Türkiye, son dört yılldır yürüttüğü yoğun bir kampanya süreci sonunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğine seçildi... Konsey üyesi olarak 2 yıl boyunca bu prestijli görevi üsteleneceğiz. Bu kampanyanın yürütücülerinden biri de Türkiye’nin BM Daimi Temsiciliği yardımcısı olarak görev yapan Fazlı Çorman... 47 yıl sonra seçildiğimiz bu görevi, seçim sürecini ve Türkiye’yi Güvenlik Konseyi içinde bundan sonraki dönemde hangi kararların beklediğini Fazlı Çorman’la konuştuk. New York’taki görevinden önce Irak Özel Temsilci Yardımcılığı ve Kanada Büyükelçiliği Müsteşarlığı görevlerinde bulunan Fazlı Çorman, BM Güvenlik Konseyi’nin yanı sıra Türkiye’nin dış politikası ile ilgili gündemdeki sıcak konulara ilişkin değerlendirmelerini de bizimle paylaştı.

TURKISHNY: BM güvenlik konseyi geçici üyeliği için Türkiye yoğun bir kampanya yürüttü, ve 151 ülkeden oy alarak 47 yıl sonra tekrar BM güvenlik konseyi üyesi oldu. Bu süreçten bahseder misiniz?

FAZLI ÇORMAN: Türkiye'nin BM güvenlik Konseyi üyeliği'ne adaylığı 4 yılı aşan uzun bir süreç, ben bu sürecin sadece son bir yılını yakından izledim ve mütevazi katkıda bulunabildim. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğine seçilmek son yıllarda daha zor ve uzun bir süreç haline geldi, öyle ki Konseye seçilmek isteyen üyeler adaylıklarını 10 yıl-15 yıl önceden ilan ediyorlar.

Türkiye, adaylık süresince çok kapsamlı bir kampanya yürüttü, Birleşmiş Milletler bünyesinde ve bazıları kamuoyu önünde gerçekleşen bir çok görüşme oldu. Kampanyamız süresince en önemli çabayı, BM nezdinde daimi temsilciler ve mensupları üzerinde gösterdik, bunlarla yürüttüğümüz görüşmelere ve birebir ilişkilere önem verdik ve bu bağlamda yakın ilişkiler kurduk.

Birleşmiş Milletler'de temsil edilen bütün ülkelerin temsilcileriyle şahsi ilişkiler kurduk ve her seviyede ilişkilerimizi güçlendirdik, Başta Daimi Temsilcimiz Büyükelçi Baki İlkin olmak üzere, Türkiye Daimi Temsilciği'nde görev yapan her kademeden ekip üyelerimiz bu konuda çok yoğun ve özel çaba gösterdi.

TURKISHNY: Türkiye'nin Güvenlik Konseyi üyeliğine seçilmesinde bu kampanyanın hangi unsurları etkili oldu?

FAZLI ÇORMAN: Adaylığımızı ilan ettiğimiz günden bu yana yürüttüğümüz kampanyada yaşanan 4 yıllık süreçte, kampanyamızın her bir parçasının bütünü tamamladığını ve sonuç olarak Türkiye'ye üyeliği getirdiğini düşünüyorum. Yaptığımız çalışmaların çok yönlü olması ve hepsini birden yaptığımız için 151 oy gibi başarılı bir sonuç aldık. Türkiye'nin son dönemde bölgesindeki etkinliği ve bölgesel sorunların çözümünde olumlu platformlar oluşturulmasında yaptığı katkıların öne çıkması da Güvenlik Konseyi'nde yer alan 15 üyeden biri olmamızda etkili oldu. Coğrafi konumumuz itibariyle olan avantajlarımızı kullanmamızın yanı sıra diğer avantajlarımızı da öne çıkardık. Kampayamızın en büyük özelliği argümanlarımızın çok çeşitli olması idi. Dünya barışına yaptığımız katkılar, giderek daha fazla yardım veren bir ülke olmamız, bölgemizde bir istikrar unsuru olmamız, doğu ile batı arasında; İslam dünyası ile Hristiyan ve Musevi dünyası arasında bir anlayış köprüsü konumunda olmamız gibi özelliklerimizi öne çıkardık ve diğer açılardan da Türkiye'nin ekonomik gücünün günden güne yükseldiğini, demokratik gelişim konusunda başarılı bir modelimiz olduğu ve bölgemizde bir demokrasi simgesi haline geldiğimizi vurguladık. Diplomatik alanda attığımız yeni adımları ve giriştiğimiz inisiyatifleri da saydığımızda Türkiye'nin adaylık gerekçelerinin hakikaten çok yönlü olduğu öne çıktı, sonucunda da yüksek bir oy alarak seçilmemiz mümkün oldu. Avusturya gibi AB desteğine sahip ve geçmiste insani yardımlarıyla öne çıkmış bir ülkeden daha fazla oy almamızın, bizim kampanyamızın daha geniş bir çerçeveye oturtulmasından ve dünyanın her bölgesine hitap edecek çalışmalar yapmamızdan kaynaklandığı düşünüyorum. Kampanya süresince hiç bir konuyu göz ardı etmedik, bu konu biz ilgilendirmiyor demeden her alanda yaptığımız bir katkı olması için çaba harcadık. Kampanyamız süresince "yapacağız" yerine "yaptık"demeyi tercih ettik, bize katkıda bulunacak çalışmaları sadece tamamladıktan sonra açıkladık ve öne çıkardık. Meslektaşlarımla yaptığım görüşmelerden kampanyamızı başarılı bulduklarını anladığım bir diğer husus da Türkiye'nin daima dürüst bir kampanya yürütmüş olmasıdır. Dürüstlükle ifade etmek istediğim kampanya süresince aday ülkelerden herhangi birisi hakkında olumsuz bir ifade de bulunmamış olmamız ve kendimizi öne çıkarmak için diğerleri hakkında negatif söylemlerde bulunmamız... Biz sadece kendimizle ilgili konuları konuştuk, neler yaptığımızı anlattık. Rakiplerimiz hakkında her hangi bir söz etmedik.

