CIA'in bünyesindeki Ulusal İstihbarat Konseyi'nin eski başkan yardımcısı Graham Fuller, Türkiye’nin dış politikasında son dönemde atılan adımları değerlendirirken yeni bir şey olmadığını, 10 yıldır aynı hatlar ve siyaset vizyonların geçerli olduğunu belirterek, “Türkiye artık eski deyişle ‘Batı'nın sadık müttefiki’ değil.

Ama Batı'nın reçetelerini uygulamasa bile, yaptıklarından Batı da faydalanacak” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin, ABD’den “daha akıllıca” hareket ettiğini de söyleyen Fuller “Türkiye, Amerika'yı çıkarlarının başlıca vasıtası olarak görmüyor artık. Amerika, Türkiye'nin çok önemli bir bölgesel rol oynadığını ne kadar çabuk kabul ederse, bu politikaların olgunluğunu, ılımlılığını takdir ederse - ve bunlar ideolojik, mezhepsel, etnik temele dayanmayan politikalar olursa o zaman bölgeyi güçlendirecek” dedi.

Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü’nün (CİA) Ulusal İstihbarat Konseyi'nin eski başkan yardımcısı Graham Fuller, Türkiye'nin son dönemde yurt içinde ve yurt dışında tartışmalara yol açan dış politikasına büyük destek verdi. Son dönemde uygulanın dış politikasının yeni bir şey olmadığını, 10 yıldır aynı hatlar ve siyaset vizyonların geçerli olduğunu belirten Fuller, “Türkiye artık eski deyişle ‘Batı'nın sadık müttefiki’ değil. Ama Batı'nın reçetelerini uygulamasa bile, yaptıklarından Batı da faydalanacak” şeklinde konuştu.

BBC Türkçe Servisi ile uzun bir söyleşi yapan Fuller, Türkiye’nin dış politikasında son dönemde atılan adımları değerlendirirken “Yeni birşey yok burada. Neredeyse 10 yıldır aynı ana hatlar ve siyaset vizyonları geçerli. Türk dış politikasının pekçok ileri geleni ve aydınlar, daha AKP iktidara gelmeden tüm komşularla ilişkileri geliştirmeyi, yani ‘sıfır düşman’ politikasını düşünüyordu. Belki Ermeni ve İsrail boyutları Batı kamuoyunda daha fazla dikkat çekti. Suriye ve Irak boyutu ise daha az konuşuldu” dedi.

Türkiye konusunda çeşitli kitapları da bulunan Fuller, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla, Türkiye'nin saldırıya uğrama korkusu epey azaldığını, Kafkaslar'ı, İran'ı, Orta Asya'yı, Orta Doğu'yu, Arap dünyasını kapsayan, ve yıllardır kendisinden uzakta tuttuğu bölgeye daha normal bir bakış açısıyla bakabilmeye başladığını belirtti. Fuller “Şunu da eklemeliyim ki Batı da Türkiye'nin bu bölgelerle ilişki kurmasını istememişti. Onlar Türkiye'nin sadık bir NATO müttefiki olarak kalmasını istedi. Türkiye'nin, doğusu ve güneyindeki çıkarlarını gözardı etti” şeklinde konuştu.

Graham Fuller, Batı’nın, Türkiye'nin dış politika ufkunun genişlediği gerçeğini kabul etmek zorunda kaldığını kaydederken de “Örneğin Bush yönetimi, Türkiye'nin İran ve Suriye ile iyi ilişkiler kurmasından son derece mutsuzdu. Washington o dönemde her iki yönetimin de dışlanmasını istiyordu. Washington Türkiye'nin, Rusya'yla, Çin'le ilişkilerini geliştirmesini istemiyordu. Bunun kendi işini zorlaştırdığına inanıyordu. Zorlaştırıyordu da, ters düşüyordu” değerlendirmesini yaptı.

Fuller, Türkiye’nin kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeye devam ettiğini belirterek, kendisi gibi pekçok dış gözlemcinin, Türkiye'nin Suriye, İran ve diğer sorunlu ülkelerle bağlarını güçlendirmesinin, Amerikan yönetimi bunu anlamasa ve kabul etmese bile, Amerikan çıkarlarına da hizmet ettiği görüşünde olduğunu da söyledi.

