Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, bir haftalık Amerika ziyareti programı çerçevesindeki duraklarından biri olan New York’taydı. Turkishny.com olarak Nihat Ergün’le söyleşi yapma fırsatı bulduk.

New York Başkonsolosluğumuzda gerçekleşen söyleşide Ergün, Türkiye’nin dış ticaretteki yeni açılım çabalarından, ekonomik krizin ardından Türkiye’de oluşturmaya çalıştıkları yeni zeminden  ve enerji, gıda, su gibi önemli güvenik sorunları karşısında Türkiye’nin konumundan söz etti. Ergün haber portalımıza Amerika’daki Türklerle ilgili izlenimlerini de aktardı.

TURKISHNY: Zor bir dönemde önemli bir bakanlığın başına geçtiniz. Sizin döneminizle birlikte, yatırımlarda ve dış ticarette Türkiye’nin öncelikleri değişti mi? Değiştiyse bu öncelikler nelerdir?

NİHAT ERGÜN: Dünyada özellike ABD kaynaklı olduğu kabul edilen global mali krizin Türkiye üzerinde de olumsuz etkileri oldu. Türkiye gibi diğer dışa açık ekonomilerin her biri bu olumsuz etkileri az çok hissediyorlar. Biz olumsuz etkileri en çok ihracata dönük olan sektörlerimizde hissettik. Özellikle otomotiv sektörü, yatırım malları ve makine sektöründe dışarıya, Avrupa piyasalarına dönük olan alanlarımızda bir daralma meydana geldi. Bu daralmayı elbette aşacak bazı gelişmeler ekonomi içerisinde oldu, bazı destekler gerçekleştirildi. Özellikle iç piyasadaki hareketliliği sağlayacak vergi indirimleri gibi desteklemelerle, istihdam üzerideki yüklerin azaltılması gibi desteklemelerle sektörler belirli bir düzeyde rahatlatılmaya ve iç tüketim arttırılmaya çalışıldı. Diğer yandan, sadece Avrupa pazarlarına dönük bir çalşmanın bir takım riskler barındırdığı ve pazar çeşitlendirmesinin önemli olduğu konusunda fikir birliğine varıldı. Şimdi sanayici ve ihracatçı arkadaşlar özellikle diğer pazarları Ortadoğu, Asya ve Afrika pazarlarını yeni alanlar olarak belirlediler ve bu konularda çalışmalar sürdürülüyor.

TURKISHNY: Bu konuda somut gelişme olarak ne söyleyeceksiniz?

NİHAT ERGÜN: Örneğin birkaç hafta önce devlet bakanımız bir grup iş adamıyla birlikte Brezilya, Arjantin, Şili doğrultusundaki pazarlara yöneldiler ve bağlantılar oluşturdular. Diğer yandan Afrika pazarına yönelik çalışmalar devam ediyor. Cezayir, Tunus, Fas, Sudan, Güney Afrika Cumhuriyeti gibi Afrika kıtasının tamamına dönük ciddi çalışmalar içersine girildi. Hatta dış işlerimiz de bu yıl içinde Asya ve Afrika’ya 11 tane yeni büyükelçiliğin açılması ile ilgili çalışmalar gerçekleştiriyor.  Bunlar da ülkemizdeki ticaretin, ihracatın gelişmesine önemli katkı sağlayacak alanlar. Çin yine önemli bir pazar. Çin pazarlarına dönük olarak ciddi çalışmalar var. Cumhurbaşkanımız önemli bir işadamı heyetiyle Çin pazarına yöneldi. Kısacası pazar çeşitlenmesiyle bu konuların daha kolay aşılabileceği bir sürece girmiş olduk.

TURKISHNY: Dünya çapında ekonomik krizin yasandığı ve yatırımların durduğu bir ortamda Türkiye, ekonomisini canlandırmak için hangi yolları izleyecek?