Birleşmiş Milletler bir kültürler yumağı ve bu kültürler arasında bu tür tavırlara özellikle çok değer veren kültürler de var. Örneğin doğu ülkelerinde ve İslam dünyasında bu yaklaşımımızın daha çok prim yaptığını gördük, küçük ülkelerden, ada ülkelerinden ve azgelişmiş ülkelerden kampanyamızın pozitif yönünden dolayı takdir gördük, çok sayıda tebrik aldık.

TURKISHNY: BM Güvenlik Konseyi üyeliğinin Türkiye'ye avantajları neler olacak?

FAZLI ÇORMAN: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi öncelikle prestijli bir konum, Şimdiye kadar Konseyde görüşülen konuları açık katılımlı toplantılar ve yapılan açıklamalar ölçüsünde biliyorduk, şimdi Konseyin içinde yer alarak tüm görüşlere ve tartışılanlara tanık olacağız, katılacağız ve kendi görüşlerimizi dile getirebileceğiz…

Ancak diğer taraftan, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi'nde yer alan 15 ülkeden biri olması bütün dünya meselerinde konusunda herşeyi değiştirmeye gücü olması anlamına gelmiyor, Güvenlik Konseyi'nde kararlar mümkün olduğunca tarafsız ve sorumluluk bilinciyle tartışılıyor ve alınıyor, biz de büyük beklentilere girmeden kendimize özgü bir ses getireceğiz, dünya meseleri konusunda görüşlerimizi dile getireceğiz, üyeliğimiz süresince elbetteki bölgemizi ve ülkemizi ilgilendiren konular Güvenlik Konseyi'nde bizim bakış açımızın da dahil olduğu bir yaklaşımla ve tüm detaylarıyla tartışılıyor olacak.

Bahsetmek istediğim bir başka avantaj da Güvenlik Konseyi üyeliğimizle birlikte görünürlüğümüzün de artmasıdır. Adaylık sürecinde yürüttüğümüz kampanyanın da Türkiye'nin tanıtımına da katkısı büyük oldu, hatta adaylık kampanyamızın şimdiye kadar Türkiye'nin yaptığı en güzel tanıtım kampanyalarından biri oldu da diyebiliriz. En azından sonuçları itibarıyla bu kampanyanın böyle bir faydası da oldu, dünyanın projeksiyonu bir dönem için Türkiye'ye çevrildi.

TURKISHNY: Türkiye'nin de aday olduğu grupta İzlanda 87 oy alarak seçilemedi, tepkisi ne oldu?

FAZLI ÇORMAN: İzlanda ile kampanyamız sırasında gerçekten dostane bir rekabet içindeydik, İzlandalılarla bir çok konuyu görüşüyorduk, zaman zaman bir araya gelip belli ölçülerde görüş ve bilgi alışverişi ve karşılıklı değerlendirmeler yapıyorduk.

Seçimden bir süre önce yapılan değerlendirmelerde Türkiye'nin seçilmesi büyük bir olasılık olarak görülüyordu, fakat diğer üyenin Avusturya mı İzlanda mı olacağı konusunda görüşler ikiye ayrılıyordu. Güvenlik Konseyi'nde Daimi Üye olarak AB ülkelerinin bulunması nedeniyle konseyde Avrupa Birliği'nin zaten temsil ediliyor olduğu görüşü ve özellikle küçük ve uzak ülkelerin örneğin G - 77 ülkelerinin coğunluğunun İzlanda'ya sempati duyması Avusturya’ya nazaran İzlanda’nın şansını arttıran faktörlerdi.

