ABD Büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınması ve Nekbe'nin 70. yılı Gazze'de iki gün boyunca düzenlenecek gösterilerle protesto edilecek.

ABD Büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınması ve Nekbe'nin (Büyük Felaket) 70. yılı nedeniyle Gazze'de yarından itibaren iki gün boyunca düzenlenmesi planlanan gösteriler kapsamında hazırlıklar devam ediyor.

Gazze'de yarın ABD Büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınmasını, bir gün sonra da Nekbe'nin 70. yılını protesto için gerçekleştirilecek "milyonluk yürüyüşün" hazırlıkları, Dönüş ve Ablukayı Kırma Yürüyüşü faaliyetleri çerçevesinde devam ediyor.

Bu kapsamda, Filistin İslami ve Ulusal Güçleri İzleme Komisyonu, Gazze'de yarın genel grev ilan edildiğini, hükümete bağlı ve özel tüm kurumlarda çalışmaların durdurulacağını duyurdu.

Komisyon, Filistin halkının özgürlük, bağımsızlık ve dönüş haklarının korunması amacıyla Büyük Dönüş Yürüyüşü etkinliklerinin devam edeceğini bildirdiği açıklamada, "Filistin halkı, pazartesi günkü gösterilerde Büyük Dönüş Yürüyüşü etkinliklerinin barışçıllığını koruyarak, tüm dünyaya ABD'nin Büyükelçiliğini Kudüs'e taşımasını kabul etmediğine ilişkin güçlü bir mesaj verecektir." ifadelerini kullandı.

Hamas'tan katılım çağrısı

Hamas, yaptığı yazılı açıklamada nerede olurlarsa olsunlar Filistinlilerin bulundukları yerde "milyonluk dönüş yürüyüşü"ne katılmaları çağrısında bulundu.

Gazze Şeridi'nde uygulanan ablukanın kaldırılması talebini yineleyen Hamas, Filistin halkının sıkıntılarının sona erdirilmesi, yaptırımların durdurulmasının yanı sıra çocukların yiyeceği, hastaların tedavisi ve eğitimi üzerinden şantaj yapılmamasını istedi.

Hamas, Filistin halkının sabrının tükendiği ve bu sabrın abluka uygulayanlar karşında infilak edebileceği uyarısında bulunarak, ABD tarafından sunulan yüzyılın anlaşmasını mutlak suretle reddettiklerini aktardı.

Hastanelere ek çadırlar

Filistin Sağlık Bakanlığı da muhtemel müdahaleler için hastaneler ve tedavi merkezlerinde hazırlıklarını sürdürüyor. Gazze'deki hastanelerin çoğunun avlusunda, çadırlar kurularak ek yataklar yerleştirildi.

Gazze'nin en büyük hastanesi Şifa'nın ameliyathane birimi sorumlusu Mervan Ebu Sade, AA muhabirine yaptığı açıklamada 30 yataklık ek çadırın yanı sıra hastanedeki 15 ameliyathanede hazırlıkların hızla tamamlanmaya çalışıldığına ancak bazı tıbbi malzemelerin eksik olduğuna dikkati çekti.

Öte yandan Gazze'deki Uluslararası Kızılhaç Komitesi Basın Sözcüsü Süheyr Zakkut, sağlık çalışanlarına destek amacıyla iki cerrahın Gazze'ye geldiğini belirtti.

Gazze'deki İçişleri Bakanlığının da çeşitli hazırlıklar yürüttüğü, tüm güvenlik birimlerinin halkın hizmetinde olduğu kaydedildi.

Geçen haftadan itibaren Gazze'deki gelişmeleri görüntülemek amacıyla onlarca basın mensubunun Kuzey'deki Beyt Hanun Sınır Kapısı'ndan Gazze'ye giriş yaptığı ifade ediliyor.

Gazzeliler ise sınır bölgelerine lastik taşıyor. Filistinliler İsrail'in keskin nişancılarından lastik yakarak korunmaya çalışıyor.

Büyük Dönüş Yürüyüşü

Filistinliler, 30 Mart'tan bu yana abluka altındaki Gazze Şeridi'nin İsrail sınırında barışçıl gösteriler düzenliyor.

