Türkiye’nin  47 yıl sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğine seçilmesinin mimarlarından, BM Türkiye Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin, meslek hayatına veda ettiği New York’tan ayrılmadan önce sorularımızı yanıtladı. İlkin ile başarılarla dolu meslek hayatının unutamadığı anlarını, Güvenlik Konseyi adaylığı sürecinde yaşadıklarını ve emeklilik dönemi planlarını konuştuk.

TURKISHNY: Öncelikle sizin görev süreniz içinde Türkiye BM'de çok önemli başarılara imza attı. Bunlardan biri de BM Güvenlik Konseyine üye olmasıydı. Bu başarıda sizin de büyük payınız var, bu süreçten bahseder misiniz? 47 yıl sonra rekor bir oyla seçilmemizi hangi stratejilere bağlıyorsunuz?

BAKİ İLKİN: Washington Büyükelçiliği’nden sonra BM Daimi Temsilcisi olarak atanmamla birlikte Güvenlik Konseyi benim için şahsi bir dava haline gelmişti. Daha önce bazı denemelerimiz olmuş, adaylığımızı açıklamışız fakat bazı çeşitli sebeplerle geri çekmek durumunda kalmışız. Son güvenlik konseyi üyeliğimizin ardından neredeyse 50 sene geçmiş, Türkiye’nin konumu, izlediği aktif dış politika, kendi bölgesindeki ağırlığı göz önüne alındığında Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nde temsil edilmesi gerektiğine inanıyordum. Bunun bilincinde bu göreve geldim, bu başarı tek kişinin eseri değildir, bir ekip çalışmasıdır. Gerek Dışişleri Bakanlığı döneminde Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, gerek Sayın Ali Babacan bu davaya çok önemli katkılarda bulunmuşlardır. Sayın Cumhurbaşkanımız en yüksek makama geçtikten sonra da ilgisini sürdürmüştür. Aynı şekilde sayın Başbakanımız Erdoğan’da lobi yapmıştır. Bir elmanın 2 yarısı olarak Dışişleri Bakanlığımız ve Dışişleri teşkilatımız ne gerekiyorsa fazlasıyla yerine getirmiştir. Bu ekibin bir parçası olarak da ben ve benim arkadaşlarımın da katkısı vardır. Eğer bir orkestraya benzetirseniz bütün enstrümanların aynı besteyi çalması gerekiyor, dolayısıyla başarı elde edildiyse bu müşterek bir başarı, başka şekilde görmek mümkün değil.

 


TURKISHNY:Güvenlik konseyi adaylığı sırasında diğer ülkelerin temsilcileriyle yakın ilişkiler kurdunuz, bu döneme ait unutamadığınız anlardan/ anılardan bahsedebilir misiniz?

BAKİ İLKİN: BM'de 192 büyükelçi görev yapıyor. Beni ve hiç temasımız olmayan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Büyükelçisini saymazsak 190 büyükelçi ile sürekli yakın ilişki içindeydim. BM’de görev yapan Büyükelçilerin hepsiyle değişik ölçülerde de olsa bir kişisel ilişki kurmak gerekli, bu ilişkiler elbette herşeyi çözmüyor fakat etkili olmadığı durumlar da yok değil. Mesela şöyle bir durum mevcut:  bazı devletlerin seçimlerde nasıl oy kullanacağını kendi Dışişleri bakanlıkları tespit ediyor ve buradaki temsilcilerine talimat veriyor, Büyükelçiler o talimat çerçevesinde hareket ediyorlar. Fakat bazı büyükelçilere hükumetleri soruyor, adaylar kim, kimleri desteklemek doğru olur, eğer buradan merkeze giden öneri Türkiye olursa, gelen cevap ve talimat da Türkiye oluyor. Örneğin çok küçük ülkeler var, nüfusu 13-14 bin kişilik, onların Dışişleri bakanları dünyayı takip edemiyor, onların dünyayı takip etmesi buradaki Daimi temsilcileri aracılığıyla mümkün oluyor. Siz onlarla kişisel ilişkiler kurup kendi ülkenizi anlatırsanız o zaman onlarda raporlarında Türkiye’yi destekleyelim diyorlar. Genellikle de yaptıkları tavsiyeler merkezden kendilerine talimat olarak geliyor.

