Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Geçtiğimiz günlerde yüksek teknoloji alanındaki özgün yatırımlarıyla tüm dünyada dikkat çeken Elon Musk ile bir görüşmem oldu. Baktım çok heyecanlı. Kendisinin vizyonunu, hayallerini, gayretini bizzat ağzından dinleme imkanım oldu. Gördüm ki her şey önce bir hayalle başlıyor'' dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe'de, "İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Kadın Danışma Konseyi Genç Kadınlar Liderlik ve Girişimcilik Programı Sertifika Töreni"nde konuştu.

erdoğan-beştepe.jpg
"İSLAM DÜNYASI, AYNI HEDEFE AYNI ŞEKİLDE KİLİTLENMİYOR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, 1969'da kurulan İslam İşbirliği Teşkilatı'nın 56 üyesi ve 5 gözlemci üyesiyle bütün İslam ülkelerini bir araya getiren yegane platform olduğunu anlattı.

Türkiye'nin geçen yıldan bu yana teşkilatın dönem başkanlığını yürüttüğünü hatırlatan Erdoğan, Türkiye ve İslam dünyası için son derece önemli olan bu 2 yıllık sürecin en verimli şekilde değerlendirmeye çalışıldığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Müslümanların ve tüm insanlığın kanayan yaraları olan sorunların çözümü için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini kaydetti.

Hedeflerinin de on yıllardır ihmal edilen, çoğu zaman da görmezden gelinen ancak içten içe büyüyen meselelerin gündeme taşınmasının sağlanması olduğunu bildiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Peki başarılı mısınız Onu da açık söylüyorum, çok da başarılı değiliz. Bunu bir öz eleştiri olarak söylemek zorundayım. Niye derseniz Ne yazık ki İslam dünyası, aynı hedefe aynı şekilde kilitlenmiyor. İşte bir Myanmar'ı, Arakan'ı yaşıyoruz. Acaba İslam dünyasının bütün ortakları burada aynı hissiyatı duyuyor mu Duymuyor. Birleşmiş Milletler'de, bu yıl Genel Kurul'da bu işi gündeme getirdik. Genel Kurul'daki bu gündemde 'devlet başkanı' olarak ne yazık ki iki devlet başkanı vardık, bir ben, bir de İran. Başbakan olarak sadece Bangladeş Şeyh Hasina, bir de Endonezya'dan Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bir de Pakistan Başbakanı vardı. Bu kadar basit mi bu iş Bu kadar parmak ucuyla tutulacak bir durum mu?"

Konuya böyle bakılmasının yanlış olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Ama ne yazık ki böyle. Yani yüz binler ölüyor, Müslüman kardeşlerin ölüyor, umurunda değil" dedi.

"TAMAM DA SİZ NE YAPTINIZ, BİR DE ONU SÖYLEYİN"

Eşi Emine Erdoğan'ın Myanmar'a gitmesine ilişkin, kendisine bunun uluslararası alanda etkili olduğunun söylendiğini aktaran Erdoğan, "Tamam da siz ne yaptınız, bir de onu söyleyin. Çünkü bir elin nesi var, iki elin sesi var. Bunu yapmamız lazım. Eğer bu eller birbiriyle buluşmuyorsa, bu eller birbiriyle tokuşmuyorsa o zaman buradan netice almak mümkün değil. Bunu yapmamız lazım" değerlendirmesinde bulundu.

Kimse gelmese de Türkiye olarak sonuna kadar güç neyi gerektiriyorsa yapılmakta kararlı olunduğuna işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz petrol zengini değiliz, petrol kuyularımız yok ama olmasın. Şu anda 'dünyada en az gelişmiş ülkelere yardımda' bir numara Amerika, ikinci sırada biziz. Fakat milli gelire oranla baktığınız zaman birinci sırada Türkiye, ikinci sırada Amerika, üç İngiltere. Peki biz buna niye böyle bakıyoruz, niye bu şekilde yaklaşıyoruz Çünkü biz 'veren el, alan elden üstündür' ilkesiyle hareket ediyoruz, olaya böyle bakıyoruz. Biz yüzleşmediğimiz her soruna, bizden sonraki nesillere bırakılmış ağır bir yük olarak bakıyoruz. Tüm Müslümanların da kendi meselelerine bu anlayışla yaklaşması, önlerindeki sorunların üzerine cesaretle, kararlılıkla gitmesi şarttır."

