ABD'deki düşünce kuruluşlarından Carnegie Endownment uzmanı, Lehigh Üniversitesi uluslararası ilişkiler profesörü Henri Barkey, Türkiye'nin Batı'ya sırtını çevirdiğine yönelik eleştirileri "saçmalık" olarak nitelendirdi.

Washington'daki Woodrow Wilson kuruluşunda, "Yeni Türk dış politikası: İsrail için yer var mı" başlıklı konferans veren Barkey, AK Parti'nin Türkiye'nin uluslararası çapta çok önemli rol oynamadığı düşüncesinden hareketle, dış politika seçeneklerini genişletmek için gayret sarf ettiğini ve çok yönlü bir siyaset izlediğini ifade etti.

"Türkiye'nin Batı'ya sırtını çevirdiğine yönelik eleştirileri tamamen saçma bulduğunu" kaydeden Barkey, Türkiye'nin komşularıyla "0 sorun" siyasetine değinerek, "Türkler, AB ve ABD ile ilişkileri sürdürmeye niyetli, onların yaptığı ufku genişletmek. Birçok açıdan bu mantıklı, akılcı bir politika. Dünyanın geri kalanıyla ilişkileri geliştirdikçe, daha önemli hale geliyorlar" dedi.

-"TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA SIRA DIŞI DEĞİŞİKLİK"-

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun sözlerine atıfta bulunarak, Türkiye'nin küresel bir güç haline gelmek istediğini belirten Barkey, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türk yetkililere sorun: Türkiye'nin çözemeyeceği sorun yok. Büyük bir kendine güven var. Rusya-Gürcistan savaşında da bunu gördük, (Başbakan Recep Tayyip) Erdoğan ve (Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas) Sarkozy arasında Tiflis ve Moskova'ya kim önce gidecek yarışı oldu. Bu çok sıra dışı. Türk dış politikası hiç böyle değildi. Onlara Hindistan'ı, Mısır'ı sorsanız, sürekli 'PKK' derlerdi. Bu, tek tonlu bir dış politikaydı. AK Parti, Türkiye'yi üzerinde konuşulan bir ülke haline getirdi."

Barkey, "AK Parti'nin ilk iktidara geldiğinde İsrail'le ilişkileri azaltma niyeti olmadığını" belirterek, "AK Parti'nin bölgesel güç olmak ve ABD ile pürüzsüz ilişkiler kurmak için İsrail'le iyi ilişkilere ihtiyacı olduğunu çabucak anladığını" ileri sürdü.

İsrail-Suriye görüşmelerinde Başbakan Erdoğan'ın büyük bir başarıya yaklaştığını, ancak İsrail'in Gazze operasyonundan "çok öfkelendiğini" hatırlatan Barkey, "Ama Suriyeliler de, İsrailliler de, olası bir anlaşmanın Türklerle sonuçlandırılamayacağını, bunun için Amerikalıların da masada olması gerektiğini biliyorlardı. Ama Türkler, masada bir yeri hak etti, buna şüphe yok" ifadesini kullandı.

Barkey, Başbakan Erdoğan'ın, Davos'taki tutumuyla, Gazze operasyonunu eleştiren Türk halkı ve Araplar arasında "kahraman" haline geldiğini ifade ederek şunları kaydetti:

"Erdoğan'ın ve Türk yetkililerinin İsrail hakkında kötü söz söylemediği bir gün geçmiyor. Erdoğan, Gazze operasyonundan sonra, 1300 kişinin öldüğünü söyledi. Daha sonra bu 1300 kişi, 1300 sivil oldu. G-20 zirvesinden dönünce de '1300 kadın ve çocuk' dedi"

-"TÜRKİYE, BÖLGEDEKİ YENİ ÖNEMLİ SÜNNİ GÜÇ OLABİLİR"-

"Başbakan Erdoğan'ın, nükleer silahlar konusunda İsrail'e yüklenirken ve İran ile ilgili kaygıları 'dedikodu' olarak nitelendirirken, diğer bir nükleer güç sahibi Pakistan'dan ise hiç bahsetmediğini" belirten Barkey, Erdoğan'ın "Müslümanların soykırım yapmayacağına", "Gazze'de olanların Darfur'dan daha kötü olduğuna" yönelik sözlerini hatırlatarak, "Bu düzeyde retoriği artırırsanız bu bence İsrailliler için yutulması çok zor bir hap olur. (Hamas lideri Halid) Meşal'i yutabilirler, diğer birçok şeyi yutabilirler, ama bu biraz fazla geldi... İsrail ile geçmişte de krizler oldu, ama bu biraz farklı. Hasarın onarılması biraz zaman alacak" dedi.

Barkey, tüm bu gelişmeler neticesinde, artık Türkiye arabuluculuğunda bir İsrail-Suriye görüşmesinin düzenlenmesinin zor olduğunu da savundu.

Barkey, Türkiye-İsrail ilişkileriyle ilgili izlenimleri ve gerginliğin nedenleriyle ilgili görüşlerini ise özetle şöyle sıraladı:

"-Erdoğan, olayları çok kişisel algılıyor. Erdoğan, büyük bir diplomatik zafere ulaşmasının hileyle engellendiğini hissediyor, belki (ABD Başkanı) Barack Obama'nın yerine Nobel Barış Ödülünü kendisinin alacağını hayal ediyordu.