 

BM Genel Kurulunda büyüğüyle küçüğüyle her devlet eşit, herkesin tek oy hakkı var. Bugün bir konuda size destek veren ülke, yarın başka bir karar tasarısında sizden destek istiyor. Düşünün BM’de dünyanın her ülkesinden gelen daimi temsilciler var, burada onlarla birlikte mikro bir dünya yaşıyorsunuz. Bu süreçte benim coğrafi bilgim bile arttı diyebilirim. Çünkü bazı küçük ada ülkeleri var, onların tam yerini bile bilmiyordum. Adaylık döneminde coğrafya bilgim gelişti, şimdi çok iyi bir düzeye geldi diyebilirim.

Güvenlik Konseyi adaylığı sürecinde BM’de görev yapan Daimi temsilcilerle sürekli görüşme halindeydim ve  bir bakıyorsunuz bir süre sonra büyük bir dostluk başlıyor. Samimi olarak ifade edeyim, yaklaşık 100 daimi temsilciyi çok yakından tanıyorum, eşim eşleriyle dost, adeta büyük bir ailenin fertleri gibiyiz.

 


TURKISHNY: Deneyimli bir diplomat olarak yıllarca Washington’da ve BM'de Türkiye'yi temsil ettiniz. Türkiye'nin canını en fazla sıkan ve karşı çıkmasına rağmen BM tarafından onaylanan kararlar oldu mu? En can sıkanı hangisiydi?

BAKİ İLKİN: İnsanoğlunun yapısı güzel anları muhafaza eder, kötü olanları siler. İnanın şu anda belli bir olay hatırlamıyorum. Mutlaka olmuştur, işleri istediğim gibi yürütemediğim, alınan kararları lehimize bulmadığımız anlar olmuştur. Ama şu an hatırladığım en büyük stresi ve en büyük heyecanı oylamada yaşadığım. Genel Kurul Başkanı yavaş yavaş konuşur, oylama sonuçlarını açıklarken diğer kıtalardan başladı, biz sanırım 4. sıradaydık. Gerçekten o an çok heyecanlandım. Sayın Babacan’da bizimle birlikteydi ve o da çok heyecanlandı, aslında bütün misyon olarak büyük bir heyecan yaşadık. “Turkey” dediği an biz kurtardık bu işi dedim, çünkü en yüksek oyu alan ülkeden başlayarak anons ediyor, özellikle oyumuzun 151 olduğunu açıkladığında salonda bir uğultu oldu ve herkes bakanımızı ve beni tebrik etmek için sıraya girdi, en heyecanlı ama en güzel anılarımdan biri oldu hayatımda. Tabi kaybeden İzlanda için üzülmedim dersem yalan olur ama önce can sonra canan.

 

 

TURKISHNY:Birçok Dışişleri Bakanı ile çalışma şansınız oldu. Özel Kalem Müdürü, Müsteşar ve Büyükelçi olarak farklı dışişleri Bakanları döneminde görevler aldınız. Son olarak Davutoğlu ile de çalıştınız. Çalışmaktan keyif aldığınız, Türkiye'nin dış politikası için önemli dönemlerdi dediğiniz, Sizde hoş anılar bırakan isimler hangileri?

BAKİ İLKİN: İlk başladığım gün Hasan Esat Işık beyefendi hükumetten ayrılıyordu. İhsan Sabri Çağlayangil dışişleri bakanı olarak göreve başlıyordu. İkisini de rahmetle anıyorum.

Samimiyetle söyleyeyim meslek hayatım boyunca çalıştığım bütün bakanlarımla daima karşılıklı saygıya ve sevgiye dayanan bir ilişki içinde oldum. Daima çok güzide politikacılar dışişleri bakanlığı görevini üstleniyor, tecrübeli, bilgili, dünyayı tanıyan siyasetçiler... Hepsinden çok şey öğrendim diyebilirim.  Fakat, 10 yıla yakın Dışişleri bakanlığı yapmış olan Sayın Çağlayangil benim meslek hayatımda derin izler bırakmıştır. Onunla çalıştığım dönem meslek hayatına yeni başladığım, her şeyi öğrenmeye çalıştığım bir dönemdi. Bakanlar içinde özel kalem müdürlüğü yaptığım tek bakan O’dur.