NİHAT ERGÜN: Elbetteki kendi kaynaklarımız ve pazarlarımız da önemli. Biz 70 milyonluk bir iç pazarız. Komşu ülkeleri de dikkate aldığımızda birkaç yüz milyonluk bir pazara doğrudan doğruya hitap etme olanağımız var. Hem o pazarlara yönelecek hem de iç pazarı canlandıracak önlemler almak gerekiyor. Bunlardan bir kısmı zaten alındı. Bu nedenle otomotiv sektöründe önemli bir canlanma meydana geldi ve iç pazarda çok ciddi bir otomobil tüketimi gerçekleşti. Bunun dışında, örneğin beyaz eşya gibi sektölerde de vergi indirimleri yoluyla maliyetleri düşürmek ve tüketicinin daha elverişli şartlarda alışveriş yapmasını sağlamak gibi tedbirler alınıyor. İç pazarın canlanmasıyla, mevcut yatırımların ayakta kalması ve üretimi sürdürmeleri olanağı sağlanıyor. Yabancı sermayenin de ülkemize getirilmesiyle ilgili çalışmalarımız var.

TURKISHNY: Son dönemde açıkladığınız teşvik sisteminden söz eder misiniz? Bu sistem neler getiriyor?

NİHAT ERGÜN: Teşvik sistemiyle birlikte Türkiye’nin bazı bölgelerinde yatırım yapma kolaylığı getirdik. Bu bölgeler vergi indirimleri, sigorta indirimleri, arazi tahsisi gibi pazametrelerle ciddi anlamda avantajlı bir hale gelmiş oldu. Burada hem yerli hem de yabancı yatırımcıyı teşvik sistemiyle önümüzdeki 2 yıl içerisinde bu bölgelerde yatırım yapmaya çekebileceğimizi düşünüyoruz. Şimdiden bazı yabancı firmalar da Türkiye’yi önemli bir yatırım üssü olarak görüyor ve yatımın için hazırlıklarını sürdürüyorlar. Ülke olarak Asya, Ortadoğu, Avrupa pazarlarının ortasında bir noktada yer alıyoruz. Türkiye’nin bu coğrafyası yalnızca siyasi anlamda değil ekonomik anlamda da ona stratejik bir değer katıyor. Bu nedenle bir çok uluslararası firma Türkiye’yi yatırım üssü olarak değerlendirebilir. Teşvik sistemi daha çok kriz sonrasına dönük bir altyapı hazırlığı olarak düşünüldü. Hiçbir kriz sonsuza dek sürmez. Krizden çıkış trendine dünya da belirli bir hızda girmiş oldu. Bu trend devam edecektir ve kriz belli bir noktada kaçınılmaz olarak sona erecektir. Önemli olan gün bulunduğumuz yerdir. Bazı yeni markalar Türkiye’ye gelmek ve dünyaya buradan acılmak istiyor. Yeni teşvik sistemi hem yerli hem de yabancı yatırımcılar açısından son derece yararlı ve cazip bir sistem.

TURKISHNY: Daha önceki teşvik uygulamalarında üreticilerin bazı sıkıntıları olmustu. Örneğin il bazlı teşvikler bazı sektörlerde haksız rekabete yol açacak sonuçlar doğurmuştu.  Bu kez teşvik uygulamasında geçmişte karşılaşılan sorunlar aşılabilecek mi?

NİHAT ERGÜN: Yeni teşvik sistemimiz sektörel ve bölgesel. Ayrıca tüm Türkiye teşvik sistemi kapsamı içerisinde. Şu anda teşvik kapsamı içerisinde olmayan hiçbir ilimiz yok. Ancak her bölgede farklı sektörler teşvik edilirken bu teşviklerin düzeyleri de birbirinden farklı. Örneğin İstanbul 1. Bölge’de her sektör değil yüksek teknoloji gerektiren sektörler teşvik ediliyor. Yüksek katma değerli sektörler teşvik ediliyor. Bazı büyük yatırımlar teşvik görebiliyor. Ancak diğer bölgelerimizde daha yüksek teşvik oranlarıyla başka sektörler, örneğin istihdam ağırlıklı sektörler teşvik görüyor. Böylece iller arasında haksız rekabet vb eleştiriler giderilmiş olduyor çünkü heryerde teşvik söz konusu ama her sektörde değil. Bu da bütün sosyal ve ekonomik kesimlerin daha önce bir araya gelerek üzerinde çalışmış olduğu bir liste aslında. Mümkün olduğu kadar bölgesel talepleri listeye yansıtabildiğimizi düşünüyoruz. Bu nedenle bu teşvik sistemi geçmişe göre daha az eleştiri alan ama daha çok takdir alan bir sistem olarak gerçekleşmiş oldu.

