Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''21. yüzyılda sorunlarımızı kaba kuvvet ve askeri yöntemlerle çözmek mümkün değildir. Terörizme karşı her yerde mücadele etmek, sivil ve masum vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak zorundayız'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Siyasal, Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (SETA) Washington şubesinin düzenlediği ''Dünya Politikasında Türkiye'' konulu toplantıya katıldı.

Erdoğan burada yaptığı konuşmada, hükümet olarak sivil toplumun görüş ve önerilerine her zaman önem verdiklerini ve tüm çalışmalarında sivil toplumun görüş, öneri, eleştiri ve katkılarını dikkate aldıklarını vurguladı.

ABD'ye yapmış olduğu ziyaretin, Amerikan tarihindeki trajik bir olay olan Pearl Harbor saldırısının yıl dönümüne denk geldiğini hatırlatan Erdoğan, ''68 yıl önce bugün, 7 Aralık 1941 tarihinde yaşanan bu acı olayda hayatını kaybedenleri saygıyla anmak istiyorum'' dedi.

Dünyanın genel görünümünün çok da memnuniyet verici bir manzara arz etmediğini belirten Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Tüm sorunların mutlaka bir çözümünün olduğuna inanıyor ve gelecek adına gerçekten büyük umutlar taşıyorum.

Evet, savaşlardan ekonomik krize, açlık ve fakirlikten teröre, enerji güvenliğinden iklim değişikliğine kadar dünyamız birçok önemli sorunla karşı karşıya bulunuyor. Özellikle ekonomik sorunlar, ortaya çıkardığı sosyal sonuçları boyutuyla hepimizi yakından etkiliyor.

Küresel sorunların çözümü için yeni bir bakış açısına, alternatif yaklaşımlara ihtiyacımız olduğu artık aşikar hale gelmiştir. Herkesi kucaklayan, adil, paylaşımcı, farklılıkları zenginlik olarak gören, güven esasına dayalı ve demokratik meşruiyeti olan bir düzeni artık tesis etmek; İnsan onuruna yakışır, hiç kimseyi sofranın dışına itmeyen, kimseye öteki muamelesi yapmayan bir dünya inşa etmek zorundayız.

Ben şahsen risk ve tehdit algısına dayalı bir dünya tasavvurundan, güven ve dayanışma esasına dayalı bir küresel düzene geçişin mümkün olduğuna inanıyorum. Doğulu, batılı, Müslüman, Hristiyan, dindar, seküler, zengin, fakir, siyah, beyaz hepimizin insanlık ortak paydasında bir tarağın dişleri gibi eşit olduğumuzu bilmeliyiz. Hepimizin paylaştığı insanlık vasfı, en temel ve evrensel değerimizdir. 21'inci yüzyılı bir barış ve huzur asrına çevirmek de kesinlikle ve kesinlikle bizim elimizdedir.

İnsanı değil gücü, değeri değil çıkarı, ilkeyi değil faydacılığı esas alan bir siyaset anlayışı, ne ulusal, ne de küresel düzeyde sorunların çözümüne katkı sunamaz. Şunu artık görmek durumundayız; 21. yüzyılda sorunlarımızı kaba kuvvet ve askeri yöntemlerle çözmek mümkün değildir. Terörizme karşı her yerde mücadele etmek, sivil ve masum vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak zorundayız. Fakat asıl maharet, zihinleri ve gönülleri kazanmaktır. Gönülleri fethetmemiş bir güç, meşru ve yapıcı olabilir mi? Medeniyet kurucu bir aktör haline gelebilir mi?''

''BİGANE VE İLGİSİZ KALAMAYIZ''

Türk dış politikasını barış ve insan odaklı bir çerçeveye oturtmanın gayreti içinde olduklarını ve 7 yıl boyunca bu noktada çok önemli mesafe katettiklerini anlatan Başbakan Erdoğan, bugün Türkiye'nin adil, paylaşımcı ve herkesi kucaklayan siyaset anlayışını kendi bölgesinde başarıyla uyguladığına dikkati çekti.

Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''(Komşularla sıfır problem) Politikası olarak ifade ettiğimiz bu yaklaşım sayesinde Türkiye bütün komşularıyla sorunlarını çözüm yoluna koymuş, ilişkilerini son derece iyi bir noktaya getirmiş durumda. Biz, bölgemizde ve dünyamızda yaşanan gelişmelere bigane ve ilgisiz kalamayız. Biz, nasıl Türkiye'nin içinde barış ve istikrar istiyor ve bunun için gayret sarf ediyorsak, bölgemizde de aynı çabayı gösteriyoruz. Zira etrafı sorunlarla, çatışmalarla, savaşlarla, kaosla dolu bir Türkiye'nin barış ve huzur içinde olması düşünülemez.

Öte yandan bölgemizdeki sorunlar, aynı zamanda küresel sonuçları olan ve herkesi ilgilendiren sorunlar. Bu yüzden bölgemizde izlediğimiz yapıcı ve barışçı politika, sadece bölgesel değil, aynı zamanda küresel barışa hizmet etmiştir, etmeye de devam ediyor.