İzlanda'nın da çok başarılı bir kampanya yürüttüğünü düşünüyorum. Nordik ülkelerin desteği arkasındaydı, küçük bir ada ülkesi olması nedeniyle ada ülkelerinin sempatisi üzerlerindeydi ve son günlere kadar iddialarını korudular. Fakat seçimden kısa süre önce İzlanda'nın önde gelen isimlerinin bir biri ardına sağlık problemlerinin ortaya çıkması ve daha da önemlisi ekonomik krizden Türkiye ve Avusturya'ya göre çok daha fazla etkilenmeleri İzlanda'nın adaylıktaki gücünü zayıflattı.

İzlandalılar seçim sonrasında kendileriyle yaptığımız görüşmelerde seçilememelerindeki en önemli etkenin ekonomik krizin yansımaları olduğunu düşündüklerini söylediler. Bizim kampanyamızdan övgüyle sözettiler ve içtenlikle tebrik ettiler. Hiçbir ülke bu kadar uzun süre çaba gösterdiği böyle bir kampanyadan bu sonucu almak istemez, onun burukluğu vardı elbette.

TURKISHNY: Üyelik sürecinde daha önce ilişkilerimizin olmadığı bir çok ülke ile yakın ilişkiler kuruldu, bu ilişkilerin bundan sonraki dönemde Türk dış politikasına nasıl etkileri olacak?

FAZLI ÇORMAN: Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyine adaylık sürecinde yürüttüğümüz kampanya ile bir çok açılıma da adım atmış olduk. Bu açılımlar Türkiye'nin birer kazancı olmuştur. BMGK üyeliğimiz 2 yıl sürecek ve 2 yıl ülkelerin hayatları içinde çok kısa bir süre... Bu süre içinde prestijli bir görev yapacağız ve sonra yeni seçilecek başka bir üye ülkeye görevimizi devredeceğiz. Ama Türkiye'nin bu kampanya süresince kazandığı dostluklar, kurduğumuz yeni ilişki ağları gerçek ve kalıcı kazanımlarımız olacaktır. Bu kazanımları almaya başladığımızı da görüyoruz, daha önce hiç ilişkimizin olmadığı pasifik ülkelerinde, Afrika ülkelerinde, Türk işadamlarını görüyoruz, gerçekten daha önce bilmediğimiz bölgelerde de diplomasi yapabileceğimiz, diplomasi yaparken de ticaret yapabileceğimiz, ortak projelere imza atabileceğimiz bir çok yeni muhatabımız ortaya çıkmıştır. Bunlar Türkiye'nin gerçek gücünü, dünya ölçeğinde bir ülke olma niteliğini tam anlamıyla vurgulayan unsurlar olmuştur.

Türkiye dünyanın en önemli 15-20 ülkesi içindedir, bu uzmanlar tarafından çeşitli açılardan kabul edilmekle birlikte, dünya kamuoyunda bu yerimizin tam anlamıyla algılandığını söyleyemeyiz. Ama Güvenlik Konseyi adaylık sürecimiz, kampanyamız ve sonuçta da üyeliğe seçilmemiz, edindiğimiz yeni ilişkiler ağıyla Türkiye küresel anlamda dha iyi bilinen ve kabul edilen bir ülke haline gelmiştir. Yeni kurduğumuz bu ilişkilerin bizim için çok önemli olduğunu, kurduğumuz ilişkilerin sadece kampanya için olmadığını hep vurguladık. Önümüzdeki dönemde bu ülkelerle ilişkilerimizi çok yönlü olarak geliştireceğiz. Bu çerçevede adaylık sürecimizde Türkiye'nin 10 yeni Afrika ülkesinde daha büyükelçilik açacağını açıklamıştık. Bu ülkeler Tanzanya, Gana, Mozambik, Madagaskar, Fildişi Sahili, Kamerun, Angola, Mali, Nijer ve Çad’dır. Bu ülkelerde büyükelçilik açmak yolunda ilk adımları attık, devamı da en kısa sürede gelecek.

Kampanyamız sırasında bazı ülkelerle başlattığımız ve bir kısmı uzun süreli somut projeler de var. Örneğin Samoa’nın ekmek ağacında biyo-yakıt üretme projesine katkıda bulunduk, Mikronezya da yağmurdan içme suyu üretme projesine katıldık, Benin’de göçmen gelirleri gözlemevi inşa ettiriyoruz, Kamboçya’da köy yolu, Tuvalu’da hükümet binası inşa ettirdik. Bunlar somut ve kalıcı projelerden bazıları.

TURKISHNY: Güvenlik Konseyi daimi üyelerinden ve BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'dan seçim sonrası nasıl mesajlar aldınız?

FAZLI ÇORMAN: BM Genel Sekreteri pozisyonu gereği üyeler arasında eşit mesafede olmak durumunda. Genel Sekreterin bir tercihi ya da desteği olamaz. Fakat aldığımız izlenim, başta Genel Sekreter olmak üzere, BM Sekreteryasında da Türkiye'nin Konseye katkılarının büyük olacağının herkes tarafından görüldüğüydü.

