Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye'ye yaklaşımını yanlış bulduklarını belirterek, "50 yıldır bizi bekletiyorlar. AB'nin Türkiye'nin katılımıyla ilgili farklı düşünceleri varsa, bu konuda dürüst olmalıdır" dedi.

Türkiye'nin sadece İslam ülkeleriyle ilişki kurduğunu söylemenin çok yanlış olacağını kaydeden Erdoğan, "Türkiye'ye zorla bir yapıştırma gayreti içine girmek ancak kişisel veya koordineli bazı menfaatlerden başka bir şey değil" diye konuştu.

Amerikan PBS televizyonunda "Charlie Rose Show" adlı programa katılan Erdoğan'a, Türk dış politikasının artık Avrupa'yı daha az önemsediği ve doğuya yöneldiği yönündeki yorumlar hatırlatıldı.

"Bir defa olayın bununla yakından uzaktan alakası yok" diyen Erdoğan, Türkiye'nin Suriye ile 780, Irak'la 400, İran'la 250 kilometrelik sınırı bulunduğunu anımsattı.

Erdoğan, bu ülkelerle ortak bir tarihin de paylaşıldığına dikkati çekerek, "Doğuyu batının, kuzeyi güneyin alternatifi olarak hiçbir zaman görmedik. Biz şu anda normalleşme süreci içinde olan bir ülkeyiz ve bu iyi ilişkileri kaybetmemenin gayreti içerisindeyiz. Bu ilişkileri her yönde geliştirmenin peşindeyiz" dedi.

AB'nin Türkiye'ye yaklaşımını yanlış bulduklarını ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Çünkü 50 yıldır bizi bekletiyorlar. Son 50 yıldır sorumluluklarımızı yerine getirme yolunda birçok başarı sağladık. Ancak bu sürede üye olan onlarca ülke var. Bu ülkelerin bazıları Türkiye'nin AB müktesebatını karşılama yolunda yaptıklarıyla karşılaştırılamaz bile. Onlar zaten üye oldu, Türkiye hala kapıda bekletiliyor. Gerekçe olarak da Türkiye'nin büyük ülke, büyük nüfusa sahip olduğunu, yük olacağını söylüyorlar. Türkiye yük oluşturmak için değil, yükü paylaşmak için oraya gidiyor. Tabii ki eğer AB'nin Türkiye'nin katılımıyla ilgili farklı düşünceleri varsa, bu konuda dürüst olmalıdır. Avrupa'da 5 milyon Türk var zaten."

Erdoğan, "Sarkozy zaten dürüst, Almanya da öyle; Karşılar" sözleri üzerine, "Evet, ama Türkiye'yi istemiyoruz demiyorlar. İmtiyazlı ortaklıktan bahsediyorlar" diye konuştu.

AB terminolojisinde "imtiyazlı ortaklık" gibi bir kavramın bulunmadığını vurgulayan Erdoğan, "Sarkozy'den önce Chirac, Merkel'den önce Schröder vardı. Devletlerde devamlılık esastır. Hepsi de şu anda bir taahhüt altındalar. Taahhütlerini yerine getirmeleri gerekiyor. Fransa ve Almanya taahhütlerini yerine getirmiyorlar. AB'deki birçok ülke de onların fikirlerini paylaşmıyor, İngiltere, İspanya mesela" ifadesini kullandı.
Erdoğan, bir soru üzerine, ABD Başkanı Barack Obama'nın Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini hatırlattı.

-"SADECE İSLAM DÜNYASIYLA BAĞLANTI KURMUYORUZ"-

Başbakan Erdoğan, "Economist" dergisinde, "Erdoğan test ediliyor" başlığıyla, "Erdoğan'ın İran ve Sudan'la samimiyetinin, İsrail'e yönelik salvolarının İslamcı yaklaşım" olarak nitelendirildiğinin hatırlatılması üzerine, bunun söyleyenin kendi düşüncesi olduğunu kaydetti.

Halkı Müslüman olan bir ülkenin Başbakanı olduğunu, ama bunun, halkı Hristiyan olan ülkelerle diyalog kurmasını engellemediğini ifade eden Erdoğan, bu yazıyı yazan köşe yazarının önce kendini test etmesi ve düzeltmesi, kendisiyle yakından tanışması gerektiğini söyledi.

Erdoğan, "Tayyip Erdoğan ile yakından tanıştığı zaman, ben inanıyorum ki eğer kastı yoksa, art niyetli değilse, o zaman bu yazısını kendiliğinden değiştirir. Bu modern dünyada bunu bilmesi lazım. Bize ayrıca saygı duyması lazım. Ben, Türkiye'de yüzde 47 oy almış ve parlamentoda yüzde 65 temsil oranına sahip olan bir siyasi partinin lideriyim. Bir köşe yazısı yazmak da hiçbir şeyi belirleyemez, belirleyici bir yazı değil" dedi.

