Facebook skandalı büyüyor. Türkiye'de bile profili ele geçirilen 200 binin üzerinde kullanıcı var. Peki bu bilgiler nasıl alındı, nasıl kullanıldı? Bilal Eren TRT Haber için yazdı.

Skandala konu olan Cambridge Analytica; tüketici, takipçi, seçmen davranışlarını değiştirmek isteyen iş dünyası ve siyasi partilere hizmet sunmayı amaçladığını ilan ederek 2013 yılında Londra’da kuruldu.

Şirket, verilerimizi davranış bilimlerini kullanarak analiz edip kurumların (şirket, parti, devlet, STK vb.) hedef kişi ve kitlelerini belirlemeye/bulmaya yardımcı olacağını iddia ediyordu.

Şirketin ilan etmediği ise verilerimize nasıl eriştiğiydi. Bir gizli kamera kaydında açıklanan çalışma şekli hayli karanlık.

“Bilgiyi internetin dolaşım sistemine bırakıp, ara sıra küçük müdahalelerle olayın büyüyüp yayılmasını izleriz. Kimsenin propaganda olduğunu düşünmemesi önemli. Çünkü propaganda diye düşündüğünüz anda bir sonraki soru; arkasında kim var?”

Cambridge Analytica şirketinin kurucusu Alexander Nix, bir finansal analist uzmanı. 25 yıldır hükümetler ve askeri kurumlar için bilgi, analiz ve strateji üreten SCL Group bünyesindeki SCL Elections’ta (grubun seçimler ile ilgili şirketi) 2003 yılında CEO olarak çalışmaya başladı.

Skandala konu olan Cambridge Analytica da 2014 yılında SCL Group bünyesinde kuruldu.

Alexander Nix o yılları şöyle anlatıyor;

“ABD’de Demokratlar teknoloji devrimine öncülük ediyorlardı. Veri analizi ve dijital dünya Cumhuriyetçilerin rekabette zayıf oldukları alanlardı. Biz de bunu fırsat olarak gördük.”

Şirket, bu fırsatı Trump’ın kazandığı ABD başkanlık seçimlerinde ve İngiltere’nin AB’den ayrıldığı Brexit referandumu kampanyalarında değerlendirdi. Bu iki müdahale, ortaya çıkan bilgilerle artık kesinlik kazandı. Ancak iddialar hatta soruşturmalar Nijerya, Kenya, Çekya, Hindistan ve Arjantin’e kadar uzanıyor.

Üstelik Cambridge Analytica yalnız değil. Daha bir çok şirket var.

Pandora’nın kutusunu açan araştırma

2008 yılında Cambridge Üniversitesi Psikometri Merkezi’nden davranış bilimci iki doktora öğrencisi (Kosinski ve Stillwell) “Büyük Beşli” adlı seksenli yıllardan kalma davranış teorisi üzerinde çalışmaya başladı.

Bu teori, bireylerin her davranışının kişiliklerindeki 5 yapıtaşı; yeniliklere açıklık, mükemmeliyetçilik, sosyallik, uzlaşmacılık ve kırılganlık üzerinden çözümlenebileceğini savunuyordu.

Teoriyi test etmek için kendi geliştirdikleri “MyPersonality” adlı bir Facebook uygulaması yaptılar. Facebook kullanıcılarına basit sorular soran bu kişilik testi uygulamasıyla gönüllü denekler üzerinde çalışmaya başladılar.

Bu noktada aklımıza “Nasıl oluyor da Facebook, bu test ve uygulamalara izin veriyor?” sorusu gelebilir. 2010 yılında Facebook daha fazla kullanıcıya ulaşmak, para kazanmak gibi şirket çıkarları için üyelerini uygulama geliştiricilerine (STK, akademisyen, analiz şirketleri, yazılımcılar vb.) satıyordu.

Kullanıcıların Facebook hesaplarında bulunan her türlü bilginin, bu uygulama geliştiricilere sonuna kadar açık olduğu yıllarda iki bine yakın proje yürütüldü.

Hatta siz bu uygulamalardan kullanmasanız, izin vermeseniz bile Facebook arkadaşınız üzerinden sizin bilgilerinize erişim sağlandı.

“MyPersonality” de bu uygulamalardan biriydi.


Facebook kullanıcılarına bu uygulama üzerinden; “Maceracı mısın?, Bir topluluğun önünde konuşabilir misin?, Kapalı yerlerde huzursuz olur musun?” gibi davranış ya da kişilik özellikleriyle ilgili çok basit ve rahatsız etmeyecek sorular yönelttiler. (Bu testin uygulaması değil ama sitesi hala çalışıyor, hatta tüm veriler ve sonuçlar ilan edilmiş durumda.)

Bu basit sorularla milyonlarca kişinin bilgilerine ulaştıklarında ellerinde dünyanın en büyük psikometri veri seti oluştu. Bu noktada rotayı bambaşka bir yöne çevirdiler.

