdahale etmezken, kriz döneminde, faizleri düşürerek ekonomiyi canlandırma görevini üstleniyordu. Düşük faizlerle yaratılan para bolluğu, kredi yeter koşullarının neredeyse tümüyle kalkması ve yüksek riskli kredilerin (sub-prime credit) toplama oranının artması emlak fiyatlarında bir balon oluşmasına yol açtı. Bu krediler, dar gelirli ve hatta işsiz insanların konut piyasasına girmesine veya insanların imkanlarının üzerinde konutlara yatırım yapmalarına yol açtı. Bunun sonucu olarak da emlak talebi ve fiyatları hızla yükseldi. Sonunda, bu balonun sönmeye başlaması krizi tetikleyen unsur oldu. Kredi ödemelerindeki geri dönüşün sekteye uğraması, teminat olarak gösterilen evlerin fiyatlarının düşmesi ve piyasadaki riskler dolayısıyla kredi maliyetlerinin artması Fannie Mae ve Freddie Mac gibi gayrımenkul finansmanının temel kurumlarını ciddi bir darboğaza düşürdü.

Amerikan finansal kuruluşlarının iş yapma biçimleri, yaşanan krizin bir başka nedeni. Son yıllarda, yatırım bankaları, geleneksel hizmet alanları olan müşterilerine komisyon karşılığı aracılık hizmeti vermenin ötesine geçerek, kendi nam ve hesaplarına yatırım yapmaya ve riskler almaya başladılar. “Kaldıraç” etkisinden yararlannak amacıyla ciddi tutarda borçlar alıp büyük kazançlar elde etmeyi hedeflediler. Bu bankaların yöneticileri ve uzmanlarına verilen büyük primler, alınan risklerin boyutunu daha da artırdı. Piyasalar yukarı yönlü iken bu kuruluşlara ve çalışanlarına büyük kazançlar sağlayan bu riskli işlemler, piyasaların tersine döndüğü bugünkü ortamda büyük çöküşlere neden olmaya başladı.

Bütün bunlara ilaveten, bankaların ve AIG gibi diğer finansal şirketlerin aldıkları finansal riskler artar ve karmaşıklaşırken, piyasa gözetimi ve denetimi yapmak durumunda olan SEC, FED ve Hazine gibi kamu kurumlarının kısmen mevzuattan, kısmen de organizasyonel yapılarından kaynaklanan zaafları yanısıra kullanılan türev enstrümanların karmaşık yapıları da gerekli önlemlerin zamanında alınmasına ve risklerin giderilmesine engel oldu.

TURKISHNY: Bu krizin ABD ekonomisi üzerinde etkileri ve bu etkilerin Türkiye’ye yansımaları nasıl olacak?
Abdullah Akyüz: Yaşanan krizin, bu kurumların batmasından dolayı doğrudan olumsuz etkilenenlerin çok ötesinde, geniş kitleleri ilgilendiren boyutları var. Batan bankalarla gelen işsizlik yanısıra krizin piyasalarda yarattığı güven bunalımı ABD’de ve dünyanın her tarafında sıradan insanları da etkileyecek. Sorun, hisse fiyatlarının düşmesinde değil, kredi piyasasının daralmasında, hatta şu an için donmuş olmasında. Dolayısıyla, reel ekonomide de daralma bekleniyor ve bu ABD ile sınırlı kalmayacak. İMF Başkanı, kriz nedeniyle 2008 yılı global büyüme oranının %4 civarında kalacağını, 2009 yılına ilişkin daha olumlu beklentilerin ise son gelişmeler ışığında riske girdiğine işaret etti. Küresel daralma, birçok ülkede büyümenin düşmesine ve işsizliğin artmasına yol açacak. ABD’deki daralmanın Çin ve Hindistan gibi ülkelerdeki büyümeyle telafi edileceği yönündeki beklentinin bir hayal olduğu artık iyice anlaşılmış durumda. Kredi piyasasının daraldığı, kurumların birbirine güveninin azaldığı bir dönemde gelişmekte olan ülkelere yönelmiş finansal fonlardaki düşüş devam edecek. Bu konu, Türkiye gibi cari açığını ve büyümesini yabancı kaynaklarla finanse etmek durumundaki ekonomiler için hayati önemde. Ayrıca, ihracattaki olası düşüş büyüme hızının yavaşlamasını daha da artıracak. Bu daralmanın bir olumlu etkisi, büyümenin azalması ve düşen talep nedeniyle petrol ve hammadde fiyatlarının aşağı yönlü bir seyir izlemesi olacak. Ayrıca, hem büyümedeki yavaşlama, hem de hammadde fiyatlarındaki düşüş, birçok ülkede yaşanan enflasyon baskısının bir ölçüde kontrol altına alınmasına da imkan verecek. Bunca olumsuzluk içerisinde bunları bir teselli gibi görmekte fayda var!