Ban Ki Moon, üyeliğe seçilmemiz sonrasında çok içtenlikle tebriklerini iletti. Büyükelçimiz Baki İlkin'in Başbakanımız onuruna Cipriani'de düzenlediği akşam yemeğine katılma jestini göstererek orada yaptığı konuşmada Türkiye'ye Güvenlik Konseyine 'hoşgeldiniz' mesajını da en güzel şekilde verdiğini düşünüyorum.

Daimi üye ülkeler arasında Türkiye'nın üyeliğine sıcak bakmayan kimse yoktu, temaslarımızdan edindiğimiz izlenim bu yöndeydi. Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin arasında centimenlik anlaşması diyebileceğimiz bir yaklaşım var ki herhangi bir geçici üye adyına verilen destek hiç bir zaman kamuoyu önünde gösterilmiyor, ülkeler hangi adayı desteklediklerini seçim öncesinde açıklamıyorlar, ama yaptığımız görüşmelerde 5 daimi üye ülkenin hiç birinin de üye olmamız konusunda olumsuz bir görüşe sahip olduğunu gözlemlemedik, hepsi Türkiye'nin güvenlik konseyi üyeliği yapmayı hakeden bir ülke olduğunu düşünüyorlardı. Amerika'nın da bizim üyeliğimizi desteklediğini biliyorduk, dediğim gibi bu destek resmen açıklanmasa da varolduğu biliniyordu.

TURKISHNY: Türkiye'nin BMGK üyeliğinin Kıbrıs müzakerelerine bir etkisi olacak mı? Türkiye Kıbrıs için Amerika'da nasıl bir lobi çalışması yürütüyor?

FAZLI ÇORMAN: Kıbrıs konusunda şu an içinde bulunduğumuz durum her iki liderin görüşmelerine devam etmesine odaklıdır. Bu süreç Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Özel Temcisilcisinin gözetimi altında yürüyor, bu görüşmeler olumlu bir mecrada yürümekle birlikte, Kıbrıs sorununun çözülmesi yönünde ciddi bir ilerlemeye götürecek mi ilerleyen dönemde göreceğiz, şu anda sadece ümit ediyoruz... İlerleme her iki tarafın çabalarıyla mümkün olacak. Bu sürece bizim BMGK üyeliğimizin etkisi olacak mı diye düşündüğümde, mutlaka belli noktalarda etkisinin olacağını öngörüyorum.

Kıbrıs konusu belirli aralıklarla Güvenlik Konseyi'nin gündemine geliyor, Kıbrıs'taki BM Barış Gücünün görev süresinin uzatılması ile ilgili her 6 ayda bir Genel Sekreterin raporu sunuluyor ve konseyde Barış Gücünün görev süresini uzatan bir karar alınıyor. Bu karar alınırken Kıbrıs'taki durum değerlendiriliyor, bu değerlendirmelerin bir kısmı kamuoyuna yansırken bir kısmı da kapalı oturumlarda görüşülüyor. Bu görüşmeleri şimdiye kadar kamuoyuna yansıyan kadarıyla biliyorduk, şimdi ise oturumlarda bizzat katılımcı olarak yer alacağız ve Kıbrıs konusu da görüşülürken masadaki taraflardan biri olacağız. Esasında biz hep Kıbrıs konusunda çözümün Kıbrıs'taki Türk ve Rum halkları arasında görüşülerek sonuca bağlanacak bir husus olduğunu söylemekteyiz. Bazı gözlemciler geçmişte Güvenlik Konseyi kararlarının bir kısmının Türkiye'yi muhatap alarak alınmış kararlar olduğu düşüncesinden hareketle Türkiye'nin bir ikilem içinde kalacağını düşündüklerini görüyoruz, ama Türkiye ilk defa bu ikilemi yaşayan ülke olmayacak, Konseyde yer alan her ülkenin kendisini doğrudan ilgilendiren ya da taraf olduğu konular Konseyin gündeminde tartışılmıştır, bunun bir çok örneği var, Konseyin iç dinamikleri çerçevesinde bu tür durumlar üyelerin de sorumlu davranışlarıyla bir şekilde aşılıyor ve uzlaşma sağlanıyor.

Türkiye'nin üyeliğiyle birlikte Kıbrıs konusunda Güvenlik Konseyi bugüne kadar belki de edinemediği kadar doğru ve ayrınılı bilgi edinecek, en azından bunu sağlayacağız. Garantör ülke olarak Türkiye, Kıbrıs sorununu başından beri bütün hatlarıyla yakından bilen bir ülkedir ve şimdi bunu bir başka platformda daha anlatabilecek durumdadır. Önümüzdeki iki yıl boyunca konseyde bu konuyu çok iyi bilen her türlü soruya ayrıntısıyla cevap verebilecek bir ülke oturacak. Tabii ki konseyde bulunduğumuz süre boyunca Kıbrıs konusunda bütün kararlar Türkiye'nin görüşlerine uygun alınacak diye bir durum sözkonusu değil, bunu böyle sunmak, böyle bir beklenti içinde olmak gerçekçi olmaz. Ancak şurası kesin ki, şimdiye kadar hiç olmadığı kadar ayrıntı bir şekilde görüşlerimizi diğer ülkelerin dikkatine sunacağız.