Bir Amerikan gazetesinde, "Türkiye'nin ABD ve Avrupa ceketini çıkararak, doğuya yöneldiği" yorumunun hatırlatılması üzerine de Erdoğan, medyadaki köşe yazılarının bu kadar dikkate alınmaması gerektiğini söyledi. Erdoğan, ABD'nin, dünyadaki bütün ülkelerle irtibat kurduğuna dikkati çekerek, "Türkiye niye kurmasın?" diye sordu.

Türkiye'nin komşularından başlayarak dünyanın öte taraflarındaki ülkelere kadar bağlantılar kurduğunu anımsatan Erdoğan, "Sadece İslam ülkeleriyle ilişki kurduğumuzu söylemek çok çok yanlış. Bu konuda bir ayrım yapmıyoruz" dedi.

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin ekonomik, ticari ilişkilerinin birçoğunun Batı ülkeleriyle olduğuna dikkati çekerek, "Bunları görmek lazım. Bunları görmeden bu yazıları yazmak kasıtlı olabilir. Bu yorumlara katılmıyorum" diye konuştu.

-"DÜZENLİ BİR DEZENFORMASYON VAR"-

"Bu yazıların neyi amaçladığına" dair bir soru üzerine Erdoğan, Türkiye'nin şu anda büyüyen, ilerleyen bir ülke olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Bir tarafta da düzenli koordineli bir şekilde dezenformasyon var. Bu temsil ettiğim partiye yönelik olabilir, bize yönelik olabilir veya çıkarları bunu gerektirebilir. Çünkü ülkemin içinde de bir noktada sıkıntılı olanlar var. Yani içeride bu işi başaramayanların bu tür uzantıları olabilir, paylaştıkları yerler olabilir. Ama bunlar bizim özellikle halkımızın nezdinde, tasarrufunda siyasi irade olarak gözünden düşürecek şeyler değil, giderek güçlendiren şeylerdir."

Erdoğan, Türkiye'nin Batı ile İslam dünyası arasında demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak çok önemli köprü görevi gördüğünü ve buna en uygun ülkenin Türkiye olduğunu belirterek, Türkiye'nin İspanya ile birlikte Medeniyetler İttifakı'na eşbaşkanlık yaptığını hatırlattı.
Türkiye'nin NATO'da halkı Müslüman olan tek ülke olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Tüm bu gerçekler ortadayken, Türkiye'ye zorla bir yapıştırma gayreti içine girmek ancak kişisel veya koordineli bazı menfaatlerden başka bir şey değil" dedi.

-İSLAM DÜNYASI-


Başbakan Erdoğan, "İslam dünyası adına kimin konuştuğunun" sorulması üzerine, İslam dünyası için kimsenin konuşma yetkisi olmadığını, böyle bir şeyin söz konusu olamayacağını söyledi. Erdoğan, İslam dünyası içinde her ülkenin kendi liderinin olduğunu, İslam Konferansı Teşkilatı gibi örgütlerin bulunduğunu belirtti.

"İslam dünyasının liderlerinin Müslüman dünyasına yönelik şiddete neden sesini çıkarmadığına" dair bir soru üzerine Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bunu söylerseniz biz buna çok üzülürüz. Çünkü bir defa bırakın Müslüman'ın Müslüman'a yaptığı saldırıyı, eğer bir Müslüman bir Hristiyan'a saldırırsa, o da aynı şekilde kınanmalıdır. Ben bir Müslüman olarak konuşuyorum, hiçbir Müslüman insanların öldürülmesine hoşgörüyle bakamaz. İslam'ın kelime anlamı barıştır. Barıştan gücünü alan bir din, insanların öldürülmesine müsaade eder mi? Dinimize göre, bir insanın öldürülmesi, tüm insanlığın öldürülmesi demektir. Hiçbir semavi dinin de insanların öldürülmesine müsaade edeceğine inanmıyorum. İkiz Kuleler vurulduğu zaman, bu konuda ilk açıklamayı yapan liderlerden biri bendim. Tüm o teröre ve teröristleri o dönemde lanetledim. Demek ki terörün dini, ırkı, vatanı, sınırı, dili yoktur."

İstanbul'daki sinagog saldırılarını hatırlatan Erdoğan, o dönemde hahambaşını ziyaret eden ilk Türk başbakanı olduğunu, yaralı Yahudi vatandaşları ziyaret ettiğini anımsattı.

Erdoğan, "Çünkü benim bir sorumluluğum var. Onlar benim vatandaşım. Musevi olması, onları Müslüman vatandaşlarımdan ayrı olarak düşündüğüm anlamına gelmez. Hassasiyetlerimiz Müslüman, Yahudi, Hristiyan, hepsine yönelik. Hukukun üstünlüğüne saygı gösteren, demokratik, laik ve sosyal bir devletin lideri olarak bu sorumluluğu üzerimde hissediyorum" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Osmanlı döneminden kalan Dar-ülaceze'nin ve Van'da şu anda müze olan Akdamar Kilisesi'nin restorasyonu konusunda yürüttükleri çalışmaları hatırlattı.

WASHINGTON (A.A) - Mehmet Toroğlu/Barışkan Ünal