"HALEN O ODAK SAPMASININ SANCISINI YAŞIYORUZ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Müslümanlar olarak ihmal edilen alanların başında hiç şüphesiz kadınların durumunun geldiğini vurguladı.

Peygamber Efendimizin "cennet, annelerin ayakları altındadır" ifadesiyle övdüğü anneyi maalesef olması gereken yere çıkarmada ümmetin başarılı bir sınav veremediğini, hala da veremediğini belirten Erdoğan, "İslam, Allah'tan başka hiçbir gücün kulluğuna izin vermeyerek, insanı özgürleştiren, zincirlerinden kurtaran bir dindir. Dinimizin taşıyıcı sütunları tevhittir, ahlaktır, hürriyettir ve adalettir. Bunun üzerinde ısrarla durmamız lazım" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkenin 14 asırlık medeniyet müktesebatına bakıldığında sanattan mimariye, siyasetten beşeri münasebetlere kadar bu ilkelerin izlerinin görüldüğünü kaydetti.

Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

"Asırlar boyunca İslam aleminin ilmin, irfanın, hikmetin ve adaletin merkezi olması işte bu anlayış sayesinde olmuştur. Ne zamanki odak şaşmıştır, işte o zaman gerileme başlamıştır. Bugün halen o odak sapmasının sancısını yaşıyoruz. Maalesef, bunun bedelini ağır ödüyoruz. Özellikle kadınlarla ilgili konularda buna şahit oluyoruz. Birçok İslam ülkesinde kadınların sosyal, siyasal ve beşeri rollerini İslam dininin prensipleri değil, kalıplaşmış toplumsal alışkanlıklar belirliyor. İşte şimdi son zamanda yeniden bir şeyi tekrar köpürttüler. Ne o Ilımlı İslam. Bu 'ılımlı İslam' ifadesinin patenti nereye ait Batı'ya ait. Şimdi belki de o ifadeyi kullanan şahıs, 'bu bana aittir' gibi de düşünüyor olabilir. Hayır sana ait değil."

Erdoğan, 15 yıl önce katıldığı Avrupa Parlamentosu'ndaki konuşmasını anımsatarak, daha sonra kendisine yöneltilen soruların başında, "Ilımlı İslam hakkında ne düşünüyorsunuz?" geldiğini aktardı.

İslam'ın ılımlısı ve ılımsızının olamayacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İslam tektir. Kimse İslam'ı çeşitlemeye veya İslam'a yakıştırma yapmaya gitmek suretiyle İslam'ı bir zaafın içerisine sokma gayretine girmesin. Bir müddet bununla muhatap oldum ama kesildi. Daha kimse bana bu soruyu sormadı. Şimdi ne oldu da bu yeniden üflendi Mesele şu, mesele İslam'ı zaafa düşürmek. Dinimizi zaafa düşürmek. Bizim dinimizin ılımlı, ılımsız böyle bir yanı yok. İslam bütün kurumlarıyla müesseseleriyle Kitabullah'ta kendini bulmuş ve orada ifade edilen dinin kendisidir. Onun dışında kimse dinimize tanım yapmasın" diye konuştu.

Batının, yabancıların yakıştırmalarıyla dini öğrenmediklerini belirten Erdoğan, böyle bir sıkıntının da olmadığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam'ın geleneğin ve ananelerin üzerinde bulunduğunu, geleneğin ancak İslam'ın ruhu ile mütenasip olduğu zaman anlam kazandığına işaret ederek, "O zaman fıkhi otoriteler de o gelenekte ne yaparlar İstifade ederler. O toplumun, o geleneklerine göre de fakihler hükmederler" dedi.

