Türkiye-AB ilişkilerinde birçoklarının "kaza" beklediği 2009 yılında, "Türkiye'nin üyelik treni fren yapınca" kötümser senaryolar 2010'a ertelendi.

Gümrük Birliğine Ek Protokol kapsamında limanlarını ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimi trafiğine açılmaması nedeniyle Türkiye'nin katılım müzakerelerinde 8 faslın açılmasını ve kalan fasılların kapatılmasını 11 Aralık 2006 tarihinde donduran AB üyeleri, AB Komisyonunu Türkiye'nin "yükümlülüklerini" yerine getirip getirmediğini "özellikle 2007, 2008 ve 2009'da olmak üzere, yıllık raporlarında uygun şekilde (üye ülkelere) bildirmekle" görevlendirmişti.

AB'nin bu yaptırımını reddeden Türkiye ise AB'nin öncelikle Annan planına "evet" diyen KKTC'ye verdiği doğrudan ticaret dahil izolasyonları kaldırma sözünü tutması halinde limanlarını açacağını duyurmuştu.

AB'nin 2006 yılında aldığı kararla limanlarını açması konusunda Türkiye'ye 2009 sonunun tarih olarak verildiğini savunan Rum kesimini, kararı kaleme alan AB Genişleme Komiseri Olli Rehn yalanladı. Ekim ayında Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesinde konuşan Rehn, bazı milletvekillerinin Türkiye'nin 2009 sonuna kadar limanlarını açması gerektiğini ileri sürmeleri üzerine, "Aralık 2006'da alınan (8 faslın dondurulması yönündeki) karar metnini iyi hatırlıyorum. Çünkü bunu ben yazdım. Orada 'Gelecek yıllarda, özellikle 2007, 2008 ve 2009'da AB Konseyi ve AB Komisyonunun Türkiye'nin Ankara Protokolüne uyumu konusundaki gelişmeleri gözden geçireceği' belirtiliyor. Bu yılları neden belirttik? Çünkü birçok AB üyesinde bu yıllar içinde seçimler yapılacaktı. Örneğin büyük bir üye ülkede (Almanya) seçimler bu yıl yapıldı. (Aralık 2006 kararında) Bazı dışişleri bakanlarının bazı yılları ima etme isteği vardı. Fakat bu nihai tarih değil. 2009 yılı nihai tarih değil, çünkü (Aralık 2006'da alınan) o kararda 'gelecek yıllık raporlarında' ve 'özellikle 2007, 2008 ve 2009'da' arasında virgül var" diye konuşmuştu.

AB Komisyonu, 14 Ekimde yayımladığı 2009 İlerleme Raporunda da Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum kesimi gemilerine açma yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirtse de Türkiye'ye yeni bir yaptırım uygulanmasını önermemişti.

Bu çerçevede Türkiye başta olmak üzere aday ve potansiyel aday ülkeleri ilgilendiren genişleme kararları için 7-8 Aralıkta toplanan AB dışişleri bakanları, Rum kesiminin katılım müzakerelerinin durdurulması dahil Türkiye'ye yeni yaptırımlar uygulanması talebini geri çevirerek, Türkiye'nin limanlarını açma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini gelecek yıl yeniden değerlendirme kararı aldı.

Genişleme kararlarında, "Tekrarlanan çağrılara rağmen Türkiye'nin Ek Protokol yükümlülüklerini ayrım yapmaksızın uygulamayı (limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmayı) reddetmesinden derin üzüntü duyulduğu" belirtilerek, AB Komisyonuna, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini yakından takip ederek "bir sonraki yıllık raporunda bildirimde bulunma" görevi verildi.
Karardan memnun olmayan Rum kesimi, 9 Aralıkta tek yanlı bir açıklama yayımlayarak, Türkiye'nin katılım müzakerelerinde 6 faslın açılmasını engelleyeceğini duyurdu.

Buna göre Rumlar, 21 Aralıkta açılması öngörülen çevre faslını engellemeyeceklerini açıklasalar da 2'nci (işçilerin serbest dolaşımı), 15'inci (enerji), 23'üncü (yargı ve temel haklar), 24'üncü (adalet, özgürlük ve güvenlik), 26'ncı (eğitim ve kültür) ve 31'inci (dış politika, güvenlik ve savunma politikası) fasılların açılışına ön koşul getirecek. Bu fasıllar, Rum Dışişleri Bakanlığının tek yanlı açıklamasından önce de Rum kesimi, Yunanistan ve AB Komisyonu tarafından engelleniyordu.

Böylece 2009, "Türkiye'nin AB treninin kaza yaptığı yıl" olarak tarihe geçmekten kurtulsa da dondurulan 8 fasıla ek olarak, Fransa ve Rumlar başta olmak üzere birçok AB üyesinin farklı fasılları engellemesi nedeniyle katılım müzakerelerinin oldukça yavaşlamasını beraberinde getirdi.

Yılın ilk yarısındaki Çek Cumhuriyeti dönem başkanlığı sırasında vergilendirme faslını müzakerelere açan Türkiye'nin beklendiği gibi 21 Aralıkta çevre faslını da açması halinde, müzakerelere konu 33 fasıldan 12'sinde katılım müzakereleri başlamış olacak.

