Görev başındaki bir Amerikan başkanı, suç işlediği için cezalandırılabilir mi? Bu, Amerikan Anayasası’na dair en eski sorulardan biri. Ancak sorunun net bir yanıtı yok.

Bu soru, özel savcı Robert Mueller’ın, Donald Trump’ın seçim kampanyasında yer alan isimlerin, Amerika’daki başkanlık seçimlerine müdahale etme girişiminde bulunan Rusya’yla işbirliği yapıp-yapmadığını soruşturmaya başlaması üzerine yeniden gündeme geldi.

Özel savcı Robert Mueller’ın Trump’ın çevresindekileri, hatta Trump’ın kendisini Rusya’yla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle suçlayacağına dair hiçbir ipucu yok. Ancak Mueller, soruşturmaya ilişkin federal suç işleyenleri cezalandırma yetkisine sahip. Bu yetki, teorik olarak başkanı da kapsıyor.

Mueller’ın, FBI Başkanı James Comey’yi görevden alan Başkan Trump’ın adaleti engelleme suçu işleyip-işlemediğini soruşturduğu bildiriliyor.

Mueller ve ekibinin Başkan Trump’ın suç işlediğini kanıtlayacak deliller ele geçirmesi durumunda, çok büyük olasılıkla Anayasa Mahkemesi’ne intikal edecek hukuki bir savaşın başlangıcı olabilir.

Soruların kesin yanıtı yok

Amerikan Anayasası, bir başkanın suç işlemesi durumunda görevden azledilmesini gerektirecek şartları açıkça belirtmesine rağmen, başkanın cezalandırılıp-cezalandırılamayacağına dair doğrudan maddeler içermiyor. Bu konuda federal yasalar da mevcut değil. Mahkemeler, bu konuyla ilgili olarak daha önce hiçbir karar almadı.

Akademisyenler, bu konunun net ve açık olmaması nedeniyle karar aşamasında anayasal ilkeleri ve anayasayı kaleme alanların maksadını temel alıyor.

Hukukçular arasındaki genel bakış açısı ise görev başındaki bir başkanın suçlanamayacağı yönünde. Ancak Hofstra Üniversitesi anayasa hukuku profesörü Eric Freedman’a göre hukuki görüşler de kutuplaşmış durumda.

Suçlamayı, başkanlardan hesap sormaya yarayan azil sürecine ek olan bir araç olarak gören Profesör Freedman, ”Bu sorunun tam ve kesin bir yanıtı yok” diyor.

Başkanların suçlanamayacağını savunanlar, görevinden azledilen başkanların yürütme yetkisine ilişkin anayasal yükümlülüklerini yerine getiremeyeceğini, dolayısıyla ülke yönetiminin sekteye uğrayacağını, bu ilkenin Anayasa’da üstü kapalı bir biçimde yer aldığını ileri sürüyor.

Adalet Bakanlığı Hukuk Danışmanlığı Dairesi, bu yargıya iki kez, 1973 ve 2000’de vardı. Federal savcılar, bir jürinin ”suçludur” şeklindeki kararının, başkanlık seçiminde halkın başkan hakkında oylarıyla verdiği kararı geri çevireceğini, bunun da uygun olmadığı kararı almıştı.

Ancak tartışmanın karşı cephesindekiler, “Anayasa’yı kaleme alanlar başkanların görevden azledilme sürecinden muaf olmalarını isteseydi bu konuyu Anayasa metnine dahil etmezlerdi” savını ortaya koyuyor. Bu cephe ayrıca hiç kimsenin, başkanların dahi yasaların üstünlüğü üzerinde olamayacağı şeklindeki bir başka anayasal ilkenin, her türlü tartışmaya nokta koyacak nitelikte olduğunu savunuyor.

Eski Başkan Bill Clinton’a yönelik soruşturmayı yürüten bağımsız savcı Kennth Starr da bu ilkeyi temel alarak hareket etmişti.

New York Times gazetesi, kısa süre önce Kenneth Starr’ın konuya ilişkin olarak kaleme aldığı notları ele geçirdi. Starr, notlarında, ”Federal büyük jürinin görev başındaki bir başkanı, başkanın resmi görevleri arasında yer almayan ve bu görevlere ters düşen, suç teşkil eden eylemlerde bulunması halinde suçlu bulması uygundur, anayasaldır ve hukukidir. Bu ülkede hiç kimse, hatta Başkan Clinton bile kanunların üzerinde değildir” ifadelerine yer veriyor.

Suçlama ve azil süreci

George Mason Üniversitesi’nden kamu politikaları profesörü James Pfiffner, bu konuyu açıklığa kavuşturmanın çok zor olduğunu kaydediyor.

Profesör Pfiffner, ”Prensipte başkanın suçlanabileceğini düşünüyorum, ancak pratikte bu büyük olasılıkla mümkün değil” diyor.

Pfiffner’a göre bir başkandan hesap sormanın anayasal yolu, azil sürecinden geçiyor. Bu açıdan bakıldığında Kongre, başkanı yargılayan mahkeme görevini üstleniyor. Ancak uzman, azil sürecinin hukuki değil, siyasi olduğu görüşünde.

Anayasa, azil sürecine yol açacak suçları ”rüşvet alma, vatana ihanet ya da diğer ağır suçlar” olarak niteliyor. Ancak bu prensipleri yorumlama yetkisi, sadece Kongre’ye ait.

Bir başkanı azil sürecine götürecek kapıyı, Temsilciler Meclisi’nde alınacak çoğunluk oyu aralıyor. Bu oylama, başkanın azledilmesi kararı olarak değerlendirilebilir. Senato’nun üçte ikisinin başkanı suçlu bulması durumunda başkan, görevden alınıyor.

Temsilciler Meclisi şimdiye kadar sadece iki başkan için azil sürecini devreye soktu. Bu başkanlar, Bill Clinton ve Andrew Johnson. Her iki başkan da Senato’da beraat etti. Richard Nixon ise Temsilciler Meclisi azil süreci başlatma kararı almadan önce istifa etmişti.

Af yetkisi

Görevden azledilme, bir başkandan hesap sormanın tek yolu değil. Görevden alınan bir başkan, işlediği suçlardan ötürü ceza alabilir. Ancak bu, yalnızca başkanın halefi tarafından affedilmemesi durumunda geçerli.

Teorik olarak başkanların kendilerini affederek ceza almaktan kurtulmaları mümkün olabilir. Ancak tıpkı ”Bir başkan suçlanabilir mi?” sorusu gibi bu da daha önce üzerinde kafa yorulmuş bir mesele değil.

George Mason Üniversitesi’nden kamu politikaları profesörü James Pfiffner, ”Anayasa’ya her şeyi yazmanız mümkün değil. Amerikan hükümeti ve anayasal hukuk hakkındaki birçok konu, katı hukuki ya da anayasal kurallardan çok normlara dayalıdır” diyor.

Uzman, bu sistemin Amerikan tarihinde şimdiye kadar çoğunlukla işe yaradığını, ancak bir başkanın oturmuş normları, gelenekleri ve tarihi inkar eder nitelikteki eylemleri karşısında ne yapılması gerektiği üzerinde düşünmenin şart olduğunu savunuyor.

VOA