TURKISHNY: Yatırım maliyetleri içinde enerji de önemli paya sahip bir unsur. Hem üretimde enerji maliyetlerinin azaltmak, hem de dünyada hızla gelişen yenilenebilir kaynaklara yönelerek temiz enerji tüketen bir ülke olabilmek için ne tür çalışmalar yapılıyor?

NİHAT ERGÜN: Türkiye enerji açığı olan bir ülke. Enerji açığımızın önemli bir bölümünü dışarıdan karşılıyoruz. Petrol, doğal gaz gibi enerji kaynaklarını yurtdışından alıyoruz. Bu nedenle içeride başka kaynaklara dayanarak enerji açığının kapatılması çalışmaları sürdürülüyor. Enerji politikamız enerji kaynaklarımızı çeşitlendirmeye dayanıyor. Bunları hidroelektrik santraller, termik santraller, doğal gaz ve nükleer enerji santralleri ve yenilenebilir enerji kaynakları şeklinde sıralayabiliriz. Tüm bu kaynaklardan eşit ölçüde ve gerekli verimlilikte yararlanma düşüncemiz var. Yenilenebilir enerji kaynakları olarak  güneş, rüzgar ve sudan ülkemizin yararlanma potansiyeli var. Özellikle rüzgar ve güneş konusunda Türkiye’nin kendine özgü avantajları da var. Aslında rüzgar enerjisi yatırımları başladı ve bu sisteme entegre olmaya devam ediyor. Güneş enerjisiyle ilgili çalışmalar da sürüyor. Güneş enerjisinde teknoloji maliyetleri oldukça yüksek. Ancak bu maliyetler de uygun bir seviyeye geldiğinde yatırımlar artacaktır. Ancak bir politika olarak enerji kaynaklarını çeşitlendirmek ve  geleceğe yatırım olarak da yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı bir enerji politikası Türkiye’nin benimsediği bir politikadır.

TURKISHNY: Rüzgar santrallerinin de kurulum maliyetleri oldukça yüksek. Bu yüksek maliyetlere karşın yatırımlar istenen ölçüde gerçekleşebilecek mi?

NİHAT ERGÜN: Türkiye’de rüzgar santralleri ile ilgili üretime de başladı. Bu alanda üretim yapan şirketlerimizden söz edebiliyoruz. Güneş enerjisi ile ilgili üretim yapan firmalar da çalışmalarını sürdürüyorlar. Belki ilerleyen süreçte bu alanda yabancı ortaklıklar kurarak çalışmak veya doğrudan yabancı yatırımları çekmek de söz konusu olabilecek. Şu anda güneş enerjisinden yararlanmanın maliyeti oldukça yüksek olduğu için bu enerji pahalı bir enerji kaynağı olarak görülüyor ve satın alınması ile ilgili zorluklar ortaya çıkıyor. Bu kadar yüksek maliyetli bir enerjiye uzun süreli satın alma garantisi vermek kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açıyor. Bunun için bu teknolojinin maliyetinin bir miktar daha düşürülmesi gerekiyor.

TURKISHNY: Dünyanın önümüzdeki yıllardaki en temel 3 ana problemi enerji, su ve gıda güvenliği olarak görülüyor. GAP’ın tamamlanması Türkiye’nin bu problemler karşısındaki konumuna katkı sağlar mı?

NİHAT ERGÜN: Ülkeler en ileri teknolojik üretimler de gerçekleştirseler, sonunda bunları yemez. Hangi çağda olursa olsun temel gıdalar insan hayatı için vazgeçilmez unsurlar olduğuna göre gıda güvenliği, gıdada fiyat istikrarı gibi konular her zaman önemini sürdürecektir. Bu açıdan GAP sadece Türkiye’nin değil daha geniş bir bölgenin gıda güvenliğini sağlayacak bir potansiyeldir. Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda bölgesinin gıda üretim merkezlerinden biri olması, buna dönük istihdamın ve gıda ile ilgili tarımsal sanayinin de bölgede gelişmesi gibi tabloları önümüzdeki süreçte görebileceğiz.