44 senelik bir sürede yanılmıyorsam 28 Bakan’la çalıştım, hepsi çok değerli isimlerdi ama geriye dönüp baktığımda benim üzerimde en fazla etki bırakan bakan Sayın Çağlayangil’dir.

 

 

TURKISHNY: Uzun bir meslek hayatınız var ve bu sürede pek çok yurt dışı görev üstlendiniz, farklı ülkelerde Büyükelçi olarak görev yaptınız. Her ülke elbette sizde pek çok anı bırakmıştır, ayrılırken üzüldüğünüz sizde farklı bir yeri olan ülkeler var mı?

BAKİ İLKİN: Yunanistan, Sovyetler Birliği Döneminde Rusya, İngiltere… Sonra Büyükelçilik dönemim başlıyor, Pakistan, Kopenhag, Lahey… pek çok ülke var.

Bir şehirden ayrılırken Eşimle birlikte son kez bakıyoruz şehre ve yürüyüp gidiyoruz. Ondan sonra gittiğimiz yerde yeni bir bölüm açıyoruz hayatımızda. Çünkü insan mukayeselerle yaşarsa mutsuz olabilir. A ülkesinde şunu yapıyorduk mutluyduk derseniz, B ülkesine gittiğinizde onu yapamayabilirsiniz, o imkanlar olmayabilir. Dolayısıyla en güzel şey gittiğiniz yeri nasıl en iyi şekilde değerlendirebilirsiniz, onu düşünmek ve uygulamak.

Hiç unutmuyorum, Sovyetler Birliği’ne gitmiştik 1974 senesinde, Aralık ayıydı ve – 17 derece soğuk vardı. Sovyetler Birliği’nin rejimi gri bir rejimdi, hava gri, binalar gri; üstelik biz Atina gibi kış görmeyen, hareketli bir şehirden gitmiştik. 1-2 ay zorlandık eşimle birlikte şehre alışmakta. Bir toplantıda İngiliz Büyükelçisi’nin eşi ile bir konuşmam oldu, bana neler yaptığımızı sordu, bende çok sıkıldığımızı söyledim, bana dedi ki “sakın mukayese yapma her gittiğin yerin değerini bil, orada neler yapabilirsen onu yapmaya çalış ve onunla mutlu ol”dedi. İtiraf edeyim hemen anlamadım, ama sonra bu benim ve eşimin hayatında bir gösterge oldu. Nereye gittiysek orada neler yapabiliriz, zamanı nasıl değerlendirebiliriz, ona baktım.

 

Mesela Moskova’da pul biriktirmeye başladım, orada renkli hoş pullar basarlardı, hemde sık çıkardı, ama son 15 yıldır bu koleksiyona hiç katkı yapmadım. Ayrıca klasik müzik LPleri vardı, onları toplamaya başladım, ve 2 yıl kaldığımız Moskova'dan hoş anılarla ayrıldık. Baştaki düşüncemizle ayrılırkenki düşüncelerimiz farklı oldu, şimdi Moskova adını duyduğumda hoş anılar aklıma geliyor.

Duymuşsunuzdur bazı Büyükelçilerin koleksiyon merakı vardır, kimisi dolma kalem toplar, kimisi çakmak toplar, kimi kol düğmesi toplar. Ben ve eşim koleksiyonumuzu anılar üzerine kurduk, anılar topluyoruz. Bir kere taşıması en kolay koleksiyon anılar,süratli bir şekilde bakması en kolay...


TURKISHNY: Amerika'daki Türk sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına ve programlarına büyük bir destek verdiniz. Sizin Amerika'da bulunduğunuz süre içinde Türk lobisinin gelişimi, başarısı adına ne gibi değişimler yaşandı. Büyük bir ilerlemeden söz edilebilir mi?