ABD finansal sisteminde yaşanan kriz birçok soruyu da beraberinde getiriyor. Serbest piyasa ekonomisinin beşiği konumundaki bir ülkede bu kadar yoğun “kamu müdahaleleri” ve “devletleştirmeler”in yaşanması, sürekli olarak piyasa sistemini yücelten Bush Yönetimi açısından büyük bir fiyasko ve çifte standart olarak yorumlanıyor. Diğer yandan, kıta Avrupa’sında yaygın olan “evrensel bankacılık” sisteminin bu krizi çok daha hafif atlatırken, piyasalara dayanan ABD’nin büyük yara alması, “yatırım bankacılığı” sektöründe çok ciddi bir revizyona gidileceği ve hatta yatırım bankacılığının sonunun geldiği şeklindeki yorumları artırdı. Açık olan şu ki, serbest piyasa sistemi ciddi bir kriz yaşıyor ve ufukta yeni önlemler ve yapılanmalar görünüyor!

TURKISHNY: Amerika’da yakında bir başkanlık seçimi var, adayları Türkiye’ye yaklaşımları açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Abdullah Akyüz: Türkiye hiçbir başkan adayının gündeminde ayrı bir başlık olarak yer almıyor ancak adayların dış politika danışmanları arasında Türkiye önemli bir gündem maddesi. Obama başkanlığında bir Amerikan yönetiminin Türkiye’de demokrası, insan hakları ve Kürt meselesi alanındaki gelişmeleri çok daha yakından takip etmesi ve daha kararlı vurgular yapması beklenmeli. Obama seçim kampanyası sırasında “Ermeni Soykırımı”nı tanıyacağını ifade etti fakat tarihsel deneyim gösteriyor ki Amerikan başkanları seçim kampanyaları sırasında bu tür sözler vermekteler ama yönetime geldiklerinde farklı dinamiklerle karşılaştıkları için Kongre’nin bu yöndeki çabalarını frenlemekteler. Obama’nın da bu konuda istisna olmasını beklemiyorum. Obama yönetime geldiği takdirde diyaloğa açık tavrı ile Türkiye’nin iç ve dış politikadaki hassasiyetlerine önem vereceği beklenebilir, fakat aynı oranda Türkiye’den daha somut beklentileri olan bir Amerikan yönetimi göreceğiz. Türkiye özelinde her iki aday benzer görüşlere sahip. Obama’yi McCain’den ayıran en önemli nokta McCain’in Ermeni meselesindeki tutumu. McCain 1915’te olanların soykırım olmadığını söylüyor. McCain’in Irak’tan çıkışın zaman yayılarak ve istikrarı bozmayacak şekilde yapılmasını savunması Ankara açısından McCain’i daha cazip kılıyor. Türkiye’nın AB üyeliği, transatlantik diyaloğun canlandırılması ve Kıbrıs gibi konularda her iki aday da benzer görüşleri savunmakta. Kısaca, kim başkan olursa olsun, daha önce bahsettiğim önemli ortak gündem maddeleri nedeniyle, ikili iliskinin omurgasında bir değişiklik olması beklenmemelidir.