İsrail askerleri ise "sürgün edildikleri topraklarına geri dönmeyi ve 2006’dan beri Gazze’ye uygulanan hukuksuz ablukanın kaldırılmasını" talep eden sivil halkın üzerine gerçek mermilerle ateş açıyor.

Gösterilerin başından bu yana aralarında gazetecilerin ve çocukların da olduğu 50'den fazla Filistinli İsrail askerleri tarafından şehit edildi, 8 bin Filistinli yaralandı.

Bu noktaya nasıl gelindi?

Aslında Müslümanların ilk kıblesi ve Hazreti Muhammed'in miraç yolculuğuna çıktığı yer olan Mescid-i Aksa ile Hristiyan ve Yahudilerin en kutsal mekanlarına ev sahipliği yapan Kudüs, 1917'de Osmanlı egemenliğinden çıktığından beri sıkıntılı günler yaşıyor.

Doğu Kudüs'ü 1967'de işgal eden İsrail, yarım asırdır burayı Yahudileştirmek için yoğun çaba sarf ediyor. Etrafı surlarla çevrili kadim şehir ile Mescid-i Aksa'nın yanı sıra Hristiyan ve Yahudilerin en kutsal mekanları da Doğu Kudüs'te bulunuyor.

Bu nedenle Doğu Kudüs, Filistin davasının kalbi niteliğinde. İsrail ise 1980'de aldığı bir kararla doğusuyla batısıyla Kudüs'ü "İsrail'in birleşik başkenti" ilan etti.

Trump'ın Aralık 2017'deki kararıyla ABD bunu tanıyan ilk ülke oldu. ABD'nin bu kararının ardından İstanbul'da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ise "Doğu Kudüs, Filistin'in başkentidir" açıklamasında bulunarak tüm dünyaya burayı Filistin devletinin başkenti olarak tanıma çağrısı yaptı.

Doğu Kudüs'teki İsrail işgalinin tarihçesi

Doğu Kudüs'ün statüsü Filistin-İsrail meselesinin çözümünün önünde duran en büyük engellerden biri. Birleşmiş Milletler'in (BM) tarihi Filistin topraklarını Yahudiler ile Araplar arasında pay etmek üzere yayımladığı 1947 tarihli planda, Kudüs'ün özel bir statüye tabi tutularak uluslararası toplumun kontrolüne verilmesi öngörülüyordu.

Kudüs'e verilen bu özel statünün sebebi üç semavi din için de kutsal şehir olmasından kaynaklanıyordu.

Siyonist güçler, 1948'deki savaşta Kudüs'ün batısını ele geçirdi. Ürdün'ün kontrolünde olan surlarla çevrili Doğu Kudüs'ü de 1967'de ele geçiren İsrail, uluslararası hukuku ihlal ederek şehirde İsrail yasalarının geçerli olduğunu ilan etti. İsrail, bu şekilde Doğu Kudüs'ü fiilen ilhak etmiş oldu.

İsrail meclisi 1980'de kabul ettiği bir yasayla Kudüs'ü doğusuyla batısıyla İsrail'in "birleşik başkenti" ilan etti. Böylece Doğu Kudüs'ün ilhakı resmiyet kazanmış oldu.

Buna karşılık BM Güvenlik Konseyi (BMGK) 1980'de İsrail'in Doğu Kudüs'ü ilhak ederek başkent ilan etmesini geçersiz sayan 478 sayılı kararı kabul etti.

ABD dahil uluslararası toplum Doğu Kudüs'ü işgal altında sayıyor.

Öte yandan geçen Aralık ayına kadar hiçbir ülke Doğu veya Batı Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımıyordu. Ta ki Trump'ın "Kudüs İsrail'in başkentidir" kararına kadar.

ABD, Trump'ın hamlesiyle Kudüs'ü "İsrail'in başkenti" olarak tanıyan ilk ülke oldu. Uluslararası toplumun tepkisini çeken Trump yönetimi, bölgenin kaosa sürükleneceği ve İsrail-Arap ihtilafının daha da çözümsüz hale geleceği yönündeki uyarıları göz ardı etti.