Bu bakış açısıyla Avrupa ve Balkanlardan Kafkaslara ve Orta Doğu'ya uzanan geniş ve dinamik coğrafyada herkesle iyi ilişkiler kurmak için çaba gösterdik ve bu noktada çok ciddi mesafeler aldık. Ülke içinde yürüttüğümüz çok boyutlu iç politika anlayışını dış politikaya da uyguladık ve bölge ülkelerinin tamamıyla, dünya ülkelerinin tamamıyla karşılıklı iletişim ve işbirliğini geliştirmenin gayreti içinde olduk.

Bugünün dünyasında, gerek iç politik meseleleri, gerek dış politikaya ilişkin meseleleri tek bir sorun alanına yoğunlaşarak çözmek artık imkansız hale geldi. 'Ben önce ekonomik sorunları çözeyim, ardından demokratikleşme gelsin' demek lüksüne artık sahip değiliz. 'İçerdeki sorunları çözelim, sonra dış politikaya ağırlık veririz' yaklaşımı bugünün dünyasında artık işlemiyor. Her sorun alanına, aynı ağırlıkta önem vermek, aynı yoğunlukta yaklaşmak ve her birini eş zamanlı çözerek geleceğe ilerlemek durumundayız.''

ERDOĞAN: DIŞ POLİTİKAMIZDA BİR EKSEN DEĞİŞİKLİĞİ OLDUĞU, BİR YÖN DEĞİŞİKLİĞİ OLDUĞU İDDİASI TAMAMEN HAKSIZDIR VE ASILSIZDIR''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk dış politikasında bir eksen kayması ve yön değişikliği olduğu'' iddialarının asılsız olduğunu kaydederek, ''Eğer bir eksen kayması meselesi varsa, bu Avrupa'daki eksen kaymasıdır. Acilen, ciddiyetle bu ele alınmalıdır'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Siyasal, Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (SETA) Washington şubesinin düzenlediği ''Dünya Politikasında Türkiye'' konulu panelde yaptığı konuşmada, hükümet olarak dış politikanın kendi içinde çok boyutluluk içermesi gerektiğine inandıklarını ve ilk andan itibaren Türk dış politikasını esnek ve kucaklayıcı bir zemin üzerinde ilerlettiklerini söyledi.

2005 yılında Avrupa Birliği ile katılım sürecini başlatılmasının, Türk dış politikası açısından adeta bir dönüm noktası olduğunu vurgulayan Erdoğan, ancak Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerine büyük enerji sarf ederken, ABD, Latin Amerika, Karayipler, Afrika, uzak ve yakın doğu ile ilişkileri ihmal etmediklerini ve oralara da büyük enerji sarf ettiklerini dile getirdi.
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Türkiye?nin dış politikasında büyük ve köklü bir değişim yaşandığı apaçık bir gerçektir. Ama, samimiyetle ifade ediyorum, dış politikamızda bir eksen değişikliği olduğu, bir yön değişikliği olduğu iddiası tamamen haksızdır ve asılsızdır.

Milli gelirini 230 milyar dolardan 7 yılda 742 milyar dolara; ihracatını 36 milyar dolardan 132 milyar dolara; doğrudan uluslararası yatırımlarını 1 milyar dolardan 2008 sonu itibariyle 18,5 milyar dolara çıkarmış bir ülkenin, tek boyutlu, statik, esnek olmayan bir dış politika yürütebilmesi mümkün değildir.

Türkiye, elbette İran'la iletişim ve işbirliği içinde olacak. İran bizim doğudaki en büyük sınırımızı oluşturuyor ve yüzlerce yıldır hiçbir sorun yaşamadığımız bir komşu ülke olma özelliğini taşıyor. Türkiye?nin, İran'la iletişim ve işbirliği içinde olması, Batı dünyasının İran?la olan meselelerinin çözümü için de eşsiz bir fırsat teşkil ediyor. Türkiye bu noktada onlar için de bir kapı konumunda. Nitekim, nükleer tesisler noktasında en başından beri İran'a gereken telkinleri yapan bir Türkiye var.

Aynı şekilde Suriye... Türkiye'nin yapıcı katkıları sayesinde Suriye üzerindeki tereddüt ve baskılar ciddi ölçüde azaldı. Suriye'nin uluslararası topluma entegrasyonu noktasında Türkiye'nin son derece anlamlı katkıları oldu.

Lübnan'daki krizin çözümünde etkin rol oynadık. İsrail ? Suriye görüşmelerine yine katkı sağladık. Gürcistan krizinin çözümünde Türkiye yapıcı rol üstlendi.

Bunlar, Türkiye'nin dış politikasında bir eksen kaymasının değil, Türkiye'nin küresel barış için önemli bir imkan haline geldiğinin bariz işaretleridir.''

-''ÖNGÖRÜSÜZ, SORUMSUZ, VİZYONDAN VE UFUKTAN YOKSUN LİDERLER...''


Konuşmasında Avrupa Birliği'ne yönelik eleştirilerde de bulunan Başbakan Erdoğan, birliğin son dönemde Türkiye'nin önüne çıkardığı engellerin, Türkiye'nin sahip olduğu bu imkanlar göz ardı edilerek çıkartıldığını ifade etti.