TURKISHNY: Bölgelerarası gelişmişlik farklarının ve bunun doğurduğu pekçok sorunun giderilmesi açısından GAP yaklaşık 30 yıldır tamamlanamamış bir proje olarak önümüzde duruyor. 2002 yılında revize edilen plana göre GAP’ın 2010 yılında tamamlanması öngörülmüştü. Oysa projenin 2010 yılında da bitirilemeyeceği ortaya çıkıyor. Ekonomik krizin de olumsuz etkilediği bu konjonktürde GAP’a yönelik bir politika değişikliği söz konusu mu?

NİHAT ERGÜN: GAP daha sonra istihdam da doğuracağı için, işsizlik fonundaki kaynaklarımızın bu projenin tamamlanması amacıyla da harcanması benimsendi ve bununla ilgili yasal düzenlemeler gerçekleşti. Bugün GAP kapsamında eksik kalan projelerin tamamlanması hem de diğer altyapıların tamamlanmasıyla GAP’ın diğer ayakları da oluşturuluyor. GAP’ın enerjiye yönelik bölümü yüzde doksanlar düzeyinde tamamlandı. Esas yatırımların sulama ile ilgili alanda yapılması gerekiyor. Kaynakların iyi kullanılması halinde 2015 yılına kadar bitirilerek bölgede ciddi istihdam ve üretim potansiyellerini ortaya çıkarabilecek bir projedir.

TURKISHNY: Mevcut petrol ve doğal gaz boru hatları projelerinin tamamlanacağını varsayarsak, dünyadaki petrolün yüzde 10’u ve doğal gazın ise yüzde 15’i Türkiye üzerinden geçecek. Bu durum, dünyanın enerji koridoru olma yolundaki Türkiye için enerji güvenliği açısından riskler barındırır mı?

NİHAT ERGÜN: Türkiye önemli kavşak noktalarının birleştiği coğrafyada yer alan bir ülke. Bu yönüyle önem arzeden ülkemiz enerji geçişleriyle de önemini bir kat daha artırıyor. Enerji koridoru oluşumuz aynı zamanda istikrarın önemini de ülkemiz açısından artırıyor. Enerji geçişinin gerektirdiği istikrarın kalıcı olabilmesi için Türkiye’yi herkesin dikkatle izleyeceğini, bu durumun Türkiye’de istikrarsızlık yaratmak isteyen dış unsurlara karşı güvenliğimize ayrıca katkı sağlayacak projeler olduğunu vurgulamak isterim. Bu projeleri Türkiye’nin güvenliğini riske eden değil, bu güvenliğe katkı sağlayacak projeler olarak görmek gerekir. Örneğin Rusya açısından Türkiye’nin önemi, bu enerji geçişleri nedeniyle, bir kere daha artıyor. Aynı şekilde Avrupa ile ilişkiler açısından da Türkiye’nin önemi bir kat daha artıyor. Dolayısıyla herkes istikrarsızlık yerine istikrara katkı sağlamaya çalışacaktır. Bu ülkeler ve bölgeler açısından baktığımızda Türkiye’ye zarar vermek herkesin kendine zarar vermesi anlamına gelir.

TURKISHNY: Su konusunda da Türkiye’nin bölgedeki önemi ve uluslararası ilişkilerdeki rolünün belirleyici olduğu gözlemleniyor. Ortadoğu’da  yaşanan su sorununun çözümünde Türkiye neler yapabilir?

NİHAT ERGÜN: Türkiye olarak kendi ülkemizin su ihtiyacını karşılayacak önlemleri aldığımız gibi sınıraşan sularımızdan yararlanan Suriye, Irak gibi ülkeleri su konusunda madur etmiyoruz. Ortadoğu ilişkilerinde su meselesi oldukça geride kalan meselelerden.  Türkiye’nin buradaki etkinkiği su konusundaki belirleyiciliğinden kaynaklanmıyor. Türkiye’nin buradaki rolü İsrail, Filistin, Lübnan ve Suriye gibi devletlerin her biriyle dostane ilişkiler sürdürebilen bir ülke olmasından kaynaklanıyor.