Tam o yıllarda Facebook, “Beğen” özelliğini devreye aldı. Facebook kullanıcılarından izin bile istemeye gerek olmadan, herkesin ulaşabileceği bir veri vardı artık: Beğeniler. Birbirimizin paylaşımlarında kullandığımız bu özel ve kişisel özelliği kendi projeleri için kullanmaya başladılar. Yani “Neyi Beğeniyorsan O’sun” ile Büyük Beşli Teorisi’ni ilişkilendirdiler.

Yalnız onlar değil onlarca firma ya da kişi; kural, kanun, ahlak gibi olmazsa olmazları gözardı ederek sessiz sedasız bu “davranış mühendisliği” üzerine çalışmaya başlamıştı.

Bu çalışma sonuçlarından birine göre; herhangi bir Facebook kullanıcısının sadece 68 beğenisi üzerinden deri rengi, cinsel yönelimi ve hangi partiye oy vereceğini %85 doğrulukla ölçebildiklerini keşfetmişlerdi.

Dahası her Facebook üyesinin davranış özelliklerini 70 beğeni ile arkadaşından, 150 beğeni ile ailesinden, 300 beğeni ile eşinden ve bir miktar daha fazlasında ise kendisinden bile iyi tanımlayabildiklerini gördüler. Sadece “Beğen” butonu!

Doktora öğrencileri Kosinski ve Stillwell’in araştırmalarını 2012 yılında makale olarak yayınlamalarının hemen ardından Facebook, Beğen özelliğini dışarıdan ölçümlemeye kapattı. Ancak bu araştırma fırsatçılara çoktan ‘ilham kaynağı’ olmuştu.

Gücü ele geçirmek hiç bu kadar ucuz olmamıştı

İtirafçı Christopher Wylie o sıralarda London School of Economics’te doktora öğrencisiydi. Bu araştırmayı 2013 yılında gören ve heyecanlanan Wylie, SCL Elections CEO’su Nix’e kafasındaki projeyi anlattı. Birlikte bir şirket kurdular. Adını da akademik çalışma gibi gözüksün diye Cambridge Üniversitesi’nden yola çıkarak Cambridge Analytica koydular.

Wylie ve Nix’e artık bir veri havuzu lazımdı. Bunun için Cambridge Üniversitesi’nden akademisyen Dr. Aleksandr Kogan (NeoBilimci) ile anlaştılar. Kogan, 2014 yılında şirketi Global Science Research aracılığı ile Facebook üzerinde yeni bir kişilik testi uygulaması başlattı. Tesadüfe bakın ki

Dr. Kogan ilk testi yapan ve başarılı olan Kosinski ve Stillwell ile arkadaştı.

Kogan onları da projeye davet etti ancak kabul ettiremedi. Kogan da arkadaşlarından öğrendikleriyle projeyi planladı, modelledi ve geliştirdi.

Kogan’ın testinin tek farkı vardı; cevaplayanlar 1–2 dolar da olsa karşılığında para alıyordu. İnsanlar testi cevaplarken hem kendi hem de arkadaşlarının profillerinin ele geçirildiğinden habersizdiler.

Test 270 bin kişiye ulaştı, onlar üzerinden sarmal ile 50 milyon kişiye! Tüm bilgileri şirketin eline geçti; neyi takip ettiler, ne yorum yaptılar, neyi beğendiler, hangi haberi okudular, hangi müziği dinlediler ve daha nicesi...

Böylece “thisisyourdigitallife” isimli test; bir truva atı mantığı ile çalışıp testi cevaplayanların ve arkadaşlarının profillerini izinsiz şekilde elde ederek bir havuz oluşturmuş oldu. Üstelik bu devasa bilgi seti için sadece bir milyon dolar harcadılar.

Kişiye özel “politik” reklamlar üretmek için gerekli veri havuzu kullanılmak için bekliyordu artık.

Şimdi sıra bu projeyi geliştirmeye ve satmaya gelmişti. Nix, projeyi aşırı sağcı yayın politikasına sahip Breitbart internet sitesinin de kurucusu olan Steve Bannon’a götürdü. Bannon, daha sonra Trump’ın seçim kampanyasını yöneten baş stratejist olarak çalışacak isimdi.

Bannon, projeyi öyle büyük iştahla karşıladı ki, şirkete ortak bile oldu. 2014 — 2016 yılları arasında şirketin yönetim kuruluna girdi. Projeyi geliştirmek ve yukarılara taşımak için yakın arkadaşı Robert Mercer’den destek istedi. Trump destekçisi ve bağışçısı milyarder Robert Mercer, Cambridge Analytica’ya 15 milyon dolar mali kaynak verdi.

Ve ABD Başkanlık Seçimi: Haziran 2016

Cambridge Analytica ekibi Trump’ın seçim ekibi ile çalıştı.

“Milyonlarca veriyi analiz ettik. En çok ikna edilebilecek seçmeni tespit edip, ilgilendikleri meseleleri belirledik ve ‘kişiyi hedef alan’ mesajlarla harekete geçirdik.”

Neler yaptılar?

Trump’ı seçim sürecindeki tüm konuşma metinlerini ve mesajlarını ellerindeki veri setleriyle insanların kişilik, davranış ve ihtiyaçlarına göre hazırladılar.