-(Suriye Devlet Başkanı Beşşar) Esad ve (eski İsrail Başbakanı Ehud) Olmert'in bir dereceye kadar Erdoğan'la oynadığını düşünüyorum. Her ikisi de kamuoylarına bir şeylerin olduğunu gösterme ihtiyacını hissediyordu. Her ikisi de aslında müzakerelerde ciddi değildi. Olmert, Ankara ziyaretinden sonraki Gazze operasyonuyla bunu gösterdi.

-Türk hükümeti, ABD'den ve bu ülkedeki Yahudi toplumlarından bağımsız bir politika izlediğini göstermek istiyor. Ayrıca, birtakım şeyleri kamuoyu önünde yaparken, perde arkasında İsrail ile ilişkileri korumaya çalışıyor.

-İsrail'in, Gazze operasyonu ve barış sürecinin kesintiye uğraması gibi kendi eylemleri yüzünden uğradığı izolasyon ve karşılaştığı suçlamalar nedeniyle, Erdoğan'ın söyledikleri karşısında misillemede bulunabilmesi pek mümkün gözükmüyor.
-Türk ordusu değişti, eskiden olduğu kadar İsrail yanlısı değil.

-Belki de ortada büyük bir strateji var. Orta Doğu'da geleneksel Sünni güçlerin düşüşünü görüyorsunuz, Mısır ve Suudi Arabistan. Arapların Türkiye hakkındaki konuştuklarına da kulak verirseniz, Türkiye, yeni ortaya çıkmakta olan, bölgede Şiilerle de iyi ilişkileri bulunan önemli bir Sünni güç olabilir. Bu, onun İsrail ile ilişkilerini kesmesi değil, ama seviyesini düşürmesini gerektirir."

-"GÜLEN HAREKETİNİN İSRAİL KONUSUNDA 'İTİCİ GÜÇ' OLDUĞUNU SANMIYORUM"-


Barkey, Gülen hareketinin AK Parti hükümetinin İsrail politikasına etkisine dair bir soru üzerine, "Gülen hareketi ılımlı bir hareket. Bireysel düzeyde Erdoğan'ın İsrail politikasıyla ilgili yaptıklarını onaylıyor olabilirler, ancak onların bu konuda 'itici güç' olduğunu zannetmiyorum. Her şeyden önce Gülen hareketi, iç konulara daha ilgili, özellikle de asker-sivil ilişkilerine. Ancak dış politikaya etkide bulunmaya çalışan bir hareket değil" diye konuştu.

Bir başka soru üzerine, Gazze operasyonundan sonra Türk kamuoyunda Yahudilere karşı oluşan tepkiye ve bu tepkinin Yahudi toplumunda yarattığı kaygıya işaret eden Barkey, "ancak hükümetin bu konuda hassas olduğunu ve Yahudi toplumuna karşı 'tehdit' taktikleri uygulayacağını hiç sanmadığını" söyledi.

Barkey, Türkiye'nin ABD'deki Yahudi topluluğuyla ilişkilerine dair de, "Dürüst olalım, Türklerin İsrail ile ilişkilerini geliştirmesinin nedeni, öncelikle Amerikan Yahudi toplumunun desteğini alabilmekti. Çünkü Amerikan Yahudi toplumunun dünyayı yönettiğini düşünüyorlardı. Şimdi Ermeni açılımıyla birlikte, 'soykırım' konusu daha az önemli hale geldi. Çünkü eğer açılım olumlu yönde devam ederse, 'soykırım' tasarısı Kongre'de sona erecek ve Amerikan Yahudi toplumunun sizin için mücadele etmesine fazla gerek kalmayacak" dedi.

-"TÜRKLER, HAMAS ÜZERİNDE ETKİLİ DEĞİLMİŞ"-

Barkey, Hamas lideri Halid Meşal'in Türkiye'yi ziyaretine gerekçe olarak Ankara'nın, İsrail'de kaçırılan asker Gilad Şalid'in serbest bırakılması konusunda yardım edebilecekleri tezini işlediğini söyleyerek, "Ancak Türkler, Hamas üzerinde etkileri olmadığını kanıtladı" ifadesini kullandı.

Şalid serbest kalmadan Gazze'nin statüsünde anlamlı değişiklik olmayacağını savunan Barkey, İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkileri çarpıcı biçimde değiştirebilecek bir gelişmenin, Türkiye'nin devreye girerek, Hamas'ın Şalid'i serbest bırakmasını sağlamak olduğunu belirtti.
"Eğer Türkler Gazze ve Filistinlilere yardım etmek ve İsrail ile oluşan hasarın bir kısmını onarmak istiyorlarsa, Şalid'i serbest bıraktırsın. Ama ben, Hamas'ın, popülaritesine rağmen bu konuda Erdoğan'ı dinleyeceğinden şüphe duyuyorum" diye konuştu.

AA

Fotoğraf: AA