TURKISHNY: Türkiye GK üyeliğine seçildikten sonra Hristofyas "üyeliği önlemek için çabaladık" yönünde açıklamalar yaptı, Kıbrıs Rum Kesimi neden bu kadar rahatsız oldu?

FAZLI ÇORMAN: Kıbrıs'ta Türkiye açısından en önemli unsur, halihazırda Kıbrıs Rum Yönetimi'nin bütün Kıbrıs'ı temsil etmeyen bir idare olmasıdır. Kıbrıs'ın bir kesimini Türkler temsil ediyor ve ancak Türkler'de yönetime tam anlamıyla dahil ve ortak olduğunda Kıbrıs bir bütün olarak temsil edilebilecektir. Rum kesiminin adaylığımız süresince rahatsızlığını dile getirmesinin özünde de bu kaygı yatıyor. Türkiye, Rum kesimini tanımıyor ve Türkiye'nin üye olduğu bir Güvenlik Konseyi de Kıbrıs Rum kesimi açısından rahatsızlık verici görünüyor. Adaylık sürecimizde bu rahatsızlıklarını saklamadılar ve aleyhimizde bir kampanya da yürüttüler, ama sanıyorum bu oy veren ülkeleri çok da fazla etkilemedi. Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tutumu giderek daha fazla sayıda dünya ülkesinin desteğini kazanıyor. Özellikle de "Annan Planı"nın Kıbrıs Türk tarafınca kabul edilmesi ve Rum tarafınca da sürpriz bir şekilde son haftalarında yapılan keskin dönüş sonucunda reddedilmesinden sonra Kıbrıs konusunda taşlar tamamen yer değiştirmiş ve kartlar yeniden dağıtılmıştır. Biz de bu süreçten, 2005 yılından sonra Kıbrıs konusunda haklılığımızı dünya nezdinde daha kuvvetli bir şekilde vurgulayabilir biçimde çıkmış olduk.

TURKISHNY: Daha önce Irak Özel Temsilci Yardımcılığı görevinde bulundunuz, Kuzey Irak konusunda bölgedeki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

FAZLI ÇORMAN: New York'tan önceki görev alanım Irak konusundaydı. 2005-2007 yılları arasında Dışişleri Bakanlığımızın Irak politikasından sorumlu biriminde çalıştım ve 2 yıl süresince tamamen Irak konusu ile ilgili görev yaptım. Öyle yoğun bir 2 yıldı ki bundan sonra hayatım hep Irak'la ilgili geçecek gibi geliyordu.

Irak, Türkiye için doğal olarak en önemli konulardan biri ve geçmişte olduğu gibi, ileriye yönelik de başımızı ağrıtabilecek ciddi problemlerden biri olarak dikkatle takip ettiğimiz bir konu. Son dönemlerde Irak'tan gelen olumlu sinyaller sorunlarımızın çözümü açısından ümit verici. Irak'ın bir bütün olarak dünya sahnesinde kalması, kendi içinde nasıl bir iç yönetim biçimi uygularsa uygulasın siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü koruması bizim için hep çok önemliydi. Irak anayasasında federasyon şeklindeki bir düzenleme şu anda var, fakat bu anayasa oyle bir hazırlanmıştır ki bir çok konu muğlak kalmıştır, belirsizliğini korumaktadır. Belirsiz olan konularda nasıl karar alınacağı aslında bu federasyonun ne kadar esnek ya da ne kadar merkeziyetçi olacağını da gösterecektir. Irak bağlamında bir çok sorunumuz henüz çözülmüş değil, fakat son zamanlarda çok önemli bazı adımlar atıldı. Kerkük ile ilgili özel bir düzenleme yapılıp yapılmayacağı etrafında kilit hale gelen yerel seçimler yasasının –Kerkük’te seçimlerin ileriye bırakılmasıyla- meclisten geçmesi bu ilerlemelerden biri.