BAKİ İLKİN: Washington'daki 4 senemin büyük bir bölümünü kongre de lobi çalışmaları yaparak sürdürdüm. Lobinin en başta toplumun kendisi tarafından yapılacağına inanıyorum. Çünkü toplum kendi ağırlığını o ülkenin politikacılarına hissettiremezse sefalete uğrar ve büyükelçinin yapacağı katkı sınırlı kalır. Bir misal vereyim; eğer buradaki Türk toplumu, Amerika'daki bir senatörün kongreye girip-girememesi için nihai belirleyici durumda olursa o zaman sözü dinlenir. Diğer ülkelerde de bu böyle, bir milletvekili seçilmesinin Türk oylarına bağlı olduğunu bilirse Türkiye'ye olan ilgisi Türkiye'nin meselelerine olan ilgisi çok artıyor. Unutmayın ki, kongreye gittiğiniz zaman, görüştüğünüz senatör ve milletvekili, ülkenizin o kongredeki belirleyiciliğine bakarak sizinle ilişkisini geliştiriyor. Dolayısıyla başlangıç noktamız yani bütün mesele Türk toplumunun hiç olmazsa bazı yerlerde, New York'un belirli yerleri, New Jersey'in belirli yerleri, Washington gibi çoğunluk olduğumuz yerlerde yaşayan Türklerin kullandığı oydur, bundan daha etkin bir lobi yoktur. Neticede ben gittiğim zaman kongreye, “Büyükelçi, zaten görevi gereği burada” diye bakıyorlar, ama Türk asıllı bir Amerikalının gitmesi farklı, ki bu sayı ne kadar çok ise o kadar etkili olur. Çıkış noktamız “toplum”. Son sayıyı tam olarak bilmiyorum ,yaklaşık 350 bin civarında olduğu söyleniyor. Ama ülke toprakları çok geniş ve Türkler yayılmış bir şekilde bulunuyor. Bir eyalette bu kadar sayı olsaydı ortaya çok çok farklı sonuçlar çıkardı. Ama şunu da söyleyeyim; ben ayrılırken ki duruma bakıyorum, Türk toplumunun lobicilikte belirli bir mesafe kaydettiğini görüyorum, bunu da büyük mutlulukla izliyorum. Tabi bunda da Washington büyükelçiliğimiz ve başkonsolosluklarımızın ve bu çerçevede en başta da Büyükelçimiz Sayın Nabi Şensoy'un rolü büyük. Son derece takdir ettiğim, saygı duyduğum ve sevgi beslediğim bir arkadaşım, kendisi bu konularda belirli prensipleri olan ve bu prensiplerinden kesinlikle taviz vermeden çalışmıştır. Son 4 senede de daha büyük canlanma görmekteyim. Daha da büyüyeceğine inanıyorum.

 

 

TURKISHNY: Washington Büyükelçisi olduğunuz dönemde Ermeni yalanları konusunda da ciddi mücadeleler verdiniz. ABD gazetelerine mektup gönderip makaleler yazdınız. Sizce Ermenilerin en can sıkan girişimi ve 'Bu kez işimiz zor' dediğiniz anlar nelerdi? 2000 yılında tasarının reddedilmesinden sonra neler hissettiniz?

BAKİ İLKİN: Gerçekten meslek hayatınızda büyük stres yaşadığınız olaylar neler diye soracak olursanız, ki 3 olay vardır. Sondan gidersek birincisi BM Güvenlik Konseyi için yapılan oylamadır, ikincisi 2000 yılında ermeni karar tasarısının oylamasının durdurulmasıdır, üçüncüsü ise Kıbrıs konusunda yürütülen müzakerelerin Annan Planı ile sonuçlandırılmasıdır. Bu üç olayda da zor anlar yaşadım.

Ermeni karar tasarısında, 2 taraflı bir olay olduğunu biliyordum, bu facianın 2 taraflı yaşandığını, soykırım değildir, iki toplumun çatışmasıdır. Ben bu hikayenin diğer yüzünü de biliyorum, benim amcam o cephede savaşmış ve hayatını kaybetmiştir.

2000 yılındaki mücadele sadece Türkiye’nin çıkarları için hakikaten inandığım bir dava olduğu için beni etkilemişti. Sorumluluğu üstlenmeye hazırım” açıklamasına gelince, ki yıllardır açıklamak istediğim bir konudur.