Politik mesajları test ettiler. “İslam’ın bu ülkede yeri yok” gibi radikal bir söylemi haberleştirip, profil tepkilerine baktılar.

“Göçmenlerin ülkemize maliyeti askeri harcamalarımızın üstünde” gibi etkili yalanlar üretip, yaydılar.

Cambridge Analytica CEO’su Alexander Nix ise bir gizli kamera kaydında; “internette yaydıkları bilginin illa doğru olmak zorunda olmadığını duyguları harekete geçirmesinin yeterli olduğunu” söylüyordu.

17 eyalette her gün ellerindeki profillerin kişiliğine göre şekillendirilen ve sadece o kişiye gösterilen Trump yanlısı paylaşımlar ve anketler yaptılar. Bazen anketleri dolduranlara para bile verdiler.

Trump’a asla oy vermeyecek Miami’deki siyahlara, onları sandığa gitmekten alıkoyacak haberleri gösterdiler. Bu sayede seçime katılımı bu bölgede %7–8 etkilediler.

Trump’ın konuşmalarından parçaları profil beklentilerine uyacak şekilde montajlayıp, sağcıya başka, liberale başka mesajlar gönderdiler.

Ellerindeki verilere göre iki parti arasında kalan kararsızları tespit edip, onlara özel reklamlar yaptılar.

Aynı mahalledeki az eğitimli, fakir, aktif insanları belirlediler. Sonra bunlara hoşlanmayacakları haberleri verip, karşıt statüdeki insanlarla kavga ettirdiler.

Ve tüm bunları Amerikalı seçmenlerin Facebook profili üzerinden yaptılar.

Kaynaklara göre bu operasyon 220 milyon ABD’liye ulaştı ve zafer Trump’ın oldu.

Trump’ın seçim kampanyasının dijital kısmını yöneten Theresa Hong: “85 milyon dolar harcadık. Facebook olmasaydı, seçimi kazanamazdık..” diyordu.

Tüm bu olup bitenler konuşuluyor, haber yapılıyordu. Ancak, Cambridge Analytica’dan Christopher Wylie’ın pişmanlık ifşası ve İngiliz The Guardian gazetesinin haberiyle operasyon kesinleşti.

Kogan’a profiller üzerinden araştırma yapmasına 2015 yılından beri izin verdiklerini söyleyen Facebook, “Bu çalışma ticari olmadığı için izin verdik. Sonuçta insanlar bilerek bilgilerini paylaştılar, herhangi bir sisteme girilmedi, şifreler ve hassas bilgiler çalınmadı veya hacklenmedi. Bu araştırma sonuçlarının Cambridge Analytica’ya verildiğini bilmiyorduk.” dedi.

Peki, şu ana kadar skandalın sonuçları neler oldu?

İngiltere ve ABD’de soruşturma başlatıldı. Şirket faaliyetleri şimdilik askıya alındı, CEO Alexander Nix görevden alındı. Facebook şimdilik kaçamak açıklamalar yapıyor. Şirket içinde görevden almalar oldu, borsada ciddi değer kaybetti. Zuckerberg, “hatalar yaptık” dedi ve ekledi “şu ana kadar çok ciddi kullanıcı kaybetmedik”

Avrupa Parlamentosu Başkanı A. Tajani, ‘’Mark Zuckerberg’i Avrupa Parlamentosu’na davet ettik. Facebook’un, kişisel verilerin demokrasiyi manipüle etmek için kullanılmadığına, 500 milyon Avrupalının temsilcileri karşısında açıklık getirmesi gerekiyor.” dedi.

AB Dijital Komisyonu, “Hedeflenmiş kitlelere yapılan seçim kampanyası seçmen manipülasyonudur, geçersizdir. Çünkü seçim kampanyasında vaat edilenler tüm kamuoyunu ilgilendirir.” dedi.

Özellikle ABD kamuoyu çok büyük tepkiler veriyor. “Facebook’u silin, Facebook’a düzenleme” etiketleriyle paylaşımlar yapılıyor ve hesaplar siliniyor. Tesla’nın ve SpaceX’in sahibi Elon Musk bu kampanyaya katılan en önemli isim. Kampanya büyük bir sivil harekete dönüşebilecek potansiyele sahip.

“Bireysel” olarak Facebook özelinde neler yapabiliriz?

Kişisel bilgilerinizi (adres, tatil tarihi, kimlik bilgileri, telefon vb.) paylaşmayın.

Uygulamalar indirip izinler vermeyin. Önceden kullandıklarınızı ayarlardan kapatın, izinlerini iptal edin.

Gizlilik ayarlarınıza bakın. Mümkün olduğunca verdiğiniz izinleri kapatın.

Bunlar minimum güvenlik önlemleri. Asıl önlem vicdan ve tecrübemizde.

Gördüğümüz içeriklerin yalan veya abartı olabileceğini, en önemlisi bize özel olabileceğini unutmamalıyız. Her halükarda manipule edilebiliriz. Profesyonel taktiklere yenilebiliriz. Tek çözüm kapatmak, hesabı silmek diyenler var.

Peki siz Facebook, Whatsapp, Twitter ya da Instagramı silmeye hazır mısınız?