İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği, Dökme kurşun adı verilen 22 günlük askeri operasyonunun ilk saldırısının geldiği 27 Aralık 2008 tarihinden birkaç gün önce, dönemin İsrail Başbakanı Ehud Olmert Ankara'daydı.

Hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle görevinden istifa eden Olmert, birlikte çalıştığı diğer dünya ülkeleri liderlerine yaptığı gibi Türkiye'ye de bir günlük veda ziyaretine gitmiş; hem Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmüş, hem Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından kabul edilmişti.

İsrail ile Suriye arasındaki dolaylı barış görüşmelere arabuluculuk eden Türkiye'nin başkentinde, Erdoğan ve Olmert'in objektiflere gülümseyerek ve el sıkışarak verdiği poz, barış görüşmelerinin yeni bir safhaya gireceğinin bir işareti olarak yorumlanırken, olaylar tam aksine gelişti. Fotoğrafın çekildiği 22 Aralık tarihi, bir anlamda İsrail-Türkiye ilişkilerinin de aynı pozda olduğu gibi, donduğunun resmiydi sanki...

Olmert'in Türkiye'den ayağının tozuyla İsrail'e dönmesinden hemen ardından, Filistinli militanların Kassam roketi saldırıları gerekçesiyle verdiği Gazze'ye operasyon emriyle; hava saldırıları ve bir hafta sonra kara birliklerinin bölgeye girmesiyle devam eden operasyon, tam 22 gün sonra, artan uluslararası baskıların ardından 17 Ocakta İsrail'in tek taraflı ateşkes ilanıyla sonuçlanacaktı. Bir gün sonra da Hamas ve diğer Filistinli gruplardan ateşkes geldi...

Bilanço ağırdı: 22 gün süren "Dökme Kurşun" adlı operasyon-savaşta, Gazze'deki El Mezan İnsan Hakları Merkezinin derlemelerine göre 1172'si çocuk, kadın ve sivil polis; diğerleri Filistinli militanlar olmak üzere 1409 Filistinli yaşamını yitirdi. Yaralıların sayısı ise 5 bin dolayında oldu. Yıkılan 4 bin dolayında ev ve sokakta kalan binlerce insan da cabası...

Başbakan Erdoğan'a içte muhalefet tarafından yöneltilen, Olmert'le toplantısı nedeniyle "operasyondan haberdar olduğu" yolundaki suçlamalar, Erdoğan tarafından kesin dille yalanlandı. Erdoğan, Olmert ile görüşmelerinin perde arkasını Washigton Post gazetesine anlatmıştı. İsrail-Suriye barış görüşmelerini kastederek, "O gece taraflar arasında bir anlaşmaya çok yaklaşmıştık... Olmert'in ayrılırkenki son sözü, 'Geri döner dönmez arkadaşlarıma danışacağım ve size geri döneceğim' oldu. Onun cevabını beklerken, 27 Aralıkta Gazze'ye bombalar düşmeye başladı" diyecekti. Olmert de operasyondan o tarihte kendisinin de haberini olmadığını söyleyerek yanıt veriyordu.
Gazze'deki operasyonun acı bilançosu, kuşkusuz Türkiye yanı sıra birçok dünya ülkesinden de sert tepki görmüştü. Yıllardır Orta Doğu ve civarında uzlaşmazlığın pençesinde birbirine düşman taraflarla yakın ilişki içinde bulunan Türkiye'nin bu konumu, Orta Doğu barış çabaları için her zaman önemli bir unsur olarak değerlendirilmiş ve Türkiye bu konuda elinden geleni esirgememişti.

Ancak bir taraftan bu barış çabalarının devam ettiği bir ortamda gelen Gazze'deki operasyonu Türkiye'de yoğun protestolara neden olurken, Başbakan Recep Erdoğan da operasyonu dünya barışı için bir darbe olarak değerlendirip İsrail'i savunmasız çocuk ve kadınları, masum insanları öldürmek; sivilleri bombalamak ve orantısız güç kullanmakla suçlayacak; bunun kabul edilemez olduğunu vurgulayacaktı.

-BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN DAVOS'TAKİ ÇIKIŞI-

Davos'ta ocak ayı sonunda Erdoğan ile İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres arasındaki açık oturum, iki ülkenin bu tarihten sonraki ilişkilerinin yönü için adeta bir dönüm noktası oldu. Erdoğan, Peres'in operasyonu savunan ve ateşkesi Hamas'ın bozduğunu söyleyen sözlerine karşı çıktı; kendisine yeterince söz hakkı verilmediğini belirtip İsrail Cumhurbaşkanı'na "Siz kadın ve çocukları öldürüyorsunuz" diyerek toplantıyı terk etti. Erdoğan, her ne kadar toplantıyı terk etmesinin moderatörün tavrından kaynaklandığını söylese de Davos toplantısı, hafızalarda İsrail'e tepki olarak çoktan yerini alıyordu.

Şubat ayı, Orta Doğu'nun geleceği için önem taşıyacak İsrail seçimlerine sahne oldu. Operasyon döneminin Başbakanı Ehud Olmert'in hakkındaki yolsuzluk ve rüşvet iddiaları nedeniyle istifası ve Dışişleri Bakanı Tzipi Livni'nin hükümeti kuramaması sonucu erken seçim kararının alındığı ortamda, İsrail halkı 10 Şubatta sandık başına gitti. Sandıktan aşırı sağcı partilerin güçlenerek çıkması, Olmert'in partisi Kadima'nın başına geçen Tzipi Livni'nin 120 üyeli parlamentoda 28 milletvekiliyle en fazla sandalyeye sahip olmasına rağmen, 27 milletvekiline sahip Likud'un lideri Binyamin Netanyahu'ya daha fazla hükümet kurma şansı veriyordu. Nitekim öyle de oldu. Likud liderinin, İşçi Partisini, başkanı Ehud Barak'a Savunma Bakanlığı sözü vererek içine kattığı aşırı sağcı partilerden oluşturduğu koalisyon, 31 Martta İsrail meclisinden (Knesset) güvenoyu alarak görevine başladı.

Netanyahu hükümetinin işbaşına gelmesiyle, gerek operasyon ve gerekse Olmert'in istifasıyla ortaya çıkan siyasi belirsizlik ortamında kesilen barış görüşmelerinin Filistin tarafında yaşananı ise "tam bir hayal kırıklığı" şeklinde özetlemek mümkündü.

Netanyahu, Knesset'te merakla beklenen güvenoyuna teşekkür konuşmasında bir Filistin devletinden söz etmedi; dış politikasının ana hatlarını, günlerce sonraya, ta haziran ayının ortasında, Bar-İlan Üniversitesinde yaptığı konuşmaya sakladı. Netanyahu, bu konuşmasında ancak silahtan arındırılmış bir Filistin devletine evet diyebilecekleri sinyalini verdi, fakat daha önceki barış görüşmelerinin kilit konusu olan Kudüs'ü tümüyle devre dışı bıraktı; Filistinli mültecilerin İsrail'e dönmelerine ise tamamen karşı çıktı. Konuşma, Filistin tarafından "Bu şekliyle adil ve tam bir barış sağlanamaz" sözleriyle tepki buldu. Hatta barış görüşmelerinin yürütücüsü Saib Erekat, konuşmanın barış görüşmelerini tek taraflı olarak "bitirdiğini" ifade etti ve Netanyahu'ya, "Böyle bir Filistin devletini destekleyecek tek bir Filistinli görmek için bin yıl daha beklersiniz" sözleriyle yanıt verdi.

İsrail-Filistin barış görüşmelerinin yeniden başlatılması çabaları, ABD'nin yeni başkanı Barack Obama'nın Orta Doğu Özel temsilcisi olarak görevlendirdiği George Mitchell'in taraflar arasındaki mekik diplomasisi, Filistin tarafının ısrarla üzerinde durduğu; Doğu Kudüs dahil, Batı Şeria'daki tüm Yahudi yerleşimlerinde inşaat çalışmalarının tümüyle durdurulması koşuluna takılıp kaldı; Mitchell bu konuda İsrail'i bir adım öne taşıyamadı.