Türkiye-AB müzakere sürecinde 2006 yılının ilk yarısındaki Avusturya dönem başkanlığında tek, 2007'nin ilk yarısındaki Almanya dönem başkanlığında üç, 2007'nin ikinci yarısındaki Portekiz ile geçen yıl Slovenya ve Fransa dönem başkanlıklarında ikişer fasıl açılmıştı.

21 Aralıkta açılması beklenen çevre faslıyla 12 fasılda müzakereleri başlatmış olacak Türkiye'nin 8 faslın dondurulması, tek yanlı olarak Fransa'nın 5 faslı ve Rum kesiminin 6 faslı tıkaması ve bunların bir kısmının çakışması nedeniyle, geriye zorlu açılış kriterlerine sahip 4-5 fasıl kalıyor. Mevcut koşullar altında Türkiye'nin katılım müzakerelerinin gelecek yıllarda daha da yavaşlaması kaçınılmaz görünüyor.

-ZİYARET TRAFİĞİNDE ARTIŞ-

Adnan Menderes'in başbakanlığı döneminde 31 Temmuz 1959'da Türkiye'nin o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğuna başvurusuyla başlayan Türkiye-AB ilişkileri, geride bıraktığı 50 yılla "dünyanın en uzun nikahı" olarak tarihe geçerken, 8'inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın 1980'li yıllarda dile getirdiği "uzun ince bir yol" tanımını fazlasıyla doğruluyordu.

Karşı tarafın tüm oyunbozanlıklarına rağmen "devlet politikası" olarak belirlediği AB üyeliği hedefinden vazgeçmeyen Türkiye, 2009 başından itibaren Brüksel'e Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve ana muhalefet partisi düzeyi dahil yaptığı üst düzey ziyaretlerle bu hedefini AB'li muhataplarına bir kez daha teyit ederken, 2008'in ardından 2009'da da Ankara'yı ziyarete eden AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, bazı üye ülkelerin aleyhte açıklamalarına rağmen, Türkiye'nin üyelik sürecine bağlılıklarını tekrarladı.

Barroso'nun da katılımıyla 13 Temmuzda Ankara'da imzalanan Nabucco hükümetler arası anlaşması, projenin AB'nin doğal gazda Rusya'ya bağımlılığını azaltacak olması nedeniyle, Türkiye-AB ilişkilerinde stratejik önemde yeni bir işbirliği penceresinin açılmasını sağladı.

-AB'NİN TÜRKİYE'DEN SİVİL ANAYASA BEKLENTİSİ-


Son yıllarda ısrarla Türkiye'yi AB reformlarını hızlandırmaya teşvik eden Brüksel, ombudsmanlık müessesesi başta olmak üzere bu kapsamdaki birçok reformun Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere yargıdan dönmesi üzerine Türkiye'den sivil anayasa beklentisini daha güçlü dile getirmeye başladı.

AB Komisyonunun 2009 İlerleme Raporunda, "Türkiye'de, 1980 askeri darbesi döneminde yazılan mevcut Anayasa'nın AB standartlarına uygun şekilde birçok alanda daha fazla demokratikleşmeye izin vermesi ve temel özgürlüklere daha güçlü güvenceler sağlaması için değiştirilmesi gerektiği konusunda farkındalığın arttığı" belirtildi.

AB İlerleme Raporunda bu kapsamda Türkiye'den, Anayasa'nın özellikle siyasi partiler, sendikalar ve Türkçe dışındaki dillerin kullanımıyla ilgili maddelerinin gözden geçirilmesi ve ombudsmanlık kurumunun önündeki engellerin kaldırılması talep edildi.

Raporda, bir grup akademisyence 2008 yılı başında hazırlanan sivil anayasa taslağının gündeme alınmaması, siyasi partilerin anayasa değişikliği konusunda uzlaşamaması ve "hükümetin anayasa değişikliği için bir öneri ya da yöntem teklifinde bulunmaması" eleştirildi.
2009 İlerleme Raporunda, önceki yıllardan farklı olarak Ergenekon soruşturmasına da destek verilerek, Türkiye'nin Ergenekon davasıyla "tarihinde ilk kez bir darbe girişimini soruşturduğu" vurgulandı.

Raporda, "bu davanın, demokratik kurumların doğru işleyişine ve hukukun üstünlüğüne güveni artırmak için Türkiye'ye bir fırsat sunduğu" görüşüne yer verildi.

İlerleme Raporunda, bu oluşuma ait cephane ve silahların ele geçirildiği "Türkiye tarihinin en kapsamlı soruşturmasında", eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün "kendi isteğiyle tanık olarak ifade verdiği" de hatırlatıldı.

Türkiye'nin Ermenistan'la ilişkileri normalleştirme çabalarını ve bu kapsamda imzalanan protokolleri memnuniyetle karşılayan AB, demokratik açılıma da destek vererek, süreçte somut adımlar beklentisini dile getirdi.

DTP'nin kapatılmasını yumuşak bir tepkiyle geçiştiren AB Komisyonu, bu partinin ısrarlı çağrılara rağmen "terör eylemlerini kınamamasından ve terör örgütü PKK'yla arasına açık mesafe koymamasından üzüntü duyduğunu" belirtti.

AA