İsrail'i tanıyan tüm ülkelerin büyükelçilikleri Tel Aviv'de bulunuyor. Trump'ın kararına göre ABD, Büyükelçiliği'ni yarın Tel Aviv'den Kudüs'e taşıyacak.

İsrail'in Doğu Kudüs'ü yasa dışı şekilde ilhak etmesi, uluslararası hukuktaki "işgalci güç, işgal ettiği topraklar üzerinde hakimiyet hakkına sahip değildir" ilkesinin ihlali anlamına geliyor.

Kadim şehir Filistin'den koparıldı

Öte yandan kadim Kudüs belki de artık tarihinde hiç olmadığı kadar yalnız ve tenha.

Çünkü Batı Şeria'da yaşayan 3 milyona yakın Filistinli, İsrail'in etraflarına ördüğü duvardan dolayı Kudüs'e giremiyor. Abluka altındaki Gazze Şeridi'nde yaşayan 2 milyon Filistinlinin de Kudüs'e girişi yasak.

Vatanlarından sürülerek dünyaya dağılan 5 milyon civarındaki Filistinli mülteci de en büyük rüyası olan Kudüs'e dönme imkanından yoksun.

Bugün İsrail işgali altındaki Doğu Kudüs'te yaşayan Filistinli sayısı sadece 300 binin biraz üzerinde. Onlar da ev yıkımlarından tutuklamalara pek çok tehdit ve zorluklarla karşı karşıya. Trump'ın kararı ise şehirdeki halkın hissettiği öfke ve hayal kırıklığını daha da artırmış durumda.

İhtiyarların dilinden Kudüs'ün yakın tarihi

Eğer şehirde biraz yaşarsanız, İsrail'in Doğu Kudüs'ü işgal ettiği tarih olan 1967'yi hatırlayan ihtiyarlardan, "Kudüs'e eskiden Gazzelisi çilek, El Halillisi üzüm, Tulkermlisi portakal getirirdi. Kudüs tüm Filistinlilerin buluşma noktasıydı. Özellikle cuma günleri surlarla çevrili bu kadim şehrin ana giriş kapılarından olan Şam Kapısı'nda ülkenin her yerinden gelen insanlara rastlayabilirdiniz. Şimdi ise burada kalabilenler bile Şam Kapısı'nda toplanmaktan çekinir oldu. Dükkanlar bile daha hava kararmadan kepenklerini indiriyor. İşgalci askerler her köşede elleri tetikte bekliyor" şeklindeki serzenişleri sık sık duymak mümkün.

Bu cümleler, Kudüs'ün içinde bulunduğu durumu net bir şekilde ortaya koyuyor.

Hiçbir ülkenin vatandaşı değiller

İsrail'in Doğu Kudüs'ü fiilen ilhak etmesine rağmen burada yaşayan Filistinliler, İsrail vatandaşı sayılmıyor ve vatandaşlık haklarından yararlanamıyor. Doğu Kudüs'te yaşayan 300 binin biraz üzerindeki Filistinli nüfus, İsrail makamlarının verdiği "Kudüs Kimlik Kartı" ile şehirde sürekli ikamet etme iznine sahip.

Söz konusu Filistinliler, aynı zamanda Ürdün pasaportuna da sahip ancak bu pasaportlarda herhangi bir vatandaşlık numarası bulunmuyor. Bu nedenle tam olarak Ürdün vatandaşı da sayılmayan Doğu Kudüslü Filistinlilerin, Ürdün'de çalışma ve devlet hizmetlerinden yararlanma hakkı yok.

Bir nevi arafta kalan Doğu Kudüs'teki yüz binlerce Filistinli, ne İsrail ne Ürdün ne de Filistin vatandaşlığına sahip oldukları için "devletsiz" yaşıyor.

14 bin Filistinli, Doğu Kudüs'ten sürüldü

İsrail vatandaşlığı bulunmayan ancak İsrail makamlarının verdiği "Kudüs Kimlik Kartı" ile şehirde sürekli ikamet izni olan Filistinlilerin, bu hakları çeşitli bahanelerle ellerinden alınabiliyor. Bu nedenle Doğu Kudüs'teki 300 binin üzerindeki Filistinli her an doğdukları şehirden sürülme korkusuyla yaşıyor.