Kadınların hayatın her alanında varlık gösterebilmeleri konusunda yaşanan sıkıntıların İslam'dan değil, toplumların asırlardır süregelen yerleşik algılarından kaynaklandığı bir gerçek olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

"Bizim tarihimizde Hazreti Hatice validemiz o annelerin en güzeli, en yücesidir. Sevgili Peygamberimizi o hangi dönemde nasıl ona şefkat, merhamet ellerini anlayışını ortaya koymuş onu öyle her anne, eş, yapamaz. O yüce görevi aldığı anda ürkek haliyle eve geldiğinde o 'beni örtünüz' dediği anda onu, o ürkek anında örten eş Hazreti Hatice validemizdi. Güçlü bir iş kadını olmanın yanında Sevgili Peygamberimiz ile evlenmişti. Hazreti Ayşe validemiz, Ümmü Seleme, Raziye Begüm Sultan, Melike Hatun, Mihrimah Sultan gibi hizmetleriyle abideleşmiş on binlerce kadın var."

Anneliğin, Allah'ın kadınlara en büyük lütfu ve ikramı olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, anneliği inkarın ise yaradılışı inkar sayıldığını kaydetti. Müslüman kadının iyi bir anne olduğu kadar yeri geldiğinde çığır açan bir ilim insanı, siyasetçi, öğretmen hatta yeri geldiğinde atılgan bir savaşçıdır. Kadınların emeği ve katkısı olmayan, kadın eli değmeyen her işin eksik ve yarım olduğunu bildiren Erdoğan, bu anlayışla son 15 yılda Türkiye'de kadınların önündeki engelleri kaldırmak için çok büyük adımlar attıklarını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, modern yapıyı İslam düşmanlığı olarak anlayan sözde elitist özde lümpen bir güruha rağmen, kadınlara haklarını teslim etme mücadelesini verdiklerini, teslim etmeye de devam ettiklerini ifade etti.

İnancının gereği olan kıyafetinden dolayı üniversiteye gidemeyen, iş hayatına atılamayan dört duvar arasına mahkum edilen kadınları özgürlükleriyle buluşturduklarına değinen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ilımlı İslam. Sen daha, 'ılımlı İslam' diyorsun, bir bayana araba kullanma müsaadesi vermiyorsun. Nasıl ılımlı İslam bu İslam'da buna mani bir hüküm var mı Yok. Demek ki herhalde bundan sonra yapacaklar. Şu ana kadar yok. Böyle bir anlayış olamaz. Bugün Türkiye'de hiç kimse inançlarından, hayat tarzlarından düşüncelerinden dolayı artık ötekileştirilmiyor. Devletin tüm kurumlarında artık Hanım kardeşlerimiz özgürce yer alabiliyor ama 15 yıl önce böyle değildi. Ben bu işin acısını çekmiş bir babayım. Sabır, sabır. 'Men sabera zafera' dedik sabrettik ve zafere ulaştık. Şimdi artık onlar aşıldı."

"İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATINDA KADINLAR NİÇİN YER ALMIYOR?"

Erdoğan, başı açık ve örtülü kadınların arzu ettikleri her alanda çalışabildiklerini belirterek, gelecek dönemde de girişimcilikten, siyasete, eğitimden dış politikaya kadar her alanda kadınları daha da güçlendirmeyi sürdüreceklerini bildirdi.

İslam İşbirliği Teşkilatı'nın Dönem Başkanı olarak bu alandaki tecrübe ve birikimi diğer üyelerle de paylaşmak istediklerini ifade eden Erdoğan, şu değerlendirmeyi yaptı:

"İslam İşbirliği Teşkilatı'na bile hala hanımlar olayını aslında doğru dürüst almış değiller. Onu da söyleyeyim. Bir el bakıyorsunuz ön kesiyor. İslam İşbirliği Teşkilatı gibi bir teşkilatın içinde niçin bir kadın kolları olmasın Ülkelerin liderleri bu konuda henüz aynı anlayışta değil. Gençlik teşkilatı da yoktu. İşte bundan birkaç yıl önce Dolmabahçe'deki bir toplantıda orada teklifi getirdim. Orada gençlik teşkilatını kurma kararı verdik. Doğru dürüst bir gençlik teşkilatı var mı O da yok. Aslında en dinamik unsurlar bu gençlik teşkilatıyla kadın teşkilatının kurulmasıdır. Bunun olması lazım. Bu olduğu andan itibaren bunun dünyadaki yayılması çok daha farklı olacaktır. Ona sadece benim ülkemin adeti, örfü budur. Bundan dolayı ben böyle bakıyorum dediğimiz anda netice alamayız. Orada bu iş eksik kalır. Biz bu anlayışla dönem başkanlığımızın ana konularından birini kadın sorunlarına ayırdık. 13'üncü İslam Zirvesi'nde yaptığımız çağrı, güç de olsa diğer ülkeler nezdinde makes buldu. Teşkilat bünyesinde ilk kez bir istişari kadın konseyi kuruldu. Bu konseyin de dönem başkanlığını üstleniyoruz. Kadın Konseyi'nin teklifiyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız tarafından hayata geçirilen Genç Kadınlar Liderlik ve Girişimcilik Programı bu çabalarımızın bir neticesidir. Bu adımlar sizler tarafından çok daha güçlü, yaygın bir şekilde devam ettirilecektir."

Konuşmasında, tüm çabalarına rağmen İslam İşbirliği Teşkilatı içerisinde kadınların rolü ve etkinliği noktasında halen ciddi eksikliklerin bulunduğunu dile getiren Erdoğan, "Teşkilat içerisinde kadınlarla ilgili yürütülen projelerde maalesef bir bariyer, bir dirençle karşılaşıyoruz. İnşallah ortak çabalarımızla bu direncin aşılacağına, kadınların teşkilat içerisinde hak ettikleri konuma geleceklerine inanıyorum. Bu süreçte sizin gibi vizyoner genç hanım kardeşlerime önemli vazifeler düşüyor. Unutmayın siz, hakkınızı aramazsanız kimse lütuf olarak onları size vermeyecektir. Bunu bilin" diye konuştu.

Toplantıya katılan kadınların her birinin önemli görevlere geleceği, ülkeye, İslam alemine ve tüm dünyaya yön vereceklerine olan inancını da aktaran Erdoğan, kadınların teknoloji, inovasyon ve bilişimde çığır açacak projelere imza atacak adımları da gerçekleştireceklerini söyledi.

ELON MUSK'LA GÖRÜŞMESİ

"Geçtiğimiz günlerde yüksek teknoloji alanındaki özgün yatırımlarıyla tüm dünyada dikkat çeken Elon Musk ile bir görüşmem oldu. Baktım çok heyecanlı. Kendisinin vizyonunu, hayallerini, gayretini bizzat ağzından dinleme imkanım oldu. Gördüm ki her şey önce bir hayalle başlıyor. Eğer hayal olmazsa ondan sonra da bunu gerçekleştirebilmek mümkün değil. İnsan, hayal kurabildiği müddetçe yaşar ve başarıya koşar" ifadelerini kullanan Erdoğan, toplantıya katılanlara, "Hiç kimsenin hayallerinizi çalmasına, cesaretinizi hırpalamasına sakın müsaade etmeyin" tavsiyesinde bulundu. Erdoğan, kadınlardan özgüven sahibi olmalarını da istedi.

Elon Musk'ın "Bir ara ben tükendim, bittim. Artık para mara bir şey kalmadı bende. Ama yılmadım, azmettim ve kapılar açıldı, şu andaki duruma geldim." dediğini belirten Erdoğan, bir kere azmedip Allah'a tevekkül edildiğinde meselenin bittiğini vurguladı.

Türkiye'de ve İslam aleminde kadınların durumunu düzeltme konusunda çalıştıklarına dikkati çeken Erdoğan, Batılı ülkelerde "yabancı düşmanlığı, kültürel ırkçılık ve İslam karşıtlığı"nın giderek yaygınlaştığını söyledi.