TURKISHNY: Ticaret alanında Amerika ile Türkiye ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

NİHAT ERGÜN: Amerikan yönetiminin, Türkiye’nin hem bölgedeki hem de dünyadaki önemini kavrayan bir yönetim olduğundan kuşku duymuyoruz. Söz konusu yönetimin Türk mallarına karşı olan tutumunu da bu çerçevede değerlendirmesi gerekiyor. Türk mallarının ABD’ye girişinde geçmiş yıllarda sorunlar yaşanıyordu. Amerika, örneğin AB ile ticaretinde tekstil ürünlerine kota uygulamazken Gümrük Birliği üyesi olan Türkiye’ye aynı ürünlerde kota uyguluyordu. Ancak bu yeni dönemde Türk-Amerikan ilişkilerinin eskisinden daha iyi olmasını bekliyoruz. Amerikan yönetiminin de bunu kavrayan bir yaklaşım içinde olduğunu görmekten dolayı umutluyuz.

TURKISHNY: Buradaki Türklerle görüşme fırsatınız oldu mu? İzlenimleriniz nelerdir?

NİHAT ERGÜN: Türk işadamları ve akademisyenleri ağırlıklı olmak üzere, çok çeşitli kesimlerle biraraya geldik. Gördüğümüz kadarıyla bu kesimler ABD’de çok önemli mesafeler almışlar. Hem elde ettikleri statüleri, akademik kariyerleri ile hem de kurdukları işler ve sahip oldukları mülklerle ABD’de yaşayan Türkler konumlarını giderek güçlendirdiklerini. Geçmişte, ‘Amerika’da Türkler var mı?’ sorusuna yanıt bulmanın zor olduğu bir noktadan yola çıkarak, bugün son derece mesafe almış, örgütlenmiş, varlığını duyuran bir toplumdan söz etmek söz konusu. Bugün Amerika’nın her eyaletinde sayıları farklı farklı da olsa Türklerin yaşadığını ve kendilerini ifade ettiklerini görüyoruz. Bunun da katkısıyla Amerika Türkleri ve Türkiye’yi eskisine kıyasla daha iyi tanıyor. Büyük elçiliklerimiz ve konsolosluklarımızla da işbirliği içinde buradaki Türklerin pek çok etkinliğe imza attığını görüyoruz.  Amerika’daki Türklerin en önemi işlevi öncelikli olarak Türkiye ve Amerika arasındaki dostluk ilişkilerini güçlendirecek aktivitelerde bulunmasıdır. Buradaki Türkler, Türkiye ve Amerika arasındaki ekonomik ilişkileri güçlendirecek girişimlerde bulunabilir, yeni ortaklıklar oluşturarak Amerika’da bulunan yatırım ve iş yapma potansiyelini daha iyi değerlendirebilir ya da Türkiye’deki cazip alanları onlara göstererek Amerikan yatırımcılarını Türkiye’de yatırım yapmasını sağlayacak girişimlerde bulunabilirler. 

TURKISHNY: Amerika ile ilgili izlenimlerinize de değinir misiniz?

NİHAT ERGÜN: Son bir yıl içinde, sorunlu alanlar daha da öne çıkmış görünüyor. Başta sağlık ve sosyal güvenlik sisteminde çok önemli sorunlara sahip bir ülke olan ABD’de tartışmaların bu noktalarda odaklandığını görüyoruz. Finans sektöründe geçmişe göre daha çok şeffaflık olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu krizin temel nedenlerinden biri de finans sektörü ve mortgage piyasasındaki bazı gelişmelerin kamuoyundan saklanması ve kamuoyunun gerçek bilgilere ulaşma zorluğu çekmesiydi. Bu nedenle krizin derinleşmesine yol açması gibi bir tablo ortaya çıkıyor.

Oktay Güney – Turkishny.com / Özel