Doğu Kudüs'teki Filistinlilerin, burada yaşamaya devam edebilmeleri için İsrail'in belirlediği bir dizi talebi yerine getirmeleri gerekiyor. İster yabancı bir ülke, ister Batı Şeria olsun belli bir süre Doğu Kudüs'ün dışında yaşayan Filistinlilerin ikamet izinleri iptal edilerek şehre dönme hakları ellerinden alınıyor.

Doğu Kudüs'te ev yapmalarına izin verilmeyen Filistinliler, bu şekilde şehrin dışına çıkmaya zorlanırken, Kudüs dışında ikamet ettikleri tespit edilenlerin de bir daha şehre dönmeleri yasaklanıyor. Aile üyelerinden birinin İsrail'in "terör" olarak nitelediği saldırılara karışması da tüm ailenin Kudüs'ten sürülme sebebi sayılıyor.

İsrailli insan hakları kuruluşu B'Tselem'in yayımladığı verilere göre, İsrail 1967'den bu yana 14 bin Filistinlinin ikamet iznini iptal ederek Doğu Kudüs dışına sürdü.

Buna karşılık İsrail, dünyanın neresinde olursa olsun tüm Yahudileri İsrail'e gelerek Doğu Kudüs dahil istedikleri yere yerleşmeleri ve vatandaşlık almaları için teşvik ediyor.

200 bin Yahudi yerleşimci yaşıyor

Doğu Kudüs'teki nüfus yapısını Yahudiler lehine değiştirmeye çalışan İsrail yönetimi, uluslararası hukuka aykırı olarak burada 10 Yahudi yerleşim birimi inşa etti.

Yahudi olmayanların ikamet etmesinin yasak olduğu bu yasa dışı yerleşim birimlerinde 200 binin üzerinde kişi yaşıyor.

İsrail, bu yerleşim birimlerine sürekli ek konutlar ekleyerek şehirdeki Yahudi nüfusunu arttırmaya çalışıyor.

Doğu Kudüs'teki mevcut Yahudi yerleşim yerlerine son bir yılda on binlerce yeni konut eklenmesi kararlaştırıldı. İsrail'in bu yerleşim birimlerine eklediği her bir konut, demografik yapının Yahudiler lehine değişmesi anlamına geliyor.

İsrail, BM kararlarını hiçe sayıyor

Uluslararası hukuka göre, İsrail'in işgal altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da inşa ettiği Yahudi yerleşim yerleri yasa dışı sayılıyor. İsrail ise dünyadan gelen tepkileri dikkate almayarak işgal ve genişleme politikalarına devam ediyor.

BMGK, eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde 23 Aralık 2016 tarihinde aldığı bir kararla, İsrail'in işgali altındaki Filistin topraklarında tüm yerleşim faaliyetlerini "derhal ve tamamen" durdurmasını talep etmişti.

Ancak BMGK'nın bu kararı da İsrail'e geri adım attıramadı.

Filistinlilerin ev yapması engelleniyor

İsrail makamları bir yandan Yahudi yerleşim yerlerini genişletirken diğer taraftan da şehirdeki yerleşik Filistinli nüfusun yeni konut inşa etmesinin önüne engeller çıkararak izin vermiyor.

Bir Filistinlinin İsrailli belediyeden ev yapmak için izin almasının neredeyse imkansız olduğu şehirde, Filistinlilere ait 20 bin ev "ruhsatsız olduğu" gerekçesiyle İsrail güçlerince yıkılma tehlikesi altında bulunuyor. Belediye ekipleri zaman zaman bu evleri yıkıyor ve yıkım masraflarını da Filistinlilere ödetiyor.

"Nekbe" nedir?

Filistinliler, 14 Mayıs 1948'de İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarında bağımsızlığını ilan etmesi ve Filistinlilerin zorunlu göçe tabi tutulması nedeniyle 15 Mayıs'ı "Nekbe" (Büyük Felaket) olarak anıyor. Batı Şeria ve Doğu Kudüs 1967'den bu yana İsrail işgali altında bulunuyor.

Kaynak: AA