"AVRUPA, AÇIK HAVA HAPİSHANESİNE DÖNÜŞÜYOR"

Dış görünüşü, dili, dini, ten rengi farklı olanın, hayat alanının da daraldığına işaret eden Erdoğan, "Avrupa özellikle bu kesimler için giderek bir açık hava hapishanesine dönüşüyor. Göçmenleri, ibadethaneleri, iş yerlerini hedef alan saldırılar artık haber değeri bile taşımıyor. Irkçı partiler birçok ülkede siyasetin merkezine oturdular. Hatta hükümet ortağı olacak oy oranlarına ulaştılar. Zannediyorlar ki orada biz ilanihaye kalacağız. Kalmayacaksınız, siz de gidicisiniz. Batı'da biz nice partiler gördük; geldiler, gittiler" değerlendirmesini yaptı.

Türkiye'de de geçmişte çeşitli siyasi partilerin gelip gittiğini anlatan Erdoğan, kendilerinin aralıksız 15 yıldır Türkiye'yi yönettiklerini vurguladı.

Azim ve kararlılıkla Türkiye'yi yönetmeye devam edeceklerinin altını çizen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Batı'daki karamsar tablonun en büyük mağduru Müslüman kadınlar. Başörtüsü yasakları Avrupa ülkelerinde giderek yaygınlaşıyor. Bir dönem ülkemizde olduğu gibi kamusal alan, özel alan kurnazlığı ile Müslüman kadınların hayata katılımları engellenmeye çalışılıyor. Müslüman kadınları evlerine hapsedecek bir anlayış virüs gibi yayılıyor. Bugün çoğu Avrupa ülkesinde bilhassa başörtülü kadınların istihdama katılabilmesi, hatta bazı yerlerde eğitim imkanları önemli ölçüde sınırlanmış durumdadır. Hemen her fırsatta bize demokrasi ve insan hakları dersleri verenler kendi ülkelerinde en temel insan haklarının çiğnenmesine ne yazık ki alkış tutmaktadır. Türkiye, bu adaletsizliğe ve çifte standarda dikkat çeken az sayıdaki ülkeden biri."

"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hiç kimsenin haklarını ellerinden almasına izin vermeyeceklerini ve bu konuda kararlı olacaklarını vurgulayarak, "Terör bahanesiyle insanlarımızın ötekileştirilmesine, zihnimize pranga vurulmasına kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Küresel ölçekte hak, özgürlük ve adalet mücadelemizi sabırla sürdüreceğiz, yılmayacağız. Nerede olursa olsun hak bildiğimizi söyleyeceğiz. Tehditler gelebilir, nereden gelirse gelsin. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır, bunu böyle bileceğiz" ifadelerini kullandı.

Her platformda "Dünya beşten büyüktür" dediğini anımsatan Erdoğan, dünyada Birleşmiş Milletler Genel Kurulunu oluşturan 196 ülkenin, 5 ülkenin iki dudağının arasına mahkum olamayacağını kaydetti.

İkinci Dünya Savaşı'nın şartlarında ortaya çıkan tabloda BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi, 15 geçici üyeden oluştuğunu anımsatan Erdoğan, bu sayının zamanla 196'ya çıktığını anlattı.

BM Güvenlik Konseyi'nde Arakan'la ilgili kararda Çin'in "hayır" dediğini ve yaptırım konusunda BM Konseyi'nden karar çıkmadığını hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Sadece Çin. Nerede adalet? Nerede bulacağız adaleti? Şimdi biz bunu dünyada gittiğimiz bütün yerlerdeki ülkelere söylüyoruz, anlatıyoruz. Herkeste bir korkaklık, bir ürkeklik var. 'Doğru söylüyorsun' diyorlar bana. Bunun karşısında durmak mümkün değil. Senin Birleşmiş Milletlerde daimi üye olma hakkın yok mu? Senegal niye BM'de daimi üye olmasın. Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan, Libya niye olmasın? Çünkü bu beşlinin içinde bir tane Müslüman ülke yok. Üç kıtaya dağıtılmış, dünyanın tamamına da hitap etmiyor. Niçin? Onların da işine gelmiyor. Niye? Çünkü, burada diyorlar pasta var, siyasi pasta. Bu siyasi pastayı biz kimseyle paylaşamayız."