O dönemde arkadaşlarımla birlikte çok yoğun çaba sarf ediyorduk, her gün kongreye giderek görüşmeler yapıyorduk. Millet Meclisi’miz o dönemde destek amacıyla çok değerli milletvekillerimizden oluşan bir heyet gönderdi. Heyetin burada olduğu sürede akşamları basın mensuplarıyla bir araya gelerek sohbet ediyorduk. O sohbetlerden birinde bir basın mensubu arkadaşımız -ki bence haksız yere- milletvekillerimize yüklenmeye başladı ve “Amerikan Kongresi’nde bu konunun bu noktaya gelmesinde milletvekilleri olarak bir sorumluluğunuz yok mu?” şeklinde bir soru yöneltti. Milletvekilleri oraya bir dava için gelmişlerdi ve bizimle birlikte dirsek dirseğe mücadele ediyorlardı. Ben önce konuya girmek istemedim ama gazeteci arkadaşımız sorularıyla yüklenmeye devam edince bende müdahil olarak dedim ki , “Bakın Washington’da Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini temsil görevi, şerefi ve sorumluluğu bana ait, eğer bir sorumlu arıyorsanız ben bu sorumluluğu üstlenmeye hazırım” dedim. Maalesef bu beyanatım çarpıtılarak “Büyükelçi aczini itiraf etti” başlığıyla bir gazete de yer aldı.

 

 

TURKISHNY:Siz Bush dönemi gibi zorlu bir dönemde Washington Büyükelçisi olarak atandınız ve Clinton döneminde göreviniz devam etti. Türkiye'nin ABD'deki çıkarlarını korumaya çalıştığınız bu dönemlerde işinizin zorluğunu bize anlatacak bir cümleniz, ifadeniz var mı?

BAKİ İLKİN: Benim zamanımdaki dönemde Bush'un daha ilk yılıydı ve daha yeni yeni politikaları oluşturuyorlardı, aslında ben Bill Clinton döneminde çalıştım. İtiraf edeyim ben Bill Clinton hayranıyımdır. Belki bilinmeyen bir tarafı Clinton'un, başkan olduktan sonra tarihe ve Osmanlı Tarihine merak sarmış olmasıdır. Osmanlı Tarihi bilgisiyle, Türkiye ile ilgili değerlendirmelerini tarihe dayandırabiliyordu. Müthiş bir başkandı ve Türkiye'yi çok seviyordu.  Clinton 1999'da Türkiye'yi ziyaret ettiği zaman iki yere gitmek istedi. Depremde hasar görmüş yerler bunlardan biriydi. Kendisi değil ama yakın çalışanları bu ziyaretle ilgili Türkiye'nin yaşadığı felakete duyarlılığını göstermek ve dayanışmasını hisettirmek için seçtiğini söylediler. Bir de Efes'e gitti. Efes’i seçme nedenini bana kendisi söylemişti, Türkiye için turizmin ne kadar önemli olduğunu bildiğini ve deprem sonrası turizmin olumsuz etkileneceğinden endişe ettiğini belirterek, “turizmin depremden etkilenmediği mesajını vermek için bu ziyareti gerçekleştirmek istiyorum.” demişti.  Bence bu büyük ve çok hoş bir  jestti.

 

 

TURKISHNY: Sizin görevden ayrılmanızla birlikte, BM Daimi Temsilciliği görevine Sayın Büyükelçi Ertuğrul Apakan’ın atanacağı açıklandı. Sayın Apakan’a mesajınız ne olacak? Sanırım onu sizin yetiştirdiğiniz müthiş bir ekip bekliyor.

BAKİ İLKİN: Sayın Apakan ile uzun süre çalıştık, çok sevdiğim çok değerli bir arkadaşım. Hangi göreve gelirse gelsin başarılı olacağına inancım sonsuz. Apakan, dürüst, çalışkan, hizmeti salt çalışarak vermeyi uygun gören çok değerli bir kişidir. Bu göreve gelmesinden, bu görevi sevdiğim bir arkadaşıma devretmekten mutluluk duyarım.

Ekibimle ilgili olarak onlarla çalışmaktan büyük mutluluk duyduğumu belirtmek isterim. Bu sayıda ve bu kadar kaliteli bir ekip kolay kolay bir araya gelmez. Hepsi başlı başına pırlanta. İmkanım olsa en kıdemsizini dahi büyükelçi yapardım.

 

TURKISHNY: Emeklilikten sonra neler yapmayı planlıyorsunuz? Dış politika uzmanı olarak bir düşünce kuruluşunda yer alma, yönetme ya da siyasete atılma gibi düşünceniz var mı?