Erdoğan, şunları kaydetti:

''Biz, doğuyla da konuşabilen, batıyla da konuşabilen, aynı anda kuzeyle de güneyle de konuşabilen bir ülkeyiz. Birin yaparken bir diğerini yok farz edemeyiz. Hepsiyle de görüşüyoruz, hepsiyle de görüşeceğiz.

Avrupa Birliği Türkiye'yi üye yaparak kendisine önemli bir güç katacak, önemli bir imkan sahası oluşturacak. Ama bakıyorsunuz, öngörüsüz, sorumsuz, vizyondan ve ufuktan yoksun liderlerin olabildiği yerlerde Türkiye ile ilgili farklı, farklı yaklaşımlar ortaya konuluyor.

AB'nin bir müktesebatı var. Bu müktesebatın içinde olmayan bir tespiti veya bir yakıştırmayı Türkiye'ye 50 yıldan sonra yapmak gerçekten hiçbir şeyle ifade edilemez. Bunun akılla mantıkla izahı yoktur. Bunu söylediğimiz zaman rahatsız olanlar var. Niye rahatsız oluyorsunuz ki? Eğer AB müktesebatı içinde yeri varsa biz de size saygı duyalım. Yok. Maç başladı. Maçın şöyle geldik işte 43. dakikasına penaltının kuralı değişiyor. Böyle bir şey olur mu? Bunun kuralı belli. Bunu böyle götüreceğiz. Ama 'böyle olmaz.' Hemen egemen güç, hakim güç 'Ben böyle istedim, böyle olacak' diyor. Biz de Türkiye olarak diyoruz ki, 'Biz dersimize iyi çalıştık. İşimizi biliyoruz.' Türkiye ile eğer bu yolda yürümek istemiyorsan dürüstsen, samimiysen çık açıkla. De ki 'Biz Türkiye'yi AB'ye almak istemiyoruz.' Bu kadar basit. Çünkü, Türkiye sizinle ayakta durmadı.''

-''BUNLARI KANTARA ÇIKARDIĞINIZ ZAMAN TÜRKİYE AĞIR BASAR''-

Başbakan Erdoğan, AB'nin, Türkiye'ye karşı tavrıyla ilgili olarak, ''Ankara Siyasi Kriterleri'' ve ''İstanbul Ekonomi Kriterleri'' koyarak, Türkiye'nin yoluna devam edebileceğini söyledi. 15 ülkenin ardından, genişleme sürecinde AB'ye alınan 12 ülkeye bir de Türkiye'ye bakılması gerektiğini belirten Erdoğan, ''Bunları kantara çıkardığınız zaman Türkiye ağır basar'' dedi.

Türkiye'ye karşı siyasi yaklaşım gösterildiğini vurgulayan Erdoğan, Türkiye'nin 50 yıldır oyalandığını söyledi.

Sabırlı olarak yola devam ettiklerini kaydeden Erdoğan, ''Eksen kayması, şu, bu söz konusu değil. Tam bir normalleşme sürecidir. Türkiye normalleşme süreci içerisinde yoluna devam ediyor. Eğer bir eksen kayması meselesi varsa, bu Avrupa'daki eksen kaymasıdır. Acilen, ciddiyetle bu ele alınmalıdır'' diye konuştu.

-NÜKLEER SİLAHLARIN ARINDIRILMASI ÇAĞRISI-

Gazze'deki gelişmeler ve İran'ın nükleer programı hakkında değerlendirmelerde de bulunan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Adalet, bugün uluslararası ilişkilerde üzerinde en çok durmamız gereken husus. İran'ın nükleer silah sahibi olması elbette hem bölgemiz için, hem de dünyanın tamamı için tehlikeli bir durumdur. Ama İran'ı uyaranların, İran'ı bu yoldan vazgeçmeye çağıranların, adil davranması gerekmez mi? Ya da bu noktada eğer adil davranılsa, dünya kamuoyu nezdinde bu çağrılar daha etkili olmaz mı?

Çifte standart, haklı olduğunuz bir konumdan haksız konuma geçmenize neden olmaz mı? Sizde nükleer silah olacak, bir başka ülkeye diyeceksiniz ki 'Sen nükleer silah yapma.'

Şimdi nükleer silahların engellenmesine yönelik bir çalışma var. Bu güzel bir çalışma. Biz de diyoruz ki, tüm dünya bu konuda ciddi bir gayretin, çalışmanın içerisine girsin, ülkelerinden bu nükleer silahları arındırsın. İşte bu yapıldığı anda o zaman tesiri olur. Ama şimdi, bir ülkeye 'Bunu yapma' diyorsun, 'Onun hemen altında, kısa, yakın bir mesafede bir başka ülkede nükleer silah var' diyorsun. O zaman tabii rahatsızlık başlıyor. Çifte standartlı davrandığınızda, haksız konumdaki ülke, mağdur rolüne bürünüyor ve haklıymış gibi görünmeye başlıyor.''

Haber: AA

Fotograf: AA