Bugünlerde ABD ile Irak hükümetleri arasında imzalanan 'çekilme anlaşması' olarak görünen SOFA ile de uzun zamandır tartışılan bölgedeki yabancı güçlerin nasıl ve hangi plan dahilinde ayrılacağı konusunda bir görüş birliğine varılmış oldu. Bu konu merkezi Irak yönetimi açısında adeta bir deneme tahtası haline geldi, sebebi de Irak’ta siyasi süreci oluşturan Şiiler, Sünniler ve Kürtler denklemi içinde bu konuda ciddi bir görüş ayrılığı olması. Özellikle Sünni Araplar SOFA anlaşmasının getireceği düzenlemelerden hoşnut değillerdi ve Irak yönetiminden talepleri oldu. Irak yönetimi ABD ile müzakerelerinde bu talepleri bir ölçüde karşıladı, bunun üzerine Şiiler'in de bir takım talepleri oldu. Bu sürece Türkiye'nin de çok olumlu katkıları olmuştur. Irak Özel Temsilcimiz bölgede hem Irak grupları arasında hem de komşu ülkelerle sürekli temaslarda bulundu. Gerçekten çok yapıcı katkılarda bulunduğumuza inanıyorum. Son dönemde Irak'ın kuzeyindeki yönetimin de Türkiye ile ilgili konularda biraz daha dikkatli bir tavır ve söylem izlediğini görüyoruz. Bu konuların başında, bizi en çok ilgilendiren Kuzey Irak'ın PKK'ya bir yuva haline gelmekten çıkarılması konusudur. Henüz tatmin edici sonuçlar alınmasa da, bir takım ilerlemeler sağlandı. En azından anlayış birliğine doğru giden bir sürece girdik. Türkiye olarak amacımız Irak’ın problemleri çözmesidir.

Türkiye'nin güney doğusundaki komşusu Irak'ın bir bütün olarak ve bölgenin istikrarlı bir üyesi olarak hakettiği refaha ulaşması temennimizdir. Türkiye'nin güneydoğusunda yaşanan terörle ilgili sorunlarının kaynağı büyük ölçüde Irak-İran savaşının, ardından Iralk’ın Kuveyt’i işgalinin ve nihayet Irak’a yapılan müdahalenin 1980’lerden bu yana bölgemizde yarattığı sorunlar ve istikrarsızlıktır.

Neyseki Irak konsunda hem bizim gözlemlerimiz, hem BM özel temsilcisinin raporlarından edindiğimiz izlenim olumlu gelişmeler olduğu yönünde, bunların en kısa zamanda somut gelişmlerle desteklenmesini ve kalıcı istikrara dönüşmesini umuyoruz.

TURKISHNY: Terör örgütü PKK ile ilgili ABD – Türkiye – Irak arasında kurulacak 3'lü yapı bölgedeki sorunların çözümünde nasıl rol oynacak?

FAZLI ÇORMAN: Daha önceki benzeri girişimde uygulama açısından isteksizlik ve eksiklikler olunca sürecin yürümediğini gördük, buradaki amaç Irak'ta hem merkezi hükümetin hem de kuzeydeki yönetimin işbirliği yapmakta anlayış ortaklığı içinde olmasıdır. 3'lü yapı bizim açımızdan da kilit konumdadır, önemli olan bu yapının nasıl uygulanacağıdır. Kuzey Irak'taki yönetimin, Türkiye'nin terörle mücadele alanında taviz vermeyeceğini, bu konuda kararlı olduğunu ve PKK teröristlerini koruyarak ve topraklarında barındırak kendilerine hiç bir fayda sağlayamayacaklarını artık anlamış olduğunu gözlemliyoruz. Bu mekanizma da bu anlayışı yansıtan bir doğrultuda çalışacaktır, tarafların hepsinin gerçekten iyi niyetle içinde yer aldığı takdirde bu mekanizmanın terör konusunda sorunları çözecek bir yapı oluşturacağını ümit ediyoruz.

TURKISHNY: Amerika - İran arasındaki son zamanlarda iyice gerilen durum konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizce Obama ve kabinesinin tavrı ne yönde olacak? Caferi'nin son açıklamalarıyla İncirlik'ten dolayı Türkiye'de konunun içinde yer aldı, nasıl değerlendiriyorsunuz?

FAZLI ÇORMAN: İran konusunda Türkiye özel bir konumda bulunuyor. Dünya kamuoyunun yakından izlediği böyle önemli bir konuda Türkiye'nin izlediği politika da dikkatle takip ediliyor. Güvenlik Konseyi üyesi olarak da bu konuda izleyeceğimiz tutumun da merakla beklendiğini anlıyoruz. Türkiye şimdiye kadar İran konusunda izlediği politikayı devam ettirecektir. Biz, uluslararası kamuoyunun kaygılarının giderilmesi alanında İran'ın daha aktif bir tutum sergilemesi gerektiğini, daha fazla işbirliği sağlamasının faydalı olacağını düşünüyoruz. Ancak uluslararası kamuoyunun da İran'a yönelik konularda belki İran'ın haklarına ve genel olarak politikasının özünde ne olduğuna daha dikkatle bakması ve hassasiyet göstermesi, İran’ı tecrit edici yaklaşımlardan mümkün olduğunca kaçınması gerektiğini düşünüyoruz. Komşu ülkesi olarak İran'a çok net mesajları doğrudan verebildiğimizi ve uluslarası camia nezdinde de üzerimize düşeni yaptığımızı düşünüyoruz. İran ile komşu ülke olarak tarihe dayanan çok yönl ilişkilerimiz var ve üzerimize düşeni yapabilmenin en önemli koşulu da ilişkilerimizi dostluk çerçevesinde sürdürebilmektir .

