Avrupa Birliği'nin, çalışmaları konusunda bilgilendirmek maksadıyla Türk gazetecilerine yönelik düzenlediği ve 22-25 Kasım tarihleri arasında sürecek olan programın ilk ayağı dün sabah Brüksel'de başladı ve Fransa'nın Strasbourg şehrinde son buldu.

Seminerlerin ilk durağı olan Brüksel'de bazı uzmanlar "Türkiye ile müzakerelerin sonsuza kadar uzayacak bir sürece dönüşebileceğini" kaydetti.

European Journalism Centre (EJC)'nin koordinesinde gerçekleşen bilgilendirme programının ilk semineri dün sabah saatlerinde International Press Centre (Uluslararası Basın Merkezi)'nde gerçekleştirildi. NTV Brüksel temsilcisi Güldener Sonumut'un "hoş geldiniz" konuşmasının ardından Frankfurter Allgemeine Zeitung Gazetesi'nin Brüksel temsilcisi Hajo Friedrich bir konuşma yaptı. Hajo Friedrich'in ardından European Policy Centre Direktörü Antonio Missiroli "Lizbon Anlaşmasının AB Dış ilişkilerine getireceği yükümlülükler" üzerine bir konuşma yaptı. Son olarak da Avrupa Komisyonu Türkiye sorumlusu Jean- Christophe Filori "Türkiye AB müzakereleri: Şu andaki durum" başlıklı bir konuşma yaptı. Program kısa konuşmaların ardından soru cevaplar şeklinde gerçekleşti. Konuşmaların ardından Avrupa komisyonu binasına geçildi. Komisyon salonundaki öğlen bilgilendirme toplantısının ardından Türk gazeteciler kafile halinde Strasbourg'a hareket etti.

"ABD IRAK'I TAMAMEN YOK ETTİ, DÜZELTMEK AB'YE DÜŞÜYOR"

Sabahki seminerin ilk konuşmacısı Hajo Friedrich, yeni Dışişleri Bakanı seçilse de yeni dışişleri politikalarının nasıl olacağının netlik kazanmadığını söyledi. Friedrich, "Mesela Afganistan'da durum ne olacak? AB oradan çıkmak istiyor. ABD Irak'i tamamen yok etti. Şimdi AB'nin bu durumu düzeltmesi gerekiyor." şeklinde sözlerini sürdürdü.

Bir gazetecinin Irak ve Afganistan'dan çıkış noktasında AB içerisinde kesinleşmiş bir tarihin olup olmadığını sorması üzerine Friedrich, AB'de bazı tarihler belirlendiğini; ama sonrasında Fransa ve Almanya'nın farklı tarihler de ileri sürdüğünü söyledi. Dolayısıyla bir netliğin olmadığını ama ileride yakın bir tarihte bir hareketliliğin yaşanabileceğini belirten Friedrich, bu çekilmeye en çok sevineceklerin başında da İngiltere'nin geleceğini ifade etti.

Brüksel'in büyük bir lobi merkezi olduğunu ve AB konusunda yoğun bir gündeminin olduğunu belirten Friedrich, halen bin beşyüz gazetecinin Brüksel'de olduğunu ve bu rakamın Washington'dakilerle aynı olduğunu vurguladı. İlan ve reklamların azalmasına bağlı olarak medyanın, gazetelerin kriz içerisinde olduğunu ve bazı gazetecilerin buradaki faaliyetlerine son vermek zorunda kaldığını aktaran Friedrich, kalanların da sıkıntılardan dolayı derinlemesine dosya çalışmasına girme fırsatının olmadığını iddia etti.