BAKİ İLKİN: Öncelikle belirtmek isterim ki beni pek televizyonlarda görmeyeceksiniz. Bir düşünce kuruluşunda ya da bir üniversitede rol alabilirim ama önceki görevlerimle ilgili konularda televizyonlarda demeç vermeyi doğru bulmuyorum. Ayrıldıktan sonra o görev sırasında edindiğiniz detaylı bilgiler zamanla güncellenmiyor, o ülke ile ilgili aydınlatıcı bilgileri o sırada o konuyla görevli arkadaşımızın değerlendirmesinin daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Açıkçası emekli olduktan sonra ne yapacağıma dair bir plan yapmadım ve buna zamanım da olmadı. Daha birkaç gün öncesine kadar Güvenlik Konseyinin dönem başkanlığını yapıyordum. Ama Güvenlik Konseyi oturumunu kapatığımın ertesi günü uyanır uyanmaz ben de bu soruyu kendime sordum.

 

 

TURKISHNY: Veda resepsiyonunuzda yaptığınız konuşmada eşiniz Bayan İlkin için “Türkiye’ye çok hizmet etti, başarımda katkıları büyük” ifadelerini kullandınız. Unutamadığınız anlar neler bu destekle ilgili?

BAKİ İLKİN: Eşim Nur, ailesinin büyük çocuğu, babası onu bir erkek evlat gibi yetiştirmiş, bu yüzden Nur'un kendi şahsiyeti çok erken yaşlarda başlamış. Nur ile evliliğimizin ilk 7 yılında karşılıklı ikimizde birbirimize kendi şahsiyetlerimizi empoze etmeye yarışı ile geçti, fakat sonra akıllandık ve çok güzel evlilik yıllarımız oldu. En sevdiğim en güvendiğim en yakın arkadaşım eşimdir. Bütün meslek hayatım boyunca da arkamda durmuştur.

Türkiye'nin tanıtımında, algılanmasında diplomat eşlerinin olağanüstü katkıları var ve benim eşim Nur'da bu eşlerden bir tanesi. Çok büyük bir kısmı eşine inanılmaz destek olur ve ülkemizin tanıtılmasında büyük katkılar sağlar. Fakat onlar ortaya çıkmadıkları, konuşmadıkları için bu katkıları bilinmez. Diplomat eşlerinin katkıları ancak işin işindeyseniz, mutfaktaysanız bilinir.

 

 

TURKISHNY: Uzun yıllar Türk siyasetinde ve dış politikasında görev aldınız, bir çok olaya tanıklık ettiniz, kilit rollerde bulundunuz. Anılarını yazmayı düşünüyor musunuz?

BAKİ İLKİN: Anılarımı yazmayı düşünmüyorum, yazsam çok enteresan bir kitap olabilir ama, bu konuda şahsi düşüncem farklı. Ben, anılarımı bulunduğum görevler dolayısıyla kazandım, kritik zamanlarda bakan danışmanlığı yaptım, farklı ülkelerde Büyükelçilik görevi üstlendim. Bu özel zamanlarda, görevim gereği elde ettiğim özel bilgileri kullanmayı doğru bulmadığım için anılarımı yazmayı düşünmüyorum. Gezip gördüklerimi anlatmak da cazip gelmiyor.

TURKISHNY: Meslek hayatınızı çok önemli bir görevle, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Başkanı olarak sonuçlandırdınız, bu hayal ettiginiz bir final miydi?

BAKİ İLKİN: Tahmin etmezdim. 3 Ekim'de emekli olacaktım, fakat tam seçimler öncesinde kıran kırana mücadele içinde bir boşluk olacağı için erteledik.  Ben 30 Ekim'de buradan ayrılacağımı sanıyordum ve ona göre hazırlık yaptım.  Fakat Sayın Cumhurbaşkanımız  ve o dönemki Dışişleri Bakanımız Sayın Babacan, burada bir süre daha kalıp geçişi sağlamamı istediler. Buradaki kadromuzu artırmamız, yeni bir iş bölümü yapmamız ve geçisi sağlamamız gerekiyordu, ben bu süreyi 6 ay olarak görmüştüm ve 30 Mart'ta da ayrılmayı öngörüyordum. Fakat o dönemki Dışişleri Bakanımız Babacan, 3 ay daha bu süreyi uzatmamı istedi, Güvenlik Konseyi Başkanlığı döneminde yeni bir Büyükelçi ile başlarsak zorlanabiliriz, sizinle Güvenlik Konseyi dönem başkanlığını tamamlamak istiyoruz dediler, bende kendilerine Temmuz ayı başında  ayrılabileceğimi belirttim ve görevde kaldım. Güvenlik Konseyi üyeliği, dönem başkanlığı , benim emekliliğim tesadüfen üstüste geldi.

