Cumhurbaşkanı Erdoğan, Myanmar'da yaşanan olaylara ilişkin, "Bu konuyla ilgili biz bunu ağır, şiddetli bir şekilde kınıyoruz. Yine onun takibini de ilgili uluslararası kurumlar vasıtasıyla başta BM olmak üzere dile getireceğiz." dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Cumhurbaşkanı ile 3. Yıl Özel Yayını"nda soruları cevapladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Myanmar'da yaşananları şiddetli bir şekilde kınıyoruz ile ilgili görsel sonucu

"İstihbarat'ın başı devletin başına bağlı olmalı"

Erdoğan, MİT'e ilişkin düzenleme hakkındaki soruya şu cevabı verdi:

"Devletin başı, istihbaratta en önemli bilgileri, dokümanları alması gereken değil midir? Eğer istihbaratın başı, devletin başına birinci derecede bağlı olmazsa hareket kabiliyetini bu devlet kaybeder. Devletin hareket kabiliyetini kaybetmemesi için birinci dereceden istihbarat ona sorumlu olması gerekir ki istediğim anda, şekilde bu istihbari bilgiler bize gelsin ki biz de atmamız gereken adımları buna göre atalım. Büyük devletlere bakalım hepsinde istihbaratlar direkt kime bağlıdır, devletin başına." dedi.

"Malazgirt'te güneşin altında 50 bini aşkın genç vardı"

"Malazgirt'te, bu hafta o yakıcı güneşin altında hamdolsun 50 bini aşkın genç vardı." diyen Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu gençler oraya bir aşkla, heyecanla geldiler. Ama onlar, bir grup Çanakkale'ye gidenler gibi değildi. Onlar farklıydılar. O Çanakkale'ye 'Adalet istiyoruz.' diye gidenler maalesef şehit mezarlıklarının olduğu yerlerde, onlar kimisi votka mı içersiniz, kimisi şarap mı, kimisi bira mı? Bunu konuşurken, bizim gençliğimiz orada sadece 'Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet.' dedi."

 

"Dünya Myanmar'a, diyebilirim ki kör ve sağır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Arakan'daki Müslümanlara yönelik saldırılar hakkında, "Maalesef dünya Myanmar'a, diyebilirim ki kör ve sağır. Duymuyor ve görmüyor." dedi. 

"Bu son Bangladeş olayı ise çok daha acınası bir olay." ifadesini kullanan Erdoğan konuya ilişkin şunları söyledi:

Gelen rakamlar maalesef 3 bin civarında insanın bu şekilde mağdur edildiği, hatta ölmesine neden olan bazı adımların atıldığı istikametinde. Tabii bu konuyla ilgili biz bunu ağır, şiddetli bir şekilde kınıyoruz. Yine onun takibini de ilgili uluslararası kurumlar vasıtasıyla başta BM olmak üzere dile getireceğiz."

"Hedef Afrika'nın tamamında büyükelçiliklerimizi kurmak"

Programda, Afrika ülkelerine yapılan ziyaretlerle önemli adımların atıldığı ve bu ülkelere yönelik önemli bir açılımın hayata geçirildiğinin anımsatılması üzerine Erdoğan, şu bilgileri verdi: 

"Şimdi biz buralara bu açılımı yaparken aslında 'kazan kazan' esasına göre yaptık fakat bunun da ötesinde biz 'Veren el, alan elden hayırlıdır.' anlayışıyla buralara uzandık. Biz göreve geldiğimizde Afrika'da bizim 12 büyükelçiliğimiz vardı, şimdi ise bizim 39 büyükelçiliğimiz var. Hedef Afrika'nın tamamında büyükelçiliklerimizi kurmak. Bunu yapacağız. Bu konuda da Dışişleri Bakanlığı çalışmalarını sürdürüyor. Bakın 12'den 39'a. Aynı şekilde Afrika'dan da buraya, şu anda sayı 30'a yükseldi. Afrika ile Türkiye'nin her türlü alanda dayanışması devam edecek olursa inanıyorum ki o sömürü alanı olarak kullanılan Afrika kendine gelecektir. Önümüzdeki 10 yıllar Afrika'nın tamamen ayağa kalktığı, güçlendiği 10 yıllar olacak. Çünkü yeraltı zenginlikleriyle Afrika zengin bir kıta. Ama buraya tabii kimse 10 yıllarca maalesef insan nazarıyla bakmamış. 'Buraları nasıl sömürürüz?' demişler. Gelmişler altınlarını almışlar, gelmişler bütün o fosfat yataklarını, bütün değerli taşları toparlayarak götürmüşler. Fakat Türkiye oraya böyle yaklaşmadı."