Milli egemenlik ulusun çeşitli unsurları tarafından kullanılır ve bu güç odaklarının hepsinin aynı noktada buluşmadığı yerlerde ve zamanlarda alınacak kararlar yürümez. Bu bize şunu gösteriyor: şu anda İncirlik için nasıl davranacağımız konusunda bir spekülasyona gitmenin anlamlı olmadığı açıktır. Biliyorsunuz Irak harekatı hakkındaki tezkereyi TBMM reddetmişti. Benzeri bir durumda gerekli kararı verebilecek olan mercilerin konuyu bütün yönleriyle ele almaları ve nihai kararlarını üretmeleri gerçekşeşmeden sonucu bilemeyiz. Şu an için bir takım olasılıklardan yola çıkarak planlar ve buna dayalı olarak da harekat tarzları geliştirebiliriz. Konuyu tüm yönleriyle ve olasılıklarıyla ele alarak yol haritaları çıkarabiliriz ancak geleceği bütünüyle öngörmek mümkün değil ve bir noktadan sonra yaptığınız bir spekülasyondan ibaret kalıyor.

TURKISHNY: BM Güvenlik Konseyi'nde Türkiye'nin İran'ın nükleer program karşısında alacağı tutum ne olacak ?

FAZLI ÇORMAN: İran'ın nükleer program karşısındaki politikamızı çok çeşitli platformlarda açıkladık. İran'ın barışçıl amaçlarla nükleer enerjiyi kullanma hakkına sahip olduğunu düşünüyoruz. Ama bu hakkını kullanmak için yapacağı çalışmaları da uluslararası kamuoyunun kaygılarını giderecek şekilde şeffaflıkla ve uluslararası denetime açık bir şekilde sürdürmesini öneriyoruz. Bunun tam gerçekleşmediği noktalarda da uluslarası kamuoyuyla İran arasındaki uçurum açılıyor. Bu uçurumun artması ise bizi rahatsız ediyor, Türkiye'nin en son isteyeceği şey İran hakkında dramatik gelişmeler yaşanmasıdır. Böyle bir durumu hiç arzu etmiyoruz çünkü bundan Türkiye ciddi zarar görür, bunu Irak bağlamında net bir şekilde yaşadık. Türkiye olarak İran ve ABD arasında anlayış birliğinin gelişmesini amaçlıyoruz, bunun için köprü oluşturmak amacıyla çaba sarfediyoruz. Türkiye, bölgedeki sorunların çözümünde diplomatik katkılarını sürdürmektedir.

TURKISHNY: Obama'nın seçim döneminde Kıbrıs ve Sözde Ermeni soykırımı konusunda Türkiye aleyhine bir tutum sergileyeceğine dair açıklamaları oldu, görevine başladıktan sonra bu konularda nasıl bir tutum izleyecek, bu konudaki öngörünüz nedir?

FAZLI ÇORMAN: Doğrusu ben bu sorunun yöneltileceği doğru kişi değilim. Amerika ile ikili ilişkilerimiz çerçevesinde Vaşington Büyükelçiliğimizin takip ettiği bir konudur bu. Ancak madem sordunuz, sadece şahsi kapasitemle, bu konuları tabiatıyla her Türk gibi genel olarak izleyen bir kişi olarak şunu söyleyeyim ki politika son derece realist bir alandır. Her hangi bir kararın belirli bir zaman diliminde alınıp alınmayacağını veya siyasi tercihin ne yönde gelişeceğini tayin eden çok sayıda etken ve aktör vardır. Bunların bir kısmı statiktir, değerlendirmelerinize daima bunları almak zorundasınızdır, ama aktörlerin ve şartların çoğunluğu dinamiktir, bunlar zaman içinde bazen dramatik ölçülerde değişirler. Bu nedenle, yeni yönetimin Ermeni iddiaları karşısında izleyeceği tutum bir ölçüde genel gelişmelere, bir ölçüde Amerikan iç siyasetindeki devinimlere, bir ölçüde de bizim bu alanda neler yapacağımıza bağlıdır. Ben bölgesinde giderek artan biçimde etkin olan, istikrar için çaba gösteren ve ABD başta olmak üzere müttefikleri ile bu yönde işbirliğini giderek geliştiren, diğer taraftan da bölge ülkeleri ile sorunlarını çözmede samimi ve cesur adımlar atan bir Türkiye’nin ABD yönetimince gözardı edilmeyeceğini düşünüyorum. Bunun seçim sürecinde verilmiş olabileceği öne sürülen sözler veya yapılmış olabilen açıklamalar ile nasıl bağdaştırılacağı ise siyasetçilerin alanına girmektedir. Ümidimiz sağduyunun hakim olmasıdır.