Erdoğan, "Dünya beşten büyüktür" derken dünyadaki tüm üyelerin daimi üye olabilmesini ifade ettiklerini hatırlatarak, daimi üyelerin 2 yılda bir değişmesini istediklerini anlattı.

Bu sistemle dünyadaki tüm ülkelerin daimi üye olmanın zevkine ereceğini dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:

"Her inanç grubunun, her etnik grubun yer aldığı bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kuralım. Dünya kendini Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde görsün. Şu anda dünyanın tüm ülkeleri Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde kendini görmüyor. Böyle bir yapı adil bir yapı olamaz. Bunu görmemiz lazım. Mülkün temeli adalettir. Ama burada adalet yok. Adaletin olmadığı, çifte standardın hüküm sürdüğü bir dünyada huzur, barış ve esenlik de olamaz. Türkiye'nin mücadelesi tüm ezilenlerin, ötekileştirilenlerin, sessiz yığınların mücadelesidir. Türkiye'nin mücadelesi özünde anti emperyalist bir mücadeledir. Bu mücadeleyi bu can bu tende oldukça vermeye devam edeceğiz. Biz kavga etmiyoruz. Biz çatışma istemiyoruz. Biz sadece adalet istiyoruz."

Salonda 50 ülkeden katılımcılar olduğunu belirten Erdoğan, "Bugün aramızda Arakanlı, Pakistanlı, Afganistanlı hanımefendiler var. Şu anda bu salonda, Afrikalı, Asyalı, Ortadoğulu kardeşlerim bulunuyor. Aramızda dünyanın uzun yıllar kaderine terk ettiği Somali'den misafirlerimiz var" dedi.

Somali'nin sömürüldüğünü dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:

"Somali'ye büyükelçilik yapamayacak kadar ürkek, korkak olanlar, bu dünyayı sömürüyorlar. Konteynerler içerisinde büyükelçilik açanlar, hep bunları tanıdık. Adaletsizliğin, sömürülmenin, küresel çıkar hesaplarına kurban edilmenin acısını en iyi onlar biliyor. Terörün, açlığın ve yoksulluğun yükünü en çok onlar taşıyor. Kimse bizden bu adaletsizliğe sessiz ve tepkisiz kalmamızı bekleyemez. Çünkü bizim inancımızda zulme rıza zulümdür. Siz genç kardeşlerimin bu şuurla hareket edeceğine, küresel barış ve adalet için yürütülen bu kutlu mücadeleye destek olacağına inanıyorum."

"KİMİ ALDATIYORSUNUZ BARIŞ DİYENLER KATİL"

Dünyanın baş döndürücü bir şekilde değiştiğini ifade eden Erdoğan, her değişimin sancılı ve meşakkatli olduğunu, bu değişim sürecinin krizlere, gerilimlere ve hatta sıcak çatışmalara sahne olduğunu söyledi.

Türkiye'nin jeostratejik konumu itibarıyla bu zorlu değişim sürecinin merkezinde bulunduğunu ifade eden Erdoğan şöyle devam etti:

"Komşuda ateş yanarken, 'Dumanı bana gelmesin' demek, tam bir hayaldir, mümkün mü, muhakkak gelecek. Türkiye'nin etrafı ateş çemberine dönmüşken binlerce yıllık kardeşlik bağları bulunan ülkeler sıkıntı yaşarken, bizim rahat olmamız beklenemez. Pasifik'teki dünyanın kalanıyla irtibatı olmayan birkaç tropikal ada dışında krizin olmadığı, sorunun yaşanmadığı ülke neredeyse kalmadı. Aslına bakılırsa Habil ve Kabil'den beri insanın olduğu her yerde çatışma da kriz de gerilim de hep var olmuştur. İşte Kabil katil olmuş, Habil maktul... O günden bugüne bitti mi, bitmedi. Bitecek mi, hayır bitmeyecek. Kimse kimseyi aldatmasın. Son insan kalıncaya dek bu devam edecek. Bazıları söylüyor, 'barış' filan... Kimi aldatıyorsunuz Barış diyenler katil. Bunları görüyoruz ve acımasızlar. Öyle diye diye öldürüyorlar. Bunları yaşıyoruz. Hem onu diyorlar hem silahı satıyorlar. Oradan da sömürüyorlar. Madem krizden kaçamıyoruz, öyleyse bunları çözecek ve daha önemlisi fırsata çevirebilecek adımları atmamız gerekiyor."

Bir ülkenin diplomatik ve siyasi gücünün, bu süreci yönetebilme kabiliyetiyle orantılı olduğunu vurgulayan Erdoğan, Türkiye'nin, Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgesindeki tüm sıkıntılarda demokrasinin, özgürlüklerin, adaletin ve hakkın yanında yer aldığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3 milyonu aşkın mazluma kapıları açarak, tüm kurumları seferber etmek suretiyle insanlık ve kardeşlik vazifesinin yerine getirildiğini belirterek, "Bir kısmını da şimdi vatandaş yapmaya başladık. Vatandaş yapıyoruz, niye? İstiyoruz ki artık vatandaşlıkla da geleceğini rahat görebilsin. Türkiye, geçtiğimiz yıl yaptığı 6 milyar dolarlık insani kalkınma yardımıyla milli gelirine orandaki o tırmanışını daha da devam ettirecek" dedi.

"BUNLARDA TAKİYE DE VAR, HER NUMARA VAR"

Sadece Irak ve Suriye'den gelenlere yapılan yatırımın 30 milyar dolar olduğunu bildiren Erdoğan, Avrupa Birliği'nin vadettiği miktarın 3 artı 3 olmak üzere toplam 6 milyar avro olduğunu ancak şu ana kadar 800 milyon avro verildiğini hatırlattı.

"Bunlar dürüst değil" diyen Erdoğan şunları kaydetti:

"Bunlar da takiye de var, her numara var. Gelişmiş ülkeler, yüksek duvarlar arkasında sıkı güvenlik politikalarıyla huzur ararken, ülkemiz kökenine, inancına, diline, meşrebine bakmadan milyonlarca insanı bağrına basarak dünyaya örnek oldu. Bu dünyada her şey fanidir, yani geçicidir. Baki kalan hoş bir sedadır. Kalıcı olan tek şey geride bıraktığımız eserlerdir. Çünkü her insan eserleriyle anılır. Biz de hayırla yad edilecek eserler bırakmak için çalışıyoruz. Bu anlayışla bayrak yarışı gördüğümüz bu görevleri, sizin gibi gençlere bırakacağımız güne kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Sizlerin de değişimden korkmadan yolunuza devam edeceğinize inanıyorum."

"NİKAHLANIN, EVLENİN, ÇOĞALIN"

Allah'ın "Nikahlanın, evlenin, çoğalın" emrini hatırlatan Erdoğan, Müslüman'ın çoğalmasının şart olduğunu ve bundan asla geri adım atılmaması gerektiğini dile getirdi. Bu konuda Müslüman kadınların hassasiyetini önemsediğini ifade eden Erdoğan, Türkiye'deki terör örgütünün bu konuda çok hassas olduğunun, en az beş, on, on beş çocukları bulunduğunun altını çizdi.

Allah'ın emri ve Peygamber'in sünnetinin yerine geleceğine olan inancını ifade eden Erdoğan, "Geleceğin liderleri, iş kadınları, akademisyenleri, siyasetçileri olarak gördüğüm sizlere, eğitim ve iş hayatınızda Allah'tan başarılar, muvaffakiyetler diliyorum" şeklinde konuştu.