"Yardım konusunda Türkiye ikinci"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin dünyanın dört bir yanındaki ihtiyaç sahibi ülkelere yardım ve destekte bulunduğuna dikkati çekerek şöyle devam etti:

"Dünyada en az gelişmiş ülkelere yardım konusunda Amerika birincidir, Türkiye ikincidir. Bakın bu çok enteresan. Amerika'nın milli geliriyle bizim ki aynı mı? Milli gelire oranla baktığımızda Türkiye birinci, Amerika ikinci çünkü biz olaya 'Veren el, alan elden hayırlıdır.' diye bakıyoruz. Şu anda dar gelirli ülkeler varsa buralara kargo uçaklarla, gemilerle ulaşıp gıda, ilaç, giyim kuşam her türlü yardımları gönderiyoruz. İşte Filistin, Gazze. Buralara yardımlarımızı gönderiyoruz, göndermeye de devam edeceğiz çünkü Türkiye'ye yakışan budur."

"Artık Körfez'de bu sıkıntı bitsin"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar ile bazı Arap ülkeleri arasındaki krize ilişkin, "Size göre kriz ne boyutta, bitiyor mu?" sorusu üzerine, şunları söyledi:

"Şu anda tabii 'bitme noktası' dersek yanlış olur fakat başladığı noktada değil. Her geçen gün daha geri gidiyor. Benim özellikle bu akşamki program aracılığıyla şu hac mevsiminin yoğunlaştığı böyle bir dönemde başta Hadimül Haremeyn-i Şerifeyn Suudi Arabistan Kralı Selman'dan ki yaşça bizden tabii çok da büyük, isteğimiz şu, o Körfez'in abisi, büyüğü durumundadır ve önümüzde Kurban Bayramı var, 'artık Körfez'de bu sıkıntı bitsin', 'artık bunu bir kenara koyalım ve aydınlık ufka hep birlikte bakalım' derim. Çünkü Müslümanların bu dünyada birbiriyle uğraşmaya ne zamanı, ne vakti, ne fırsatı olamaz. Biz sevmekle emr olunmuşuz. 'İman etmiş olamazsınız birbirinizi sevmedikçe, cennete giremezsiniz iman etmedikçe' ölçü bu. Temenni ediyorum ki inşallah Hadimül Haremeyn-i Şerifeyn şu bayram arefesinde böyle bir adımı atmış olurlar."

"Harem-i Şerif üç dinin saygın mekanıdır"

Mescid-i Aksa'da yaşanan olaylar sırasında İsrail'le diplomatik temaslar olduğunu ve olayların büyümediği belirtilerek, "Diplomasi ne kadar rol aldı?" şeklindeki soru üzerine ise Erdoğan, sıkıntının yaşandığı dönemde yoğun bir görüşme zinciri gerçekleştirdiklerini ifade etti. 

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile görüşmeler gerçekleştirdiğini anımsatan Erdoğan, "Bütün bu süreç hamdolsun işi tamamen tersine döndürdü ve şu andaki sağlıklı konuma geldik. Fakat tabii ben 'bu iş tamamen bitti' noktasında değilim, her an nereden, nasıl patlak verir onu bilemem. Onun için tabii başta Netanyahu olmak üzere özellikle artık şunu bilmemiz lazım, yani bu Harem-i Şerif üç dinin saygın mekanıdır ve buraya karşı kimsenin kalkıp da 'bu benimdir, buraya Müslümanlar giremez' gibi bir yaklaşımın içerisine girmesi düşünülemez." diye konuştu.

AA