Oturumu kapatırken klasik bir bitiriş tarzı vardır, 'Oturum bitmiştir' diyerek tokmağı vurursunuz. Ben oturumu kapatırken “oturum ve meslek hayatım bitmiştir” dedim ve tokmaği vurdum, çok güldüler.

TURKISHNY: Yıllar içinde bu tempoda hep ertelediğiniz, içinizde kalan bir hobiniz, bir gezi planınız, emeklilik döneminde gerçekleştireceğiniz bir planınız var mı?

BAKİ İLKİN: Aslında Güvenlik Konseyi oturumunu kapattığımın ertesi günü bende bunu düşünmeye başladım. Acı bir itirafta bulunayım,yarını düşündüğüm zaman en büyük eksikliğimin belli hobiler edinmemek olduğunu görüyorum. Emeklilik dönemini düşündüğünüz zaman ilgi alanlarınızın farklı olması gerektiğini, belli hobileriniz olması gerektiğini hissediyorsunuz. Fakat bu konudaki en büyük dayanağım eşim. Çok mutlu bir evliliğim ve kapı gibi arkamda duran bir eşim var. Nur, gezmeyi, yeni yerler görmeyi sever, bana söz verdi, bundan sonra beni meşgul edecek programlar hazırlayacak.

Bir de henüz hiç görmediğim ve bir tanesini de 1 yıldır görmediğim 2 torunumla meşgul olmak istiyorum.

 

TURKISHNY: Amerika'da özellikle New York'ta neleri özleyeceksiniz?

BAKİ İLKİN: Washington'la birlikte 8 yıldır Amerika'da yaşadık, tabiki özleyeceğim. Özellikle New York'ta müzikalleri özleyeceğim. Londra’da da iyi müzikaller sahnelenir ama New York dünyanın en iyi müzikallerinin sahnelendiği, bu bakımdan zengin bir şehir, burada bulunduğumuz sürede fırsat buldukça müzikalleri izlemeye zaman ayırdık.  

Bir de Cumartesi-Pazar günleri Manhattan adasında boydan boya yürürdük, bu yürüyüşler sırasında rastladığımız restoranlarda yemek yerdik, Ankara'da bu kadar yürüyüş imkanı bulamayacağız bu açıdan da New York’u özleyeceğim.

Sosyal imkanları dışında bence Amerikanın hoş olan tarafını belirtmeden geçemeyeceğim.  Bence, Amerikalılar temelde dürüst insanlar. Sevdiğini- sevmediğini, istediğini- istemediğini net olarak ortaya koyan insanlar. Eğer bir Amerikalı size bir komplimanda bulunduysa bunu gerçekten beğendiği için yapıyor, eğer sizin beğenmediği bir tarafınız varsa onu da söylüyor. Bence Amerika'nın ve Amerikalıların en güzel tarafı nerede durduğunuzu çok net öğrenebiliyorsunuz.

TURKISHNY: Uzun yıllar Amerika'da Türk toplumu ile içiçe yaşadınız.  Türk - Amerikan toplumuna nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

BAKİ İLKİN: Türk toplumuna ancak toplumun bir üyesi olarak mesaj verebilirim, çünkü mesaj verme yetkisi Sayın Büyükelçi Nabi Şensoy'undur. Şunu söylemek istiyorum, onlardan biri olmaktan her zaman mutluluk duyduk, bir süre de olsa burada, aralarında bulunmak, o toplumun bir üyesi olmak bizi mutlu etti. Türk toplumunun fahri bir üyesi olarak birçok güzel etkinliğin içerisinde yer aldık.

Türkiye'nin tanıtılması ve Amerika'da daha iyi anlaşılması Türk toplumunun gayretlerine bağlı, gün geçtikçe buradaki vatandaşlarımızın sayısı artıyor, bunu çok sağlıklı bir gelişme olarak buluyorum. Daha büyük bir Türk- Amerikan toplumu, daha yüksek bir ses olacak. Fahri üyeleri olarak bütün Türk toplumu üyelerine sevgiler, saygılar en iyi temennilerimi iletmek isterim.

turkishny.com özel

BM Fotoğrafları: AA - Basri Şahin, Tolga Adanalı