Hajo Friedrich, Brüksel'de 15 bin lobinin olduğunu ve herkesin kendi menfaatleri doğrultusunda gelişmeler olması için çalıştığını ve bunların da parlamentolar üzerinde baskılarının olduğunu dile getirdi. Brüksel'deki lobilerin kendi menfaatleri doğrultusunda girişimlerde bulunduğuna da değinen Friedrich, başta silah olmak üzere bu lobilerin büyük baskıları olduğunu söyledi. Friedrich, "Avrupa'nın yanlış yola gittiğine dair tartışmalar oldu, ne zaman muhalif bir şey söyleyecek olsanız AB karşıtı gibi yaftalanıyorsunuz. Ama AB'nin konsepti nedir, katma değeri nedir bunlar iyi değerlendirilmeli. Daha fazla güç kazanmak istenirken, başka yönlerde yanlışlıklar oluyor." şeklinde sözlerini sürdürdü.

"AB'NİN BAŞINA GÜÇSÜZ LİDERLER İSTENİYOR VE TÜRKİYE AB'YE GİREMEZ!"

AB'nin yeni başkanıyla ilgili bir dizi eleştiri getiren Friedrich, "AB'yi tam temsil edebilecek bir başkanın getirilmesini istemiştik. Ama bazıları Brüksel'de daha zayıf birilerinin başta olmasını istedi; Sarkozy ve Merkel gibi. Herkes bir şekilde birbirini destekliyor ama daha az ağırlığı olanları tercih ediyorlar." dedi.

Türk gazeteciler Friedrich'e yeni başkanın seçilmesiyle ilgili olarak kendisinin seçilmesi konusunda Türk gazetelerin de onun daha önceleri yaptığı Türkiye karşıtlığı söylemlerinin etkili olduğu yorumlarının hatırlatılıp, bunun doğru olup olmadığının sorulması üzerine Friedrich, yeni başkanın eski şahsi görüşlerine pek takılınmaması gerektiğini kaydetti. Sözlerinin devamında, Türkiye'nin AB'ne üye olabileceğine inanmadığını söyleyen Friedrich, "Daha önceleri sosyal demokratların olunabileceği yönünde bazı söylemleri vardı. Ama insanlar açıkça, 'Sizin üyeliğini istemiyoruz' diyemiyorlar. Ama bunun için bir referandum yoluna da başvurabilirler." dedi.

"SONSUZ MÜZAKERELER"

"Lizbon Anlaşmasının AB Dış ilişkilerine getireceği yükümlülükler" üzerine bir konuşma yapan European Policy Centre Direktörü Antonio Missiroli de yeni başkanın sözlerine çok takılınmaması tavsiyesinde bulunurken, aslında önün pek bir ağırlığının olmadığını, atanmışların görüşlerine fazla önem verilmemesi gerektiğini yineledi. İzmir'deki Levanten bir aileden geldiğini söyleyen Missiroli 2005 yılında İzmir'deki bazı arkadaşlarıyla aralarında geçen Türkiye'nin AB üyelik sürecine dair sohbetlerini aktararak, "Biz oradaki arkadaşlarla, şaka olarak Türkiye üyelik müzakerelerinin bu gidişle sonsuza kadar sürüp gideceğini konuşuyorduk. Şimdilerde görüyoruz ki bu ciddi ciddi olmaya başlıyor." dedi.

Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olanların bu konuda bazen kendi söyleyemediklerini halka söylettiklerini iddia eden Missiroli, buna örnek olarak Avusturya'da yaşanan tartışmaları gösterdi. Missiroli ayrıca Kıbrıs meselesi konusunda artık iki taraflı olarak ciddi adımlar atılması gerektiğini ifade etti. Konuyla ilgili bir soru üzerine Missiroli, AB'nin de üzerine düşen birçok sorumluluğu yerine getiremediğini ve bazı sorunları çözme konusunda gerekli beceriyi gösteremediğini dile getirdi.

Lizbon Anlaşmasının ileride tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini ve böyle sonsuza kadar üyeliğin kapalı tutulamayacağını ifade eden Missiroli, "Ama öncelikle hazmı kolay küçük ülkeler alınacak. Fakat Türkiye tamamen farklı, büyük bir oyuncu." dedi. Burada söze giren Hajo Friedrich, "Brüksel'de çok blöfler yapılıyor ama bizler bunların arka planına bakmalıyız." diye konuştu.

(CİHAN)