İsrail-Filistin barış görüşmelerine yeniden başlangıç çözümsüzlük ağına takılırken, ABD Başkanı Barack Obama, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Filistin Yönetimi Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ı zorla da olsa Beyaz Saray'da 22 Eylülde bir araya getiriyordu. Ama Netanyahu ve Abbas'ın ilk ve tek gönülsüz buluşmasının tekrarını görmek mümkün olmadı.

-"ANADOLU KARTALI" TATBİKATI-

Ekim ayında Gazze operasyonun getirdiği İsrail-Türkiye ilişkilerindeki soğukluk, Konya'da yapılan "Anadolu Kartalı" tatbikatının uluslararası bölümünün son dakikada iptali ve iptalin bu tatbikata düzenli katılan ülkelerden İsrail'i dışarıda bırakmak için yapıldığı iddialarıyla yeni bir boyut kazanıyordu. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Gazze'de olanlara sessiz kalamayacaklarını, ancak barış yönüne dönülmesi durumunda İsrail ile ilişkilerin eski rayına oturtulabileceğini belirtecekti.

Beklenmedik tatbikat iptali, İsrail'de iki ülke arasındaki gerginliğin sürdüğünün yeni bir işareti olarak tanımlanırken, ekim ayının ortasında TRT'de yayımlanmaya başlayan "Ayrılık" adlı, İsrail-Filistin çatışmasını konu alan dizi ise, Yahudi karşıtlığını körüklediği iddiasıyla İsrail'de Türkiye aleyhtarı kampanyaya neden oldu. İsrail'de çalışanlarının tatil destinasyonlarında etkili olan sendikalar, Türkiye'yi kampanyalarından çıkardı ve genelde İsrailli turistlerin ikinci gözde güzergahı olan Türkiye'ye gidişleri bir önceki yıla göre yüzde 40 dolayında düştü.
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'in ev sahipliğinde, ekim ayının üçüncü haftası içinde Kudüs'te düzenlenen konferansa davet edilen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Gazze'ye de geçme niyetini dile getirmesi ve buna İsrail tarafının verdiği ret cevabı üzerine gelişini iptal etmesi de, iki ülkenin son bir yıllık kriz takvimine yazılan olay oldu.

Ancak hemen aynı günlerde İsrail Ticaret, Sanayi ve Çalışma Bakanı Binyamin Ben-Eliezer, bir önceki 2007'de İsrail'de yapılan Karma Ekonomik Komisyon toplantıları vesilesiyle Türkiye'ye gitti. İki ülke arasında yıl içinde yüksek düzeyli ilk temas niteliğindeki ziyaret sırasında Ben-Eliezer, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e İsrail'e gelme davetini de cebinde taşıyordu. Hatta Ben-Eliezer, Türkiye ziyareti öncesi ve sırasında, Türkiye'nin İsrail ile Suriye arasındaki barış görüşmelerine yeniden arabuluculuk edebileceği mesajlarını da veriyordu.

Ancak Ben-Eliezer'in bu arayışları, kendi Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun zıt mesajlarıyla karşılık buldu. Netanyahu, defalarca İsrail'in Suriye ile doğrudan görüşmeyi tercih edeceğini, "tarafsız olmadığına inandığı" Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yerine, ille de bir aracı gerekiyorsa Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'yi tercih edeceğini defalarca dile getiriyordu.

Hem Filistinlilerle, hem Suriye ile barış süreci dikkate alındığında, 2009'un İsrail için hiç de iyi geçmediğini söylemek mümkün. Türkiye-İsrail ilişkileri için de bu aynı şekilde geçerli. Bu ilişkilerin 2010 ve sonrasına yönelik yönünün İsrail'in bölgedeki tavrına bağlı olacağı da hiç kuşku götürmez bir gerçek olarak ortada duruyor.

AA