“İSLAMCILAR, KEMALİSTLER VE ORDU DA AYNI ŞEY DÜŞÜNÜYORDU”

Fuller, Türkiye’nin izlediği politikanın somut sonuçlarının nasıl ölçüldüğüne bağlı olduğunu da ifade ederken, Türkiye’nin 2000 yılı civarında dış politikada başlayan değişimin birdenbire olmadığını da kaydetti. Fuller, “Bence uzun zamandır Türk dış politikasının ileri gelenleri için de bazı çevreler, yalnızca ABD'nin ve NATO'nun bölgedeki uzantısı olma konusunda kuşku duymaya, bunun Türkiye'nin çıkarlarına tamamen hizmet etmediğine inanmaya başlamıştı. Bunu sadece İslamcılar düşünmüyordu; asla böyle olmadı. Kemalistler de, ordu da, sol da, başka çevreler de Türkiye'nin çıkarlarının ‘ABD ile sıkı fıkı dost’ olmaktan öteye geçtiği görüşündeydi” diye konuştu. Fuller, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yani bence bu hareket AKP iktidara gelmeden önce de büyüyordu ama AKP, özellikle de Ahmet Davutoğlu dışişleri bakanı olduktan sonra daha ciddi adımlar atmaya başladı. Dışişleri bakanlığı da bunu, yani ABD ve Avrupa ile birlikte çalışan, AB üyesi olmayı hedefleyen ama aynı zamanda Rusya ile, Çin ile, Arap dünyası ile, Kafkaslarla, Orta Asya ile, Akdeniz'le, Afrika ile çalışan bir dış politika vizyonunu büyük ölçüde destekliyor bana kalırsa. Türkiye'de dışişleri bakanlığının, sayıları giderek azalan Amerikan yanlısı kuşağı dışında buna karşı çıkan olduğunu sanmıyorum.”

“TÜRKİYE SON DERECE AKILLICA HAREKET EDİYOR”


Türkiye’nin tarihinde ilk defa Irak’ı "Kürtlerin yaşadığı bir sınır" olarak değil de, bir ülke olarak gördüğünü de belirten Fuller, şunları söyledi:
“Artık bölgesinde yalnız değil, sadece NATO üzerinden dile getirilen Amerikan çıkarlarını temsil eden bir ülke olarak görülmüyor. Artık Türkiye'nin tüm bölgede çıkarları var. Bunları akıllıca; tarihi, jeopolitiği ve çıkarlarda karşılıklılığı gözönünde bulundurarak gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu sayede de yıllardır süregiden bazı gerginlikleri gevşetmeye, çözmeye yardımcı oluyor. Son derece olumlu.

Zaman alacak tabii, bir gecede olacak işler değil bunlar. Ama bence Türkiye, bölgede hemen herkesin faydalanabileceği bir şekilde, son derece akıllıca hareket ediyor.”

“TÜRKİYE GEREKSİZ YERE AMERİKA’YI, AVRUPA’YI KENDİNDEN SOĞUTMAMALI”


Graham Fuller, Türkiye’nin “gereksiz yere” Amerika'yı, Avrupa'yı ya da başka bir ülkeyi kendinden soğutmamasının gereğine de işaret ettiği söyleşi şöyle dedi: “Türkiye'nin, Amerikan çıkarlarına birebir paralel olmayan çıkarları olabileceğini kabul etmekte, hatta işin doğrusunu söylemek gerekirse kendi bölgesinde son 10 yılda Amerika'nın izlediği politikalardan daha akıllıca davrandığını kabul etmekte bir sorun görmüyorum. Türkiye artık eski deyişle 'Batı'nın sadık müttefiki' değil. Ama Batı'nın reçetelerini uygulamasa bile, yaptıklarından Batı da faydalanacak.”

“AKP SONRASI HÜKÜMETLER DE AYNI POLİTİKAYI İZLEYECEK”

AKP'den sonra iktidara gelecek hükümet döneminde de bu politikanın genel hatlarıyla devam edeceğini söyleyen Fuller, başka bir soru üzerine Washington’un tutumunu da değerlendirirken de, “Washington'un Türkiye ile yaşadığı sorunların bir sebebi de bu: Türkiye, Amerika'yı çıkarlarının başlıca vasıtası olarak görmüyor artık. Amerika, Türkiye'nin çok önemli bir bölgesel rol oynadığını ne kadar çabuk kabul ederse, bu politikaların olgunluğunu, ılımlılığını takdir ederse - ve bunlar ideolojik, mezhepsel, etnik temele dayanmayan politikalar olursa o zaman bölgeyi güçlendirecek” diye konuştu.

Amerikan diplomasisinin artık Türkiye'yi doğrudan kontrol edemeyeceğini de ifade eden Fuller, Türkiye’nin, Amerika'nın çok taraflı, dengesiz tutumuna eleştirel yaklaşan pekçok ülkenin takdirini topladığını belirterek, “Türkiye'nin politikasının kaynağını Washington'da aramak, çılgınlık olur. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bu konuda uzun süredir yazıp çiziyor. Filistin ile İsrail arasında taraf tutmuyor. Ve o bölgede hiçbir ülkenin uğruna uğraşmadığı bir denge tutturmaya çalışıyor” şeklinde konuştu.

(ANKA)