TURKISHNY: Son olarak bir diplomat açısından New York nasıl bir görev alanı? Irak ve Kanada'daki görevleriniz sonrasında New York'ta çalışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

FAZLI ÇORMAN: New York tabii ki dünyada özel konumdaki bir şehir, çekici, renkli daima hızlı yaşayan bir kent. Burada yaşamak bir çok kişi açısından arzu edilen, istenen bir şey. Doğrusu bundan şikayet etmek mümkün değil. Ancak şurası da bir gerçek ki, BM nezdinde görevli çok sayıdaki diplomatın ortak görüşü, bizlerin BM binası ve etrafındaki bir kaç cadde ve sokaktan oluşan, daha küçük bir New York’ta yaşadığımız ve şehrin bütününü çoğu zaman ne görebildiğimiz ne de layıkıyla yaşayabildiğimizdir. Ben buraya gelmeden önce konuştuğum, önerilerini aldığım burada daha önce görev yapmış büyüklerimizden de hep “New York’ta yaşadığını da unutma, şehrin avantajlarını, kültürel ve sosyal imkanlarını kullan” şeklinde tavsiyeler duydum. Sanırım BM’de görev yapan diplomatların yaşadığı genel bir ikilem bu: bir yandan işin sorumluluğu, uzun saatler süren toplantılar ve bundan da uzun saatler süren rapor etme/talimat sorma çalışmaları sırasında zamanın akıp gitmesi... Bundan dolayı daima bir nevi suçluluk duygusu içinde oluyorsunuz. Kaçırdığınız bir sergi, izlayemediğiniz bir oyun veya sinema filmi daima oluyor ve bakıyorsunuz zaman geçip gidiyor. Örneğin, geçenlerde film haftası çerçevesinde New York’a getirilen 6-7 Türk filminden sadece birini izleyebildim. Bütün isteğime ve çabalarıma rağmen, o da filmi izlerken gelen iki-üç telefon mesajıyla bölünerek. Genel olarak merkezle olan saat farkının getirdiği hem avantaj hem de dezavajlar var, ama çalışma saatlerimiz bilinenden daha uzun ve evdeki zamanımızın da büyük bölümü bir şekilde çalışmaya gidiyor.

Bizim hayatımızda pek bilinmeyen bir yön de başta eşimiz olmak üzere aile fertlerimizin de ne derece fedekarlık göstermesi gerektiğidir. Çoğu zaman mesleki görev ve kısıtlamalar onları da kapsar, çalışma saatlerinin uzunluğundan çocuğunuzu hafta içinde doğru dürüst göremezsiniz. Bu açıdan eşimin bu şartlarda dahi hala bana ve bu zorluklara katlanabilmesini çoğu zaman gerçekten hayret ve takdirle karşılıyorum. Sık sık yeniden kurulması gereken düzenler, değişmesi gereken alışkanlıklar, çevre, okul, ihtiyaçların karşılanması gibi alanlarda hep yap-boz oyunu içinde olmak büyük ölçüde yıpratıcı bir hayat tarzı, ilk bakışta çekici gibi görünen bazı yönlerine rağmen, son tahlilde zor bir hayat biçimidir bu yaşadığımız.

BM nezdindeki çalışmaların, benim daha önceki görevlerimden alışık olduğum klasik diplomasi yöntemlerinden ciddi biçimde farklılık gösteren “çok-taraflı diplomasi” özelliği de yaşantımızda önemli bir yer tutuyor. Bugün dört veya beş meslekdaşınızla temasta bulunmuş iseniz, 185’i ile de görüşememiş oluyorsunuz. Yani yapabileceklerinizin miktarı ve kombinasyonu hemen hemen sonsuz, ama zamanınız ve enerjiniz ise sınırlı. İkili diplomaside “yapılanlardan tatmin” daha çok imkan dahilinde iken, çok taraflı diplomaside yapılacaklar arasında öncelik belirlemek sanırım daha önem kazanıyor. Dolayısyla, BM nezdinde çalışan diplomatlar da diğer New York’lular gibi zamanla yarışıyor ve hayatın açmazları karşısında karşısında aynı çelişkileri yaşıyor. Belki bizim karşı karşıya kaldığımız açmaz ve çelişkilerin sayısı daha kabarıktır, bilemiyorum.

Sonuç olarak şunu söylemek isterim ki halen yaptığım görev bizim mesleğimizde prestijli ve çok arzu edilen bir konumdur. Hele Güvenlik Konseyi üyeliğimiz sırasında daha da önem kazanan BM nezdindeki Daimi Temsilciliğimizde görev yapmaktan, Daimi Temsilcimizin yönetiminde, çok iyi ve seçkin bir kadro ile çalışmaktan mutluyum ve bundan gurur duyuyorum.

TURKISHNY: Fazlı Çorman’a vakit ayırdığı ve dış politikamıza ilişkin önemli konularda bizi aydınlattığı için teşekkür ederiz.

TURKISHNY.COM