TURKISHNY: Sözde Ermeni Soykırımının karşısında TUSIAD US olarak ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?
Abdullah Akyüz: Bu konuda yıllardır sürekli olarak yaptığımız çalışma, Kongre üyelerinin ve yardımcılarının bilgilendirilmesi ve söz konusu tasarılar gündeme geldiğinde gerek yüz yüze görüşmelerle, gönderdiğimiz mektuplarla, gerekse üyelerimiz ve onların Amerikalı iş ortakları kanalıyla Kongre üyelerine bu tür bir tasarının Türk-Amerikan ilişkilerine vereceği zararın anlatılmasıdır. TÜSİAD Başkan ve üyeleri ABD’ye her geldiğinde, Kongre’de yaptığımız temaslarda bu konu hep işlenir. Bu senenin Mayıs ayında TUSIAD önemli bir adım daha atarak, geçen sene gündeme gelen H. Res. 106’da ileri sürülen iddiaları yanıtlayan kapsamlı bir raporu İngilizce olarak yayımladı. Adı: “US H. Res. 106: Factual and Legal Deficiencies”. Bu rapor geniş bir şekilde dağıtıldı. Ayrıca bir de konferans yapıldı bu konuyu içeren. Bu sorun, esas olarak Türkiye ile Ermenistan arasında varolan ve bu iki ülkenin diyaloğu ile çözümlenmesi gereken bir konudur. Diyasporalar, ayakları yere basmayan bir şekilde konuyu çarpıtmaktadırlar. Bu nedenle, son aylarda Türkiye ile Ermenistan arasında gördüğümüz diyalog ortamını çok olumlu buluyor ve destekliyoruz.

TURKISHNY: Türkiye’nin ABD’de yürüttüğü lobi faaliyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Abdullah Akyüz: Bildiginiz gibi ABD’de siyasi mekanizmalar lobicilik faaliyetinin üzerine inşa ediliyor. Alınan her kararın ardında aktif bir lobicilik faaliyeti var. Washington’da 120 binden fazla lobici ve 8 binin üzerinde lobi şirketi var. Baskı grupları siyasi süreci profesyonel lobicilere ödediği yüzbinlerce dolar aracılığıyla şekillendiriyor. Türkiye’nin lobicilik faaliyetine ayırdığı bütçe ise oldukça kısıtlı ve özel sektör de dahil olmak üzere yılda 3.5 milyon dolar civarında. Bu, çok düşük bir bütçedir ve artırılması gerekir. Fakat bütçenin büyüklüğü kadar lobicilik faaliyetine bakış açısında da yapılması gereken değişiklikler var. Öncelikle lobiciliğe dönemsel bakmak, kriz anında birşeylerin çözümü için bu faaliyete girişmek uzun vadede etkili sonuçlar doğurmuyor. Uzun vadeli stratejiler geliştirerek konuya tutarlılık içerisinde bakmamız gerek. ABD’deki Türklerin sayısının kısıtlı olması, olanların da Amerikan siyasi mekanizmalarına pek girmemeleri işimizi zorlaştıran bir başka unsur.

Yukarıda bahsettiğim Kongre’deki staj programıyla, Türk-Amerikalı gençlerin Amerikan siyaset sahnesine girmesi için bir teşvik ortamı yaratmaya çalışıyoruz. Tabii lobicilik faaliyetinde karşılıklı ekonomik ilişkiler de önemli. ABD ile Türkiye arasındaki ticaret ve yatırım hacminin düşük olması ABD’deki Türk lobicilik faaliyetlerini sekteye uğratan başka bir unsur. Ama bütün bunların ötesinde öncelikle yapılması gereken Türkiye’nin kendi demokratikleşme ve ekonomik büyüme sürecine ivme kazandırması. Yalnızca lobi şirketlerine muazzam miktarda paralar aktararak bu sürece etkili bir şekilde katılamazsınız. Savunulan değerlerin ve bunu yapan aktörün meşruiyeti de önemlidir. Bir yandan lobicilik faaliyetlerini daha verimli hale getirmeye çalışırken, asıl çabayı, Türkiye’nin küresel, çağdaş, demokratik ve gelir düzeyi yüksek bir noktaya gelmesi için göstermeliyiz diye düşünüyorum.

TURKISHNY: ABD'nin başkanlık seçimleri, ekonomik kriz, Ortadoğu gibi önemli gündemleri olduğu bir dönemde değerlendirmelerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. TUSIAD US'in çalışmalarında başarılar dileriz.